Düş Kurguları Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Düş Kurguları Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Şubat 2026 Çarşamba

Nasrettin Hoca Matbaada (Video)


Nasrettin Hoca Matbaada (Video)

 "NASRETTİN HOCA FIKRALARININ ARDINDAN NELER YAŞANDI?"

@polat.onat 'ın kaleminden... @kentkardes kalitesiyle... Neşeyle ve tebessümle okunacak bir kitap... ☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆ Nasrettin Hoca fıkraları harika bir içeriği bünyesinde taşıyor. Bu nedenle de halk arasında asırlardır anlatılıyor. Yüzlerce defa kitapları çıkıyor. Karikatürlere, resimlere, çizgi filmlere, belgesellere konu oluyor. Ne kadar da bereketli bir kültür kaynağı. Ben bu kitabı yazarken şöyle bir fikirden yola çıktım: "Meşhur Nasrettin Hoca fıkralarının hemen ardından acaba hangi olaylar yaşanmıştır?" Bu çalışmamda Nasrettin Hoca fıkralarında anlatılan olayların sonundaki komik kısım geçtikten sonra neler olduğuyla ilgili muhtemel senaryolar uydurdum. En az sekiz defa gülme garantili bir okuma serüveni vaat ediyorum sizlere.
#polatonat #polatonatkitaplari #polatonatokurları #kentkardeş #nasrettinhoca #nasrettinhocafıkraları #nasrettinhocafıkralarınınardındanneleryaşandı #çocukkitabıönerisi #yenikitap #kitaptavsiyesi #çocukkitapları #kitapkurdu #okuma #bookstagramturkey #komedikitapları #çocuklarakitap #okudumbitti #okumak #eğlencelikitaplar #evdekalkitapoku #nasrettin #nasreddinhoca #nasreddinhocafıkraları #instabooks #komikkitaplar

31 Ocak 2026 Cumartesi

Edebiyat ve Salgın: "Koronavirüs Karantina Günlükleri" / Mustafa Atalay (Kitaphaber)

 

Edebiyat ve Salgın: 
"Koronavirüs Karantina Günlükleri" 
Mustafa Atalay (Kitaphaber)


Koronavirüs salgını sadece sağlık boyutuyla ele alınarak gündeme gelmesi yanında, edebiyat alanında da şimdiden kendine geniş bir yer edinmeye başladı. Salgın eserleri özellikle son kırk elli yıllık dilimde ülkemiz yazarlarının gündeminde yer almazken, dünya edebiyatında ise salgın eserlerinin başlangıç evresini Gılgamış Destanı’na kadar götürebiliriz.

Albert Camus Veba eseriyle, belki de yüzyıllar süren ve Avrupa’yı nüfus olarak tüketen bir salgını, insanın varoluşsal sancısının zemininde yükseltirken; Defoe salgın zamanlarında yaşananlarla ilgili hem bir rehber olacak hem de tarihi bir perspektif ekseninden yaşananlara odaklanacak bir eser ortaya koymaktaydı. Bilim-Kurgu ekseninde baktığımızda kısmen Karel Capek Beyaz Veba ve Jack London Kızıl ile çok önemli eserler ortaya koymuşlardı. Bu noktada bıraktıkları çıtaya, son zamanlarda oluşturulan eserlerin pek de ulaşabildiği görünmemektedir.

Ülkemizde özellikle Osmanlı Döneminin son evre edebiyatında öykü ve romanlarda ana konu olarak salgın üzerinde durulmamıştır. Öyküler genelde hastalığı yaşayan birey ve toplumun sadece belli bir bölümüne odaklanırken, salgını daha geniş bir şekilde ele alma metodu olan roman yok denecek kadar azdır. Öykülerde yan konu olarak bazı hastalık türlerine yer verildiğini görmekteyiz. Bunlardan en çok kullanılan “verem rahatsızlığı”, romantizm ile irtibatı kurularak Tanzimat Dönemi Osmanlı eserlerinin en önemli ögesi haline dönüştürülmüştür. Buna müteakip Reşat Nuri’nin “Salgın” hikâyesi, tam da günümüz covid-19 pandemisini çağrıştıran, bir köyde görülen salgını konu edinir. Bu tip öykülerde hastalık ana bir tema olarak kullanılmaz, daha çok esas meseleyi pekiştirici ve ona yan konu olarak ele alınmaktadır.

Bilim-Kurgu türlerinin her alanda olduğu gibi edebiyat alanında da sonsuz bir düşünsel zeminde ilerlediğini düşündüğümüzde, salgın ve pandemi konusunda da bilim-kurgu öyküleri oluşturmanın oldukça önemli olduğu görülmektedir. Kurgusunu yaptığınız bir eserin, belki de karşılaşabileceğiniz yarının bir cüzü olmayacağını kim iddia edebilir?

Koronavirüs Günlükleri

Kitabın ismine bakınca Koronavirüs günlükleri noktasında bir yazarın pandemi şartlarında kendi çevresinde olan biteni okumayı düşünürken, kitabın kapağını açtığınızda farklı bir iklimle karşılaşıyorsunuz. Öykülerden biri günlük tarzında ele alınmasına rağmen esere sırf o öykü için bu ismi vermenin çok da anlamlı olmadığını düşünüyorum. Alt başlık olarak “aktüel-bilim kurgu öyküleri” yer almaktadır. Pandemi içerikli kitaplara bir yenisini eklerken, aynı zamanda geleceğe/tarihe bir not düştüğümüzü de unutmamamız gerekmektedir. Bu yüzden bu tür eserleri oluştururken, eski pandemi eserleriyle kıyaslandığında alelade oluşturulmuş izlenimini hissetmek okur nezdinde büyük bir olumsuz izlem olmaktadır.

Eser iki bölümden müteşekkildir. Birinci bölümde daha çok Koronavirüs pandemisi ekseninde oluşturulmuş öyküler yer alırken, ikinci bölüm pandemi şartlarından bağımsız olarak yazarın gelecek öngörüsü ekseninde şekillendirdiği bilim-kurgu öykülerinden oluşmaktadır.

Yazar ilk bölümde genellikle sade bir dil ve temel meseleyi esas alan eğlenceli bir anlatım biçimi tercih ederken, ikinci bölümün bir kısmında anlatım biçimi noktasında durağan ve dil olarak karmaşık yeni üslup biçimleri denemektedir.

Özellikle eserin ilk bölümü empati yapmamızı kolaylaştıran, pandemiyle karşılaşan insanın haleti ruhiyesine bizi götürürken aynı zamanda da düşündürmeyi de ihmal etmiyor. İlk vaka, ilk beklenti, ilk adım, ilk tedirginlik… İlk olmanın o kadar fazla olumsuzluk barındırdığı bir denklemde ilk olmanın zorluklarını öyküler üzerinden okuyuculara sunmaya çalışıyor yazar.

İkinci bölümde tek dikkat çekici öykü “Ölmeyenler Salgını Sendromu” olarak görünmektedir. Bu öyküde salgın ve bilim-kurgu tam yerinde kullanılırken, karantina günlükleri başlığına da uygun bir öykü olarak göze çarpmaktadır.

Kitap ve Pandemi

Bilim-Kurgu öyküleri alt başlığı ile oluşturulan eserde fantastik detaylarla süslenmiş gerçeklerle karşılaşabilmekteyiz. İlk iki öykünün birinde hastalığın ne olduğunun çok bilinmediği bir ortamda pozitif çıkan kahramanın hastaneden kaçışı ve kendisini görmezden gelen toplumu bir şekilde kendisi gibi yapma fikri ön planda tutulmuştur. Burada öykü kahramanının toplumdan dışlanma hissiyatı içinde olması ve bunu bastırmak için ince planlar yaparak hastalığı yayma süreci aktarılır. Burada esas mesele salgın olmaktan çok, varlığını bir türlü çevresine kabullendiremeyen hastalıklı kişidir.

İkinci öykü ise hastalığın çıkış öyküsü diyebileceğimiz, bir restoranda çalışan aşçının yaptığı özel yarasa çorbasının gün sonunda sadece aşçı tarafından yenmesi ve hastalığın bu şekilde çıkması üzerine hastanede tuttuğu günlüklerden oluşmaktadır. Bu bölümde hastalığın insan vücudundaki seyrini de görebileceğimiz bir kurgunun hâkim olduğunu görmekteyiz. Günlüklerin sonunda uzaylı ve UFO muhabbetinin bağlam ile pek ilgisinin olmadığını görmekteyiz. Fakat uzaylıların dilinden, insan nüfusunun artması, çevrenin tahrip edilmesi ve insanların bunu görmezden geldikleri ile ilgili söylemlerin içinde bulunduğumuz durum ile ilgisinin oldukça fazla olduğunu da hakkını vererek ifade etmeliyiz.

İkinci bölümün üçüncü öyküsü olan “Ölemeyenler Salgını Sendromu” adlı öyküde, İzmir Şehir Hastanesi’nde yoğun bakımda yatan hastaların son günlerde ölmemesi üzerine, bu işte bir terslik olduğunun düşünülmesi ve bunun bir salgın halinde yayılması ele alınıyor. Burada “salgın” terimi sadece yaşanan durumun bir bölgede görünmesi ve yayılması anlamında kullanılmıştır. Bu durumun aynı zamanda bir “sendrom” olarak tanımı ise mizahi bir yaklaşımla, hastalıklarla ilgili her farklı durumu bir “sendrom” olarak ifade etmek zorunda olmamıza bir atıf olarak aktarılıyor. Her yanıyla böyle bir öykünün kitabın içeriğiyle uyumu, güncel ile bağlantısı ve geleceğe dönük kurgusuyla oldukça başarılı olduğunu söyleyebiliriz.

Sonuç

Eser, özellikle üç öyküsünde ele alınan konular, salgın-sağlık bağlamı ve kurgusuyla okunmaya değer öyküler bulundurmaktadır. Buna rağmen daha fazla çalışarak, bağlamından koparmadan ve biraz daha titizlikle daha iyi bir eser ortaya çıkabilirdi. Koronavirüs pandemisini bu bağlamda ele alan eserler arttıkça geleceğin sağlık kurgusu, dijital dünyada biyolojik varlık ve insanlığa sunulan yeni projeler konularında bilim-kurgu eserlerinin bağlantısı daha da fazlalaşacaktır.

İçinde bulunduğumuz zamanları anlamak yanında, geleceğe de anlatmak üzerine kurulu her eser, biraz daha titizlikle ve meselenin sadece bugün ekseninde ele alınmayacağını hatırda tutarak oluşturulmalıdır. Bu nedenle giriş olarak eser iyi görünse de, yeni baskıda tekrardan gözden geçirilmesinin eseri daha güçlü kılacağını görmekteyiz.

Koronavirüs Karantina Günlükleri

Polat Onat

Kent Kitap

142 Sayfa

Mustafa Atalay - 13.09.2021

 

http://www.kitaphaber.com.tr/bilim-kurgu-ekseninde-pandemi-k4146.html


24 Ocak 2026 Cumartesi

Merkezin Taşraya Bakışı, Taşranın Merkeze Mesafesi / M. Sedat Sert (Şiraze Dergisi - Sayı 33)

Merkezin Taşraya Bakışı, 
Taşranın Merkeze Mesafesi 
M. Sedat Sert 
(Şiraze Dergisi - Sayı 33) 


M. Sedat Sert'in kaleme aldığı, Polat Onat'ın "Taşra Mektubu Olayı" kitabını değerlendirdiği, "Merkezin Taşraya Bakışı, Taşranın Merkeze Mesafesi" yazısı, Şiraze Dergisinin 33. sayısında, Ocak 2026'ya yayınladı.



Merkezin Taşraya Bakışı

Taşranın Merkeze Mesafesi


 M. Sedat Sert

 

Yeni sayımızın dosyası taşra üzerine olunca öncelikle kendi hayat serencamımı düşündüm, ömrümün bu vakte kadarki kısmının -şu an taşra addedilse bile- eski/yeni payitahtlarda geçtiğini fark ettim: Doğduğum şehir Kastamonu, Candaroğulları Beyliği’nin başkenti; üniversiteyi okuduğum ve birkaç yıl çalıştığım şehir Ankara, Türkiye’nin başkenti; yine üç yıla yakın çalıştığım Saraybosna, Bosna Hersek’in başkenti ve şu an rızkımı temin ettiğim şehir Bursa, Osmanlı Devleti’nin ilk başkenti... Bu şehirler kendine has tarihi, geleneği, kültürü olan yerler.

Kastamonu küçük yerdir. Evden çarşıya gidene kadar yol boyunca selamlaşacağınız birçok kişiye denk gelirsiniz. 1990’lı yıllar ve 2000’lerin başı itibariyle şehrin imkânları mahduttu. Ama bu mahdutluk bir mahrumiyet anlamına da gelmiyordu. Zira kanaat ekonomisi o yıllar için geçerliydi ve eldekiyle idare etmek de bugünkü nesil için anlaşılması zor bir meziyetti. Bir şeyin bol olması, ondan bıkmak veya o şeyi israf etmek demek değildir. Bugün gelinen noktada ise doyumsuz ve hep daha fazlasını isteyen bir ruh hâli esir aldı insanları...

Ankara, taşra mıdır yoksa merkez midir, tartışmasına girmeden Ankara’nın hayatımdaki önemine kısaca değineyim: Bir derdim, mefkûrem, gayem varsa bu Ankara’nın sunduğu imkânlar çerçevesinde oldu. Üniversite yıllarımda ve çalışma hayatımda vaktimi doğru yerlerde ve doğru kişilerle geçirmeye gayret ettim. Bu da sonraki yıllar için iyi bir zemin teşkil etti. Ancak bugün benim için Ankara yaşanması zor bir şehir. Yeşilin gölgesinde, mavinin serinliğinde çalışıp dinlenmek varken altta asfalt, yukarıda gri gök, dört yanda beton cazip değil artık.

Şimdi merkezin taşraya bakışını, taşranın merkeze mesafesini iki açıdan ele alabiliriz. Merkezin durumunu bir olay ve kitap üzerinden, taşranın durumunu ise müşahede ve tecrübelerden hareketle irdelemeye çalışacağız.

Merkezin Taşraya Bakışı

Girişte de bahsettiğim üzere dosya için taşra-merkez üzerine araştırma yaparken Polat Onat ismi dikkatimi çekti. Fazlaca kişinin haberdar olmadığını düşündüğüm, bu sebeple de merkezin taşraya bakışını çok iyi temsil eden bu hadiseyi, Polat Onat’ın Taşra Mektubu Olayı adlı kitabından alıntılarla aktarırsam muradım daha sarih bir şekilde anlaşılacaktır.

“2013 yılında Mesut Varlık, Polat Onat’ı, İstanbul’da Kadir Has Üniversitesinde yapılacak ‘Taşra ve Edebiyat Sempozyumu’na davet etmişti. Yazarın kaleme aldığı ‘İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü’ romanı vesilesiyle söyleyeceği sözler olabileceğini ve sempozyumda konuşmacı olarak yer almasını rica etmişti.

Polat Onat, bu daveti kabul etmedi. Ret gerekçelerini de Mesut Varlık’a hitaben yazdığı ‘Taşra Mektubu’nda sıraladı. Mesut Bey, bu mektubu dergide [Varlık] ve sempozyum kitabında [Edebiyatın Taşradan Manifestosu] yayımlamak için Polat Onat’tan izin aldı.

(...)

Söz konusu mektup Nuri Bilge Ceylan’ın, Mayıs 2018’de gösterime giren ‘Ahlat Ağacı’ filminde, yazardan izinsiz olarak kullanılmıştır.

(...)

İki karakter [yazar adayı Sinan ile yazar Süleyman], yürüyüşleri esnasında beş dakikayı aşkın bir süre boyunca ‘Taşra ve Edebiyat Sempozyumuna katılmak istemeyen bir yazarın mektubu’ hakkında konuşuyorlar. Sinan, ‘Su Katılmamış Taşralı’ başlıklı mektupta yazılanları hararetle savunuyor. Yazar Süleyman ise karşıt görüşlerini öne sürüyor ve tartışıyorlar.” (Taşra Mektubu Olayı, s. 11)

Filmi izleyenler kitapçıda başlayıp köprünün üstünde devam eden tartışmayı hatırlayacaklardır. Bu sahnede tartışılan mektupta ne vardı? Kendi taşrasında mutlu olan, etrafta görünür olmak istemeyen, prensip kararları doğrultusunda yaşayan bir yazarın kendince haklı ve mantıklı gerekçelerle sempozyuma katılamayacağını üç maddede sıralamasından ibaret olan mektup, Nuri Bilge Ceylan’ın da dikkatini çekmiş olmalı ki filminde kullanma gereği hissetmiş. Filmin jeneriğinin “Alıntılar ve Edebî Kaynaklar” kısmında Polat Onat’ın isminin geçmesine rağmen mektubun sahibi olan yazardan izin alınıp yazara telif ödenmediği için hâliyle Polat Onat da hukuki hakkını kullanmış ve 2018 yılında dava açmış. Yazar, davanın neticesini ve gerekçesini yine özlü bir şekilde ifade etmiş:

“Davayı kazandım. İlgili mahkeme, şahsıma hem maddi hem de manevi tazminat ödenmesine hükmetti ve gerekçeli kararını açıkladı. Hukuk mücadelemin eninde sonunda başarıyla neticelenmesinden sevinç duyuyorum. Ama buruk bir sevinç... Nedeniyse şu:

Gönül isterdi ki bu somut telif hakkı ihlali sorunu, dava sürecine gerek kalmadan, karşılıklı iyi niyetle, hakkaniyetli bir şekilde çözülebilseydi. Çünkü ‘Taşralı genç bir yazarın yaşadığı sıkıntı ve çıkışsızlıkları’ anlatan önemli bir filmde, ‘Taşralı bir yazarın eserini izinsiz kullanarak hak ihlali yapıldığının’ mahkeme kararıyla ispatlanması, acı bir çelişkiyi ve dahası tuhaf bir ironiyi barındırıyor.

Mahkemenin vermiş olduğu bu adil karar, ünlü metropol yazarlarının eserlerini kullanırken telif hususunda gösterilen titizlik ve hassasiyetin, ünsüz taşra yazarları için de aynen geçerli olması gerektiğini fiilen kanıtladı.” (age., s, 8)

(...)

“Merak ettiğim nokta; söz konusu filmde, Orhan Pamuk, Enis Batur, Murathan Mungan gibi dev yazarlardan birinin yazdığı mektuptan alıntı yapılsaydı ve filmde 6 dakika boyunca tartışılsaydı, o yazardan izin istenir miydi?” (age., s. 17)

Bu can alıcı soru önemli... İlk başlıktaki meramımızı bütün vuzuhuyla ortaya koyan bu bakış açısını Polat Onat’ın yaşadığı süreç üzerinden hatırlamış ve -genelleme yapmadan- merkezin “ünsüz taşra yazarları”na/insanlarına karşı üstten bakan tavrına dikkat çekmiş olduk. Bunu şehrine çağırdığı şair veya yazarın garip ve kaprisli tavırlarına maruz kalanlar da iyi bilir, hatta böyle bir durum başına gelenler “Bunu nereden çağırdım!?” diye hayıflanır. İnsanı makamına ve mekânına göre değerlendiren, insanın fikrini görmezden gelen her türlü kabalık, esasında taşralılığın ta kendisidir!

Taşranın Merkeze Mesafesi

Bir şehirde sıradan işlerin mutat hâle geldiğine, belirli kişilerin temcit pilavı gibi yıllardır aynı konuları bıkmadan anlattığına, dışarıdan gelenlere öcü gibi bakıldığına şahit oluyorsanız orası taşranın göbeğidir ve bu taşralı zihniyet ile mücadele etmek zordur.

“Bu şehirde kimse yok muydu ki dışarıdan birileri geliyor?” diyen bir zihniyet ile o şehrin kalkınması, gelişmesi, ilerlemesi nasıl mümkün olabilir ki? Buna “taşra zihniyeti”, bu zihniyete sahip olanlara da “taşra entelektüeli” deniyor. Kendi dar dünyalarında her gün aynı aleladeliği yaşayıp bundan da bıkmayan, yeni isimlere ve fikirlere mesafeli olanlarla bir şehrin kabuğunu kırması pek mümkün değildir.

Yapılan işlere burun kıvıran, her konuda fikir beyan etmeyi görev edinen, sınır muhafızı gibi gelen gidenlerin çetelesini tutan, posta oturmuş şeyh misali kendini icazet makamında gören, devamlı kendisinden akıl alınmasını bekleyen kişilerin şehre karabasan gibi çöktüğü bir yerde taşradan öteye yol yoktur.

Bu durumun düzelmesi için taşranın dışa açık olması gerekir. Farklı fikirler, yeni insanlar, gerçekleşmemiş hayaller, tükenmemiş umutlar taşrada taze filizlerin yeşermesine vesile olabilir.

Esasında insan, taşrasını da merkezini de kendi eliyle hazırlar, sonra da kendi içinde taşır; nereye gitse o ruh hâli ve zihin yapısı onunla birlikte seyahat eder. Bundan dolayı insan, içindeki taşradan kurtulmalı, dünyayı okumalı ve nitelikli bir çevreyle irtibat kurmalıdır.

Sözlerimi güzelliklere değinerek bitireyim: Her şeye rağmen taşra güzeldir. Bir kasabada gece yarısı gökyüzüne bakınca yıldızların parıltısını görebilirsiniz, bir dağ köyünde ceylanların sekişine şahit olabilirsiniz, bir sahil beldesinde denizin iyotlu kokusunu içinize çekebilirsiniz, ücra bir ilçede serin ağaçların gölgesinde çayınızı yudumlayıp huzur içinde kitap okuyabilirsiniz.

 

            Şiraze Dergisi – Sayı: 33 – Ocak 2026


14 Aralık 2025 Pazar

Naklen Sözleşme İmza Töreni!!! (Video)


Naklen Sözleşme İmza Töreni!!!

Düş Kurguları Yayıncılık'tan çıkacak olan "Taşra Mektubu Olayı" kitabımın 2. Baskısının sözleşme imza töreni...
 

12 Aralık 2025 Cuma

Taşra Mektubu Olayı / 2. Baskı / Düş Kurguları Yayınları / Polat Onat (Video)


Taşra Mektubu Olayı / 2. Baskı
Düş Kurguları Yayınları / Polat Onat


Nuri Bilge Ceylan'ın "Ahlat Ağacı" filmindeki "Taşra Mektubu Olayı"nın iç yüzünün ve dava sürecinin anlatıldığı, Polat Onat kitabının genişletilmiş 2. Baskısı Düş Kurguları Yayınları etiketiyle yayımlandı.
 

"Taşra Mektubu Olayı" Kitabımda Neler Anlattım??? (Video)


"Taşra Mektubu Olayı"
Kitabımda Neler Anlattım???

 Genişletilmiş 2. Baskısı Düş Kurguları Yayınları tarafından yapılan

"Taşra Mektubu Olayı" kitabımda neleri anlatıyorum??? :-)

10 Aralık 2025 Çarşamba

Yazarın Kendi Kitabını Övmesinin Tuhaflığı!!! (Video)


Yazarın Kendi Kitabını
Övmesinin Tuhaflığı!!!

Yenilenmiş 2. Baskısı Düş Kurguları Yayınları tarafından yapılan "Gizemli Sırlar Kitabı"mın kargo açılışı ve bir yazarın kendi kitabını övmesinin tuhaflığı...

8 Aralık 2025 Pazartesi

Nasrettin Hoca Zamanındaki Sosyoekonomik ve Sosyopolitik Olguların Temel Yapıtaşları Hakkında!!! (Video)


Nasrettin Hoca Zamanındaki
Sosyoekonomik ve Sosyopolitik Olguların
Temel Yapıtaşları Hakkında!!!

 Düş Kurguları Yayıncılık tarafından 2. Baskısı yapılan "Nasrettin Hoca Fıkralarının Ardından Neler Yaşandı?" kitabımın kargo açılışı videosu...

7 Aralık 2025 Pazar

"Dört Kanatlı Melek İş Başında" yeni baskısı Düş Kurguları Yayınları farkıyla raflarda (Video)


"Dört Kanatlı Melek İş Başında"
yeni baskısı Düş Kurguları Yayınları
farkıyla raflarda...


Düş Kurguları Yayınları tarafından yenilenmiş 2. baskısı yapılan "Dört Kanatlı Melek İş Başında" kitabımız raflarda yerini aldı.
 

6 Aralık 2025 Cumartesi

Melekler Kaç Kanatlıdır? Dört Kanatlı Melek Olur mu? (Video)


Melekler Kaç Kanatlıdır???
Dört Kanatlı Melek Olur mu???

 Düş Kurguları Yayıncılık tarafından 2. Baskısı yapılan

"Dört Kanatlı Melek İş Başında" kitabımın kargo açılışı videosu...

"Gizemli Sırlar Kitabı" / Polat Onat / Düş Kurguları Yayınları (Video)


"Gizemli Sırlar Kitabı"
Polat Onat
Düş Kurguları Yayınları

 Düş Kurguları Yayınları tarafından yenilenmiş 2. baskısı yapılan

"Gizemli Sırlar Kitabı" kitabımız raflarda yerini aldı.

Nasrettin Hoca Fıkralarının Ardından Neler Yaşandı? (Video)


Nasrettin Hoca Fıkralarının Ardından Neler Yaşandı?

 Düş Kurguları Yayınları tarafından yenilenmiş 2. baskısı yapılan

"Nasrettin Hoca Fıkralarının Ardından Neler Yaşandı?" kitabımız raflarda yerini aldı.

3 Aralık 2025 Çarşamba

Gizemli Sırlar Kitabı / Polat Onat (Video)


Gizemli Sırlar Kitabı / Polat Onat

Hayat yolculuğu serüvenimizdeki gizli şifreleri keşfetmek kolay değildir. Sıradan ömürlerin içinde bile kâinatın bazı sırlarını barındıran anlamlar tanımlanabilir. Bununla ilgili ipuçlarını araştırmak ayrı bir bakış açısı gerektirir. Günlük yaşantımızın basit ayrıntılarında saklanmış ezoterik işaretlerin çoğunu görmeyiz. Belki de görmek istemeyiz. Görsek bile önemsemeyiz. Önemsesek bile tüm yönleriyle çözümleyemeyiz. Bu bitimsiz arayışta, kaotik bir sarmalın ekseninde atonal bir ritimle salınır dururuz yaşadıkça. Elinizdeki kitapta, insanlar arasındaki rastlantısallıklarla örülmüş görünmez bağları keşfetmeye çabalayacağız. Yazarı bilinmeyen ‘Kendini Okuyan Kitap’ ekseninde, Polat Onat’ın ‘Gizemli Sırlar Kitabı’nı ortaya koymasının arka planını göreceksiniz.

#gizemlisırlarkitabı #düşkurguları #polatonat #polatonatokurları #kitaphayattır #bookstagram #bookstagramturkey #polatonatkitaplari #instabook #kitapokuyorum #kitaptavsiye #yenikitap #yeniroman #oku #görsel #emek #instabookturkey #romantavsiyesi #okudumbitti #kitapkurdu #roman #polat

30 Kasım 2025 Pazar

Düş Kurguları Yayınlarından İki Güzellik: Uzayın Keşfi Efsanesi - Koronavirüs Karantina Günlükleri (Video)


Düş Kurguları Yayınlarından İki Güzellik:
Uzayın Keşfi Efsanesi
Koronavirüs Karantina Günlükleri

 

Düş Kurguları Yayınları etiketiyle, iki kitabımın 2. Baskısı okur önüne çıktı... "Uzayın Keşfi Efsanesi" ve "Koronavirüs Karantina Günlükleri"

Azrail'e Fısıldanan Sözler / Ölmeden Önceki Son Sözler (Video)


Azrail'e Fısıldanan Sözler
Meşhurların Ölmeden Önceki Son Sözleri

 


29 Kasım 2025 Cumartesi

Meşhurların Ölmeden Önceki Son Cümleleri / Azrail'e Fısıldanan Sözler (Video)


Meşhurların Ölmeden Önceki Son Cümleleri
Azrail'e Fısıldanan Sözler

"Azrail'e Fısıldanan Sözler" / Meşhurların Ölmeden Önceki Son Sözleri kitabım Düş Kurguları Yayıncılık tarafından okurlara sunuldu. Kargo açış videosunda kitabı hazırlama sürecimi anlattım.
 

Düş Kurguları Yayınlarından Çıkan İddialı 10 Kitap (Video)


Düş Kurguları Yayınlarından Çıkan İddialı 10 Kitap

 Düş Kurguları Yayınlarından son dönemde yayınlanan en yeni 10 kitabı tanıttım ve yorumladım:

1. Son İlk Gün / Feridun Hocalar 2. Kodeste 1 Gece / Türker Alpertonga 3. İstanbul'da Deniz Yok / Türker Alpertonga 4. Buhur Kokulu Yaşamlar / Ahmet Ali Bektaş 5. Düş Bakışı Hayatlar / Ümit Özkan 6. Gelin Koçu / Çağlar Yaprakgül 7. Almancı / Yılmaz Ali 8. Fermuar / Bünyamin Yıldırım 9. Circadiem - Sağlıklı Yaşam Formülü / Dr. Halil Kunt 10. Azrail'e Fısıldanan Sözler / Polat Onat

28 Kasım 2025 Cuma

Azrail'e Fısıldanan Sözler (Video)


Azrail'e Fısıldanan Sözler

 

AZRAİL'E FISILDANAN SÖZLER "Meşhurların Ölmeden Önceki Son Sözleri" Yepyeni ve ufuk açıcı bir @polat.onat kitabı karşınızda... Düş Kurguları Yayınları @dk.sosyal etiketiyle çıktı... ☆☆☆☆☆☆☆ “Meşhurların ölmeden önceki son sözleri”ni okumak, bu sıradan hayatlarımızı hangi temeller çerçevesinde yaşadığımız üzerine düşünmek için eşsiz bir fırsat sunuyor. Kimi zaman şaşkınlık yaşayacağınız, bazen tebessüm edeceğiniz, çokça hüzünleneceğiniz bir kitap okuyacaksınız. Bu vesileyle, ölümün ne kadar da hayatın içinde olduğunu irkilerek fark edeceksiniz. Kuşkusuz bir gün hepimiz öleceğiz. Umarım ruhumuzu teslim ederken istediğimiz ‘son söz’ü gönül rahatlığıyla söyleme fırsatı bulabiliriz. *************** #polatonat #polatonatokurları #polatonatkitaplari #polatonatyazıları #polat #azrailefısıldanansözler #kitaptavsiyesi #kitapkurdu #okudumbitti #sonsözler #instabookturkey #kitapkurdu #kitaptavsiye #kitapönerisi #kitapokutan #düşkurguları #düşkurgularıyayıncılık #ölmedenöncesöylenmişsonsözler