30 Aralık 2015 Çarşamba

Sandalye (Kısa Hikaye)


SANDALYE

         Z.'nin eski nişanlısının düğünündeki sandalyeler ile, Z. için yapılan taziyedeki sandalyelerin aynı marka olduğunu, fark edemedi hiç kimse.

                       Polat Onat


30 Kasım 2015 Pazartesi

29 Kasım 2015 Pazar

Fotoğraf / Melih Cevdet Anday


FOTOĞRAF

Dört kişi parkta çektirmişiz,
Ben, Orhan, Oktay, bir de Şinasi...
Anlaşılan sonbahar
Kimimiz paltolu, kimimiz ceketli
Yapraksız arkamızdaki ağaçlar...
Babası daha ölmemiş Oktay’ın,
Ben bıyıksızım,
Orhan, Süleyman Efendiyi tanımamış.

Ama ben hiç böyle mahzun olmadım;
Ölümü hatırlatan ne var bu resimde?
Oysa hayattayız hepimiz.

MELİH CEVDET ANDAY
(1915 - 2002)

25 Kasım 2015 Çarşamba

Eksik Parça Belgeseli / Taşra Bölümü Fragmanı (VİDEO)

Konuklarımdan biri olduğum, Eksik Parça belgeseli,
27 Kasım 2015 Cuma günü, saat: 12.30'da 
TRT-HD kanalında yayınlanacak.



Eksik Parça belgeselinin "Taşra" temalı,
6. ve son bölümünün fragmanı.


9 Eylül 2015 Çarşamba

Safranbolu'nun Tek Deniz Feneri Söndü



SAFRANBOLU'NUN TEK DENİZ FENERİ SÖNDÜ

            Şair yazar Hüseyin Avni Cinozoğlu, tedavi gördüğü Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi araştırma hastanesinde, 4 eylül 2015 tarihinde hayatını kaybetti. Cenazesi 5 eylül cumartesi günü Karabük'ün Safranbolu ilçesindeki Dedeloğlu camiinde, öğle namazına müteakip kılınan cenaze namazının ardından Meşeliboğaz'daki aile mezarlığına defnedildi.

            Hayatını şiire ve edebiyata vakfetmiş, Anadolu'daki bir kasabada sanat ve edebiyatın güçlenmesi ve hayata daha kuvvetli aksedebilmesi için uzun ve zorlu mücadeleler vermiş değerli bir şairdi.

            Cinozoğlu 1955 yılında Karabük'te doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1977'de mezun oldu. Şiirleri ve yazıları, 1978 yılından başlayarak, önde gelen birçok edebiyat dergisinde uzun yıllar yayınlandı. Yazdığı denemeler, öyküler, şiirler, belgesel senaryoları, çeşitli ulusal ödüllere değer görüldü. Şairin on dokuz şiir kitabı yayınladı. İlk şiir kitabı 1977 yılında yayınlanan "Her Şafakta Büyüdüler", son şiir kitabı 2011'de çıkan "Makam-ı Aşk Her Dem Ali" adlı eseridir.

            Hüseyin Avni Cinozoğlu edebiyatın çoğu alanında çalışan üretken bir sanatçıydı. Deneysel roman, öykü seçkisi, eleştirel deneme, monografi, belgesel senaryoları, çocuk hikayeleri içeren çeşitli kitaplar da yazmıştır. 2009 yılında çıkarmaya başladığı "Zalifre Yazıları" adlı dergiyi Temmuz 2015'e kadar 24 sayı boyunca okuruna ulaştırmıştır.

            Ben şahsen kendisini kişisel olarak tanımam, hiç görmedim. O Safranbolu'da ben Batman'da. Birbirinden epeyce uzak mekanlarda ikamet ettik. Zalifre Yazıları dergisine aboneliğim ve imzalı kitap koleksiyonculuğum nedeniyle tanışmıştık. Yüz yüze konuşmak hiç nasip olmadı. Sadece edebiyat ortak paydasında, nadir olarak yazıştık.

            Yaklaşık iki hafta önce telefonumu aramıştı. Müsait olamadığım için açamamış, ertesi gün ben onu aramıştım. Hemen hiç görüşmediğimiz için, neden aradığını epeyce merak etmiştim. Telefonda rahatsızlığından bahsetti, hastanede yattığını ifade etti. Helalleştik. Dua edeceğimi tekrar tekrar ifade ettim. Sevindi. Bunu şunun için anlatıyorum. Yaşlı bir şairin, kendisine hiç hakkı geçmemiş, yüz yüze dahi görüşmediği benim gibi bir okuruyla telefon etme nezaketini gösterip, helalleşme inceliği, beni ziyadesiyle etkilemişti.

            Bugün Hüseyin Avni Cinozoğlu'nun vefatını öğrenip, büyük bir teessür içinde bu yazıyı yazarken, şairin kişisel sosyal medya hesabında paylaşılmış bir video röportajındaki sözleri, beni daha da sarstı:

            - Allah geçinden versin ama yarın Hüseyin Avni Cinozoğlu öldüğü vakit nasıl anılmak ister?

            - Ben öldükten sonra, benden bahseden kişilerin "Yahu ne iyi adamdı, keşke burada olsaydı." demelerini isterdim. İnsan böyle şeyleri istiyor. Bir de şunu hayal ediyorum. Bizim gibi yazarların asıl doğumu ölümünden sonradır. Bunu ben hissedebiliyorum. (...) O da Allah'ın bir ikramı. Mesela, şu duayı hep ederim ben: "Allahım, ne olur, iyi bir insan olmam için bana yardımcı ol."

            Bence, Hüseyin Avni Cinozoğlu her şeyden öte, kendi dualarında istediği gibi, iyi bir insan olmayı başardı. Ki bu herkese nasip olmayacak büyük bir haslettir. Ayrıca, tutarlı çabaları olan değerli bir sanatçıydı. Şiirimize katkı sunmuş önemli bir şairdi. Yüce Allah, bu şairimizin ebedi mekanını cennet eylesin.


                        POLAT ONAT / 9 Eylül 2015
             


Cinozoğlu Fotoğraf Albümü

20 Ağustos 2015 Perşembe

Aytuğ Uslutekin'in Babasının Son Sözleri

Hasan Sururi Uslutekin'in Son Sözleri:
 
"Yolun ve ufkun açık olsun evladım."
 
"...ile Konuşmalar", Aytuğ Uslutekin, Sayfa:311

18 Ağustos 2015 Salı

İngilizceye Çevrilen Bir Şiirim: Yol / The Road

 
İngilizceye çevrilerek, Londra'da yayınlanan "Turkish Poetry Today" seçkisinde yer alan beş şiirimden biri: 

YOL / THE ROAD


gerçek hayattaydık yolun siyah çölünde
unutamadığın anılar olmamış şeyler yani
sıkıntı yazgımızdır ömrün sonuna dek yaşamak
hep şair kadar acemi hazırlandım ölüme
sabah ıssız rüzgârı gözleriyle duyunca
anlıyorum beni hiç sevmediğinizi yapayalnız
bir yürek gibi dalgalanıyordu ipteki çamaşırlar.


POLAT ONAT
Çevirenler: Nesrin Eruysal & Ken Fifer


 
 
 
 

5 Ağustos 2015 Çarşamba

Muhabirimiz Serkan Çelik Yazdı: "Polat Onat'ın Yeni Kitabının Büyük İzdihamı"

     Muhabirimiz Serkan Çelik İstanbul'dan bildiriyor.
 
     Basın tarihine geçecek bu haber, BBC ve CNN gibi uluslar arası ajanslarca "Son Dakika - Flaş Haber" olarak duyuruldu :
 
 
     "İlk kitabı 'Son'  ile, evet yanlış okumadınız Son ile 2009 yılında okuyucuyla buluşan, sonra İhtiyarın Vefatı, İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü kitaplarıyla, alışılmışın dışındaki tarzıyla şiirdeki başarısını sürdüren, daha sonra galiba öğretmen olmasından dolayı çocuklar için yazdığı Dias’ın Maceraları: Şiir Madalyonunun Gizemi ile sadece öğrencileri için değil bütün çocukların, çocukluklarını kaybetmeyenlerin, hatta bazı yetişkinlerin sevgisini kazanan ve en son 2014 yılında En Sevgili’ye Kelimeden Çiçekler ile sadece şiir değil hikaye alanında da kendini ispatlayan şair, öğretmen yurdumuzun değerli aydınlarından olan Polat ONAT suskunluğunu bozdu.
 
     Uzun zamandır merakla beklenen son kitabının yarın satışa sunulacağını duyan binlerce kişi, bugünden itibaren kitap satış noktalarında kuyruğa girmiş bulunmakta. Yarın saat sekizde dükkanların açılmasıyla başlayacak olan kitap satışında izdiham çıkmaması için polis tüm birimleriyle güvenlik önlemlerini almış bulunuyor. Hatta Emniyet Genel Müdürlüğü bir çok ilde izinlerin kaldırıldığını hususunda açıklama yaptı. Çoğu zaman iPhone kuyruklarında gördüğümüz kuyruklar değerli yazar Polat ONAT’ın yeni kitabının oluşturduğu kuyruğun yanında solda sıfır kalacağa benziyor."
 

3 Ağustos 2015 Pazartesi

11 Temmuz 2015 Cumartesi

6. Kitabımın Yayıncısı Belli Oldu

6. kitabımın yayıncısı belli oldu.
 
Bugün, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
ile sözleşme imzaladım.
 
 

8 Temmuz 2015 Çarşamba

Kıyamet Şiiri (İhtiyarın Vefatı, Polat Onat)



KIYAMET
 
bugün kıyamet günü kimse farkında değil
yapışkan bir sıcak kaplamış ortalığı
eskici sessizce geziyor el arabasıyla
güvercin uçuruyor iki delikanlı
dondurmasını yalıyor sevimli çocuk
asıyor çamaşırları yeni gelin balkonda
araba hızla geçiyor sokaktan
bahçede toprağı eşeliyor tavuklar
sallanarak uzaklaşıyor berduşun biri.
oturduğu bankta tüm bunları
gülümseyerek izleyen yaşlı bilge,
terini siliyor elinin tersiyle
ve hızla kararan ufka bakarak
uzun zamandır seni bekliyorduk, diyor
hoş geldin ey kıyamet günü
ey kıyamet günü hoş geldin.

POLAT ONAT
İhtiyarın Vefatı, 2011, sayfa: 47

7 Temmuz 2015 Salı

Yedi İklim Dergisi'nin Kapağındaki Tuhaflık

Yedi İklim Dergisi'nin Kapağına Göre
Aynı Ayar ve Kalibrede Üç Şair:
 
Selvigül Kandoğmuş Şahin (1971)
Emily Dickinson (1830 - 1886)
Rainer Maria Rilke (1875 - 1926)
 
   Kanaatimce, derginin bu kapak kompozisyonu tercihi, Shakespeare ve Rimbaud'nun portrelerinin arasına Polat Onat'ın fotoğrafını yerleştirmek gibi bir şey olmuş.
 

2 Temmuz 2015 Perşembe

Oğlum Said Fazıl'ın İftar Duası


Oğlum Said Fazıl'dan İftar Duası:

Allah'ım, tüm ölmüşlerimizi cennete eyle.
Bizi de cennete eyle. Orada bize güzel yiyecekler ısmarla.
Bana ailemi verdiğin için çok teşekkür ederim.
Büyüyünce bakkalcı, futbolcu ve doktor olayım.

AMİN.

Said Fazıl Onat / Batman

Ramazan Sayfası, 1 Temmuz 2015 Çarşamba

12 Haziran 2015 Cuma

Mevlana'nın Tartışmalarda Sıkça Kullanılan Meşhur Sözü

Mevlana'nın Tartışmalarda Sıkça Kullanılan Meşhur Sözü
 
Hangimiz, kaybettiğimiz sert tartışmaların ardından, karşımızdakiyle polemik yaparak baş edemeyeceğimizi anladığımızda, Mevlana Hazretlerinin bu güzel sözüne başvurup, konuyu kapatmayı denemedik ki?

"Suskunluğum asaletimdendir.
Her lafa verecek bir cevabım var.
Lakin bir lafa bakarım laf mı diye,
Bir de söyleyene bakarım adam mı diye!"

MEVLANA

6 Haziran 2015 Cumartesi

Gelmeyen Geyik Masalı

 

GELMEYEN GEYİK
 
         On iki yokmuş, on bir varmış. Boş umutlar her zaman kaçarmış.  

         Ormanın kıyısında bir kulübede ihtiyar bir kadıncağız yaşarmış. Bu yaşlı kadın, uzun yıllar önce bir geyik yavrusu bulmuş. Bu kimsesiz yavruyu kendi eliyle beslemiş, özenle büyütmüş. Aylarca bir arada kalmışlar. Sonra bir gün geyik kaybolmuş. Çevredeki herkes, kadına, geyiğin ormana kaçtığını, artık geri gelmeyeceğini söylemiş. 

         Kadın bu sözlere inanmamış. Tahta kulübesinin kapısının önünde, örgü örerek, her gün geyiğin geri gelmesini beklemiş. Kadının günleri ve geceleri bu hayalle süslenmiş. Böylece uzun yıllar geçmiş. Kadın iyice yaşlanmış ama geyiğin geri döneceğine inancını hep korumuş. 

         İhtiyarlığın zorluklarıyla uğraşan kadıncağız bir gün ağır hastalanmış. Yakın arkadaşları ve komşuları, yatakta hasta yatan ihtiyar kadının başına toplanmışlar. Kadın zorlukla nefes alarak şu sözleri fısıldamış: 

         "Bekledim ama gelmedi, ben ona hiç kötü davranmadım ki,

         Gözleri ne güzeldi, bana bir kez baksaydı mutlu olurdum belki." 

         İhtiyar kadın son kez uykuya dalmış. Rüyasında gelmeyen geyiği görmüş. Gülümsemiş.

             POLAT ONAT

30 Mayıs 2015 Cumartesi

Kendi Düşüncemin Ne Olduğunu Nasıl Keşfediyorum?

Kendi Düşüncemin Ne Olduğunu
Nasıl Keşfediyorum?
          
            Çoğu kavramsal konuda şahsi düşüncemin fikri sınırlarını net olarak bilemiyorum ve bu durumda, karşıt görüşlü bir arkadaşla yapacağım hararetli bir polemik, her şeyden öte kendi düşüncemin genel çerçevesini daha somut şekilde keşfetmemi sağlıyor sanki, yani kısacası birisiyle o konuyu tartışmadan, o konu hakkında ne düşündüğüm hususunda kendim de tam olarak emin olamıyorum ve bu bahsettiğim olgunun toplumdaki bireylerin genelinde görüldüğü iddiasının doğruluğu hakkında epeyce güçlü bir kanaatim var.
 
Yüz Kelime Tek Cümle-17
POLAT ONAT

 

16 Mayıs 2015 Cumartesi

6 Mayıs 2015 Çarşamba

Robert De Niro ile Polat Onat Fotoğrafı

Eski fotoğrafların olduğu sandığı karıştırdım.
Hey gidi gençlik hey!
De Niro ile bir fotoğrafımız...
Seksenlerin ortaları olmalı...
:-) 

4 Mayıs 2015 Pazartesi

Yalan / Melih Cevdet Anday (Şiir)

 
YALAN

Ben güzel günlerin şairiyim 
Saadetten alıyorum ilhamımı 
Kızlara çeyizlerinden bahsediyorum 
Mahpuslara affı umumiden... 
Çocuklara müjdeler veriyorum 
Babası cephede kalan çocuklara... 

Fakat güç oluyor bu işler 
Güç oluyor yalan söylemek...
Melih Cevdet ANDAY

2 Nisan 2015 Perşembe

Eksik Parça Yolculuğum: Taşradan Uzaklaşmak


EKSİK PARÇA YOLCULUĞUM:
TAŞRADAN UZAKLAŞMAK 

            Evi, işi ve tüm sosyal çevresi iki kilometrekare içinde sıkışmış, bir taşra münzevisine en zor gelen şeylerden biri nedir bilir misiniz? Yolculuk. Hayatın rutin akışından büyük bir keyif alan, monotonluğu bozucu sürprizlerden pek hoşlanmayan bir taşralı için, İstanbul seyahati ancak zorunluluk içeriyorsa ya da önemli bir işlev taşıyorsa katlanılırdır. TRT'deki "Eksik Parça" programı yapımcılarından Alev Çağlayan hanımın davetini de bu nedenle kabul ettim. Taşradan birkaç günlüğüne çıkış gerekçem, televizyonda "taşra hakkında konuşmak" gibi, bir nevi tuhaf bir paradoksu içeriyordu. 

            Öğleden sonra Batman'dan uçağa bindim ve bir buçuk saat sonra, bin yüz on bir kilometre ötedeki İstanbul'daydım. Havaalanında beni bekleyen TRT'nin aracıyla, on kilometre ilerideki Ortaköy'deki çekim stüdyosuna varmamız ise, trafiğin yoğunluğu nedeniyle iki buçuk saat sürdü. Yani kısacası, Türkiye'nin bir ucundan diğer ucuna uçakla gitmek, İstanbul'da birkaç semt ileriye arabayla gitmekten daha az yorucu oluyor. TRT'nin servis aracını süren şoförle, sıkışık trafikteki bu iki buçuk saatlik yolculuğumuz sırasında güzel bir sohbet ortamı oluşturduk. Şoför arkadaşın memleketi Batman'mış. Yol boyu hep ilgi çekici konularda konuştu, ben de dinledim. 

            TRT'nin binasına vardığımızda hava kararmıştı. "Eksik Parça" belgeseli program ekibi Alev Çağlayan hanım, Birsen Hatipoğlu hanım, Zafer Sevener bey, beni güler yüzle karşıladılar. Sıcakkanlı ve samimi yaklaşımları ile hemen ortama adapte olmamı ve yabancılık çekmememi sağladılar. Kameraman Zafer bey stüdyodaki gerekli düzenlemeleri çabucak tamamladı. Kısa bir hazırlıktan sonra program çekimine başladık. Alev hanım ve Birsen hanım taşra olgusu hakkında birbirinden orijinal ve ufuk açıcı sorularıyla programı yönlendirdiler. Ben de yolculuk nedeniyle ağrıyan başıma rağmen, yöneltilen soruları mümkün olduğunca ayrıntılı cevaplamaya çalıştım.  

            Çekimleri tamamladıktan sonra ekiple vedalaşıp, kalacağım otele gittim. Taksim'deki otele eşyalarımı bırakıp, İstiklal Caddesinin o susmaz uğultusu içine attım kendimi. Benim gibi taşradan gelmiş melankolik biri için, İstiklal Caddesinin ışıkları ve gürültüsü ilk on dakikalık şaşkınlığın ardından her zaman bir eziyete dönüşür. O saatlerde, cadde üstündeki YKY kitabevinin sessizliği ve tenhalığı, benim için hoş bir sığınak olmuştu. Kitapların arasında epeyce dolaşıp durdum. Ve uzun zamandır aradığım ama bir türlü edinemediğim Oktay Rifat'ın bende olmayan bir şiir kitabına rastladım. Kitabı sevinçle satın alıp, yavaş adımlarla kalacağım otele doğru yürümeye başladım. Otel odasının hissettirdiği gurbet duygularının mayhoş lezzetiyle Oktay Rifat'ın kitabını heyecanla açtım. Nihayet İstanbul'un göbeğinde, biricik taşrama geri dönmüştüm: Kitaplara ve şiirlere. Ve ardından, bir otel odası uykusunun o serin karanlığı. 

            İstanbul, kendini uzakta hissedenlere, devasa bir yalnızlık duyurmakta son derece mahir bir şehir. Ve İstiklal Caddesi, Anadolu'daki tenha bir dağ köyü yolundan daha ıssız. Neden derseniz, dağ köyü yolunda tesadüfen bir insana rastlayabilirsiniz. Ve bu durumda karşılaştığınız o kişiye, sanki bir tanıdıkla karşılaşmışçasına samimi bir ilgiyle selam verirsiniz. Beraber yol alıp samimi bir muhabbete yelken açarsınız büyük ihtimalle.  Tedirgince şimdi farkına varıyorum ki, kalabalık içinde bir yalnızlık daha sancılıymış. Çünkü Taksim'deki muazzam insan seli ve devasa kitle, birbirine tamamen yabancı ve metropolün olağan gerilimiyle potansiyel öfke yüklü bir edayla hareket ediyormuş gibi gözüküyor ürkek gözlerime. Yarın İstanbul'dan ayrılıp taşrama geri döneceğim ve eminim ki İstanbul'dan hiçbir şey eksilmeyecek.     

                        POLAT ONAT

14 Mart 2015 Cumartesi

Kısa ve Derin Bir Umutsuzluk (Kurte Film / Ali Kemal Çınar)


 
KISA ve DERİN BİR UMUTSUZLUK
(Kurte Film / Ali Kemal Çınar)
 
     Ali Kemal Çınar'ın ilk uzun metraj filmi "Kısa Film" kendine has, orijinal bir sinemanın ip uçlarını veren, yönetmenin tüm içtenliğini ve suskun uzaklığını sergilediği bir çalışma. Cevapsız soruların bu kadar yakıştığı çok az film vardır. Film boyunca karşılaştığımız, incelikle işlenmiş ve son derece doğal diyaloglarda, Ali Kemal karakterinin, kendisine hitaben söylenen ifadelere ve sorulan ısrarlı sorulara suskunca, ama umursamaz bir suskunlukla değil, umutsuz bir suskunlukla karşılık vermesi doğrusu epeyce etkileyici bir aura oluşturuyor.

     Başarılı ve ilgi çekici kısa filmleriyle tanıdığımız Ali Kemal Çınar'ın ilk uzun metraj çalışmasının adının ve ana izleklerinden birinin "Kısa Film" olması hoş bir ironi barındıyor. Bu yapıtta beni çok etkileyen olgulardan biri, etkileyici bir görüntü çalışmasının, sakin ve duru bir kamera işçiliğinin kendini belli etmesi oldu. Bilirsiniz, sanatsal içerik yüklü filmler, benim gibi, çoğunlukla popüler sinema diline alışmış seyircilere, genelde epeyce sıkıcı gelir. Ancak yönetmen Çınar'ın bir saati aşkın süreli bu yapıtının sonunda, bana sanki bu film yirmi dakikalık bir kısa filmmiş gibi geldi. Bunun nedeni de filmin yoğunluğudur diye düşünüyorum. Hemen hiçbir fazla kare barındırmayan bir çalışma kotarmaya çalışmış Ali Kemal Çınar. Ürününü tüm fazlalıklardan ve safralardan arındırmayı planlamış, nihai amacına hizmet etmeyen hiçbir sahneye yer vermemiş kanısındayım.

     Benim dikkatimi çeken bir diğer yön de, filmin, yönetmenin varoluşsal kaygılarını izleyenlere  aktarmakta son derece başarılı olduğudur. Hastalık, vücut, acı, korku gibi evrensel kavramlar üzerine, kimi açık kimisi örtük göndermelerle, sağlam bir bakış açısını, kendine has yerel argümanlarla bezeyerek seyircilere sunmada, Ali Kemal Çınar'ın hedefine ulaştığı görüşünü taşıdığımı ifade edebilirim.

     Kısa Film'in, aile kavramı üzerine, dingin ama sarsıcı, çoğunlukla örtük tespitlerine ise ayrı bir paragraf açmak gerekiyor. Yönetmenin, kendi ailesindeki herkesin kendini canlandırdığı bu manzaraya dışardan baktığımızda, hiçbir irkiltici, yadırgatıcı, tuhaf yön bulamıyoruz. Ama cilalanmış bir sevgi atmosferi ve duygulu sahneler de göremiyoruz. Ali Kemal karakterinin, Albert Camus romanlarından çıkmış bir bakış açısını kadraja yansıttığı alttan alta kendini hissettiriyor.

     Netice itibariyle, herkesin sevebileceği bir film değil Kısa Film. Ama sevenlerin de çok seveceği ve unutamayacağı bir film.

          POLAT ONAT

9 Mart 2015 Pazartesi

Aranılan Esas Cevap Nedir?

 
"Dilerim herkes bir gün zengin ve ünlü olur, hayalini kurduğu her şeye kavuşur. Böylece aranılan esas cevabın bu olmadığını anlar."
        Jim Carrey

8 Mart 2015 Pazar

2 Mart 2015 Pazartesi

Cahillik Nedir?


 
Cahillik üç türlüdür:

1. Hiçbir şeyi bilmemek.
2. Gerekenleri bilmemek.
3. Bir sürü gereksiz şey bilmek.

Thomas Fuller

1 Mart 2015 Pazar

Taşradan Gelenlerin Manifestosu (Zaman Gazetesi Kültür Sayfası)



TAŞRADAN GELENLERİN MANİFESTOSU

            2013 yılı mayıs ayında Kadir Has Üniversitesinde yapılan "Taşra ve Edebiyat Sempozyumu"nda sunulan bildiriler, Mesut Varlık'ın hazırlaması sonucu İletişim Yayınları tarafından "Edebiyatın Taşradan Manifestosu" adıyla kitaplaştırılarak geçtiğimiz günlerde okurlara sunuldu. Taşra ve sanat olgusu üzerine kafa yoranların muhakkak ilgisini çekecek zengin bir içeriğe sahip bu eser, farklı kuşaklardan edebiyatçıların konuyu değişik eksenlerden ele aldıkları kuşatıcı denemelerden oluşuyor.

            Kitap, sempozyumun nihayetinde, katılımcılar tarafından kaleme alınmış önemli bir metin olan Edebiyatın Taşradan Manifestosu ile açılıyor. Hazırlayan Mesut Varlık'ın Önsöz Niyetine yazısının ardından, sempozyumda sunulan çalışmaları okumaya başlıyoruz. Kerem Işık, Ömer Solak, Abdullah Ataşçı, Asuman Susam, Arın Kuşaksızoğlu, Vedat Ozan, Nesra Gürbüz, Ethem Baran, Mehmet Said Aydın gibi başarılı edebiyatçıların yazıları, önemli tespitleri bünyesinde barındıran bir hüviyete sahip. Taşra gibi epeyce girift, ancak bir o kadar da hafifsenme potansiyelini barındıran bu sosyokültürel olgu hakkında, zihin açıcı ve derinlikli yorumlarla karşılaşıyoruz.

            Necati Mert'in otobiyografik ögelerle bezeli, bir nevi lezzetli bir öykü tadını da ziyadesiyle içeren "Taşra Ötekidir" yazısı ve genç yaştaki Eyüp Tosun'un anılarının yönlendirmesiyle nostaljik bir anlatımla kotardığı "Bir Angaralı'nın Taşrasal Günah Çıkarması" adlı ürünü, kitaptaki diğer çalışmalardan farklı bir noktada konumlanıyorlar.

            Şükrü Erbaş'ın yoğun bir şiirsellik ve lirizm içeren "Yağmur Damlasından Dünyayı İçmek" adlı kısacık ama vurucu metni ile nihayete eren bu sempozyum kitabı, hızla metropollere akan bir nüfus yoğunluğuna sahip ülkemizin edebi serencamını net olarak ortaya koymuş. "Edebiyatın Taşradan Manifestosu"nda  bir okur olarak eksikliğini hissettiğim en somut olgunun, taşradan metropollere yoğunlaşan göç dalgalarının, sosyolojik değerlendirmeler ışığında toplumsal katmanlara yayılan uyuşmazlıklarının, cumhuriyet dönemi romanlarındaki karakterlere yansımalarına yeterince değinilmemesi olduğunu belirtebilirim.

            "Taşra" gibi anlamsal bir akışkanlığa sahip bir kavramın, günümüz Türk Edebiyatının önemli yazarlarının perspektifinden sanatımızdaki yansımalarını derli toplu olarak bulabileceğimiz Edebiyatın Taşradan Manifestosu kitabındaki metinler, bir nevi "Arkadaşlar! Bambaşka bir edebiyat da mümkün olabilir!" şeklinde nida ediyor. Bence bu çığlığa kulak vermekte önemli bir fayda var. Çağımızın tektipleştirme yolunda hızla ilerlediği mekansal olgular, şayet yeterince güçlü estetik tercihlerle desteklenebilirse, bambaşka duyarlıklara da kapı aralayabilme potansiyeline sahip. Yeter ki zihinlerdeki kodlanmışlığı aşabilecek geniş bir ufka sahip olunabilsin.

            Bu kısa yazıyı sona erdirirken dikkat çekici bir söyleyiş benzerliği içeren taş ve taşra kelimelerindeki yakınlık ilgimi çekti. Ve aniden şunu fark ettim: Taşrada her boyutta "taş"a rastlamak, istendiği takdirde yerden kaldırıp eline almak ve rastgele bir yere fırlatmak çok kolaydır. Betonlar ve asfaltlarla bütünleşmiş metropollerde taş bulmak ise artık neredeyse olanaksız.


                        POLAT ONAT / 13 Şubat 2015
                                  

25 Şubat 2015 Çarşamba

Türkçenin En Önemli Yazarlarıyla Aynı Paragrafta Yer Almak Güzel

 
     Ulysses ve Türkçe bağlamında Leyla Erbil ve Ferit Edgü'nün eserlerine dair bazı tespitlerimi paylaşmak istiyorum: James Joyce ve Ulysses bağlamında, Oğuz Atay, Ferit Edgü, Bilge Karasu, Hasan Ali Toptaş ve Polat Onat'ı, Joyce ve Ulysses'in Türkçedeki akrabaları olarak değerlendirmek mümkün. Bu soy yazarlarımız dışında Türkçede alelacele ve alelade taklitler pıtrak gibi çoğalmıştır.

             Hüseyin Avni Cinozoğlu
             Zalifre Yazıları Dergisi,
             Şubat 2015, Sayı:21, Sayfa:30


19 Şubat 2015 Perşembe

Gazeteci Nuh Köklü'nün Son Sözleri


Geçen gün rüyamda bıçaklanmıştım ve ölmek üzereydim.
"Allahım, Ne olur bu bir rüya olsun!" diye yalvarırken uyandım.
Uyanınca çevreme bakıp "Oh, çok şükür rüyaymış." diye sevindim.


Bugün gazetede, vitrinine yanlışlıkla kar topu attığı için bir esnaf tarafından bıçaklanarak öldürülen gazeteci Nuh Köklü'nün ölmeden önce söylediği son sözleri okuyunca çok şaşırdım:


"Ölmek istemiyorum.
Ne olur bu bir rüya olsun."

Yazık ki onunki bir rüya değil gerçekti.
Hayat hakikaten tuhaf. Şaşırmamak elde değil. Üzgünüm.

10 Şubat 2015 Salı

Hayatta Öğrendiğim Her Şeyi Üç Kelime İle Özetleyebilirim

"Hayatta öğrendiğim her şeyi
üç kelime ile özetleyebilirim:
Hayat devam ediyor."
Robert Frost
 

5 Şubat 2015 Perşembe

Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesindeki Saatleri

Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesindeki Saatleri
 
 

Masumiyet Müzesi "zaman" kavramı üzerine düşünmek için güzel bir olanak.
 
 

Hayatın içindeki saatlerden farklı akıyor Masumiyet Müzesinde zaman.
 
 

Saatler, ayrıntılardaki nostaljiyi vurgulamak gibi önemli bir işlevi de görüyor.
 
 

Geçmişin geri gelmezliği olgusu, saatlerin perçinlemesiyle, zihinlerde kalıcılaşıyor.
 
 
 

Her saatin farklı zamanı imlemesi sonsuzluk çağrışımı uyandırıyor bende.
 
 

İnsanlar uyur, saatler uyumaz!
 
 

Hayatın anahtarı saatler aracılığıyla zamanda somutlanır mı?
 
 

Su aşağı doğru, zaman yukarı doğru akar!
 
 
 
 
Bu an, artık sonsuza kadar bir anı...