Deniz Berat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deniz Berat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Kasım 2014 Cumartesi

Adı Nedeniyle Cinsiyeti Yanlış Bilinen Yazarlar


ADI NEDENİYLE 
CİNSİYETİ YANLIŞ BİLİNEN YAZARLAR

            Genel itibariyle bir insanın ismi, o kişinin cinsiyeti konusunda hemen hemen kesin bir kanaat verir. Bazen toplumuzda İsmet, Deniz, Özgür, Ayhan, İlkay, Yaşar, Ümit, Yüksel vb. gibi hem erkeklerde, hem kadınlarda kullanılabilen isimlere rastlansa da, bu adlar çok yaygınlaşmamıştır. Çünkü kültürümüzde çoğunlukla, eril karakterli isimler ile dişil özellikli adlar net çizgilerle birbirinden ayrılmıştır.

            Yazarları genellikle kitaplarından ve eserlerinden tanırız. Aşırı bir popülerliğe sahip değillerse genellikle edebiyatçıların yüzlerini ve resimlerini görmeyiz. Dolayısıyla isimlerinin ya da yazdıklarının çağrışımlarıyla cinsiyetlerini yanlış bilebiliriz.

            Yıllar önce üniversitede okurken Harper Lee'nin "Bülbülü Öldürmek" romanını okumuştum. Kitabı bitirdiğimde çok beğenmiş ve "Adam hakikaten esaslı roman yazmış." diye düşünmüştüm. Bir süre sonra bir gazete haberindeki fotoğrafı sayesinde öğrendim ki Harper Lee meğer bayanmış.

            Edebiyat öğretmeni bir arkadaşımın ödünç verdiği bir kitapla tanıştım Rainer Maria Rilke şiirleriyle. Seçme şiirlerin derlendiği kitabı bitirdiğimde "Kadın doğrusu muazzam şiirler kotarmış." yorumunda bulunmuştum. Yıllar sonra bir ansiklopediye göz atarken Rainer Maria Rilke'nin fotoğrafına tesadüf edince, bu şairin kadın değil erkek olduğunu anlamıştım. İsminin bende oluşturduğu çağrışım şairin cinsiyeti konusunda beni yanıltmıştı. 

            İngeborg Bachmann'ın adına ve şiirlerine ilk kez bir edebiyat dergisinde tesadüf etmiştim gençlik yıllarımda. Yazarın adının benim zihnimdeki oluşturduğu ilk imgesiyle  İngeborg Bachmann'ı epeyce bir süre erkek sanmıştım. Seneler sonra, Paul Celan ile mektuplaşmalarını aktaran kitap tesadüfen elime geçince, İngeborg Bachmann'ın kadın olduğunu öğrenmiştim.

            1993 yılında Nobel edebiyat ödülü kazanan yazar Toni Morrison'u da adı dolayısıyla erkek sanıyordum. Ve bu konuda hemen hemen emindim. Geçtiğimiz yıl televizyonda yayınlanan bir edebiyat programını izlerken, görüntüsü ekrana gelince, Toni Morrison'un kadın olduğu gerçeğiyle yüzleştim. Ve doğrusu epeyce şaşırmıştım.

            Kırmızı Leke adlı romanı sinemaya da başarılı şekilde uyarlanmış Nathaniel Hawthorne adlı ünlü Amerikalı yazarı, ince nazik bir bayan sanırken, internette, pala bıyıklı sert bir adamın fotoğrafıyla karşılaşmak beni şok etmişti. 

            "Bir Son Duygusu" adlı kitabıyla dikkatimi çeken, çağdaş İngiliz roman yazarı Julian Barnes'i de genç bir kadın sanıyordum. Meğer ki yaşlı bir adammış kendisi.

            Natüralizm akımının öncüsü, ünlü Fransız yazarlardan Emile Zola'nın adının, bizim dilimizde sıkça kullanılan "Emine" ismini bana çağrıştırması nedeniyle,çocukken, uzun süre yazarın kadın olduğunu düşünmüştüm. Sonraları, bu vahim hatamı anlayıp, Emile Zola'nın erkek olduğu gerçeği ile yüzleştim.

            Dünya edebiyatından verdiğim bu örneklerden sonra biraz da Türk edebiyatından örnekler sunayım:

            Ülkemizin değerli öykü ve roman yazarı Bilge Karasu'yu uzun yıllar boyunca bir kadın sanmıştım. Sonradan Bilge Karasu'nun erkek olduğunu öğrenince, bu cehaletimden dolayı epeyce utanmıştım.

            Yine çok kıymetli bir yazar olan Tezer Özlü'yü erkek sanıyorken, yazarın kadın olduğu gerçeğini yüzüme vuran, edebiyat dergisinde gördüğüm bir fotoğraf, beni çokça şaşırtmıştı.

            Genç şair Özge Dirik'in şiirlerini ikibinli yılların başlarında dergilerde ilgiyle takip ederken, onun bir kadın olduğu konusunda bir tereddüdüm yoktu. Ta ki 2004 yılında bir gazetede genç şair Özge Dirik'in intihar ederek hayatına son verdiği haberini okuyana kadar. Bu üzücü haberin fotoğrafında bir kadın değil, yakışıklı genç bir adamın vesikalık resmini görünce epeyce sarsılmıştım.

            Değerli yazar Cahit Uçuk'un 1968 yılında bir okuruna imzaladığı "Dikenli Çit" romanına bir sahafta denk gelince satın almıştım ve ilgiyle okumuştum. Tanığım ve bildiğim bütün Cahit'ler erkek olduğu için doğal olarak, onu da erkek sanıyordum. Dikenli Çit romanını beğendiğim için yazarın hayatını internette araştırmak istedim. Ve şaşırtıcı sonuç, Cahit Uçuk bir adam değil, şık giyimli, yaşlı bir hanımefendiydi.

            Şiirimizde önemli bir yeri olan şair Şükran Kurdakul'u isminin çağrışımı nedeniyle bayan sanıyordum. Uğradığım kitapçıda şiir rafını karıştırırken "Seçme Şiirler" kitabının kapağında yer alan, düşünceli, beyaz saçlı adam fotoğrafı, Şükran Kurdakul'un erkek olduğu gerçeğini bana öğretti.

            Şair Ece Ayhan'ın ve şair Ülkü Tamer'in isimleri net bir şekilde bayan adını çağrıştırsa da, sanatçıların popülerliği nedeniyle resimlerini yıllardır sık sık gördüğüm için, Ece Ayhan'ın da, Ülkü Tamer'in de erkek olduğunu zaten hep biliyordum.

            Felsefeci yazar Nermi Uygur'u kadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Şair Müştak Erenus'u kadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Yazar Selçuk Baran'ı erkek sanıyordum... Meğer kadınmış.
           
            Sinema yazarı Alin Taşçıyan'ı erkek sanıyordum... Meğer kadınmış.

            Şair Özgen Seçkin'i kadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Yazar Tuna Kiremitçi'yi kadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Şair Günel Altıntaş'ı kadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Eleştirmen Deniz Berat'ı kadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Şair Tozan Alkankadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Yazar Gürsel Koratkadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Şair Sunay Akın'ı kadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Sinema yazarı Burçin S. Yalçın'ı kadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Şair Süreyya Evren'i kadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Yazar Yağmur Atsızkadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Yazar Tanşuğ Bleda'yı kadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Şair Berin Taşankadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Ve bu yazıyı yazarken, bir arkadaşım, "Berna Moran'ı sakın unutma!" hatırlatmasında bulundu. Benim için bu bağlamdaki şimdilik son sürpriz de bu oldu. Türkiye'deki modern edebiyat eleştirisinin öncülerinden Berna Moran'ı ben hep, yaşlı, gözlüklü, şişmanca bir kadın olarak hayal etmiştim. Heyecanla google'a girip Berna Moran görsellerine baktım. Bir jön edasıyla saçlarını yana taramış, ihtiyar ve yakışıklı bir adam, bana hınzırca gülümsüyordu...


                        POLAT ONAT
                  Eylül 2014 / Batman

19 Nisan 2014 Cumartesi

"En Sevgili'ye Kelimeden Çiçekler" Kitabındaki 12 Kişi




KİŞİLER

            Necla : 48 Yaşında / Ev Hanımı / İzmir

            Ayşe : 12 Yaşında / Orta Okul Öğrencisi / Erzurum

            Ahmet : 36 Yaşında / Esnaf / Bilecik

            Serdar : 19 Yaşında / Üniversite Öğrencisi / Bursa

            Meryem : 15 Yaşında / Lise Öğrencisi / Ankara

            Ali : 10 Yaşında / İlkokul Öğrencisi / Elazığ

            Akif : 26 Yaşında / Şair / Adana

            Berat : 43 Yaşında / Öğretmen / Batman

            Rana : 29 Yaşında / Doktor / Zonguldak

            Melek : 32 Yaşında / Açık Öğretim Fakültesi Öğrencisi / Isparta

            Hasan : 24 Yaşında / Özel Güvenlik Elemanı / İstanbul

            Fazıl : 59 Yaşında / Emekli General / Antalya

5 Ağustos 2013 Pazartesi

Adem Yoksun Olayı: İntihar mı, Cinayet mi? (Şiiri Özlüyorum Dergisi)


ÂDEM YOKSUN OLAYI:
İNTİHAR MI, CİNAYET Mİ?
  
“İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü” adlı yapıtı okuduğumda ilk dikkatimi çeken şey müntehir şair Âdem Yoksun’un adının kapakta geçmemesi, dosyayı sahafta keşfeden Polat Onat’ın kitabı sahiplenir mahiyette bir tavırla kapakta adına büyük puntolarla yer vermesiydi. Dikkatli olmayan bir okurun kitabı Polat Onat’a ait sanmasına vesile olabilecek böyle vahim bir hataya nasıl düşülmüş, açıkçası epeyce şaşırdım. Etik açıdan oldukça tartışmalı mahiyetteki bu durumun, yayınevinin ihmalinden mi, yoksa Polat Onat’ın işgüzarlığından mı kaynaklandığını merak etmedim değil.

Ancak kitabı bitirdiğimde bahsettiğim sorunsaldan daha büyük bir vaziyet aniden dikkatimi çekti: Âdem Yoksun olayı bize lanse edildiği gibi trajik bir intihar mıydı, yoksa sinsice planlanmış vahşi bir cinayet mi?

Olayın gerçekleştiği Yunak kasabasındaki polis teşkilatının böylesine kriminal mahiyet taşıması ihtimali bulunduran vakalara nasıl yaklaştığını açıkçası net olarak bilmiyorum. Olay yeri inceleme biriminde görev alma niteliğine haiz polis memurları taşra kasabalarında görev almaktansa metropollerde çalışmayı yeğliyorlar doğal olarak. Neticesinde de Âdem Yoksun vakasındaki gibi durumlarda, yetişmiş eleman sıkıntısı nedeniyle delil mahiyeti taşıması muhtemel kimi vaziyetler görevlilerce atlanabiliyor. Düşünsenize; Âdem Yoksun’un yazdığı rivayet edilen ve “İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü” adıyla geçtiğimiz günlerde kitaplaşan o dosya, Nevşehir’in Kozaklı ilçesinin Yunak kasabasından çıkıp, Batman’daki küçük bir sahafa birkaç yıl içinde nasıl ulaşmış? Bence yetkililer ivedilikle bu muammayı çözmeyi denemeli.

Âdem Yoksun’a genel otopsi uygulanmasına gerek görüldü mü? Olay sonrasında maktulün evinde hırsızlık süsü verilmişçesine dağınık bir görünüm teşekkül etti mi? Bunların hepsi önemli ama ne hikmetse tümüyle görmezden gelinmiş sorular. Görünürde muhtemelen berber/şair Âdem Yoksun’a karşı cinayete teşebbüs edebilecek bir düşmanı yok. Büyük olasılıkla ilk elde bu basit telakki herkesin zihninde yer edebilir. Kimseyi gıyabında suçlamak istemem ancak kitabın önsözünde bir yerde bahsedilen, Âdem Yoksun’u sebepsiz yere darp etmeye kalkışmış, adı anılmamış çakır gözlü çöpçü, muhtemel sanık olarak ele alınabilir. Ancak olay yetkili mercilerce ne oranda kurcalanacak, kendimce ciddi şüphelerim var.

            Âdem Yoksun olayı hakkında, yeterince güvenilir kaynağa ulaşma imkânına sahip olmadan yapılacak yorumların istenen ölçüde sağlıklı olamayacağını elbette ki biliyorum. Sanal bir çöplüğe dönmüş internet ortamı üzerinde oluşması muhtemel spekülatif bilgi kirliliğinin, salt gerçeklere ulaşma çabamı zedeleyeceği fikrinde epey ısrarcıyım. Bu nedenle olası kovuşturmaya sebep teşkil edecek somut bilgi ve belgeleri araştırmaya devam ederek, bu işin peşini bırakmayacağımı, Âdem Yoksun’un, kitabın önsözünde adı geçen Şiirci Amca gibi sahipsiz sanılmaması gerektiğini, burada açık seçik ilgili muhataplarıma deklare etmek istiyorum.

     DENİZ BERAT
     Şiiri Özlüyorum Dergisi / Sayı: 54
     Temmuz - Ağustos 2013




İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü / POLAT ONAT


Komşu Yayınları, Sıcak Nal / Kasım 2012 /
168 Sayfa