10 Ağustos 2016 Çarşamba

Ülke'deki Polat Onat Röportajı




ROMANLARIN İÇERİĞİNDE, EDEBİYAT SANATININ SUNDUĞU TÜM OLANAKLAR KULLANILMALI
  

Polat Onat ile son kitabı 
"Kıyamete Son 99 Gün" çerçevesinde
İlkay Yaprak konuştu.


            - Dört yıl önce Komşu Yayınlarından çıkan ilk romanınız "İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü"nün ardından, şimdi de ikinci kitabınız olan "Kıyamete Son 99 Gün"ü Tuti Kitap etiketiyle yayınladınız. Her iki romanınızda da deneysel öğeler mevcut. Örneğin romanlarınızın içeriğinde, belli oranda şiirlere de yer veriyorsunuz. Bu tutumunuzu bundan sonraki eserlerinizde de sürdürecek misiniz?

            - Gözleminiz haklı ama eksik. Romanlarımın içeriğinde belli dozda şiirlere de yer veriyorum. Ancak sadece romanlarımda değil, yazdığım hikaye kitabında, masal kitabında da şiirlerimi kurgu içine yedirerek kullandım. Bunu bilinçli olarak yapıyorum. Edebiyat türleri arasında etkileşimlerin çoğaldığı, eskiden var olan keskin sınırların zamanla giderek belirsizleştiği kanısındayım. Ve bunun da okuma zevkinin renklenmesi açısından faydalı olduğunu düşünüyorum.
            Edebiyat sanatının kullanmamız için bize sunduğu tüm biçimsel olanakları, kurgu şartlarının elverdiği ölçüde değerlendirmenin gerekli olduğunu göz önüne alarak hareket ediyorum. Ancak bundan sonraki eserlerimde, aynı tavrı gözü kapalı şekilde sürekli uygulayacağımı iddia edemem. Bundan sonraki kitabımda işlemek istediğim içerik, bu tür bir girişime izin verecek yapıda değilse, ille de şiirlerime yer vereceğim diye ısrar etmeyi düşünmüyorum elbette.

            - Kıyamete Son 99 Gün ile bilimkurgu ve distopya edebiyatına bir katkıda bulunuyorsunuz. Bu türde ilginizi çeken diğer eserler neler?

            - Açıkçası Türk Edebiyatında distopya türünde yazılmış yetkin bir esere rastlayamadığımı hemen belirtmek isterim. Bu olgu, türe meraklı bir okur olarak beni epeyce şaşırtmıştı. Son dönemde kaleme alınmış birkaç iyi niyetli çaba göze çarpsa bile, edebiyatımızın yetkin yazarlarının distopya ve bilimkurgu türüne ilgi göstermemelerini bir eksiklik olarak değerlendiriyorum.
            Dünya edebiyatında ise; distopya türünde başyapıtlar kaleme almış, J.G.Ballard, Arthur C.Clarke, George Orwell, Ray Bradbury, Aldous Huxley, Margaret Atwood gibi muazzam yazarların, tahayyül dünyama önemli katkılar sunduğunu şükranla vurgulamam gerekiyor.

            - Kıyamete Son 99 Gün hakkında okurlardan gelen tepkiler nasıl?

            - Kitap hakkında genellikle çok olumlu tepkiler alıyorum. En sevindiğim nokta, okurların eserin sürükleyicilik ve akıcılık yönünü sık sık vurgulamaları. Çünkü içinde düşünsel yoğunluk taşıyan, felsefi göndermeler barındıran böyle bir eserin kolay okunur yapısının ön planda olması beni sevindiriyor.

            - Sizce roman sanatı nereye doğru gidiyor? Romanın geleceğinden umutlu musunuz?

            - Roman sanatının geleceğini çerçeveye alarak büyük büyük söylemlerde bulunmak, bana biraz boş laf etmek gibi geliyor. Ben sadece benim yazmayı planladığım romanlar perspektifinde konuşabilirim. Asırlar boyu edebiyatın lokomotifi konumunda varlığını sürdürmüş roman türünün geleceği hakkında kehanetlerde bulunmayı, kendi adıma gereksiz buluyorum. Yazı var oldukça, insanlar kitap okudukça, farklı formların beslemesini de bünyesine katarak, roman sanatının varlığını güçlenerek sürdüreceğini düşünüyorum.

            - Şu anda tezgahınızda ne olduğunu sorabilir miyim?

            - "Bir Uzaylının Dünyadaki Beş Saati" adını verdiğim bir romana çalışıyorum.

            - Cevaplarınız için teşekkür ederim.
           
            - Sorularınız için de ben teşekkür ederim.








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder