16 Ekim 2013 Çarşamba

Kitap Düşmanlığı veya Murat Yalçın'ın Çöpleri

KİTAP DÜŞMANLIĞI
veya
MURAT YALÇIN'IN ÇÖPLERİ

     Bu sabah balkonda, Batman'ın dağlarına da arada göz atarak, gazetemi okuyup, çay içiyordum. Zaman Gazetesi kültür sanat sayfasındaki Murat Yalçın söyleşisini okuyunca bütün keyfim kaçtı. Ruhumu öfke ve merhamet arası duygular sardı. Genelde beni ilgilendirmeyen yazılara tepki vermem. Hatta çoğunlukla beni ilgilendiren yazılara da tepki vermem. Ama bu söyleşi açık söyleyeyim epeyce canımı sıktı.

   Murat Yalçın'ı tanımam, bilmem. Onun çöplerinden birini (bir kitaba çöp demek içimi acıtıyorsa da bu yazıda bunu yapmak zorundayım) okumuşluğum yoktur. Editörlüğünü yaptığı Kitap-lık dergisini kimi zaman okusam da düzenli takip etmediğimi söyleyebilirim. Allah'ıma çok şükür, dergiye ürün göndermişliğim de olmadığı için, sayın Yalçın'ın çöp tenekesini de tanımam.

     Bunu neden mi söylüyorum? Evet , çünkü dergi editörlüğünün eleştirel dokunulmazlık kazandıran bir tür zırh oluşturma işlevi de var yazık ki. Şahıs hakkındaki her eleştirel yorum, dergide ürünü yayımlanmamış kırgın bir şairin öfkeli sayıklamaları önyargısı ile değerlendirilme kolaycılığı ile karşılaşabiliyor. 10 yıldır hiçbir dergide yazmayan ve ömür boyu da dergilere yazmamayı prensip edinmiş birisi olarak, benim gönlüm bu hususta epeyce rahat. 

    Ama yazarları bunca hafifseyen, şairlerle alay eden, kitap sevgisiyle dalga gecen, kitapların yerinin çöplük olduğunu iddia eden, herkesi küçümsemeye meyyal böyle bir şahsın söyleşini okumak benim bu güzel sabahımı kabusa çevirdiği için epeyce üzgünüm. Söyleşiden birkaç alıntı yaparsam dediklerim belki daha net anlaşılır:

"Evvelden oturur direkt zarf açardık, mektuplar önümüzdeki masaya yığılırdı. Çöp sepetini de ayağımla önüme doğru yaklaştırırdım, durmadan uzanmayayım diye." (Beyefendimiz rahatına pek düşkün!)

"İleti gövdesindeki mesajla, ekli dosyadaki şiir, öykü, deneme arasında hiçbir fark görmüyorum. Oraya baktığımda dosyayı boşuna açmayayım, vakit kaybetmeyeyim dediğim çok oluyor."  (Kendisine gelen mesajları lütfedip okuduğunu, ama çoğunlukla ekli dosyadaki ürüne bakma zahmetine katlanmadığını anlıyoruz saygıdeğer editörümüzün!)

"Şairler daha hırçın; daha çabuk ve çok küçük şeylerden tutuşurlar, eşikleri daha düşüktür." (Şairlerimiz hakkında son derece bilimsel ve güvenilir, dahası ölçülebilir sosyolojik ve psikolojik tahlillerde bulunmuş değerli editör cenapları!)

"Kâğıt çöpüne çok kitap atıyorum gelen kitaplardan." (Unutma ki, senin yazdığın kitaplarından da çöpe gidenler vardır elbet, sayın megaloman yazarımız!)

"Ben dağdaki ağacı düşünüyorum. Belki bir dal yerinde kalır ve doğaya, dünyamıza bir faydası olur diye düşünüyorum. Çok saf, idealist ve ütopik bir yaklaşımla, gönül rahatlığıyla atıyorum o kitapları kâğıt çöpüne. Evde de iki üç yılda bir tasfiye yaparım. Kapının önüne koyarım." (İşte çevre fedaisi, idealizmin dibine vurmuş yüce bir anlayış! Bence dağdaki ağaçları bu kadar düşünüyorsan, kendin yazarak ürettiğin çöplerin hammaddesini değiştirmeye çalış!)

"Yazar kütüphaneleri, geride kalanlar için sorun oluyor." (Kitabı ve paha biçilmez kütüphaneleri sorun olarak gören bu anlayıştaki bir kişioğlu, en büyük kültür kurumlarının birinin başında söz sahibi ya... Kelimelerin tükendiği yerdeyiz. Toplum olarak iflah olmayız elbet!)

"Vefat eden yazarların aileleri sorarlar ‘kütüphaneyi ne yapsak?’ diye. Herkes için zahmet, angarya oluyor." (Allah ya sana ya da bana akıl fikir versin! Ama ikimize birden değil, sadece birimize Murat Bey!)

"Kitap bağışlamayı hiç doğru bulmuyorum. Çoğu yer bağışladığınız kitaplarla ne yapacaklarını bile bilmiyor." (Doğru bildiğin yolda devam et, ihtiyacı olanlara ulaştırmak yerine çöpe atmak elbette daha makul ve kolay bir çözüm!) 

"Kendimin asla okumayacağı bir kitabı başkasına vermek asla yemeyeceğim bir yemeği, bir başkasına “al, sen açsın, sen ye” demeye benziyor bana göre." (8 yaşındaki ilkokul çocuğuna, 12 yaşındaki ortaokul çocuğuna, 16 yaşındaki lisedeki bir gence, 22 yaşında yazmaya yeni başlamış bir yazar adayına, 35 yaşındaki bir esnaf tanıdığına, hep kendi okuyabildiği kitapları armağan ediyor galiba sayın editör! Her kitabın farklı kesim ve yaş grubuna hitap edeceğinden bihaber halde olmak ne acı!)

"Kalan kitapları da kendi imkânlarınızla okullara bağışlayın ya da kâğıt çöpüne atın.” diyorum." (Okullara bağışlamak ve çöpe atmak arasında bir fark görmüyor sayın Yalçın. Yahu okullar çöplük mü?")

     Kendisine samimiyetle ve mahremiyetle gönderilmiş mektup ve mesajların kimi zaaf ve naifliklerinden faydalanarak, gönül rahatlığı ile bir yapıt kotarmayı etik açıdan sorunlu bulmayan, bunu kendi edebi kariyeri için rant vasıtası edinmek gibi bir kurnazlığı, böylesi kariyerist bir zorbalığı eleştirsek ne olur, eleştirmesek ne! Ölmüş bir vicdan canlanır mı hiç? 

     Beni asıl şaşırtan şey, kendisinin Türk edebiyatının tek ve nihai yetkili mercii olduğu zannına hakiki manada inanan, kendi minik çöp sepetine attığı yapıtların, evrensel edebiyatın mutlak çöp sepetine savrulduğu sanısını ciddi manada taşıyan bir algı bozukluğu ile malul meczubane bir tutuma hiç kimsenin ses çıkarmaması.

     Aslında bu söyleşiyi de, tipik ve kronik bir E.D.E.M.S. (Elitist Dergi Editörü Megalomanisi Sendromu) vakası olarak değerlendirip, şifa bulması olanaksız, modern pskiyatrinin çaresiz kaldığı bir illete maruz kalan bu şahsa merhamet ederek geçiştirmek de mümkün. Kendi beğeni düzeyini mutlak konumda gören, kendi narsizminin aynasını, evrendeki yegane ayna telakki eden bir insana artık ne anlatabiliriz a dostlar?

     Ki tüm bu söylediklerimle bütünüyle haklı olsam bile, kendisinin beğenmediği tüm yapıtları küçümseyerek aşağılama salahiyetine sahip olduğuna samimiyetle inanan bu tarz şahıslara karşı haklılığımı ispatlamamın tamamen olanaksız olduğunun elbette farkındayım.

     Benim asıl tepkim, kitaplara karşı hoyrat bir üslupla ifade edilen çarpık bakış açısınadır. Ve burada tüm yazdıklarım da Murat Yalçın'ın çöpe attığı göz nuru dökülmüş, umut ve emekle üretilmiş kitapları sahaflarda keşfedip satın almayı, o naif yapıtları okuyup saklamayı hayatının önemli misyonlarından biri kabul eden bir okur ve kitap koleksiyoncusunun tepkisi olarak alınırsa isabet edilmiş olur.
   
    Daha diyeceklerim vardı fakat böyle bir bakış açısına sahip kültür snoplarına ne desem ne söylesem boş! Çoğu şair ve yazarımız bu bakış açısının bilincinde olmasına rağmen, böyle çapsız insanların çöp tenekesini beslemeye devam edecek. Asıl üzücü olan da bu. O yüzden susuyorum.

         Polat Onat / 16 Ekim 2013 



1 yorum:

  1. Helal olsun kardeşim.
    Al gülüm ver gülüm piyasasında koltuğunun altına saklanan bu insanların gerçeğini yazacak kimse yok.

    YanıtlaSil