14 Temmuz 2016 Perşembe

Ülkede Sanat Sitesindeki 'Şehir Ve Sanat' Konulu Röportajım





ÜRETİM SÜRECİNDE SOKAKLAR DİKKATİMİ ÇEKMEZ

     Tuti Kitap etiketiyle yayınlanan son kitabı ‘Kıyamete Son 99 Gün’ ile ismini geniş kitlelere duyuran Polat Onat, aslen Bursa’lı. İstanbul’da doğan Polat Onat, üniversite eğitimini Samsun’da tamamlamış. Tamamlamış tamamlamasına da, öğrencilik ruhunu bırakmayınca, Isparta, Elazığ, Erzurum derken kendini Batman’da bulmuş.

     ‘İmzalı Kitaplar Müzesi’ ile uzun uğraşlarını ve emek verdiği yazarlık mesleğinin en manevi detayı olan ‘imza’ları da meraklısıyla buluşturan bir isim.

     Mesleği dolayısıyla bugünlerde Batman’da ikamet eden Onat; yaşadığı şehrin yapıtlarına etkisini, şehirleşmeyi, şehir kültürünü Ülkede Sanat’a anlattı:


        Şehir, yaşam, üretim üçgeninde kimlikler sizce nerede duruyor?

            Sanatsal üretimin, genel kabul gördüğü şekilde, şehir ve yaşam çerçevesinden bağımsız olarak da işlevselliğini aynı evrensel ölçütte sürdürebileceği kanısını taşıyan bir yazar olarak, ait olduğumuz kimlikleri başat konuma getirerek, ortaya koyduğumuz ürünlerin bir nevi etiketi olarak sunmamızı, ciddi bir yanlış olarak değerlendirdiğimi arz etmek isterim. Genel kabul gördüğü şekliyle söylersek, şehir ve yaşam deneyimlerinin sanatsal üretimleri zenginleştirici işlev taşıdığı yadsınamaz. Ancak kendi kişisel edebiyat yolculuğumda, hayatın somut deneyimlerinden ve yaşamın getirdiği kişisel tecrübelerden çok, kitapların ve filmlerin sunduğu kurgusal hayatların büyüsünden beslendiğimi söyleyebilirim.


       Yaşadığınız şehirde en sevmediğiniz kısım nedir?

            Batman'da yaşamanın sevmediğim tarafları şüphesiz vardır. Ancak, nasıl bir şirket çalışanının, görev aldığı kurumu kamuoyu önünde eleştirmesi etik olmazsa, ya da bir aileye mensup bireyin, kendi ailesinin olumsuz yönlerini uluorta konuşması yakışık almazsa, on üç yıldır havasını soluduğum, suyunu içip ekmeğini yediğim, insanlarıyla oturup çay ocağında sohbet ettiğim Batman şehrinin sevmediğim yönlerini burada ifade etmekten hicap duyacağımı söylemem gerek.
            Yaşadığım şehre objektif gözle, sosyolojik çıkarsamalar yapmak amacıyla bakmak yerine, naif bir tevekkülle bakmayı daha tercih edilebilir buluyorum.


       Şehirleşme kültürünün şehirde kendine yer bulabildiğini düşünüyor musunuz?

            Açıkçası, şehirleşme kültürünün ülkemizde İstanbul dahil, hiçbir metropolde yeterince içselleşemediği kanısındayım. Ve dolayısıyla Batman'da da sistemli bir şehirleşme kültürü yerleşmesi kısa vadede pek söz konusu olacak gibi değil. İşin kötü tarafı, bu olumsuz durumun, yurdun her yanında bir süreklilik taşıyacağının güçlü emarelerini algılıyorum. Tatil için memleketim Bursa'ya gittiğimde veya kitaplarım vesilesiyle İstanbul'a yaptığım kısa seyahatlerde, gözlemlediğim kadarıyla söylersem, büyük şehirlerimizin merkezinde bile modernleşmenin getirmesini umduğumuz şehirleşme kültüründen çok, kanser gibi yayılan bir sosyal kimliksizlikleşmenin bariz belirtilerine şahit oluyorum.
            Ülkemizin genelini baz alarak ifade edersek, taşralı da değiliz, metropollü de değiliz. İkisi arasında uyumsuz bir arakesit oluşturan, sıkıntılı bir toplumsal arayışı yansıtıyor gibiyiz. 


       Şehrin sokaklarında sizi çeken detaylar var mı?

            Birkaç hafta önce, Batman'daki sokağımızın köşe başındaki bakkala gitmek için evden çıktığımda, hayretle şunu fark ettim. On üç yıldır oturduğum evin otuz metre kadar ilerisinde yer alan bir sokağa, şimdiye dek hiç girmemişim. Yolum düşmemiş, merak da etmemişim. Yani mekansal özelliklere karşı, algımın ziyadesiyle kapalı olduğunu söyleyebilirim. Bu bir yazar için olumlu mudur, olumsuz mu? O ayrı bir tartışma konusu.
            Yalnız, kısaca şunu da ekleyeyim. Sanatı ve edebiyatı sokaklarda arayan değil, kitaplarda arayan birisi olarak, üretim sürecimde sokaklar dahil, hiçbir dış mekan benim ilgimi çekmez. Kapalı mekanları severim. Düşünmek ve yazmak için çevremde muhakkak dört tane duvar olmalıdır. Odalarda rahat ederim. Odaların da mümkünse küçük olanları benim için tercih sebebidir.


       Yaşadığınız şehrin sizin sanat yaşamınıza katkıları nelerdir?

            Yukarıda da farklı bir vesileyle ifade ettiğim gibi, yaşadığım şehrin benim sanat yaşamımda herhangi bir katkısı yok. Zaten benim de yaşadığım şehirden böyle bir beklentim yok.
            'İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü' romanımdaki, şair karakter Adem Yoksun, günlüğünün bir yerinde şunları yazmıştı: "İnsan, evin odasında miskince oturduğu müddetçe Los Angeles’teki Beverly Hills caddesinde olmak ile Kozaklı ilçesinin Yunak kasabasında olmak arasında hiçbir fark yokmuş."






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder