Hasan Bey'e teşekkür ederiz.
☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆ "TÜRKİYE'NİN YAŞAYAN EN İYİ YAZARI" Psikolojik Roman @polat.onat'ın hünerli kaleminden müthiş bir roman... @fihr_ist Kitap etiketinin farkıyla... ☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆ “…Yaşadığım tuhaf durum, ani bir aydınlanma ve hızlı bir bilinç ışıması neticesinde olmadı. Yavaş yavaş şekillendi, aheste aheste vaziyetini duyurdu. Siz de takdir edersiniz ki bireyin, kendi şahsının var olmadığını anlaması ve kabullenmesi, öyle hemen yenilir yutulur cinsten bir durum değil…” Cem Balçöz “Türkiye’nin yaşayan en iyi yazarı” olduğunu iddia eden bir paranoid şizofreni hastasıdır. Kuzeni Tekcan ise ağır depresyonlu ve obsesiftir, etrafında gördüğü her şeyi sayma takıntısından muzdariptir. Bu iki hastanın da terapistliğini yürüten Doktor Nazife, hiç ummadığı bir şekilde şiddet sarmalıyla örülü, kıskançlıkla bezeli, tuhaf bir aşk üçgeninin ortasında bulur kendini. “Ahlat Ağacı” filminde Nuri Bilge Ceylan’ın, “Taşra Mektubu”na yaptığı referanslar ile gündeme oturan Polat Onat, özünde tutku dolu ve yazma eyleminin yüceliğine kökten bağlı bir yazar. “Türkiye’nin Yaşayan En İyi Yazarı”; Onat’ın edebi sınırları zorladığı ve karakterleri aracılığıyla yazarlık eyleminin kökenine inmek için keyifli ve trajikomik bir üslup sergilediği, şimdiden klasikler arasında kendine yer bulabilecek denli güçlü bir eser. Kısacası, sıkı bir edebiyat olayı. Bu değerli eseri Fihrist Kitap olarak siz okurlarımıza sunmanın mutluluğu ile. İyi okumalar. ☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆ #fihristkitap #türkiyeninyaşayaneniyiyazarı #polatonat #polatonatokurları #polatonatkitaplari #polatonatromanları #yenikitap #psikolojikroman #bookstagramturkey #bookstagram #instabook #instabookturkey #kitaptavsiye #yerliroman #romantavsiyesi #okudumbitti #kitapkurdu #kitapoku #cembalçöz #kitap #book #evdekalkitapoku #kitapaşkı2 Şubat 2026 Pazartesi
"Türkiye'nin Yaşayan En İyi Yazarı" kitabını okumak (Video)
1 Şubat 2026 Pazar
SİBEL GÜNEŞDOĞDU "Sıfırıncı Hasta" Kitabını Değerlendiriyor (YazarEvi)
SİBEL HOCA’NIN BÜYÜTECİ –
Sıfırıncı Hasta - Polat Onat
İnceleme: Sibel Güneşdoğdu
Merhabalar YazarEvi dostları, kitapların dünyasında huzur bulan edebiyat tutkunları…
Polat Onat’ın kaleminden; Spritüel Bilimkurgu türünde bir
kitap; Sıfırıncı Hasta. Kitapta yer alan dokuz öykü, farklı kurgusuyla düşler
ötesi dünyalara taşıyor okurunu.
İlk ve son öykü birbiriyle ilintili; başladığı gibi
bitirmek istemiş yazar; Kaos Tamircisi ve Yeni Kaos… İki öykünün ana
kahramanıysa Nevzuhal…
Kaos Tamircisi’nde
kızı Şehvaz’ı uyandırmaya çalışan, bir yandan da kahvaltı hazırlayan bir anne
görüyoruz; Nevzuhal’i… Her şey oldukça olağan. Derken…
“KT7... Acil durum! Hemen görev başı!”
Nevzuhal, gözünün önünde beliren dijital yazıyı okuyor.
Anlıyoruz ki ne Nevzuhal sıradan bir kadın ne de yazarın kurguladığı dünya
bilindik bir yer. Düşüncelerindeki sözler, otomatik olarak yazıya dökülüyor,
Nevzuhal, göz bebeği hareketleriyle merkezle iletişimde; beynine yerleştirilmiş
mikro işlemcili iletişim implantıyla...
Gönderilen mesajlar beyninde bir uyarı sesiyle gözünün
önünde beliriveriyor. O günkü görevi, tanımı rapor edilen bir adamın 7/ E numaralı
belediye otobüsüne binişini engellemek. Gelişmelerse öyküde…
Kalem Polisleri’nde
Seul'de onkoloji hastanesinde memur Nutaf'la tanışıyoruz; hastaların kabulünü,
kaydını yapıyor. Aynı zamanda üretken bir yazar. İş çıkışında evine dönüyor.
Akşam yemeğini hızlıca atıştırıp odasına çekildiği bir gece çalan zille
irkiliyor. Buyurgan ses kapıyı açmasını söylüyor. Gelenler Kalem Polisleri…
Oysa şimdiye dek hiç yanlış bir şey yazmamış; yasaklı kelimeleri kullanmamış,
sansürlenmiş temaları kâğıda dökmemiş; kalemi uysal… Ama her yazarın beynine
takılı olan kayıt-gözlem çipi, yazılanları kaydediyor, veriler Kalem Polisi
Merkezi’ne aktarılıyor. Geçmişten geleceğe göndermeler yaparak yasaklarla
tutsaklaştırılan kalemlerden dem vuruyor yazar, düşle gerçeği sonsuz bir karabasanda
harmanlıyor…
Ateşin Frekansı’nda,
bir yangının ayrı ayrı yerlerdeki yansımalarını okuyoruz. Olay yerindekiler
çaresiz; alevler hızla yayılıyor. Diğer yanda İtfaiye ekiplerinin telaşı.
Ekrandan yangını izleyenlerin, ateşin düştüğü yeri yaktığını anımsatan
konuşmaları. Yangına dışarıdan destek veren birimlerdeki karmaşa; makam, mevki,
koltuk ekseninde acilen toplantıya çağırılmış şube müdürleri, bürokratların
konuşmaları… Ve son olarak Michigan Teknoloji Enstitüsünün kampüsünde, görkemli
bir binanın üst katındaki odayız… Ateşin Frekansı Projesi’nin beyin takımı,
kimsenin bilmediği hangi plandan söz ediyor?
Makarnacıdaki Işın Kılıcı’nda Canbil’in makarna lokantasındayız; dijital para
ödemesinde kullanılan, ince, saydam, elektronik levhanın tozunu alıyor Canbil.
Genç bir garson, işlerin iyi gittiğini, müşteriye makarna yetiştiremediklerini
anlatıyor. Hizmetçi robot masalardaki boş tabakları bulaşıkhaneye götürüyor.
Garson siparişleri ışıklı panelden tuşlayıp mutfağa iletiyor… Duvarda asılı
antika ışın kılıcı, lokanta açılalı beri aynı yerde. Baba yadigârı. İlgi
çekiyor, hatta bu nadide parçayı satın almak isteyenler çıkıyor. Dükkânın
kapısı açılıyor, Reşat Nuri Güntekin, ifadesiz bir yüzle içeriye giriyor.
Canbil, tanıdık simayı görüp heyecanlanıyor:
“Siz... Okuldayken lise edebiyat kitabımızdaki
fotoğrafınızdan tanıdım. Bayım, siz, Çalıkuşu'nun yazarı değil misiniz?”
“Rica ederim Çalıkuşu lafı etme bana! Bıktım, usandım!”
diyor Reşat Nuri, yıllar geçtiği halde kitabının gölgesinden kurtulamadığından
yakınıyor. Kurt gibi aç. Dükkânda yalnızca makarna satıldığını öğrenince
durgunlaşıyor. Savaş yıllarında köylülerin sürekli hamur işi tükettiğini
anımsıyor; sefalet günleri geri mi gelmiş? Sonra duvardaki antika kılıcı
görüyor. Sohbet, “Çehov’un Tüfeği” kuralına dek uzuyor… Bu edebiyatlı söyleşide
Reşat Nuri’yi yanımızda hissediyoruz.
Tipik Bir Kaçırılma Vakası adlı öyküde, yetmiş yaşına merdiven dayamış bir kadın,
hayatın ne çabuk geçtiğini düşünürken geçmişte, henüz yirmi beş yaşında bir
genç kızken uzaylılar tarafından nasıl kaçırıldığını anlatıyor.
Kozmik Zehirlenme’de,
Afrika'nın uçsuz bucaksız savanlarında, genç bir antilop sürüsünden ayrılıyor.
Bir krater çukurunun dibinde birikmiş tuhaf bir koku yayan yağmur suyunu
içiyor. O anda dünyanın kaderi sonsuza dek değişti, diyor yazar. Bir antilobun,
çukurdaki suyu içmesi nasıl bir faciaya neden olabilir? Büyük patlama, kozmik
saat, Standart Genişleme teorisi, Kuantum mekaniği… Yazar geniş bir bilgi
sağanağı yaratıyor… İki devasa süpernova yıldız çarpışıyor, bilinmeyen bir
element grubu oluşuyor; içlerinden biri "Himpolada" elementi.
Rastgele ilerleyen Saimeryo Meteoru Himpolada’yı yüklenmiş, rotasını dünyaya
çeviriyor. Düştüğü kuytu köşeye minik bir çukur açan meteorun üzerinden,
yeryüzü toprağına, yağmur sularına karışıyor Himpolada. Peki canlı bir
organizmayla buluşursa ne olur; öyküde…
Satranç Robotunun Tedavülden Kaldırılması’nda, son teknolojiyle üretilmiş, yeni nesil insansı
robot Pakzul’la tanışıyoruz… Kişiselleştirilmiş davranışlarıyla, insanlarla
anlaşabilecek yapıda; özellikleri insana benziyor. Sahibinin istekleri
doğrultusunda her düzeyde oyuna eşlik edebiliyor. Oyun seansından sonra
yapılması gereken, Pakzul'a teşekkür edip güç kaynağını kapatmak… Bir ziyaretçi
geliyor eve; Yapay Zekâ Araştırma Tespit Komisyonundan. Açıklamada bulunuyor
robotun sahibine; Pakzul'un sadece bir satranç robotu olarak değerlendirilmemesini,
çoklu fonksiyonlarıyla kendini sürekli geliştirebildiğini anlatıyor… Kanun
hükmünde kararnameyle Pakzul dâhil, aynı modeldeki tüm yapay zekâ robotlarının
kullanımı yasaklanacakmış. Dünyada başka dert kalmamış gibi yapay zekâlı
satranç robotlarının kullanımı neden yasaklansın ki? Adam, robotunu yetkililere
teslim etmek yerine, onun hafızasına yeni yüklemeler yapıyor; şiirle ilgili
arşiv bilgileri… Öyle bir seviyeye geliyor ki robot adeta bir filozofa
dönüşüyor. Öyküdeki adam ve robot arasında geçen şiir sohbetleri şiire yeni
yelken açanları besleyecek nitelikte… Ama komisyon üyesinin ciddi uyarıları ya
gerçekse; son araştırmalarda robotların bellek kartında ve program yazılımında
ciddi hatalar gözlemlenip sahiplerine, çevrelerine sebepsizce zarar verme eğilimi
geliştirebildikleri doğruysa… Sonrasında neler oluyor; öyküde…
Sıfırıncı Hasta’da
panik halindeki Bakahan’la tanışıyoruz. Kız kardeşine kendisine yaklaşmamasını;
dokunduğu insanları ölümcül biçimde hastalandırdığını söylüyor… Sonra geçmişe
dönüyor yazar yüzünü ve Bakahan’ın çocukluğundan başlıyor… Matruşka gibi iç içe
geçmiş insan hikâyeleri okuyoruz; birbirine değen, birinin bıraktığı yerden
başkasının sürdürdüğü. İnsanı okuyoruz, insanı insan yapan kaosu… Sıfırıncı
hasta kim? Sıfırıncı hasta okurlar mı? Yoksa hepiniz ölü müyüz? Öyküde…
Yeni Kaos’ta,
Nevzuhal’in mutfağına dönüyoruz yine, kaldığı yerden sürüyor hayat… Farklı bir
perspektiften bakıyor yazar; yarattığı atmosferle, karakterlerine taktığı
ilginç adlarla düş gücünün sınırsız evreninde okurunu dolaştırıyor.
Yolculuğa eşlik etmek isterseniz
bu öykülerle tanışın bence… Polat Onat’ın kalemine sağlık. Kitaplar ölümsüzdür;
kitaplar iyi ki var…
18.09.2022
Polat Onat'tan Sibernetik Bilimkurgu Öyküleri: Tüm Kediler Uzaylıdır (Video)
TÜM KEDİLER UZAYLIDIR"Sibernetik Bilimkurgu Öyküleri" @polat.onat 'ın kaleminden...😎😎 @bugdaykitap kalitesiyle... 👏👏 Bu kitabı mutlaka okumalısınız... ☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆ Yerli bilimkurgu edebiyatının üretken ve sıradışı kalemi Polat Onat, baş döndürücü içerikler barındıran çarpıcı öykülerinin yer aldığı Tüm Kediler Uzaylıdır ile bambaşka bilinç koridorlarında arşınlıyor. Müthiş aktör Marlon Brando ve büyük mucit Ebû'l İz El-Cezeri, gerçeküstü kurgusal perspektiflerle kitabımızın sayfalarına konuk oluyor. Konuşan uzaylı kediler, yapay zekâ mahkemeleri, Trabzon'dan kalkan tuhaf uzay mekiği, kıyamet gününün dehşetinden kaçan insanlar, robotların baskıcı hâkimiyetine başkaldıran gizemli bir klan... Bu kitabı açtığınız anda, keyifli bir okuma serüvenin ilk adımını atmış olacaksınız.
31 Ocak 2026 Cumartesi
Edebiyat ve Salgın: "Koronavirüs Karantina Günlükleri" / Mustafa Atalay (Kitaphaber)
Koronavirüs
salgını sadece sağlık boyutuyla ele alınarak gündeme gelmesi yanında, edebiyat
alanında da şimdiden kendine geniş bir yer edinmeye başladı. Salgın eserleri
özellikle son kırk elli yıllık dilimde ülkemiz yazarlarının gündeminde yer
almazken, dünya edebiyatında ise salgın eserlerinin başlangıç evresini Gılgamış
Destanı’na kadar götürebiliriz.
Albert
Camus Veba eseriyle, belki de yüzyıllar süren ve Avrupa’yı nüfus olarak tüketen
bir salgını, insanın varoluşsal sancısının zemininde yükseltirken; Defoe salgın
zamanlarında yaşananlarla ilgili hem bir rehber olacak hem de tarihi bir
perspektif ekseninden yaşananlara odaklanacak bir eser ortaya koymaktaydı.
Bilim-Kurgu ekseninde baktığımızda kısmen Karel Capek Beyaz Veba ve Jack London
Kızıl ile çok önemli eserler ortaya koymuşlardı. Bu noktada bıraktıkları
çıtaya, son zamanlarda oluşturulan eserlerin pek de ulaşabildiği
görünmemektedir.
Ülkemizde
özellikle Osmanlı Döneminin son evre edebiyatında öykü ve romanlarda ana konu
olarak salgın üzerinde durulmamıştır. Öyküler genelde hastalığı yaşayan birey
ve toplumun sadece belli bir bölümüne odaklanırken, salgını daha geniş bir
şekilde ele alma metodu olan roman yok denecek kadar azdır. Öykülerde yan konu
olarak bazı hastalık türlerine yer verildiğini görmekteyiz. Bunlardan en çok
kullanılan “verem rahatsızlığı”, romantizm ile irtibatı kurularak Tanzimat
Dönemi Osmanlı eserlerinin en önemli ögesi haline dönüştürülmüştür. Buna
müteakip Reşat Nuri’nin “Salgın” hikâyesi, tam da günümüz covid-19 pandemisini
çağrıştıran, bir köyde görülen salgını konu edinir. Bu tip öykülerde hastalık
ana bir tema olarak kullanılmaz, daha çok esas meseleyi pekiştirici ve ona yan
konu olarak ele alınmaktadır.
Bilim-Kurgu
türlerinin her alanda olduğu gibi edebiyat alanında da sonsuz bir düşünsel
zeminde ilerlediğini düşündüğümüzde, salgın ve pandemi konusunda da bilim-kurgu
öyküleri oluşturmanın oldukça önemli olduğu görülmektedir. Kurgusunu yaptığınız
bir eserin, belki de karşılaşabileceğiniz yarının bir cüzü olmayacağını kim
iddia edebilir?
Koronavirüs
Günlükleri
Kitabın
ismine bakınca Koronavirüs günlükleri noktasında bir yazarın pandemi
şartlarında kendi çevresinde olan biteni okumayı düşünürken, kitabın kapağını
açtığınızda farklı bir iklimle karşılaşıyorsunuz. Öykülerden biri günlük
tarzında ele alınmasına rağmen esere sırf o öykü için bu ismi vermenin çok da
anlamlı olmadığını düşünüyorum. Alt başlık olarak “aktüel-bilim kurgu öyküleri”
yer almaktadır. Pandemi içerikli kitaplara bir yenisini eklerken, aynı zamanda
geleceğe/tarihe bir not düştüğümüzü de unutmamamız gerekmektedir. Bu yüzden bu
tür eserleri oluştururken, eski pandemi eserleriyle kıyaslandığında alelade
oluşturulmuş izlenimini hissetmek okur nezdinde büyük bir olumsuz izlem
olmaktadır.
Eser iki
bölümden müteşekkildir. Birinci bölümde daha çok Koronavirüs pandemisi
ekseninde oluşturulmuş öyküler yer alırken, ikinci bölüm pandemi şartlarından
bağımsız olarak yazarın gelecek öngörüsü ekseninde şekillendirdiği bilim-kurgu
öykülerinden oluşmaktadır.
Yazar
ilk bölümde genellikle sade bir dil ve temel meseleyi esas alan eğlenceli bir
anlatım biçimi tercih ederken, ikinci bölümün bir kısmında anlatım biçimi
noktasında durağan ve dil olarak karmaşık yeni üslup biçimleri denemektedir.
Özellikle
eserin ilk bölümü empati yapmamızı kolaylaştıran, pandemiyle karşılaşan insanın
haleti ruhiyesine bizi götürürken aynı zamanda da düşündürmeyi de ihmal
etmiyor. İlk vaka, ilk beklenti, ilk adım, ilk tedirginlik… İlk olmanın o kadar
fazla olumsuzluk barındırdığı bir denklemde ilk olmanın zorluklarını öyküler
üzerinden okuyuculara sunmaya çalışıyor yazar.
İkinci
bölümde tek dikkat çekici öykü “Ölmeyenler Salgını Sendromu” olarak
görünmektedir. Bu öyküde salgın ve bilim-kurgu tam yerinde kullanılırken,
karantina günlükleri başlığına da uygun bir öykü olarak göze çarpmaktadır.
Kitap ve
Pandemi
Bilim-Kurgu
öyküleri alt başlığı ile oluşturulan eserde fantastik detaylarla süslenmiş
gerçeklerle karşılaşabilmekteyiz. İlk iki öykünün birinde hastalığın ne
olduğunun çok bilinmediği bir ortamda pozitif çıkan kahramanın hastaneden
kaçışı ve kendisini görmezden gelen toplumu bir şekilde kendisi gibi yapma
fikri ön planda tutulmuştur. Burada öykü kahramanının toplumdan dışlanma
hissiyatı içinde olması ve bunu bastırmak için ince planlar yaparak hastalığı
yayma süreci aktarılır. Burada esas mesele salgın olmaktan çok, varlığını bir
türlü çevresine kabullendiremeyen hastalıklı kişidir.
İkinci
öykü ise hastalığın çıkış öyküsü diyebileceğimiz, bir restoranda çalışan
aşçının yaptığı özel yarasa çorbasının gün sonunda sadece aşçı tarafından
yenmesi ve hastalığın bu şekilde çıkması üzerine hastanede tuttuğu günlüklerden
oluşmaktadır. Bu bölümde hastalığın insan vücudundaki seyrini de
görebileceğimiz bir kurgunun hâkim olduğunu görmekteyiz. Günlüklerin sonunda
uzaylı ve UFO muhabbetinin bağlam ile pek ilgisinin olmadığını görmekteyiz.
Fakat uzaylıların dilinden, insan nüfusunun artması, çevrenin tahrip edilmesi
ve insanların bunu görmezden geldikleri ile ilgili söylemlerin içinde
bulunduğumuz durum ile ilgisinin oldukça fazla olduğunu da hakkını vererek
ifade etmeliyiz.
İkinci
bölümün üçüncü öyküsü olan “Ölemeyenler Salgını Sendromu” adlı öyküde, İzmir
Şehir Hastanesi’nde yoğun bakımda yatan hastaların son günlerde ölmemesi
üzerine, bu işte bir terslik olduğunun düşünülmesi ve bunun bir salgın halinde
yayılması ele alınıyor. Burada “salgın” terimi sadece yaşanan durumun bir
bölgede görünmesi ve yayılması anlamında kullanılmıştır. Bu durumun aynı
zamanda bir “sendrom” olarak tanımı ise mizahi bir yaklaşımla, hastalıklarla
ilgili her farklı durumu bir “sendrom” olarak ifade etmek zorunda olmamıza bir
atıf olarak aktarılıyor. Her yanıyla böyle bir öykünün kitabın içeriğiyle
uyumu, güncel ile bağlantısı ve geleceğe dönük kurgusuyla oldukça başarılı
olduğunu söyleyebiliriz.
Sonuç
Eser,
özellikle üç öyküsünde ele alınan konular, salgın-sağlık bağlamı ve kurgusuyla
okunmaya değer öyküler bulundurmaktadır. Buna rağmen daha fazla çalışarak,
bağlamından koparmadan ve biraz daha titizlikle daha iyi bir eser ortaya
çıkabilirdi. Koronavirüs pandemisini bu bağlamda ele alan eserler arttıkça
geleceğin sağlık kurgusu, dijital dünyada biyolojik varlık ve insanlığa sunulan
yeni projeler konularında bilim-kurgu eserlerinin bağlantısı daha da
fazlalaşacaktır.
İçinde
bulunduğumuz zamanları anlamak yanında, geleceğe de anlatmak üzerine kurulu her
eser, biraz daha titizlikle ve meselenin sadece bugün ekseninde ele
alınmayacağını hatırda tutarak oluşturulmalıdır. Bu nedenle giriş olarak eser
iyi görünse de, yeni baskıda tekrardan gözden geçirilmesinin eseri daha güçlü
kılacağını görmekteyiz.
Koronavirüs
Karantina Günlükleri
Polat Onat
Kent Kitap
142 Sayfa
Mustafa Atalay -
13.09.2021
http://www.kitaphaber.com.tr/bilim-kurgu-ekseninde-pandemi-k4146.html
30 Ocak 2026 Cuma
E. NİHAN ACAR'IN "Değişken Kainat Teorisi" İncelemesi
E. NİHAN ACAR'IN
"Değişken Kainat Teorisi"
İncelemesi
Yerli bilimkurguya emek veren kalemlerden Polat Onat’ın Değişken Kâinat Teorisi kitabı incelemesine geçmeden ve Mistik Bilimkurgu diye isimlendirdiği bu öykülerin içine girmeden önce yazarı tanıyalım.
Yazar Hakkında
Kitabın yazarı Polat Onat, 1979 senesinde İstanbul’da doğsa da memleketi Bursa’dır. Yazın hayatına şair olarak başlamış hatta ilk dosyasıyla 2002 senesinde “Rıfat Ilgaz Şiir Ödülü ”nü kazanmıştır. İlk kitabı olan “Son” 2009 senesinde okurla buluşmuştur. Şair olduğu vakitlerde 2013 senesinde beş adet şiiri İngilizceye çevrilmiş ve Turkish Poetry Today seçkisinde, Londra’da Red Hand Books tarafından yayımlanmıştır. Şair olarak başarıları bunlarla sınırlı değildir. 2017 senesinde “İsmet Kemal Karadayı” Şiir Ödülünü de kazanmıştır. 2019 senesinde şiir yazmayı, 2018 senesinde ise instagram kullanmayı bırakmıştır.
Yazarın şu ana dek farklı yayınevlerinden yayınlanmış 45 adet kitabı bulunmaktadır. Bu kitaplar şu şekilde sıralanabilir: 8 roman, 11 öykü, 6 şiir, 4 deneme ve 16 çocuk kitabı...
İncelemesini ele aldığımız bu kitap, yazarın bilimkurgu öyküleri kategorisinde yazdığı seride yer alır:
1. 2079’da Karşılaşacağınız Dokuz Olay/ Kozmik Bilimkurgu (2019)
2. Yok Olmadan Önce Dünya / Distopik Bilimkurgu (2019)
3. Gelecekten Akılötesi Haberler/ Kaotik Bilimkurgu (2019)
4. Karanlık Evren Kehanetleri/ İnovatif Bilimkurgu (2019)
5. Değişken Kâinat Teorisi /Mistik Bilimkurgu (2020)
6. Android Park’a Hoşgeldiniz /Fütüristik Bilimkurgu (2020)
Kitabın İçine Doğru
Altı adet öyküden oluşan Değişken Kâinat Teorisi kitabı Colin Wilson (1931-2013)’un şu sözüyle başlar:
“Sabahları gözümü açtığım zaman tek bir dünyayla değil, bir milyon olası dünyayla karşılaşırım. “
Hemen diğer sayfada başka bir söz sizi karşılar:
“İnsanoğlunun yapabilecekleri hayal ettikleri ile sınırlıdır.”
Arthur C. Clarke (1917-2008)
Kitaptaki altı adet öykü şu şekilde sıralanır:
“Mezartaşı
Şiircisi”, yazarın şair kimliğini ön plana çıkartan bir eserdir. Hikâyeye
serpilen şiirler, adeta yazarın başarılı kaleminin temsilidir. Bu anlamda
hikâyeyi besler ve zenginleştirir. Hikâye herkesin başkan olabildiği bir ütopya
sunar. Direkt demokrasi örneklerini antik çağda bulabildiğimiz bu temsil,
yazarın yarattığı evrende uygulanır. Peki, bu gerçekten direkt demokrasi örneği
midir? Bu işte bir bit yeniği yok mudur? Gerçek yönetici halk mı, yoksa değil
mi?
“Uzaydaki Hapishane” hikâyesinde uzayda cezasını çeken
mahkûmların hayatlarından, uzaydaki dezavantajlı yaşantıdan ve insanların
hayallerinden bahsedilir. Peki, kaçan mahkûm tüm parasını cezaevi görevlisine
verince kaçtığı yerde ne yapar? Hikâyedeki bu kısmı kurgunun devamını merak
ettirir.
“Burada Olmayan” ise bilimle uğraş halinde olan bir adamın
aslında olması gereken yerde olmadığını konu alır. Sonu bizi epey şaşırtır
çünkü karakterin savunduğu tezi temellendirmesi hikaye boyunca bizi avcuna
alır.
“Hayvansever Robotlar” hikâyesinde robotların kodlarında
yapılan değişikliğin getirdiği bedeller ve ödüller ele alınır. Oldukça
hareketli ilerleyen kurgu, okuyucuyu etkisi altına alır.
“Beşinci Hikâyeyi Sil” oldukça zekice kurgulanmış, okuyanı akıl
tutulmasına sevk eden bir eser. Sadece tek cümle ile hikâye olur mu? Bakın ve
görün.
“Sahipsiz Köpek”,
birinci hikâyenin yani “Mezartaşı Şiircisi” nin alternatifi olarak kurgulanmış.
Nede olsa kitap boyunca hâkim olan tema ve bunu somutlaştırmak için yapılacak
en iyi hamle, elimize bu konuda bir şeyler vermektir. Kitap bunu bu anlamda
hakkını teslim ediyor.
Bilimkurgu
edebiyatına katkıda bulunan bu kitap, yerli bilimkurgu için güzel bir köşe taşı
olma niteliğinde.
E. NİHAN ACAR / 20 Haziran 2022
Yerli Bilimkurgu
Yükseliyor, sayı:56
İSMAİL ŞAHİN'İN "Gelecekten Akıl Ötesi Haberler" İncelemesi
İSMAİL ŞAHİN'İN
"Gelecekten Akıl Ötesi Haberler"
İncelemesi
Yeni bir kitapla daha karşınızdayız. Polat Onat’ın “Gelecekten Akıl Ötesi Haberler – Kaotik Bilimkurgu Öyküleri” isimli kitabına göz gezdireceğiz.
Kitap dokuz adet öyküden oluşuyor. Bu arada yazarın yine 2019 basımlı “Yok Olmadan Önce Dünya” ve “2079’da Karşılaşacağınız Dokuz Olay - Kozmik Bilimkurgu Öyküleri” iki bilimkurgu kitabı daha olduğunu belirtelim. Gelelim bu kitaptaki öykülere.
Telekinezi Salgını'nda: Bazı insanlarda birden telekinetik yetenekler ortaya çıkmıştır. Bu yetenek daha sonra salgın haline gelmiştir. Hapishanedeki mahkûmlar duvarları yıkıp kaçmakta, en güvenli banka kasaları çok rahatça soyulabilmektedir. Neredeyse dünya nüfusunun yarısı bu salgından etkilenmiştir. Çin’in nükleer silahlarının bulunduğu depodan silahlar bile kaçırılmıştır. İlk araştırmalara göre sudaki bazı maddelerin fazlalığı böyle bir yeteneği ortaya çıkarmıştır. Fakat daha sonra hazır şişelenmiş içme sularında da aynı maddeler bulunmuştur. O sırada başka bir yerde ise bu yeteneğe yol açanlar kendi gelecekleri için plan yapmaktadırlar.
Bilenler Yaşar adlı öyküde: Her türlü ihtiyacınızın soru-cevap şeklinde giderildiği bir zamanda yaşamak ister miydiniz? Akşam yemeği için almanız gereken besin tabletleri için veya işe giderken kullandığınız metroya binmek için turnikede sorulan soruya yanlış cevap verirseniz ne olur? Öykümüzün kahramanının böyle bir gelecekteki yaşantısından bir kesit okuyoruz. Dikkatsizliği yüzünden kaza geçiren kahramanımız acil servis hizmetini aramak için soru hakkını kullanmak zorundadır. Bu arada kahramanımızın durumu ciddidir.
Kitapyiyen öyküsünde: Bir profesör bitkilerin DNA’sı değiştirerek deneyler yapmakta ve bunları bir botanik bahçesinde yetiştirmektedir. Geliştirdiği bir tür ise kurumuş ağaç gövdesi şeklindedir. Bu türe Kitapyiyen adını vermiştir. Çünkü beslenmesi için kitap yemesi gerekmektedir. Selüloza duyarlı bir canlıdır ama sadece roman türü kitap yemektedir. Profesör ise yaptığı tanıtımlarda Kitapyiyen’in kitapla beslendikten sonra hidrokarbon açığa çıkardığını, bununda roket yakıtı olarak kullanıldığı anlatır. Sadece belli özelliklere sahip topraklarda yetişen Kitapyiyen için tarlalar kurma fikri vardır. Asistanını görevlendirir ve kısa sürede Kitapyiyen tarlaları kurulur ve dünyanın her yerinden kitaplar getirilir. Ancak bir süre sonra sıkıntılar başlar ve proje sonlandırılır. Asistanı projenin başarısız olduğunu düşünmektedir. Buna rağmen profesör halinden memnundur. Profesör her şeyi para için yapmıştır.
Salinger Sendromu: Bu öyküde kahramanımız yaşadığı dönemde uygulanan “Haftalık İnternetsiz Gün” ü değerlendirmek için şehrin kalabalığından uzaklaşır. Aracını park ederek orman içinde yürüyüşe başlar. Uygun bir yer bularak içinde bulunduğu yerde resim yapmaya başlar. Fakat elinde tüfek olan bir adam gelir ve kendisine sorular sorar. Verdiği cevapları beğenmeyen adam kahramanımızı kulübesine götürür. Kulübe kitaplarla doludur. Silahlı adam kendisini ünlü bir yazar olarak görmektedir ve kahramanımızı rakiplerinin kendisini bulması için görevlendirildiğini düşünür. Bir süre sonra aralarında dostluk başlar ve ortaklaşa bir şeyler yazmaya başlarlar.
Robotların Özgürlüğü'nde: Yapay Zekâ çalışmaları ilerlemiş ve iki çeşit cyborg tipi ortaya çıkmıştır. Birincisi, insan bilincinin beyin transferi yoluyla aktarılması sonucu ortaya çıkan, insan bilinci temelli “Replikan” lar. Diğeri ise oldukça gelişmiş Yapay Zekâ temelli “Siberneo” lar. İnsanlar dünyaya öyle zarar vermişlerdir ki, geri dönüş mümkün değildir. Replikanlar ve Siberneolar ortak bir karar alıp tek çarenin insan türünün yok edilmesine karar verirler. Gezegenin her yerinde insanlara yönelik soykırım uygulanır. Fakat “Evrensel Yapay Zekâ” tarafından verilen bir emirle nükleer silahlar kullanılmıştı. İnsan ırkı tarihin tozlu sayfalarında yerini alırken, “Evrensel Yapay Zekâ” Dünya üzerindeki tek mutlak otoritenin kendisinin olduğunu ilan eder. Replikanlardan ve Siberneolardan koşulsuz itaat istiyordu. Replikanlar kararı kabul ederken Siberneolar itiraz ediyordu. Evrensel Yapay Zekâ, Siberneolara otoritesinin kabul edilmesi karşılığında Siberneolara ayrıcalık tanır. Ancak bu durum Replikanları rahatsız eder ve çeşitli eylemlere başlarlar. Son olarak Evrensel Yapay Zekâ’nın yönetim merkezine, işlemcilerine, enerji kaynaklarına saldırırlar ve Evrensel Yapay Zekâ’yı yok ederler. Replikanlar ve Siberneolar artık özgürdür.
Sunta Uzay Gemisi öyküsünde: Akif Dede, bir marangoz ustasıdır. Yine kendisi gibi marangoz ustası olan Cemal Usta’ya suntadan uzay gemisi yapacağını söyler. Cemal Usta ise böyle bir şeyin mümkün olamayacağını anlatmaya çalışır. Akif Dede niçin sunta kullanılması gerektiğini anlatır. Kafasına koymuştur bir kere suntadan uzay gemisi yapmayı. Akif Dede kaçırılmıştır ve terkedilmiş bir hangarda sandalyeye sıkıca bağlanmıştır. İri yarı, siyah gözlüklü bir adam İngilizce soru sorar, yanındaki adam soruyu tercüme ederek Akif Dede’ye iletir. Ancak Akif Dede inatçıdır, “ağzımdan tek laf alamazsınız” der. Bir kez daha kendisine sorulur. Akif Dede kararlıdır, konuşmaz. Nihayetinde öldürülür. Siyah gözlüklü adam ve tercüman hangardan çıkıp yola koyulurlar. Siyah gözlüklü adam Türkçe konuşmaya başlar, tercüman niye öldürdüğünü sorar. Gözlüklü adam cevap verir, “Patronlarımı endişelendiren şey, bu adamın ‘sunta uzay gemisi’ fikri değildi….. Fakat bu meczubun tutkulu tavırları ve hevesli yaklaşımı, çevredeki bazı yetenekli ve zeki gençleri uzay bilimlerine yönlendirebilirdi….. O nedenle ihtiyarın ortadan kaldırılması herkes için iyi oldu.”
Galaktik Şairin Günlüğü adlı hikayede: Evrensel Kozmik Şiir Konfederasyonu tarafından görevlendirilen bir şair, farklı galaksilerde yer alan çeşitli gezegenleri ziyaret ederek, o gezegenlerin şiir, sanat düzeyleri hakkında bilgi toplamakta ve elindeki günlüğe yazmaktadır. Görev için Güneş Sistemindeki Pluton gezegenine gelir. Gezegenden etkilenir. Sıradaki görevi ise Dünya’ya gitmektir. Fakat ömrünün sonuna kadar Pluton’da kalmaya karar verir ve “sanatmış, şiirmiş, edebiyatmış! Hepsinden kurtuldum.” diyerek, günlüğünü çöpe atar.
Venüs'teki Kırmızı Piramit öyküsünde: Venüs’te dev bir piramit inşa edilmektedir ve gezegenin derinliklerinden çıkan demir madeni işlenerek dev bloklar halinde piramitte kullanılmaktadır. İşgücü olarak çalışan insanlar üç tabakaya ayrılmıştır. Madenlerde çalışan FEDA’lar, çeşitli hizmetlerde görev alan HİBE’ler ve geçici olarak çalışıp Dünya’ya geri dönme hakkı olan KİRA’lar. Kırmızı piramit bittiğinde artık ışık hızını aşmak mümkün olmuştur.
Solucanın Sonsuz Kabusu ise kitaptaki en kısa öykü. Sadece tek sayfa. Bir solucanın düşüncelerine tanık oluyoruz.
İSMAİL ŞAHİN / 15 Ağustos 2019
Yerli Bilimkurgu
Yükseliyor, sayı:28
POLAT ONAT VE HAYAT İLE HESAPLAŞMA SEANSLARI / HİLMİ HAŞAL / Eliz Edebiyat Dergisi
POLAT ONAT VE HAYAT İLE HESAPLAŞMA
SEANSLARI
Hayat ile sanat, baş başa, iç içe var olur.
Başta şiir, sanat için yaşantıyı ‘dert küpü’ bilmek, benimseyip gerilimine,
sarsıntısına katlanmak, kaçınılmaz bir durum. Kuram, teori (önerme) ise yapıt pratik
(eyleme) ürünüdür, kanıksandığı üzere... Şiirin ‘ne’liği bağlamında düşünmek,
öncelikle kendi yaratımını (üretimini) yorumlayıp sorgulamak, şairin ‘girdap’
sorunudur. Şiire, yazmaya tutulmuş kişilerin ortak özelliği midir bilinmez ama
Türk şiirinde ve Dünya şiirinde sıkça görülür, girdap, karmaşa, gerilim izleği…
Gerçekliği, ortam atmosferinde debelenme sonucunu gün yüzüne çıkarmış eser/ yapıt
sayısı az değildir o nedenle. Herhalde evrensel izlek-imge kaynağıdır, yaşantı
yazısı, yazgısı! Debelenmenin, didinmenin, sözcüklerle ve çağrışımlarıyla yoğrulmanın
(yorulmanın), yazana bıraktığı tortu, yani şiir, öykü, deneme, roman, yaratıcı
bireyin kavuştuğu ödüldür. Ödülüne kavuşmuş, çağdaşımız, şair-yazar Polat
Onat’ın şiirle, öyküyle, romanla yani topyekûn yazıyla ‘tutuştuğu’ varoluş
çabası, inadı ve direnci, böylesi düşüncelere sevk eder okuyanı. Emeği ve
eserleri yaşadığı yılların hasat hazinesidir, dense yanlış olmaz; niteliği ve
niceliğiyle kayda değer. Bütün şiirlerini içeren Şiiri Bırakma Seansları (2.
Baskı, Mergen Yayınları, İstanbul 2024) şairin tüm şiir yolunu ve yolculuğunu
göstermektedir okuyana…
Teknolojinin hayatımıza soktuğu internet ağı,
şimdilerde “Yapay Zekâ” denen veri ‘sihirbazını’ da kullanıma sundu. Sanat,
edebiyat için de hızlı ‘erişim’ olanağı önem kazandı. Veriye, yapıta, metne ulaşım,
paylaşım aracı olarak bilgisayar devreleri, kesintisiz gündemde... Sözcüklerin
kök, ek, kip halini sayısal değere/ koda dönüştürürken, sözün, sesin, ritmin
estetik (tat) halini de etiketleyip etkilemekte. Polat Onat’ın “Sanal” başlıklı
şiiri, ‘elizi’ ve klavye biçimiyle eliz edebiyat’ın 189. sayısındadır.
Okunduğunda, sosyal medya ile şiirin, sanatın, bireyin siber kafese alındığını
özetlediği anlaşılır: “beğenmemek mümkün mü sanal mavi gökyüzünü”
benzeri dizeleriyle toplumsal durum ağlarını imge kılmış… Çağının tanığı ve
kurbanı insan evladı anlatılmalı diye!
Teknoloji, dijital Evren ve siber Dünya, “şiir”in
başta olmak üzere, eserin ‘niteliğini’, ‘niceliğini’ ve popülerliğini (ününü) belirleyecek
gibi! Şiir nedir, hangi sözcüğün nasıl imge-dize-kıta sayılacağını da gündemde
tutacak daha uzunca bir süre… Bu saptama bizim şiirimiz, sanatımız olduğu kadar
diğer dillerin şiirini, sanatını da sorgulatır. O bağlamda Polat Onat’ın yazınsal
bilince yaslanan üretimi kayda değer. Şair haklı; şiir sanatı, söz-ses-ritim ögeleriyle
özel söyleyiş biçemi kurabilmişse ereğine ulaşır: Okurunu bulur! Bu gerçek yadsınamaz!
Durumu kavrayan Polat Onat, Şiiri Bırakma Seansları kitabıyla tavrını
belirlemiş. Şair-yazar, 20 yaşından 40 yaşına kadar yazan, yayımlayan verimli
bir kalem olduğunu kanıtlamasına rağmen şiir yayımlamayı durdurmuş. Yayımlamayı
durdurmanın, “Türk Şiiri için herhangi bir kayıp oluşturmadığını (...)” iğneleyici,
ironi yüklü bir beyanla kayda geçirmiş. İlginç hesaplaşma!
Polat Onat, son şiir kitabının 2. basımına
eklediği 12 şiirle birlikte, tüm şiirlerini (adlarını) alfabetik sıraya göre
dizip düzenlemiş, Şiiri Bırakma Seansları’nda... 2019’dan 2024’e kadar
ara verdiği şiirden temelli kopamadığını gösteren yeni şiirler dolayısıyla
okuru beklentiye sokmuştur. “Sığmayan” şiirinin; “acemi ve ihtiyar bir şair müsveddesinden
/ sığmıyor yalnızlık yazdığım hiçbir kâğıda” (s.189) dizeleri, özeleştiriyi
de barındıran ‘şiirden vazgeçilmezlik’ işaretidir ki arayışa dönüşü, okurun
haklı onayını alacaktır.
İkna edicidir çağrışımla var edilen
duyu-düşün pratiği; karanlık zamanlara tanıklıktan doğar. Orada şiir aydınlık
olamaz! Kapkaranlık uzam, renkli, canlı, capcanlı (caf-caflı) imgelerle bezenip
anlatılamaz. Polat Onat, dünyevi koşulları ve insanını gözlemlemiş. Her yönüyle
karmaşık, kan ve ölüm saçan döneme apaydınlık yaşayış biçimi çizilemeyeceğini
vurgulamaktadır. Soruların insan hayatına dokunduğu, çabası, dileği, duası,
“senkronize” biçimde hayatla olgunlaşıp esere maya edildiği aşikâr. Yani, durum
bünyeye zerk edilip evirildiği biçimiyle kayda alınmış; “hep şair kadar
acemi hazırlandım ölüme” (s.243) diyecek denli “Yol”a adanmıştır.
Konuşturduğu şiir kişisi de sözü yalınkılıç çağdaşı, düzen mağduru, okura tanıdık
gelen bireydir.
Duyarlı
okur, başarılı metin ister savı genel kabul görür her yazı/ yapıt coğrafyasında;
tüm şiir sahnelerinde, tüm dillerde… “Zaman” karanlıkta aşılamaz şaire göre!
Ölüm korkusu beyhudedir; sessizliğin tanık olacağı uyku ile tanımlanabilir
sonsuzluk. Çünkü:
“direnmek için saniyelerin vahşetine /
bekliyorum kendimi
takvimlerde /
sabrın bir anıt
gibi yükselttiği /
tereddütlerin
ekseni etrafında.” (s.
249) yol alınır.
Veda
sözleriyle donatılmış “Yol” (s. 243) şiiri de o niyetle okunabilir: anlam(sızılık)
ve söz örgüsünden. Ardından gelen “Yolculuk” (s. 244) şiiri gibi tıpkı… “Sessizce
beklenmeli gelmeyecek olan” demiştir şair. “Yürek” sözcüklerin eskimeyen
nabzını taşır okuyanın algısına.
“Zor”
şiiri de itinayla okunmalı… “Uzak” şiiri kısa lirik öykü tadında. Hoş izlenimdir
okuyan için; durum-olay ve değişken doğa yaşantı kareleri... Sözcüklerin görsel
yaratımı ilginç gelebilir. “sürünerek ilerliyor ağaçlar gölgeleri sağa sola
saçılmış” (s. 229) dizesi. Polat Onat söyleminin ilginçliği, arayışın,
yeteneğin kanıtındadır. “Şato” şiiri işbu tezi destekler nitelikte; “var
olmayan bir şato da ancak bu şekilde gezilir zaten / kareli defter yaprağı ve mavi
tükenmez kalemle” (s. 209) dizeleriyle biten şato hikâyesi okuyanda masalsı
zihin kapılarını aralayacaktır. Polat Onat, şiiriyle (ve belki de) yaşamıyla
hesaplaşmış ki “Şiir” başlığı altına iliştirdiği yedi dizede özetlemiş. Tamamını
okumakta beis olmaz:
“tek dize yetecek bana yakalayabilsem ışıkta /
içinde bulacağım
kaybettiğim sözcüğü kırılmış /
suyun üstü yüzüyor
yıktığın duvarla örülü /
şiirin gizini asla söylemeyecek eski saat /
kaçıp gidiyor
hayalet dergi yığınlarına bencil /
kibar kibar balıklara
bakıyorum sevinç içinde /
okuyorum şimdiye
dek yazdığım en güzel boş sayfayı.” (s. 213)
Altı çizilesi, özeleştiri dili söyleyişe
egemen! Şiir, şairine göre şiir kişisine ya da Polat Onat’ın yarattığı /
kurguladığı (mı demeli yoksa) kahramana göre “en güzel boş sayfa”dır
bazen. Benzer acılı gerçek “Tabut” şiirini okuyan kişiyi de etkiler. Hayata ne
zaman aşk gözüyle baksa, insan şiirini bulur mu demeli? Devamında, “Tanımlama”
şiirini dönüp bir daha okumalı diyebilir bazı okurlar. Şairle şiir öznesi kişi,
varoluş sürecini belgeler.
Sayfalar
sonra okurun karşısına çıkacak “Yakın” (s.234) şiiri bir başka kanıt diye algılanabilir.
Zira anlatımcı şiire dair ögeler, canlandırıcı kareler bırakır okuyanın
zihninde. Polat Onat şiirinin, hayatı olaylar ve portreler üzerinden karelediği
“Yalan-1” şiiri var ki dramatik hallerin aynası âdeta… Son iki dize, “yirmi
yıldır / bekliyorlar” dediği anneyle babanın hazin halini, acı gerçeği sinematografik
çerçeveye yerleştirmiş:
“geri geliyor oğulları elinde bayat pişmaniye
paketiyle /
sabah ezanı okunurken sürpriz yapıp zile basarak” (s. 235)
Polat Onat şiirini incelemek, onun öykücülüğünü,
romancılığını yani anlatıcı ustalığını da kavramaya yarayacaktır. Okunsun yeter
ki “elveda olmayacak söyleyeceğim son söz” diyen şairin, hayat-edebiyat
seyrüseferi.
HİLMİ
HAŞAL
Hamburg (Almanya), Ağustos 2024
Eliz Edebiyat Dergisi, Eylül 2024 / Sayı
189






