27 Kasım 2014 Perşembe

Yahya Kemal'in Son Sözleri

   Rivayet edilir ki son söz olarak söylediği, Baki'nin "Allah'adır tevekkülümüz, itimadımız" mısraı olmuştur.


25 Kasım 2014 Salı

Türk Edebiyatçılar Birliği 1962 Yıllığından Seçilmiş Şiirler

Türk Edebiyatçılar Birliği
1962 Yıllığından Seçilmiş Şiirler,
 

Selahattin Batu / Karanlık Gemi,
 

Oğuz Kazım Atok / Düşlü Düzen,
 

Oktay Rifat / Her Şiirin Sonu,
 

Fazıl Hüsnü Dağlarca / Toprağı Sevmek,
 

İlhan Berk / Balad,
 

Behçet Necatigil / De,
 

İlhan Geçer / Kenar Mahalle,
 

A. Kadir / Ekmek,
 

Nahit Ulvi Akgün / Mavi Türkü,
 

Sabahattin Kudret Aksal / Güzelleme,
 

Berin Taşan / Gözlerine Doğru,
 

Edip Cansever / Bakır Heykel,
 

Gülten Akın / Herşey Ölümün,

22 Kasım 2014 Cumartesi

Nelere Kafa Yormalıyız?

 
Nelere Kafa Yormalıyız?

            Hayattaki değiştiremeyeceğimiz binlerce global soruna kafa yormak doğal olarak, sınırlı enerjimizi boşa harcamamıza yol açabilir, dolayısıyla yetki ve müdahale alanımızın dışındaki mevzulara odaklanmak kanımca zararlı olmasa bile büyük olasılıkla gereksizdir ve değiştirebileceğimiz sorun odakları hakkında fikir üretmemek ise kabahat, hatta acımasızlıktır diye düşünseydim, bu söylediğimi şöyle bir örnekle somutlamak mümkün olurdu, bir ilkokul öğretmeninin, ülkenin eğitim politikalarındaki devasa çıkmazlara kafa yormasındansa, kendi görevini oluşturan, sınıfındaki öğrencilerine en mükemmel eğitimi vermek için kafa yorması daha verimli çalışmasına vesile olur büyük olasılıkla, neticede elbette bu bir karakter ve tercih meselesidir, kimi şahıslar idealizmi tercih eder, kimisi pragmatizmi benimser, kimisi realizmi ve çok az bir kısmı da nihilizmi.
 
Yüz Kelime Tek Cümle-14
POLAT ONAT

8 Kasım 2014 Cumartesi

Okurun Sevmediği Kitabı Yarıda Bırakma Hakkı Var Mıdır?


Okurun Sevmediği Kitabı 
Yarıda Bırakma Hakkı Var Mıdır?


            Böylesi bir sorunun, sadece sürükleyici kitapların okunmaya değer olduğu gibi  savunulması zor bir varsayımdan hareketle ortaya atıldığını savlamak zor olmasa bile, okur elbette sevmediği kitabın tamamını okumamakta özgürdür, ancak tamamını okumadığı bir kitabı sevip sevmeyeceğini kesin olarak bilemeyeceği için, yarım bıraktığı o kitap hakkında okurun net görüş bildirmesi de yanlış olur, çünkü kimi kitaplardaki kurgusal yapının giriftliği nedeniyle, eserin sonlarında yazarın bilinçli olarak geç sunduğu kimi değişik şaşırtmacalı bilgilerle kitabın tamamı aniden bambaşka bir yörüngeye oturup, derin anlamsal değişim ve başkalaşımları barındırarak okuruna ani şoklar yaşatabilir, yani kısacası kitapları, sanki tadılması gereken bir yiyecekmiş gibi değerlendiremeyiz, birkaç lokma yemek suretiyle tabaktaki yemeğin tamamı hakkında kesin kanaat sahibi olabiliriz, fakat birkaç sayfasını okumakla bir kitabın estetik ve sanatsal değeri hakkında kesin kanaate sahip olamayız, hatta belki iddialı bir söylem olacak ama üç yüz sayfalık bir kitabın iki yüz doksan beş sayfasını okusak, sadece son beş sayfasını okumasak bile o eser hakkında kesinleşmiş yorumlarımızı bildirmemizin yeterince doğru olmadığı kanaatindeyim.

Yüz Kelime Tek Cümle-13
POLAT ONAT

1 Kasım 2014 Cumartesi

Adı Nedeniyle Cinsiyeti Yanlış Bilinen Yazarlar


ADI NEDENİYLE 
CİNSİYETİ YANLIŞ BİLİNEN YAZARLAR

            Genel itibariyle bir insanın ismi, o kişinin cinsiyeti konusunda hemen hemen kesin bir kanaat verir. Bazen toplumuzda İsmet, Deniz, Özgür, Ayhan, İlkay, Yaşar, Ümit, Yüksel vb. gibi hem erkeklerde, hem kadınlarda kullanılabilen isimlere rastlansa da, bu adlar çok yaygınlaşmamıştır. Çünkü kültürümüzde çoğunlukla, eril karakterli isimler ile dişil özellikli adlar net çizgilerle birbirinden ayrılmıştır.

            Yazarları genellikle kitaplarından ve eserlerinden tanırız. Aşırı bir popülerliğe sahip değillerse genellikle edebiyatçıların yüzlerini ve resimlerini görmeyiz. Dolayısıyla isimlerinin ya da yazdıklarının çağrışımlarıyla cinsiyetlerini yanlış bilebiliriz.

            Yıllar önce üniversitede okurken Harper Lee'nin "Bülbülü Öldürmek" romanını okumuştum. Kitabı bitirdiğimde çok beğenmiş ve "Adam hakikaten esaslı roman yazmış." diye düşünmüştüm. Bir süre sonra bir gazete haberindeki fotoğrafı sayesinde öğrendim ki Harper Lee meğer bayanmış.

            Edebiyat öğretmeni bir arkadaşımın ödünç verdiği bir kitapla tanıştım Rainer Maria Rilke şiirleriyle. Seçme şiirlerin derlendiği kitabı bitirdiğimde "Kadın doğrusu muazzam şiirler kotarmış." yorumunda bulunmuştum. Yıllar sonra bir ansiklopediye göz atarken Rainer Maria Rilke'nin fotoğrafına tesadüf edince, bu şairin kadın değil erkek olduğunu anlamıştım. İsminin bende oluşturduğu çağrışım şairin cinsiyeti konusunda beni yanıltmıştı. 

            İngeborg Bachmann'ın adına ve şiirlerine ilk kez bir edebiyat dergisinde tesadüf etmiştim gençlik yıllarımda. Yazarın adının benim zihnimdeki oluşturduğu ilk imgesiyle  İngeborg Bachmann'ı epeyce bir süre erkek sanmıştım. Seneler sonra, Paul Celan ile mektuplaşmalarını aktaran kitap tesadüfen elime geçince, İngeborg Bachmann'ın kadın olduğunu öğrenmiştim.

            1993 yılında Nobel edebiyat ödülü kazanan yazar Toni Morrison'u da adı dolayısıyla erkek sanıyordum. Ve bu konuda hemen hemen emindim. Geçtiğimiz yıl televizyonda yayınlanan bir edebiyat programını izlerken, görüntüsü ekrana gelince, Toni Morrison'un kadın olduğu gerçeğiyle yüzleştim. Ve doğrusu epeyce şaşırmıştım.

            Kırmızı Leke adlı romanı sinemaya da başarılı şekilde uyarlanmış Nathaniel Hawthorne adlı ünlü Amerikalı yazarı, ince nazik bir bayan sanırken, internette, pala bıyıklı sert bir adamın fotoğrafıyla karşılaşmak beni şok etmişti. 

            "Bir Son Duygusu" adlı kitabıyla dikkatimi çeken, çağdaş İngiliz roman yazarı Julian Barnes'i de genç bir kadın sanıyordum. Meğer ki yaşlı bir adammış kendisi.

            Natüralizm akımının öncüsü, ünlü Fransız yazarlardan Emile Zola'nın adının, bizim dilimizde sıkça kullanılan "Emine" ismini bana çağrıştırması nedeniyle,çocukken, uzun süre yazarın kadın olduğunu düşünmüştüm. Sonraları, bu vahim hatamı anlayıp, Emile Zola'nın erkek olduğu gerçeği ile yüzleştim.

            Dünya edebiyatından verdiğim bu örneklerden sonra biraz da Türk edebiyatından örnekler sunayım:

            Ülkemizin değerli öykü ve roman yazarı Bilge Karasu'yu uzun yıllar boyunca bir kadın sanmıştım. Sonradan Bilge Karasu'nun erkek olduğunu öğrenince, bu cehaletimden dolayı epeyce utanmıştım.

            Yine çok kıymetli bir yazar olan Tezer Özlü'yü erkek sanıyorken, yazarın kadın olduğu gerçeğini yüzüme vuran, edebiyat dergisinde gördüğüm bir fotoğraf, beni çokça şaşırtmıştı.

            Genç şair Özge Dirik'in şiirlerini ikibinli yılların başlarında dergilerde ilgiyle takip ederken, onun bir kadın olduğu konusunda bir tereddüdüm yoktu. Ta ki 2004 yılında bir gazetede genç şair Özge Dirik'in intihar ederek hayatına son verdiği haberini okuyana kadar. Bu üzücü haberin fotoğrafında bir kadın değil, yakışıklı genç bir adamın vesikalık resmini görünce epeyce sarsılmıştım.

            Değerli yazar Cahit Uçuk'un 1968 yılında bir okuruna imzaladığı "Dikenli Çit" romanına bir sahafta denk gelince satın almıştım ve ilgiyle okumuştum. Tanığım ve bildiğim bütün Cahit'ler erkek olduğu için doğal olarak, onu da erkek sanıyordum. Dikenli Çit romanını beğendiğim için yazarın hayatını internette araştırmak istedim. Ve şaşırtıcı sonuç, Cahit Uçuk bir adam değil, şık giyimli, yaşlı bir hanımefendiydi.

            Şiirimizde önemli bir yeri olan şair Şükran Kurdakul'u isminin çağrışımı nedeniyle bayan sanıyordum. Uğradığım kitapçıda şiir rafını karıştırırken "Seçme Şiirler" kitabının kapağında yer alan, düşünceli, beyaz saçlı adam fotoğrafı, Şükran Kurdakul'un erkek olduğu gerçeğini bana öğretti.

            Şair Ece Ayhan'ın ve şair Ülkü Tamer'in isimleri net bir şekilde bayan adını çağrıştırsa da, sanatçıların popülerliği nedeniyle resimlerini yıllardır sık sık gördüğüm için, Ece Ayhan'ın da, Ülkü Tamer'in de erkek olduğunu zaten hep biliyordum.

            Felsefeci yazar Nermi Uygur'u kadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Şair Müştak Erenus'u kadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Yazar Selçuk Baran'ı erkek sanıyordum... Meğer kadınmış.
           
            Sinema yazarı Alin Taşçıyan'ı erkek sanıyordum... Meğer kadınmış.

            Şair Özgen Seçkin'i kadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Yazar Tuna Kiremitçi'yi kadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Şair Günel Altıntaş'ı kadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Eleştirmen Deniz Berat'ı kadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Şair Tozan Alkankadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Yazar Gürsel Koratkadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Şair Sunay Akın'ı kadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Sinema yazarı Burçin S. Yalçın'ı kadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Şair Süreyya Evren'i kadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Yazar Yağmur Atsızkadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Yazar Tanşuğ Bleda'yı kadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Şair Berin Taşankadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Ve bu yazıyı yazarken, bir arkadaşım, "Berna Moran'ı sakın unutma!" hatırlatmasında bulundu. Benim için bu bağlamdaki şimdilik son sürpriz de bu oldu. Türkiye'deki modern edebiyat eleştirisinin öncülerinden Berna Moran'ı ben hep, yaşlı, gözlüklü, şişmanca bir kadın olarak hayal etmiştim. Heyecanla google'a girip Berna Moran görsellerine baktım. Bir jön edasıyla saçlarını yana taramış, ihtiyar ve yakışıklı bir adam, bana hınzırca gülümsüyordu...


                        POLAT ONAT
                  Eylül 2014 / Batman