20 Temmuz 2018 Cuma

Kapanış


2011 yılında açtığım bloğumda paylaşımlar yapmaya şu an itibariyle tamamen son veriyorum.

Nedeni, sekiz yıldır kullandığım bu platform, benim için gereken işlevini yerine getirdi.

Geri kalan hayatımda sosyal medyasız bir hayatı deneyimleme hedefindeyim.

Tüm sayfa arkadaşlarıma çok selam ederim. Hoşça kalın.

12 Haziran 2018 Salı

Ahlat Ağacı Filminde, Polat Onat'ın Yazdığı "Taşra Mektubu"nun İzinsiz Kullanımı, Haber Verilmemesi ve Telif Hakkı Sorunu Konusundaki Nihai Açıklama



AHLAT AĞACI FİLMİNDE, POLAT ONAT'IN YAZDIĞI "TAŞRA MEKTUBU"NUN İZİNSİZ KULLANIMI, HABER VERİLMEMESİ ve TELİF HAKKI SORUNU KONUSUNDAKİ NİHAİ AÇIKLAMA

   "Ahlat Ağacı" filminde, 6 dakikalık bir sahne boyunca alıntı yapılan ve tartışılan, benim kaleme aldığım "Taşra Mektubu"nu, Sayın Nuri Bilge Ceylan'ın, bana haber vermeden, iznimi almadan ve telif ödemesi yapmadan kullanması hakkında, gerekli hukuki yollara başvuracağımı belirtmek isterim.

   Böylesi üzücü bir olayın, bu kıymetli filmin adını lekelemeden, kamuoyu gündemine gelmeden, karşılıklı mutabakatla, sulh içinde çözülmesi için, yapımcı ve yönetmene defalarca gönderdiğim maillere, olumlu ya da olumsuz hiçbir yanıt gelmemesi, tam bir sessizlikle karşılanması, son derece şaşırtıcıdır.

   Filmde "Polat Onat"tan yapılan alıntı konusunda, gündeme getirdiğim mevzu, bir iddia değil, ispatlanmış bir olgudur. Merak edenler, yönetmenin resmi sitesine bakıp, Sayın Nuri Bilge Ceylan'ın "yaptığı alıntıyı itiraf ettiğini" göreceklerdir. Söz konusu listede, alıntı yapılan yazarlar içinde "halen yaşayan ve telif hakkı bulunan" tek yazarın Polat Onat olduğunu fark edeceklerdir: www.nbcfilm.com

   Böylesi önemli, uluslararası bir filmin, bunca hassas bir konu olan ve yürürlükteki kanunlarla titizlikle korunan "Telif Hakları" hususunda gereken hassasiyeti göstermemesi ziyadesiyle üzücü bir durumdur.

   Merak ettiğim nokta, söz konusu filmde, Orhan Pamuk, Enis Batur, Murathan Mungan gibi dev yazarlardan birinin yazdığı mektuptan alıntı yapılsaydı ve filmde 6 dakika boyunca tartışılsaydı, yazardan izin istenir miydi?

   Alıntı yapılan kişi, Polat Onat gibi tanınmamış bir taşralı yazar olunca işin etiği değişiyor mu?

   "Taşra Mektubu"mun içeriğindeki prensiplerimle, telif talebimin çeliştiği iddiası ortaya atılarak, şahsıma yapılan eleştirilere ise gülüp geçiyorum. Edebiyat hususunda münzevi bir anlayışı savunmam,  mevcut kanuni hakkımın yok sayılmasına göz yummamı elbette gerektirmez. Haklı olduğum bir konuyu, tüm dünya karşı olsa da tek başıma savunmayı, en az, edebiyat alanındaki mutlak sessizlik prensibim kadar değerli kabul ederim.  

   Kanunun bana vermiş olduğu, bir sanatçı için en doğal ve yaşamsal hak olan telif hakkımı talep ettim diye, bana öfkelenen, değerli Nuri Bilge Ceylan hayranlarının, sayın yönetmenin, konu hakkında yapacağı açıklamayı beklemelerini salık veririm.

          POLAT ONAT
          12 Haziran 2018 / Batman



- Varlık Dergisi, Sayı: 1271, 
Ağustos 2013, sayfa: 6


2 Haziran 2018 Cumartesi

Ahlat Ağacı Filminde Tartışılan Taşra Mektubu / Polat Onat

AHLAT AĞACI FİLMİNDE TARTIŞILAN 
TAŞRA MEKTUBU

   Nuri Bilge Ceylan'ın "Ahlat Ağacı" filminin ilk yarısının sonlarında uzun bir kitapçı sahnesi var. 
   Filmin baş karakteri Sinan (Doğu Demirkol), kitapçıda oturan yazar Süleyman (Serkan Keskin) ile "taşra ve edebiyat" hakkında konuşup tartışıyorlar. Sonrasında kitapçıdan çıkan Sinan ve Süleyman birlikte yürümeye başlıyor.



   Ve bu yürüyüş esnasında beş dakikadan fazla bir süre boyunca "Taşra ve Edebiyat Sempozyumuna katılmak istemeyen bir yazarın mektubu" hakkında konuşuyorlar. Sinan, "Su katılmamış taşralı" başlıklı mektupta yazılanları hararetle savunurken, yazar Süleyman karşıt görüşlerini öne sürüp tartışıyorlar. 

   Polat Onat'ın 2013 yılında yazdığı bu mektup Varlık Dergisi'nde ve "Edebiyatın Taşradan Manifestosu" kitabında yayınlanmıştı.




  
"TAŞRA ve EDEBİYAT SEMPOZYUMU"
DAVETİNE CEVAP MEKTUBU

            Değerli Mesut Varlık Bey,

            Benim için hoş bir sürpriz oluşturan, büyük onur ve mutluluk duyduğum bu sempozyum daveti için öncelikle çok teşekkür ederim. İstanbul Bilgi Üniversitesi gibi saygın bir kurumun organizasyonu vasıtasıyla, değerli üstatlar Hasan Ali Toptaş ve Şükrü Erbaş ile beraber aynı platformda yer alarak, böylesi önemli bir etkinlikte bulunabilme ihtimali, pek öyle herkese nasip olabilecek bir lütuf değil doğrusu.

            Bu nazik jestiniz karşısında, müsaade ederseniz, sempozyumunuza neden katılamayacağım hususunu biraz ayrıntılandırarak anlatmak ve taşra kavramı hakkında bazı fikirlerimi kısaca paylaşmak istiyorum.

            Yazma serüvenime ciddi anlamda başlamadan önce kendime bir yol haritası çizdim, belirlediğim bazı hususları prensip edinme gereği duydum. Temel mantık olarak, çoğunluğun yaptığı şeylerin tam aksini yapma motivasyonuna dayanan bu maddelerin hepsini burada tek tek anlatarak başınızı ağrıtmak istemiyorum. İzniniz olursa konumuzla ilgili olanlara kısaca değineyim:

            Birincisi: “Hayatım boyunca hiçbir edebiyat dergisinde şiir ya da öykü yayımlamayacak, ürünlerimi sadece kitap halinde paylaşacağım.” Müstakil bir yazıyla, bu kararımın farklı nedenlerini uzun uzun anlatmam elbette mümkün. Tek bir cümleyle açıklamam gerekirse; en görünür olma yolunun farklı yöntemler denemek olduğunu, herkesin gittiği garanti yolu tercih etmektense az kişinin tercih ettiği riskli yolu tercih etmenin edebiyat açısından farklı bir ufka yaklaşmaya vesile olabileceği gibi tuhaf bir düşünceyi (yoksa kuruntu mu demeliyim?) kabullenmem olduğunu varsayabiliriz. Tabii ki ayırdındayım, bu yolu uygulayıp da başarıya ulaşan yazarlar yok denecek kadar az. Ama işin merak uyandırıcı dolayısıyla ilgi çekici yönü de bu. Hayatta değil ama edebiyatta riski seviyorum. Normal bir başarı yerine görkemli bir hezimeti daha tercih edilebilir mahiyette bulmuşumdur hep.

            İkincisi: “Hiç kimse ile sanatsal birlikteliğe, kolektif akıma, ortak projelere, takım çalışmasına girmeyeceğim ve benzeri bir grup oluşumuna asla katılmayacağım.” Sanatın en temel motivasyonunun bireysellik, hadi daha iddialı söyleyeyim mutlak yalnızlık olduğu kanısındayım. Mantıklı açıdan bakan birisi, Türk ve dünya edebiyatından yığınla örnekler vererek benim bu savımda ne kadar haksız olduğumu rahatlıkla kanıtlayabilir kendince. Ancak zamanın ötesine kalabilmek için büyük bir avantaj oluşturan bu faktörleri, şayet karşılaşırsam bilinçli olarak reddetmeyi tercih ederek, kendi dikenli yolumda sevinçle sürünmeyi devam ettirmek kararında sonuna dek ısrarlı olduğumu bu vesile ile vurgulamak istiyorum.

            Üçüncüsü: “Ölene dek hiçbir imza gününde, şiir dinletisinde, kitap fuarı etkinliğinde, panelde, sempozyumda katılımcı olarak yer almayacağım.” Kabul ediyorum, tamamıyla mantıksız, hiçbir tutarlı dayanağı olmayan bir prensip bu. Edebiyat netice itibariyle; okurlara ulaşmak, mümkünse kavuşmak, onlarla düşünsel açıdan bütünleşebilmek için yapılan bir sanatsal çalışma. Bu bahsi geçen sosyal etkinlikler de doğası itibariyle yeni okurlarla etkileşime geçebilmek için önemli bir fırsat barındırıyor. Ama samimi olmak gerekirse; ben kendi egomu ve kişiliğimi geri planda silikleştirerek, salt ortaya koyduğum yapıtlar vasıtasıyla bir etki oluşturabilmeyi çok daha kutsal ve değerli addediyorum. Bu söylediklerimi saçmalık olarak nitelemesi muhtemel kimi sanatçılara ise büyük saygı duyduğumu, ama en ufak bir sevgi emaresi hissetmediğimi müsaadeniz olursa burada ayrıca ifade etmek isterim. 

            Şöyle bir durup baktığımızda, yukarıdaki satırlarımda dillendirdiğim olguların hemen hepsinin yoğun bir taşralılık kompleksinin dışavurumu olduğunu iddia etmek de elbette mümkün. Hayatım boyunca ben taşramı her zaman yanımda taşıdım. Benim taşram içinde yaşadığım odamdır. Sabah kahvaltısını Batman’ın Tilmiz köyünde yapıp, akşam yemeğini İstanbul Beyoğlu’ndaki bir lokantada yemenin hiçbir zorluk içermeyen, gayet sıradan bir olay mahiyeti taşıdığı zamanlarda yaşıyoruz. Taşra olgusunu 19. yüzyılın başlarında ortaya konmuş yerel kısıtlanmışlık mahiyetiyle ele alan yaklaşım, günümüzde bence tuhaf duruyor, dahası komik kaçıyor. Kanımca taşra kavramı, mekânla sınırlanamayacak bir zihinsel algı biçiminin farklı varyasyonlarını tanımlayıp sınıflandırmadan somut olarak teşhis edilemez. Olayı sadece mekan algısı boyutuyla ele alma yanlışına düşülürse en temel paradigma konusunda vahim bir yanılgı içine girilmiş olur diyeceğim. Örneklemem gerekirse şöyle bir soru sorardım: İstanbul’un Sultanbeyli Mahallesi’nin Kengirli çıkmazı mı, Ankara’nın Kızılay Semti’nin Konur Sokağı mı? Sizce acaba bu iki mekan seçeneğinden hangisi taşra vasfıyla kategorize edilerek tanımlanmaya daha müsait?

            Teknolojinin önemi tartışmasız tahakkümünü kimi zaman gönüllü, kimi zaman zorunlu olarak hayatımızda başat öge haline getirdiğimiz bu çağda, taşra kavramını sözlük manasındaki dar anlamıyla tartışmak bence abesle iştigal olur. Taşra olgusu, zihinsel olarak güçlü bir kısıtlanmışlığın tezahürünü, sınırları belirsiz muğlak yalıtılmışlıkları bünyesinde yoğun olarak barındırıyorsa gerçek manasına kavuşur. Böylesi bir sürecin, ortaya konan sanatsal verimin kalitesine ve niteliğine yansımaları olumlu mu olur, olumsuz mu olur? Her konuda olduğu gibi bu konuda da genellemeye gitmek yanlış olacak. Ama ben taşradan nadiren iyi edebiyat çıkacağına inananlardanım. Ancak bu nadir çıkan iyi edebiyatın da taşra haricinde üretilen diğer üst düzey yapıtlardan çok daha kalıcı nitelik taşıyacağını savını dillendireceğim.

İstanbul doğumlu ve ömrünün bir kısmını İstanbul’da geçirmiş, ama hayatının sanatsal bilince erişme çabası taşıyan kısmının tamamını Güneydoğu Anadolu’da yaşamış, bundan sonraki ömrünü de herhangi bir aksilik olmazsa aynı mekânda geçirmeyi planlayan biri olarak, taşralı olmamı yaşadığım mekana veya ortama değil, içimde gittikçe büyüyen devasa yalıtılmışlık hissine bağlıyorum. Aslına bakarsanız taşra olgusu kendi mahiyeti hakkında derinlikli konuşmalar yapacak, orijinal analizlerde bulunacak bir zihni zenginlik sürecini bünyesinde taşıyamaz. Kendisi hakkında net teşhislerde bulunacak global bir perspektife oturmuş bir taşralılık, kavuşulması en uzak bir hedef olarak hep önümüzde duracak gibi.

Kusura bakmayın laf lafı açtı, vaktinizi aldım Mesut Bey. Ama bunca lütufkâr bir şekilde davet ederek beni onurlandırdığınız bu nazik teklifinizi kısa bir cevapla reddetmek büyük kabalık olurdu muhakkak. Neden kabul edemeyeceğimi size ana hatlarıyla böyle açıklayarak gerekçelendirmek istedim.

Ben su katılmamış, has bir taşralıyım! Yoksa böyle değerli bir davete nasıl icabet edilmez ki? Bunu ancak bir taşralı yapabilir! Oraya gelip taşra hakkında görüşlerimi sunsaydım, kimliğimin önemli ve zavallı bir parçası olan taşralılığımı kaybedecektim. Bunu asla göze alamam!

Satırlarıma burada son verirken çalışmalarınızda kolaylıklar diliyor, yürekten selamlarımı iletiyorum. Hoşça kalınız.
  
POLAT ONAT
20.03.2013 / Batman

- Varlık Dergisi, Sayı: 1271, Ağustos 2013, sayfa: 6

- Edebiyatın Taşradan Manifestosu - Sempozyum Kitabı,
Hazırlayan: Mesut Varlık, İletişim Yayınları, 2015, sayfa: 23 - 27






Varlık Dergisi, Sayı: 1271, 
Ağustos 2013, sayfa: 6





1 Haziran 2018 Cuma

Genco Filmindeki Polat Onat Kitabı (VİDEO)




2017 yılında Ankara Film Festivalinde 
En İyi Film ödülünü alan 
Ali Kemal Çınar'ın yönettiği 
"Genco" filminden kısa bir sahne...

Sahnenin arka planında gözüken, 
Polat Onat'ın 2011 yılında yayınlanan 
"İhtiyarın Vefatı" adlı şiir kitabı, 
okurlarıma tanıdık gelebilir.




19 Mayıs 2018 Cumartesi

Ahlat Ağacı Filmi Cannes Film Festivalinde Büyük İlgi Gördü (VİDEO)

Ahlat Ağacı Filmi 
Cannes Film Festivalinde Büyük İlgi Gördü



Alıntı yapılan edebi kaynakları arasında PolatOnat'ın da yer aldığı, 
Nuri Bilge Ceylan'ın "Ahlat Ağacı" filmi, 
ilk kez gösterildiği Cannes Film Festivali yarışmalı bölümünde, 
seyirciler ve jüri tarafından dakikalarca ayakta alkışlandı.

"Ahlat Ağacı"nın, Cannes Film Festivalinden 
büyük ödülle döneceğini tahmin ediyorum.

11 Mayıs 2018 Cuma

İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü / Arka Kapak Yazısı



Batman’da yaşayan, “Son” ve “İhtiyarın Vefatı” adlı şiir kitapları ilgiyle karşılanmış olan şair Polat Onat, imzalı kitap aramak için uğradığı sahafta, Adem Yoksun adlı bir berbere ait şiir dosyasına rastlamış ve dosyanın içeriğindeki birbirinden ilgi çekici tespitleri fark edince çok heyecanlanıp bize yollamıştı.

Adem Yoksun intihar ederek bu dünyadan ayrılmadan önce, şiir dosyasının başında önsöz olarak yer verdiği, ilginç bir roman olarak da okunabilecek müthiş bir metne imza atmış meğerse.

Adem Yoksun’un genelde insanlara, özelde edebiyat çevrelerine karşı, yeri geldiğinde içtenlik ve sevecenlik, yeri geldiğinde eleştiri ve öfke dolu duygularını saçtığı, ayrıca birçok orijinal  olay ve tespiti de paylaştığı bu özgün çalışmasından nemalanır hüviyette gözükmek istemediği için, dosyayı keşfedip bize gönderdiğinde 'Polat Onat' adı altında yayınlanmasını istemeyen, fakat sonradan ikna olup fikrinden vazgeçen yazarımıza bu vesileyle teşekkür ederiz.

Trajik bir sonla aramızdan ayrılan değerli şair Adem Yoksun'u ise saygı ve minnetle anıyoruz.



Okurken Sizi Alıp Götüren Bir Kitap: Ölümsüz Cümleler / Elif Yeğin


"Ben onları öldürmedim.Sadece kendilerini bekleyen sona ulaşmalarına aracılık ettim.Olsa olsa kader muhafızlığı denebilir buna.Cinayet asla denemez."
Değerli Yazarımız Polat Onat Bey'in okuduğum ikinci kitabıydı.İlk okuduğum kitabı Kurtalan Ekspresinde Tuhaf Bir Yolculuktu ve yazarımızın kalemine hayran kalmıştım.
ve
Durmadım ikinci kitabıyla yol aldım.
Şimdiye kadar yerli ve yabancı çok yazarımızdan polisiye roman okudum.
Okuduğum kitap diğerlerinden çok farklıydı.Kurgu bakımından tutunda romandaki karakterlerin isimlerini vermeyip ( Dedektif,Olay Yeri İnceleme Görevlisi,Otopsi Doktoru,Rüyadaki Sakallı Adam,Profesörün Kocası Ressam vb )
gibi tanımlamalarla anlatılmış kitapta
Dili sürükleyici okurken alıp sizi götürüyor.Katilin yazdığı şiirlerde onun ruh halini tamamlıyor.Şiirleri çok beğendiğimi söylemeliyim.
Yazarımı ölenlerin dış görünüşlerinde ünlülere yer vermiş ki bildiğim ve bilmediğim çok ünlüler
bu da kitaba renk katmış.Benimde çok sevdiğim isimlerle karşılaşmak hoşuma gitti.( Morgan Freeman, Gerard Depardieu,Robin Williams,Jack Nicholson )
Bilgilerle donatılmış bir kitaptı (tıpla ilgili,bitkilerle ilgili ) birçok kavram öğrendim.
Yazarımıza duyarlılığından dolayı çok teşekkür ederim.(Kitap okumanın önemini vurguladığı ve kitabında yer verdiği için)
Ünlü yazarlar ve şairleri görmek hoştu.
Kitaplarını ve şiirlerini not aldım.
Kaçırır mıyım?
Meraklı mı meraklı dedektifimizin apartmanındaki kapı komşusu beni gülmekten kırdı.Karnıma gülmekten ağrı girdi.Çoooook hoştu. :)
Teşekkürler Değerli Yazarım
Gelelim yorumuma
Son üç haftada öldürülen üç kişi
Ortak noktaları eğitimci olmaları
(İlkokul Öğretmeni,Üniversite Profesörü ve Lise Müdürü)
Dedektifimiz ve yardımcısı katili bulacak mı?
Peki siz bulacak mısınız ?
Ben yine katili kıl payı kaçırdım.
Ama katile de hak vermediğim değil
Sebebinde haklı
Polisiye sevenlerin ilgisini çekeceği gibi polisiye sevmeyenlerin bile hoşuna gidecek bu harika kitabı kaçırmayın derim.
Yazarımızın emeğine yüreğine ve kalemine sağlık
Buradan çok sevdiğim ünlü şairimiz Fazıl Hüsnü Dağlarcayı da saygıyla yad ediyorum.
Alıntılar
Bazı insanların karanlıktan korkmasına ise hiç anlam veremiyorum.Görecek bir şey olmayınca korkacak bir şey de olmaz ki!
Ünlü yazar Thomas Wolfe'un beyin tümörü nedeniyle hastanede yatarken,ölmeden önce söylediği son sözler ne olmuş biliyor musunuz?"Lütfen bir kalem..."
Hiçbir şey ,bir anıyı hafızaya,unutma arzusu kadar güçlü yerleştiremez.
Michel de Montaigne
Sadece aşkta ve cinayette gerçekten içten olabiliriz .
Friedrich Dürrenmatt
Bir gün daha geçti.Bir gün deyip geçmeyin.Bazen bir ömürdür bir gün.
Sokağınızdan aheste geçip gidecek içinde olduğum tabut ve aniden geçip gitmeye başlayacak hiç geçip gitmeyen.
Ey insanlar! Sizi bitimsiz acılarınızla baş başa bırakıyorum.
Benim gitmem gerek...

      Elif Yeğin


24 Nisan 2018 Salı

20 Nisan 2018 Cuma

Nuri Bilge Ceylan'ın Yeni Filmi "Ahlat Ağacı"nda Polat Onat'tan Yapılan Alıntı




NURİ BİLGE CEYLAN'IN YENİ FİLMİ

"AHLAT AĞACI"NDA

POLAT ONAT'TAN YAPILAN ALINTI

            Dün akşam, önce Ömer Taş, daha sonra Yunus Arslan adlı arkadaşlarım bana mesaj attılar. Usta yönetmen Nuri Bilge Ceylan'ın, Cannes Film Festivalinde yarışacak yeni filmi "Ahlat Ağacı"nın resmi internet sayfasından aldıkları ekran görüntüsü fotoğraflarını gönderdiler. Tüm sinemaseverler tarafından merakla beklenen Ahlat Ağacı filminde, alıntı yapılan edebi kaynakların yazarları arasında "Polat Onat" adının geçtiğini belirtip tebrik ettiler.

            Twitter'a girip #AhlatAğacı etiketiyle yapılan paylaşımlarda da birçok benzer haber gördüm. En sevdiğim yönetmenlerden olan Nuri Bilge Ceylan gibi uluslararası bir sanatçının, benim kitabımı okuyup, son filminde alıntı yapması beni sevindirdi.


            Film, kitabını yayınlatmaya çalışan genç bir kasaba edebiyatçısının babasıyla çatışmasını anlatıyormuş. Büyük ihtimalle, benim "İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü" adlı romanımdan alıntı yapılmıştır diye tahmin ediyorum.

            Tüm dünyada milyonlarca insanın dikkat ve heyecanla izleyeceği böyle önemli bir filmde, benden yapılacak bir alıntının kullanılması heyecan verici doğrusu. İşte edebiyatın ve kalemin büyük gücünü kanıtlayan bir olay: Sen Batman'da evinde otur, odana kapan, kitabını yaz... Sonra Nuri Bilge Ceylan gibi bir sinema dehasının yeni filminde alıntı yapması sayesinde, senin cümleni bütün dünya duysun.






























18 Nisan 2018 Çarşamba

Eğlence ve Heyecan Dolu Bir Polisiye Roman: Ölümsüz Cümleler / Çiğdem Doğan

EĞLENCE VE HEYECAN DOLU BİR POLİSİYE ROMAN:
ÖLÜMSÜZ CÜMLELER

            Sayın Polat Onat'ın "Kurtalan Ekspresinde Tuhaf Bir Yolculuk" isimli kitabından sonra okuduğum ikinci kitabıydı "Ölümsüz Cümleler". Birkaç tane yazarın kitapları haricinde aslında bu zamana kadar çok fazla polisiye okumadım. Hatta en son okumuş olduğum seri şekildeki polisiye tarzı kitabı çok beğenmiş uzun bir süre de etkisinde kalmıştım. Polat Onat'ın bu kitabını da okumaya başlamadan önce tereddüt ettim bir an aynı keyfi alabilecek miyim diye. " Alabildim mi peki?" sorouna "Fazlasıyla." diye cevap vererek yorumumu buraya bırakıyorum:

            Romanın işleniş tarzı ve olay örgüsü bir hayli değişik geldi bana. Bu da okurken insanda merak ve kafalarda bolca soru işareti bıraktırıyor. Bir şehirde arka arkaya işlenen seri cinayetler ve bu cinayetlerin ortak noktası ise hepsinin de eğitimci olması. Bu gizemli cinayetleri çözmek için görevli dedektif ve polis memuru. Ama işleri sanıldığı kadar kolay değil.

            Kitabı okurken daha doğrusu işlenen cinayetler hakkında varsayımlarda bulunurken kendi içsesimle öyle şeyler ortaya attım ki kitabı okuyup bitirdikten sonra kendime kocaman bir aferin verdim. Öyle kişileri katil yaptım ki hatta üniversitenin temizlik işlerinden sorumlu kişiden tutun da öldürülen öğretim görevlisinin oğluna kadar... Peki katil kim mi? Hiç olmayacak biri ve öldürme nedenini de düşündüğüm de azıcık da olsa haklı mı ne diye düşünmedim değil hani!

            Kitabın en farklı yanı ise kitaptaki karakterlerin hiçbirinin isminin verilmemiş olması. Roman boyunca onları Dedektif ,Polis Memuru, Garson Kız , Veteriner Hekim şeklinde meslekleriyle isimlendiriyor ve kişilerin dış görünüşleri ile ilgili tanımlama yapılırken de sanat dünyasındaki popüler kişiler örnek gösteriliyor. Kitabı okurken kim neye benziyor diye sık sık Google'dan yardım aldığım doğrudur. Çünkü Bu konuda epey cahil kaldığımın farkına vardım! Ayrıca katilin kitap aralarında kendi dünyasını yansıttığı şiirleri de bir hayli ilginç geldi bana.

            Ve son söz olarak: Hem eğlence dolu hem de polisiye türünde bir kitap okumak isterseniz bu kitabı sakın kaçırmayın diyerek, sayın Onat'ın kalemine sağlık diyorum.

                        Çiğdem Doğan