8 Mart 2016 Salı

Vietnam / Wislawa Szymborska


VİETNAM

“Kadın, adın nedir?” 
“Bilmiyorum.”
“Yaşın kaç? Nerelisin?” 
“Bilmiyorum.”
“Niçin o tüneli kazıyordun?” 
“Bilmiyorum.”
“Ne zamandır gizleniyorsun?” 
“Bilmiyorum.”
“Niçin ısırdın parmağımı?” 
“Bilmiyorum.”
“Bizden sana zarar gelmeyeceğini bilmiyor musun?”
“Bilmiyorum.”
“Kimin tarafındansın?” 
“Bilmiyorum.”
“Bu bir savaş, seçimini yapmalısın?” 
“Bilmiyorum.”
“Köyün hâlâ yerinde duruyor mu?” 
“Bilmiyorum.”
“Şunlar senin çocukların mı?” 
“Evet.”

     Wislawa Szymborska
            (1923 - 2012)


26 Ocak 2016 Salı

'Kıyamete Son 99 Gün' Romanımın Tanıtım Yazısı


'Kıyamete Son 99 Gün' 
Romanımın Tanıtım Yazısı

            *** 2 Aralık 2029 akşamında, bilimsel olarak ispatlı, şok bir haber, bütün dünyaya dalga dalga yayıldı: "Kıyametin kopmasına doksan dokuz gün kaldığı kesinleşti."

            *** Dünyada, akla, hayale gelmeyecek bir kaos zincirinin oluşacağı ve insanlık tarihi boyunca beklenmiş tüm gizemli kehanetlerin, tek tek ortaya çıkacağı, son evre.

            *** Birbirinden tuhaf nitelikte, altı tane nadide kitabın rehberliğinde keşfedilmeye çalışılan, gizemli ve acımasız bir metafizik varlık: Lucipen.

            *** Cinayet ve intihar arasındaki sınır çizgilerinin belirsizleştiği, tüyler ürpertici nitelikte vahşet içeren, birbiriyle bağlantılı beş kanlı olay.

            *** Ateş, alev ve duman gibi faktörlerin, farklı zamanlarda belirsiz güçler vasıtasıyla, kendisine karşı oluşturduğu tuhaf olayların nedenini keşfetmeye çalışan, hayatını 'Esma-ül Hüsna'lar hakkında şiirler yazmaya adamış, münzevi bir şair.

            *** 18. yüzyılda yaşamış, İngiliz, mistik vizyoner William Blake ile 12. yüzyılın en önemli mutasavvıfı Muhyiddin İbn-i Arabi'nin kavramsal kabullerinin çatışması çerçevesinde, gizemlerle örülü bir ruhsal boyutu yansıtan, şeytani yol ile rahmani yol arasındaki zıtlıklarla hız kazanan, son derece heyecanlı bir kitap.
             
            *** Farklı kısımlarında içerdiği, on bir farklı youtube video linki vasıtasıyla, okurlarıyla interaktif iletişimin olanaklarını da kullanan, tamamen benzersiz bir distopik roman.

                 
                        POLAT ONAT


20 Ocak 2016 Çarşamba

"Kıyamete Son 99 Gün" Romanımdan Bir Bölüm


     İki yıldır üzerinde çalıştığım ve bir ay içinde yazımını bitirmeyi planladığım, yeni romanım "Kıyamete Son 99 Gün"den, tadımlık bir bölüm:



            77.GÜN       16 Şubat 2030       Cumartesi / 17.20         



            Öğlen yemeği esnasında, aşçım Edimah, ürkütücü bir olaydan bahsetti. İlk başta inandırıcı gelmedi. Ancak, dünyanın yok olmasına yirmi üç gün kala, her şeyin mantıklı bir çerçevede seyretmediği zaten belli. Bu nedenle, anlattıklarına yeterince ikna olduğumu belirtebilirim.


             Söylenenlere bakılırsa, şehrin büyük mezarlığından tuhaf sesler geliyormuş. Yer altından gelen uğultuların son birkaç gündür daha da arttığına, o çevrede oturan kişilerin hepsi şahitmiş. Ölülerin, yattıkları mezarda, kıyametin yaklaştığını hissedebileceklerine pek ihtimal vermiyordum. Fakat son zamanlarda, benim ummadığım ve beklemediğim o kadar çok olay gerçekleşmişti ki.

            İçimde, bu söylentiyi araştırma isteği uyandı. Evdeki herkes, artık sokağa çıkmanın, büyük ölüm tehlikesi oluşturduğunu öne sürerek, mezarlığa gitme isteğime karşı çıktı. Ama onları dinlemedim. Hiçbir riskin gözümü korkutmayacağı bir çizgide yaşamak, eskiden beri ideallerimden biriydi. Muhtemel vahşi hayvan ve insan saldırılarına karşı, tedbir olarak yanıma bir tabanca aldım. Oksijen maskemi takmayı unutmadım.

            Dışarı çıktığımda, karşımda neredeyse bir hayalet şehir vardı. Hemen hiçbir hayat belirtisi göze çarpmıyordu. Yol boyunca karşılaştığım bütün bitkiler kurumuştu. Gri bir hava,  toz, is, pus, duman. Ürkütücü ve sürreal bir ıssızlık tablosu, neredeyse somut olarak karşımda vücut bulmuştu.

            Kaldırımlara dikilmiş olan ve çevredeki parklarda mevcut ağaçların önemli bir kısmı tamamen kuruyarak yıkılmıştı. Kalanlar ağaçlar da kendi kendine aniden devriliveriyorlardı. Ara sıra, koca bir ağacın yere devrilmesinden oluşan ani gürültü haricinde, çevrede başka hiçbir ses yoktu.

            Mezarlığa yaklaştığımda bir başkalık hissettim. Duyduğum şeyi ses olarak tanımlamam, tam bir doğruluk içermeyebilir. Uğultu tabiri daha yerinde olacaktır. Dipten gelen, yeraltından yükselen tuhaf bir uğultu.

            Mezarlığın görkemli demir kapısı kapalıydı. İterek açtığımda, kısmen paslanmış menteşelerden, mevcut uğultuda bile duyulan bir gıcırtı yükseldi. İrice birkaç fare hızla kaçışıp, aniden gözden kayboldu. Cebimdeki tabancayı yoklayarak içeri girdim. Göz alıcı bir simetrik düzenle, ufka kadar uzanan on binlerce mezar taşının iç karartıcı kasvetini iliklerime dek hissederek yürümeye devam ettim. Yüzlerce yıldır bu mezarlıkta yatan ıssız kalabalığın görkemi, adeta ruhuma işliyordu. Mezarlığın içlerine doğru ilerledikçe mevcut uğultu artıyor, beraberinde, zemindeki toprağı hafifçe kıpırdatan bir titreşim oluşturuyordu.

            Mezarlıktan yükselen bu apaçık uğultu, sanki her dakika artıyor gibiydi. Ölülerin sabırsızlığı mıydı bu? Kıyametin yaklaştığını duyumsayan cesetlerin mezarlarına sığamayışı mıydı? Tekrar dirilişi arzulayan geçmiş insanların sevinç çığlıkları mıydı bunlar? Ya da mahşere kavuşmayı istemeyen kötücül ruhların, pişmanlıkla yalvararak ağlarken çıkardıkları hıçkırıklar mı? 

            Aniden şaşkınlığım daha da arttı. Çünkü az ilerde, kocaman görkemli yelesiyle irice bir aslan dikkatimi çekmişti. Rahatça yayılmış oturuyordu. Beni görünce hiç istifini bozmadı ve kıpırdamadı. İnanamayan gözlerle, daha da yaklaşarak baktım. Yanlış görmüyordum. Aslanın hemen yanı başında bembeyaz, pamuk gibi bir kuzu da vardı. Minicik kuzu, aslana sürtünerek yakın çevresinde koşturup duruyor, sanki onunla oyun oynuyordu. Devasa aslan ise kuzuyla hiç ilgilenmiyor, oturduğu yerde istirahatine devam ediyordu.

            Gördüklerim ve duyduklarım bana yetmişti. Hızlı adımlarla eve dönmek için yürürken, hafif bir yağmurun çiselemeye başladığını fark ettim. Gökyüzü, milyonlarca yıldır yoldaşlık yaptığı yeryüzünün bu can çekişen haline, sanki ağlıyor gibiydi.

                    POLAT ONAT



30 Aralık 2015 Çarşamba

Sandalye (Kısa Hikaye)


SANDALYE

         Z.'nin eski nişanlısının düğünündeki sandalyeler ile, Z. için yapılan taziyedeki sandalyelerin aynı marka olduğunu, fark edemedi hiç kimse.

                       Polat Onat


30 Kasım 2015 Pazartesi

29 Kasım 2015 Pazar

Fotoğraf / Melih Cevdet Anday


FOTOĞRAF

Dört kişi parkta çektirmişiz,
Ben, Orhan, Oktay, bir de Şinasi...
Anlaşılan sonbahar
Kimimiz paltolu, kimimiz ceketli
Yapraksız arkamızdaki ağaçlar...
Babası daha ölmemiş Oktay’ın,
Ben bıyıksızım,
Orhan, Süleyman Efendiyi tanımamış.

Ama ben hiç böyle mahzun olmadım;
Ölümü hatırlatan ne var bu resimde?
Oysa hayattayız hepimiz.

MELİH CEVDET ANDAY
(1915 - 2002)

25 Kasım 2015 Çarşamba

Eksik Parça Belgeseli / Taşra Bölümü Fragmanı (VİDEO)

Konuklarımdan biri olduğum, Eksik Parça belgeseli,
27 Kasım 2015 Cuma günü, saat: 12.30'da 
TRT-HD kanalında yayınlanacak.



Eksik Parça belgeselinin "Taşra" temalı,
6. ve son bölümünün fragmanı.


9 Eylül 2015 Çarşamba

Safranbolu'nun Tek Deniz Feneri Söndü



SAFRANBOLU'NUN TEK DENİZ FENERİ SÖNDÜ

            Şair yazar Hüseyin Avni Cinozoğlu, tedavi gördüğü Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi araştırma hastanesinde, 4 eylül 2015 tarihinde hayatını kaybetti. Cenazesi 5 eylül cumartesi günü Karabük'ün Safranbolu ilçesindeki Dedeloğlu camiinde, öğle namazına müteakip kılınan cenaze namazının ardından Meşeliboğaz'daki aile mezarlığına defnedildi.

            Hayatını şiire ve edebiyata vakfetmiş, Anadolu'daki bir kasabada sanat ve edebiyatın güçlenmesi ve hayata daha kuvvetli aksedebilmesi için uzun ve zorlu mücadeleler vermiş değerli bir şairdi.

            Cinozoğlu 1955 yılında Karabük'te doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1977'de mezun oldu. Şiirleri ve yazıları, 1978 yılından başlayarak, önde gelen birçok edebiyat dergisinde uzun yıllar yayınlandı. Yazdığı denemeler, öyküler, şiirler, belgesel senaryoları, çeşitli ulusal ödüllere değer görüldü. Şairin on dokuz şiir kitabı yayınladı. İlk şiir kitabı 1977 yılında yayınlanan "Her Şafakta Büyüdüler", son şiir kitabı 2011'de çıkan "Makam-ı Aşk Her Dem Ali" adlı eseridir.

            Hüseyin Avni Cinozoğlu edebiyatın çoğu alanında çalışan üretken bir sanatçıydı. Deneysel roman, öykü seçkisi, eleştirel deneme, monografi, belgesel senaryoları, çocuk hikayeleri içeren çeşitli kitaplar da yazmıştır. 2009 yılında çıkarmaya başladığı "Zalifre Yazıları" adlı dergiyi Temmuz 2015'e kadar 24 sayı boyunca okuruna ulaştırmıştır.

            Ben şahsen kendisini kişisel olarak tanımam, hiç görmedim. O Safranbolu'da ben Batman'da. Birbirinden epeyce uzak mekanlarda ikamet ettik. Zalifre Yazıları dergisine aboneliğim ve imzalı kitap koleksiyonculuğum nedeniyle tanışmıştık. Yüz yüze konuşmak hiç nasip olmadı. Sadece edebiyat ortak paydasında, nadir olarak yazıştık.

            Yaklaşık iki hafta önce telefonumu aramıştı. Müsait olamadığım için açamamış, ertesi gün ben onu aramıştım. Hemen hiç görüşmediğimiz için, neden aradığını epeyce merak etmiştim. Telefonda rahatsızlığından bahsetti, hastanede yattığını ifade etti. Helalleştik. Dua edeceğimi tekrar tekrar ifade ettim. Sevindi. Bunu şunun için anlatıyorum. Yaşlı bir şairin, kendisine hiç hakkı geçmemiş, yüz yüze dahi görüşmediği benim gibi bir okuruyla telefon etme nezaketini gösterip, helalleşme inceliği, beni ziyadesiyle etkilemişti.

            Bugün Hüseyin Avni Cinozoğlu'nun vefatını öğrenip, büyük bir teessür içinde bu yazıyı yazarken, şairin kişisel sosyal medya hesabında paylaşılmış bir video röportajındaki sözleri, beni daha da sarstı:

            - Allah geçinden versin ama yarın Hüseyin Avni Cinozoğlu öldüğü vakit nasıl anılmak ister?

            - Ben öldükten sonra, benden bahseden kişilerin "Yahu ne iyi adamdı, keşke burada olsaydı." demelerini isterdim. İnsan böyle şeyleri istiyor. Bir de şunu hayal ediyorum. Bizim gibi yazarların asıl doğumu ölümünden sonradır. Bunu ben hissedebiliyorum. (...) O da Allah'ın bir ikramı. Mesela, şu duayı hep ederim ben: "Allahım, ne olur, iyi bir insan olmam için bana yardımcı ol."

            Bence, Hüseyin Avni Cinozoğlu her şeyden öte, kendi dualarında istediği gibi, iyi bir insan olmayı başardı. Ki bu herkese nasip olmayacak büyük bir haslettir. Ayrıca, tutarlı çabaları olan değerli bir sanatçıydı. Şiirimize katkı sunmuş önemli bir şairdi. Yüce Allah, bu şairimizin ebedi mekanını cennet eylesin.


                        POLAT ONAT / 9 Eylül 2015
             

20 Ağustos 2015 Perşembe

Aytuğ Uslutekin'in Babasının Son Sözleri




Hasan Sururi Uslutekin'in 
Son Sözleri:
 
"Yolun ve ufkun açık olsun evladım."
 
"...ile Konuşmalar", Aytuğ Uslutekin, Sayfa:311

18 Ağustos 2015 Salı

İngilizceye Çevrilen Bir Şiirim: Yol / The Road


İngilizceye çevrilerek, Londra'da yayınlanan "Turkish Poetry Today" seçkisinde yer alan beş şiirimden biri: 

YOL / THE ROAD


gerçek hayattaydık yolun siyah çölünde
unutamadığın anılar olmamış şeyler yani
sıkıntı yazgımızdır ömrün sonuna dek yaşamak
hep şair kadar acemi hazırlandım ölüme
sabah ıssız rüzgârı gözleriyle duyunca
anlıyorum beni hiç sevmediğinizi yapayalnız
bir yürek gibi dalgalanıyordu ipteki çamaşırlar.


POLAT ONAT
Çevirenler: Nesrin Eruysal & Ken Fifer





5 Ağustos 2015 Çarşamba

Muhabirimiz Serkan Çelik Yazdı: "Polat Onat'ın Yeni Kitabının Büyük İzdihamı"

     Muhabirimiz Serkan Çelik İstanbul'dan bildiriyor.
 
     Basın tarihine geçecek bu haber, BBC ve CNN gibi uluslar arası ajanslarca "Son Dakika - Flaş Haber" olarak duyuruldu :
 
 
     "İlk kitabı 'Son'  ile, evet yanlış okumadınız Son ile 2009 yılında okuyucuyla buluşan, sonra İhtiyarın Vefatı, İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü kitaplarıyla, alışılmışın dışındaki tarzıyla şiirdeki başarısını sürdüren, daha sonra galiba öğretmen olmasından dolayı çocuklar için yazdığı Dias’ın Maceraları: Şiir Madalyonunun Gizemi ile sadece öğrencileri için değil bütün çocukların, çocukluklarını kaybetmeyenlerin, hatta bazı yetişkinlerin sevgisini kazanan ve en son 2014 yılında En Sevgili’ye Kelimeden Çiçekler ile sadece şiir değil hikaye alanında da kendini ispatlayan şair, öğretmen yurdumuzun değerli aydınlarından olan Polat ONAT suskunluğunu bozdu.
 
     Uzun zamandır merakla beklenen son kitabının yarın satışa sunulacağını duyan binlerce kişi, bugünden itibaren kitap satış noktalarında kuyruğa girmiş bulunmakta. Yarın saat sekizde dükkanların açılmasıyla başlayacak olan kitap satışında izdiham çıkmaması için polis tüm birimleriyle güvenlik önlemlerini almış bulunuyor. Hatta Emniyet Genel Müdürlüğü bir çok ilde izinlerin kaldırıldığını hususunda açıklama yaptı. Çoğu zaman iPhone kuyruklarında gördüğümüz kuyruklar değerli yazar Polat ONAT’ın yeni kitabının oluşturduğu kuyruğun yanında solda sıfır kalacağa benziyor."
 

3 Ağustos 2015 Pazartesi

11 Temmuz 2015 Cumartesi

8 Temmuz 2015 Çarşamba

Kıyamet Şiiri (İhtiyarın Vefatı, Polat Onat)



KIYAMET
 
bugün kıyamet günü kimse farkında değil
yapışkan bir sıcak kaplamış ortalığı
eskici sessizce geziyor el arabasıyla
güvercin uçuruyor iki delikanlı
dondurmasını yalıyor sevimli çocuk
asıyor çamaşırları yeni gelin balkonda
araba hızla geçiyor sokaktan
bahçede toprağı eşeliyor tavuklar
sallanarak uzaklaşıyor berduşun biri.
oturduğu bankta tüm bunları
gülümseyerek izleyen yaşlı bilge,
terini siliyor elinin tersiyle
ve hızla kararan ufka bakarak
uzun zamandır seni bekliyorduk, diyor
hoş geldin ey kıyamet günü
ey kıyamet günü hoş geldin.


POLAT ONAT
İhtiyarın Vefatı, 2011, sayfa: 47

2 Temmuz 2015 Perşembe

Oğlum Said Fazıl'ın İftar Duası



Oğlum Said Fazıl'dan İftar Duası:

Allah'ım, tüm ölmüşlerimizi cennete eyle.
Bizi de cennete eyle. Orada bize güzel yiyecekler ısmarla.
Bana ailemi verdiğin için çok teşekkür ederim.
Büyüyünce bakkalcı, futbolcu ve doktor olayım.

AMİN.

Said Fazıl Onat / Batman

Ramazan Sayfası, 1 Temmuz 2015 Çarşamba

12 Haziran 2015 Cuma

Mevlana'nın Tartışmalarda Sıkça Kullanılan Meşhur Sözü


Mevlana'nın Tartışmalarda Sıkça Kullanılan Meşhur Sözü

Hangimiz, kaybettiğimiz sert tartışmaların ardından, karşımızdakiyle polemik yaparak baş edemeyeceğimizi anladığımızda, Mevlana Hazretlerinin bu güzel sözüne başvurup, konuyu kapatmayı denemedik ki?

"Suskunluğum asaletimdendir.
Her lafa verecek bir cevabım var.
Lakin bir lafa bakarım laf mı diye,
Bir de söyleyene bakarım adam mı diye!"

MEVLANA

6 Haziran 2015 Cumartesi

Gelmeyen Geyik Masalı

 

GELMEYEN GEYİK
 
         On iki yokmuş, on bir varmış. Boş umutlar her zaman kaçarmış.  

         Ormanın kıyısında bir kulübede ihtiyar bir kadıncağız yaşarmış. Bu yaşlı kadın, uzun yıllar önce bir geyik yavrusu bulmuş. Bu kimsesiz yavruyu kendi eliyle beslemiş, özenle büyütmüş. Aylarca bir arada kalmışlar. Sonra bir gün geyik kaybolmuş. Çevredeki herkes, kadına, geyiğin ormana kaçtığını, artık geri gelmeyeceğini söylemiş. 

         Kadın bu sözlere inanmamış. Tahta kulübesinin kapısının önünde, örgü örerek, her gün geyiğin geri gelmesini beklemiş. Kadının günleri ve geceleri bu hayalle süslenmiş. Böylece uzun yıllar geçmiş. Kadın iyice yaşlanmış ama geyiğin geri döneceğine inancını hep korumuş. 

         İhtiyarlığın zorluklarıyla uğraşan kadıncağız bir gün ağır hastalanmış. Yakın arkadaşları ve komşuları, yatakta hasta yatan ihtiyar kadının başına toplanmışlar. Kadın zorlukla nefes alarak şu sözleri fısıldamış: 

         "Bekledim ama gelmedi, ben ona hiç kötü davranmadım ki,

         Gözleri ne güzeldi, bana bir kez baksaydı mutlu olurdum belki." 

         İhtiyar kadın son kez uykuya dalmış. Rüyasında gelmeyen geyiği görmüş. Gülümsemiş.

             POLAT ONAT

30 Mayıs 2015 Cumartesi

Kendi Düşüncemin Ne Olduğunu Nasıl Keşfediyorum?


Kendi Düşüncemin Ne Olduğunu
Nasıl Keşfediyorum?
          
            Çoğu kavramsal konuda şahsi düşüncemin fikri sınırlarını net olarak bilemiyorum ve bu durumda, karşıt görüşlü bir arkadaşla yapacağım hararetli bir polemik, her şeyden öte kendi düşüncemin genel çerçevesini daha somut şekilde keşfetmemi sağlıyor sanki, yani kısacası birisiyle o konuyu tartışmadan, o konu hakkında ne düşündüğüm hususunda kendim de tam olarak emin olamıyorum ve bu bahsettiğim olgunun toplumdaki bireylerin genelinde görüldüğü iddiasının doğruluğu hakkında epeyce güçlü bir kanaatim var.
Yüz Kelime Tek Cümle-17
POLAT ONAT


4 Mayıs 2015 Pazartesi

Yalan / Melih Cevdet Anday (Şiir)


YALAN

Ben güzel günlerin şairiyim 
Saadetten alıyorum ilhamımı 
Kızlara çeyizlerinden bahsediyorum 
Mahpuslara affı umumiden... 
Çocuklara müjdeler veriyorum 
Babası cephede kalan çocuklara... 

Fakat güç oluyor bu işler 
Güç oluyor yalan söylemek...
Melih Cevdet ANDAY