"NASRETTİN HOCA FIKRALARININ ARDINDAN NELER YAŞANDI?" @polat.onat 'ın kaleminden... @kentkardes kalitesiyle... Neşeyle ve tebessümle okunacak bir kitap... ☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆ Nasrettin Hoca fıkraları harika bir içeriği bünyesinde taşıyor. Bu nedenle de halk arasında asırlardır anlatılıyor. Yüzlerce defa kitapları çıkıyor. Karikatürlere, resimlere, çizgi filmlere, belgesellere konu oluyor. Ne kadar da bereketli bir kültür kaynağı. Ben bu kitabı yazarken şöyle bir fikirden yola çıktım: "Meşhur Nasrettin Hoca fıkralarının hemen ardından acaba hangi olaylar yaşanmıştır?" Bu çalışmamda Nasrettin Hoca fıkralarında anlatılan olayların sonundaki komik kısım geçtikten sonra neler olduğuyla ilgili muhtemel senaryolar uydurdum. En az sekiz defa gülme garantili bir okuma serüveni vaat ediyorum sizlere. #polatonat #polatonatkitaplari #polatonatokurları #kentkardeş #nasrettinhoca #nasrettinhocafıkraları #nasrettinhocafıkralarınınardındanneleryaşandı #çocukkitabıönerisi #yenikitap #kitaptavsiyesi #çocukkitapları #kitapkurdu #okuma #bookstagramturkey #komedikitapları #çocuklarakitap #okudumbitti #okumak #eğlencelikitaplar #evdekalkitapoku #nasrettin #nasreddinhoca #nasreddinhocafıkraları #instabooks #komikkitaplar
4 Şubat 2026 Çarşamba
Nasrettin Hoca Matbaada (Video)
"NASRETTİN HOCA FIKRALARININ ARDINDAN NELER YAŞANDI?" @polat.onat 'ın kaleminden... @kentkardes kalitesiyle... Neşeyle ve tebessümle okunacak bir kitap... ☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆ Nasrettin Hoca fıkraları harika bir içeriği bünyesinde taşıyor. Bu nedenle de halk arasında asırlardır anlatılıyor. Yüzlerce defa kitapları çıkıyor. Karikatürlere, resimlere, çizgi filmlere, belgesellere konu oluyor. Ne kadar da bereketli bir kültür kaynağı. Ben bu kitabı yazarken şöyle bir fikirden yola çıktım: "Meşhur Nasrettin Hoca fıkralarının hemen ardından acaba hangi olaylar yaşanmıştır?" Bu çalışmamda Nasrettin Hoca fıkralarında anlatılan olayların sonundaki komik kısım geçtikten sonra neler olduğuyla ilgili muhtemel senaryolar uydurdum. En az sekiz defa gülme garantili bir okuma serüveni vaat ediyorum sizlere. #polatonat #polatonatkitaplari #polatonatokurları #kentkardeş #nasrettinhoca #nasrettinhocafıkraları #nasrettinhocafıkralarınınardındanneleryaşandı #çocukkitabıönerisi #yenikitap #kitaptavsiyesi #çocukkitapları #kitapkurdu #okuma #bookstagramturkey #komedikitapları #çocuklarakitap #okudumbitti #okumak #eğlencelikitaplar #evdekalkitapoku #nasrettin #nasreddinhoca #nasreddinhocafıkraları #instabooks #komikkitaplar
31 Ocak 2026 Cumartesi
Edebiyat ve Salgın: "Koronavirüs Karantina Günlükleri" / Mustafa Atalay (Kitaphaber)
Koronavirüs
salgını sadece sağlık boyutuyla ele alınarak gündeme gelmesi yanında, edebiyat
alanında da şimdiden kendine geniş bir yer edinmeye başladı. Salgın eserleri
özellikle son kırk elli yıllık dilimde ülkemiz yazarlarının gündeminde yer
almazken, dünya edebiyatında ise salgın eserlerinin başlangıç evresini Gılgamış
Destanı’na kadar götürebiliriz.
Albert
Camus Veba eseriyle, belki de yüzyıllar süren ve Avrupa’yı nüfus olarak tüketen
bir salgını, insanın varoluşsal sancısının zemininde yükseltirken; Defoe salgın
zamanlarında yaşananlarla ilgili hem bir rehber olacak hem de tarihi bir
perspektif ekseninden yaşananlara odaklanacak bir eser ortaya koymaktaydı.
Bilim-Kurgu ekseninde baktığımızda kısmen Karel Capek Beyaz Veba ve Jack London
Kızıl ile çok önemli eserler ortaya koymuşlardı. Bu noktada bıraktıkları
çıtaya, son zamanlarda oluşturulan eserlerin pek de ulaşabildiği
görünmemektedir.
Ülkemizde
özellikle Osmanlı Döneminin son evre edebiyatında öykü ve romanlarda ana konu
olarak salgın üzerinde durulmamıştır. Öyküler genelde hastalığı yaşayan birey
ve toplumun sadece belli bir bölümüne odaklanırken, salgını daha geniş bir
şekilde ele alma metodu olan roman yok denecek kadar azdır. Öykülerde yan konu
olarak bazı hastalık türlerine yer verildiğini görmekteyiz. Bunlardan en çok
kullanılan “verem rahatsızlığı”, romantizm ile irtibatı kurularak Tanzimat
Dönemi Osmanlı eserlerinin en önemli ögesi haline dönüştürülmüştür. Buna
müteakip Reşat Nuri’nin “Salgın” hikâyesi, tam da günümüz covid-19 pandemisini
çağrıştıran, bir köyde görülen salgını konu edinir. Bu tip öykülerde hastalık
ana bir tema olarak kullanılmaz, daha çok esas meseleyi pekiştirici ve ona yan
konu olarak ele alınmaktadır.
Bilim-Kurgu
türlerinin her alanda olduğu gibi edebiyat alanında da sonsuz bir düşünsel
zeminde ilerlediğini düşündüğümüzde, salgın ve pandemi konusunda da bilim-kurgu
öyküleri oluşturmanın oldukça önemli olduğu görülmektedir. Kurgusunu yaptığınız
bir eserin, belki de karşılaşabileceğiniz yarının bir cüzü olmayacağını kim
iddia edebilir?
Koronavirüs
Günlükleri
Kitabın
ismine bakınca Koronavirüs günlükleri noktasında bir yazarın pandemi
şartlarında kendi çevresinde olan biteni okumayı düşünürken, kitabın kapağını
açtığınızda farklı bir iklimle karşılaşıyorsunuz. Öykülerden biri günlük
tarzında ele alınmasına rağmen esere sırf o öykü için bu ismi vermenin çok da
anlamlı olmadığını düşünüyorum. Alt başlık olarak “aktüel-bilim kurgu öyküleri”
yer almaktadır. Pandemi içerikli kitaplara bir yenisini eklerken, aynı zamanda
geleceğe/tarihe bir not düştüğümüzü de unutmamamız gerekmektedir. Bu yüzden bu
tür eserleri oluştururken, eski pandemi eserleriyle kıyaslandığında alelade
oluşturulmuş izlenimini hissetmek okur nezdinde büyük bir olumsuz izlem
olmaktadır.
Eser iki
bölümden müteşekkildir. Birinci bölümde daha çok Koronavirüs pandemisi
ekseninde oluşturulmuş öyküler yer alırken, ikinci bölüm pandemi şartlarından
bağımsız olarak yazarın gelecek öngörüsü ekseninde şekillendirdiği bilim-kurgu
öykülerinden oluşmaktadır.
Yazar
ilk bölümde genellikle sade bir dil ve temel meseleyi esas alan eğlenceli bir
anlatım biçimi tercih ederken, ikinci bölümün bir kısmında anlatım biçimi
noktasında durağan ve dil olarak karmaşık yeni üslup biçimleri denemektedir.
Özellikle
eserin ilk bölümü empati yapmamızı kolaylaştıran, pandemiyle karşılaşan insanın
haleti ruhiyesine bizi götürürken aynı zamanda da düşündürmeyi de ihmal
etmiyor. İlk vaka, ilk beklenti, ilk adım, ilk tedirginlik… İlk olmanın o kadar
fazla olumsuzluk barındırdığı bir denklemde ilk olmanın zorluklarını öyküler
üzerinden okuyuculara sunmaya çalışıyor yazar.
İkinci
bölümde tek dikkat çekici öykü “Ölmeyenler Salgını Sendromu” olarak
görünmektedir. Bu öyküde salgın ve bilim-kurgu tam yerinde kullanılırken,
karantina günlükleri başlığına da uygun bir öykü olarak göze çarpmaktadır.
Kitap ve
Pandemi
Bilim-Kurgu
öyküleri alt başlığı ile oluşturulan eserde fantastik detaylarla süslenmiş
gerçeklerle karşılaşabilmekteyiz. İlk iki öykünün birinde hastalığın ne
olduğunun çok bilinmediği bir ortamda pozitif çıkan kahramanın hastaneden
kaçışı ve kendisini görmezden gelen toplumu bir şekilde kendisi gibi yapma
fikri ön planda tutulmuştur. Burada öykü kahramanının toplumdan dışlanma
hissiyatı içinde olması ve bunu bastırmak için ince planlar yaparak hastalığı
yayma süreci aktarılır. Burada esas mesele salgın olmaktan çok, varlığını bir
türlü çevresine kabullendiremeyen hastalıklı kişidir.
İkinci
öykü ise hastalığın çıkış öyküsü diyebileceğimiz, bir restoranda çalışan
aşçının yaptığı özel yarasa çorbasının gün sonunda sadece aşçı tarafından
yenmesi ve hastalığın bu şekilde çıkması üzerine hastanede tuttuğu günlüklerden
oluşmaktadır. Bu bölümde hastalığın insan vücudundaki seyrini de
görebileceğimiz bir kurgunun hâkim olduğunu görmekteyiz. Günlüklerin sonunda
uzaylı ve UFO muhabbetinin bağlam ile pek ilgisinin olmadığını görmekteyiz.
Fakat uzaylıların dilinden, insan nüfusunun artması, çevrenin tahrip edilmesi
ve insanların bunu görmezden geldikleri ile ilgili söylemlerin içinde
bulunduğumuz durum ile ilgisinin oldukça fazla olduğunu da hakkını vererek
ifade etmeliyiz.
İkinci
bölümün üçüncü öyküsü olan “Ölemeyenler Salgını Sendromu” adlı öyküde, İzmir
Şehir Hastanesi’nde yoğun bakımda yatan hastaların son günlerde ölmemesi
üzerine, bu işte bir terslik olduğunun düşünülmesi ve bunun bir salgın halinde
yayılması ele alınıyor. Burada “salgın” terimi sadece yaşanan durumun bir
bölgede görünmesi ve yayılması anlamında kullanılmıştır. Bu durumun aynı
zamanda bir “sendrom” olarak tanımı ise mizahi bir yaklaşımla, hastalıklarla
ilgili her farklı durumu bir “sendrom” olarak ifade etmek zorunda olmamıza bir
atıf olarak aktarılıyor. Her yanıyla böyle bir öykünün kitabın içeriğiyle
uyumu, güncel ile bağlantısı ve geleceğe dönük kurgusuyla oldukça başarılı
olduğunu söyleyebiliriz.
Sonuç
Eser,
özellikle üç öyküsünde ele alınan konular, salgın-sağlık bağlamı ve kurgusuyla
okunmaya değer öyküler bulundurmaktadır. Buna rağmen daha fazla çalışarak,
bağlamından koparmadan ve biraz daha titizlikle daha iyi bir eser ortaya
çıkabilirdi. Koronavirüs pandemisini bu bağlamda ele alan eserler arttıkça
geleceğin sağlık kurgusu, dijital dünyada biyolojik varlık ve insanlığa sunulan
yeni projeler konularında bilim-kurgu eserlerinin bağlantısı daha da
fazlalaşacaktır.
İçinde
bulunduğumuz zamanları anlamak yanında, geleceğe de anlatmak üzerine kurulu her
eser, biraz daha titizlikle ve meselenin sadece bugün ekseninde ele
alınmayacağını hatırda tutarak oluşturulmalıdır. Bu nedenle giriş olarak eser
iyi görünse de, yeni baskıda tekrardan gözden geçirilmesinin eseri daha güçlü
kılacağını görmekteyiz.
Koronavirüs
Karantina Günlükleri
Polat Onat
Kent Kitap
142 Sayfa
Mustafa Atalay -
13.09.2021
http://www.kitaphaber.com.tr/bilim-kurgu-ekseninde-pandemi-k4146.html
24 Ocak 2026 Cumartesi
Merkezin Taşraya Bakışı, Taşranın Merkeze Mesafesi / M. Sedat Sert (Şiraze Dergisi - Sayı 33)
M. Sedat Sert'in kaleme aldığı, Polat Onat'ın "Taşra Mektubu Olayı" kitabını değerlendirdiği, "Merkezin Taşraya Bakışı, Taşranın Merkeze Mesafesi" yazısı, Şiraze Dergisinin 33. sayısında, Ocak 2026'ya yayınladı.
Merkezin Taşraya
Bakışı
Taşranın Merkeze
Mesafesi
Yeni sayımızın dosyası taşra üzerine
olunca öncelikle kendi hayat serencamımı düşündüm, ömrümün bu vakte kadarki
kısmının -şu an taşra addedilse bile- eski/yeni payitahtlarda geçtiğini fark
ettim: Doğduğum şehir Kastamonu, Candaroğulları Beyliği’nin başkenti;
üniversiteyi okuduğum ve birkaç yıl çalıştığım şehir Ankara, Türkiye’nin
başkenti; yine üç yıla yakın çalıştığım Saraybosna, Bosna Hersek’in başkenti ve
şu an rızkımı temin ettiğim şehir Bursa, Osmanlı Devleti’nin ilk başkenti... Bu
şehirler kendine has tarihi, geleneği, kültürü olan yerler.
Kastamonu küçük yerdir. Evden çarşıya
gidene kadar yol boyunca selamlaşacağınız birçok kişiye denk gelirsiniz.
1990’lı yıllar ve 2000’lerin başı itibariyle şehrin imkânları mahduttu. Ama bu
mahdutluk bir mahrumiyet anlamına da gelmiyordu. Zira kanaat ekonomisi o yıllar
için geçerliydi ve eldekiyle idare etmek de bugünkü nesil için anlaşılması zor
bir meziyetti. Bir şeyin bol olması, ondan bıkmak veya o şeyi israf etmek demek
değildir. Bugün gelinen noktada ise doyumsuz ve hep daha fazlasını isteyen bir
ruh hâli esir aldı insanları...
Ankara, taşra mıdır yoksa merkez midir,
tartışmasına girmeden Ankara’nın hayatımdaki önemine kısaca değineyim: Bir
derdim, mefkûrem, gayem varsa bu Ankara’nın sunduğu imkânlar çerçevesinde oldu.
Üniversite yıllarımda ve çalışma hayatımda vaktimi doğru yerlerde ve doğru
kişilerle geçirmeye gayret ettim. Bu da sonraki yıllar için iyi bir zemin
teşkil etti. Ancak bugün benim için Ankara yaşanması zor bir şehir. Yeşilin
gölgesinde, mavinin serinliğinde çalışıp dinlenmek varken altta asfalt,
yukarıda gri gök, dört yanda beton cazip değil artık.
Şimdi merkezin taşraya bakışını, taşranın
merkeze mesafesini iki açıdan ele alabiliriz. Merkezin durumunu bir olay ve
kitap üzerinden, taşranın durumunu ise müşahede ve tecrübelerden hareketle
irdelemeye çalışacağız.
Merkezin
Taşraya Bakışı
Girişte de bahsettiğim üzere dosya için
taşra-merkez üzerine araştırma yaparken Polat Onat ismi dikkatimi çekti.
Fazlaca kişinin haberdar olmadığını düşündüğüm, bu sebeple de merkezin taşraya
bakışını çok iyi temsil eden bu hadiseyi, Polat Onat’ın Taşra Mektubu Olayı adlı
kitabından alıntılarla aktarırsam muradım daha sarih bir şekilde
anlaşılacaktır.
“2013 yılında Mesut Varlık, Polat
Onat’ı, İstanbul’da Kadir Has Üniversitesinde yapılacak ‘Taşra ve Edebiyat
Sempozyumu’na davet etmişti. Yazarın kaleme aldığı ‘İntihar Etmiş Bir Taşra
Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü’ romanı vesilesiyle söyleyeceği sözler
olabileceğini ve sempozyumda konuşmacı olarak yer almasını rica etmişti.
Polat Onat, bu daveti kabul etmedi. Ret
gerekçelerini de Mesut Varlık’a hitaben yazdığı ‘Taşra Mektubu’nda sıraladı.
Mesut Bey, bu mektubu dergide [Varlık] ve sempozyum kitabında [Edebiyatın
Taşradan Manifestosu] yayımlamak için Polat Onat’tan izin aldı.
(...)
Söz konusu mektup Nuri Bilge Ceylan’ın,
Mayıs 2018’de gösterime giren ‘Ahlat Ağacı’ filminde, yazardan izinsiz olarak
kullanılmıştır.
(...)
İki karakter [yazar adayı Sinan ile
yazar Süleyman], yürüyüşleri esnasında beş dakikayı aşkın bir süre boyunca
‘Taşra ve Edebiyat Sempozyumuna katılmak istemeyen bir yazarın mektubu’
hakkında konuşuyorlar. Sinan, ‘Su Katılmamış Taşralı’ başlıklı mektupta
yazılanları hararetle savunuyor. Yazar Süleyman ise karşıt görüşlerini öne
sürüyor ve tartışıyorlar.” (Taşra Mektubu Olayı, s. 11)
Filmi izleyenler kitapçıda başlayıp
köprünün üstünde devam eden tartışmayı hatırlayacaklardır. Bu sahnede
tartışılan mektupta ne vardı? Kendi taşrasında mutlu olan, etrafta görünür
olmak istemeyen, prensip kararları doğrultusunda yaşayan bir yazarın kendince
haklı ve mantıklı gerekçelerle sempozyuma katılamayacağını üç maddede
sıralamasından ibaret olan mektup, Nuri Bilge Ceylan’ın da dikkatini çekmiş
olmalı ki filminde kullanma gereği hissetmiş. Filmin jeneriğinin “Alıntılar ve
Edebî Kaynaklar” kısmında Polat Onat’ın isminin geçmesine rağmen mektubun
sahibi olan yazardan izin alınıp yazara telif ödenmediği için hâliyle Polat
Onat da hukuki hakkını kullanmış ve 2018 yılında dava açmış. Yazar, davanın
neticesini ve gerekçesini yine özlü bir şekilde ifade etmiş:
“Davayı kazandım. İlgili mahkeme,
şahsıma hem maddi hem de manevi tazminat ödenmesine hükmetti ve gerekçeli
kararını açıkladı. Hukuk mücadelemin eninde sonunda başarıyla neticelenmesinden
sevinç duyuyorum. Ama buruk bir sevinç... Nedeniyse şu:
Gönül isterdi ki bu somut telif hakkı
ihlali sorunu, dava sürecine gerek kalmadan, karşılıklı iyi niyetle,
hakkaniyetli bir şekilde çözülebilseydi. Çünkü ‘Taşralı genç bir yazarın
yaşadığı sıkıntı ve çıkışsızlıkları’ anlatan önemli bir filmde, ‘Taşralı bir
yazarın eserini izinsiz kullanarak hak ihlali yapıldığının’ mahkeme kararıyla
ispatlanması, acı bir çelişkiyi ve dahası tuhaf bir ironiyi barındırıyor.
Mahkemenin vermiş olduğu bu adil karar,
ünlü metropol yazarlarının eserlerini kullanırken telif hususunda gösterilen
titizlik ve hassasiyetin, ünsüz taşra yazarları için de aynen geçerli olması
gerektiğini fiilen kanıtladı.” (age., s, 8)
(...)
“Merak ettiğim nokta; söz konusu filmde,
Orhan Pamuk, Enis Batur, Murathan Mungan gibi dev yazarlardan birinin yazdığı
mektuptan alıntı yapılsaydı ve filmde 6 dakika boyunca tartışılsaydı, o
yazardan izin istenir miydi?” (age., s. 17)
Bu can alıcı soru önemli... İlk
başlıktaki meramımızı bütün vuzuhuyla ortaya koyan bu bakış açısını Polat
Onat’ın yaşadığı süreç üzerinden hatırlamış ve -genelleme yapmadan- merkezin
“ünsüz taşra yazarları”na/insanlarına karşı üstten bakan tavrına dikkat çekmiş
olduk. Bunu şehrine çağırdığı şair veya yazarın garip ve kaprisli tavırlarına
maruz kalanlar da iyi bilir, hatta böyle bir durum başına gelenler “Bunu
nereden çağırdım!?” diye hayıflanır. İnsanı makamına ve mekânına göre
değerlendiren, insanın fikrini görmezden gelen her türlü kabalık, esasında
taşralılığın ta kendisidir!
Taşranın
Merkeze Mesafesi
Bir şehirde
sıradan işlerin mutat hâle geldiğine, belirli kişilerin temcit pilavı gibi yıllardır
aynı konuları bıkmadan anlattığına, dışarıdan gelenlere öcü gibi bakıldığına
şahit oluyorsanız orası taşranın göbeğidir ve bu taşralı zihniyet ile mücadele
etmek zordur.
“Bu şehirde
kimse yok muydu ki dışarıdan birileri geliyor?” diyen bir zihniyet ile o şehrin
kalkınması, gelişmesi, ilerlemesi nasıl mümkün olabilir ki? Buna “taşra
zihniyeti”, bu zihniyete sahip olanlara da “taşra entelektüeli” deniyor. Kendi
dar dünyalarında her gün aynı aleladeliği yaşayıp bundan da bıkmayan, yeni
isimlere ve fikirlere mesafeli olanlarla bir şehrin kabuğunu kırması pek mümkün
değildir.
Yapılan işlere
burun kıvıran, her konuda fikir beyan etmeyi görev edinen, sınır muhafızı gibi
gelen gidenlerin çetelesini tutan, posta oturmuş şeyh misali kendini icazet makamında
gören, devamlı kendisinden akıl alınmasını bekleyen kişilerin şehre karabasan
gibi çöktüğü bir yerde taşradan öteye yol yoktur.
Bu durumun
düzelmesi için taşranın dışa açık olması gerekir. Farklı fikirler, yeni
insanlar, gerçekleşmemiş hayaller, tükenmemiş umutlar taşrada taze filizlerin
yeşermesine vesile olabilir.
Esasında insan, taşrasını da merkezini
de kendi eliyle hazırlar, sonra da kendi içinde taşır; nereye gitse o ruh hâli
ve zihin yapısı onunla birlikte seyahat eder. Bundan dolayı insan, içindeki taşradan kurtulmalı, dünyayı okumalı ve
nitelikli bir çevreyle irtibat kurmalıdır.
Sözlerimi güzelliklere
değinerek bitireyim: Her şeye rağmen taşra güzeldir. Bir kasabada gece yarısı
gökyüzüne bakınca yıldızların parıltısını görebilirsiniz, bir dağ köyünde
ceylanların sekişine şahit olabilirsiniz, bir sahil beldesinde denizin iyotlu
kokusunu içinize çekebilirsiniz, ücra bir ilçede serin ağaçların gölgesinde
çayınızı yudumlayıp huzur içinde kitap okuyabilirsiniz.
Şiraze Dergisi – Sayı: 33 – Ocak
2026
14 Aralık 2025 Pazar
Naklen Sözleşme İmza Töreni!!! (Video)
12 Aralık 2025 Cuma
Taşra Mektubu Olayı / 2. Baskı / Düş Kurguları Yayınları / Polat Onat (Video)
"Taşra Mektubu Olayı" Kitabımda Neler Anlattım??? (Video)
Genişletilmiş 2. Baskısı Düş Kurguları Yayınları tarafından yapılan"Taşra Mektubu Olayı" kitabımda neleri anlatıyorum??? :-)
10 Aralık 2025 Çarşamba
Yazarın Kendi Kitabını Övmesinin Tuhaflığı!!! (Video)
Yenilenmiş 2. Baskısı Düş Kurguları Yayınları tarafından yapılan "Gizemli Sırlar Kitabı"mın kargo açılışı ve bir yazarın kendi kitabını övmesinin tuhaflığı...
8 Aralık 2025 Pazartesi
Nasrettin Hoca Zamanındaki Sosyoekonomik ve Sosyopolitik Olguların Temel Yapıtaşları Hakkında!!! (Video)
Düş Kurguları Yayıncılık tarafından 2. Baskısı yapılan "Nasrettin Hoca Fıkralarının Ardından Neler Yaşandı?" kitabımın kargo açılışı videosu...
7 Aralık 2025 Pazar
"Dört Kanatlı Melek İş Başında" yeni baskısı Düş Kurguları Yayınları farkıyla raflarda (Video)
6 Aralık 2025 Cumartesi
Melekler Kaç Kanatlıdır? Dört Kanatlı Melek Olur mu? (Video)
Düş Kurguları Yayıncılık tarafından 2. Baskısı yapılan "Dört Kanatlı Melek İş Başında" kitabımın kargo açılışı videosu...
"Gizemli Sırlar Kitabı" / Polat Onat / Düş Kurguları Yayınları (Video)
Düş Kurguları Yayınları tarafından yenilenmiş 2. baskısı yapılan "Gizemli Sırlar Kitabı" kitabımız raflarda yerini aldı.
Nasrettin Hoca Fıkralarının Ardından Neler Yaşandı? (Video)
Düş Kurguları Yayınları tarafından yenilenmiş 2. baskısı yapılan "Nasrettin Hoca Fıkralarının Ardından Neler Yaşandı?" kitabımız raflarda yerini aldı.
3 Aralık 2025 Çarşamba
Gizemli Sırlar Kitabı / Polat Onat (Video)
Hayat yolculuğu serüvenimizdeki gizli şifreleri keşfetmek kolay değildir. Sıradan ömürlerin içinde bile kâinatın bazı sırlarını barındıran anlamlar tanımlanabilir. Bununla ilgili ipuçlarını araştırmak ayrı bir bakış açısı gerektirir. Günlük yaşantımızın basit ayrıntılarında saklanmış ezoterik işaretlerin çoğunu görmeyiz. Belki de görmek istemeyiz. Görsek bile önemsemeyiz. Önemsesek bile tüm yönleriyle çözümleyemeyiz. Bu bitimsiz arayışta, kaotik bir sarmalın ekseninde atonal bir ritimle salınır dururuz yaşadıkça. Elinizdeki kitapta, insanlar arasındaki rastlantısallıklarla örülmüş görünmez bağları keşfetmeye çabalayacağız. Yazarı bilinmeyen ‘Kendini Okuyan Kitap’ ekseninde, Polat Onat’ın ‘Gizemli Sırlar Kitabı’nı ortaya koymasının arka planını göreceksiniz.
#gizemlisırlarkitabı #düşkurguları #polatonat #polatonatokurları #kitaphayattır #bookstagram #bookstagramturkey #polatonatkitaplari #instabook #kitapokuyorum #kitaptavsiye #yenikitap #yeniroman #oku #görsel #emek #instabookturkey #romantavsiyesi #okudumbitti #kitapkurdu #roman #polat
30 Kasım 2025 Pazar
Düş Kurguları Yayınlarından İki Güzellik: Uzayın Keşfi Efsanesi - Koronavirüs Karantina Günlükleri (Video)
Düş Kurguları Yayınları etiketiyle, iki kitabımın 2. Baskısı okur önüne çıktı... "Uzayın Keşfi Efsanesi" ve "Koronavirüs Karantina Günlükleri"
Azrail'e Fısıldanan Sözler / Ölmeden Önceki Son Sözler (Video)
29 Kasım 2025 Cumartesi
Meşhurların Ölmeden Önceki Son Cümleleri / Azrail'e Fısıldanan Sözler (Video)
Düş Kurguları Yayınlarından Çıkan İddialı 10 Kitap (Video)
Düş Kurguları Yayınlarından son dönemde yayınlanan en yeni 10 kitabı tanıttım ve yorumladım: 1. Son İlk Gün / Feridun Hocalar 2. Kodeste 1 Gece / Türker Alpertonga 3. İstanbul'da Deniz Yok / Türker Alpertonga 4. Buhur Kokulu Yaşamlar / Ahmet Ali Bektaş 5. Düş Bakışı Hayatlar / Ümit Özkan 6. Gelin Koçu / Çağlar Yaprakgül 7. Almancı / Yılmaz Ali 8. Fermuar / Bünyamin Yıldırım 9. Circadiem - Sağlıklı Yaşam Formülü / Dr. Halil Kunt 10. Azrail'e Fısıldanan Sözler / Polat Onat
28 Kasım 2025 Cuma
Azrail'e Fısıldanan Sözler (Video)
AZRAİL'E FISILDANAN SÖZLER "Meşhurların Ölmeden Önceki Son Sözleri" Yepyeni ve ufuk açıcı bir @polat.onat kitabı karşınızda... Düş Kurguları Yayınları @dk.sosyal etiketiyle çıktı... ☆☆☆☆☆☆☆ “Meşhurların ölmeden önceki son sözleri”ni okumak, bu sıradan hayatlarımızı hangi temeller çerçevesinde yaşadığımız üzerine düşünmek için eşsiz bir fırsat sunuyor. Kimi zaman şaşkınlık yaşayacağınız, bazen tebessüm edeceğiniz, çokça hüzünleneceğiniz bir kitap okuyacaksınız. Bu vesileyle, ölümün ne kadar da hayatın içinde olduğunu irkilerek fark edeceksiniz. Kuşkusuz bir gün hepimiz öleceğiz. Umarım ruhumuzu teslim ederken istediğimiz ‘son söz’ü gönül rahatlığıyla söyleme fırsatı bulabiliriz. *************** #polatonat #polatonatokurları #polatonatkitaplari #polatonatyazıları #polat #azrailefısıldanansözler #kitaptavsiyesi #kitapkurdu #okudumbitti #sonsözler #instabookturkey #kitapkurdu #kitaptavsiye #kitapönerisi #kitapokutan #düşkurguları #düşkurgularıyayıncılık #ölmedenöncesöylenmişsonsözler


