Koronavirüs
salgını sadece sağlık boyutuyla ele alınarak gündeme gelmesi yanında, edebiyat
alanında da şimdiden kendine geniş bir yer edinmeye başladı. Salgın eserleri
özellikle son kırk elli yıllık dilimde ülkemiz yazarlarının gündeminde yer
almazken, dünya edebiyatında ise salgın eserlerinin başlangıç evresini Gılgamış
Destanı’na kadar götürebiliriz.
Albert
Camus Veba eseriyle, belki de yüzyıllar süren ve Avrupa’yı nüfus olarak tüketen
bir salgını, insanın varoluşsal sancısının zemininde yükseltirken; Defoe salgın
zamanlarında yaşananlarla ilgili hem bir rehber olacak hem de tarihi bir
perspektif ekseninden yaşananlara odaklanacak bir eser ortaya koymaktaydı.
Bilim-Kurgu ekseninde baktığımızda kısmen Karel Capek Beyaz Veba ve Jack London
Kızıl ile çok önemli eserler ortaya koymuşlardı. Bu noktada bıraktıkları
çıtaya, son zamanlarda oluşturulan eserlerin pek de ulaşabildiği
görünmemektedir.
Ülkemizde
özellikle Osmanlı Döneminin son evre edebiyatında öykü ve romanlarda ana konu
olarak salgın üzerinde durulmamıştır. Öyküler genelde hastalığı yaşayan birey
ve toplumun sadece belli bir bölümüne odaklanırken, salgını daha geniş bir
şekilde ele alma metodu olan roman yok denecek kadar azdır. Öykülerde yan konu
olarak bazı hastalık türlerine yer verildiğini görmekteyiz. Bunlardan en çok
kullanılan “verem rahatsızlığı”, romantizm ile irtibatı kurularak Tanzimat
Dönemi Osmanlı eserlerinin en önemli ögesi haline dönüştürülmüştür. Buna
müteakip Reşat Nuri’nin “Salgın” hikâyesi, tam da günümüz covid-19 pandemisini
çağrıştıran, bir köyde görülen salgını konu edinir. Bu tip öykülerde hastalık
ana bir tema olarak kullanılmaz, daha çok esas meseleyi pekiştirici ve ona yan
konu olarak ele alınmaktadır.
Bilim-Kurgu
türlerinin her alanda olduğu gibi edebiyat alanında da sonsuz bir düşünsel
zeminde ilerlediğini düşündüğümüzde, salgın ve pandemi konusunda da bilim-kurgu
öyküleri oluşturmanın oldukça önemli olduğu görülmektedir. Kurgusunu yaptığınız
bir eserin, belki de karşılaşabileceğiniz yarının bir cüzü olmayacağını kim
iddia edebilir?
Koronavirüs
Günlükleri
Kitabın
ismine bakınca Koronavirüs günlükleri noktasında bir yazarın pandemi
şartlarında kendi çevresinde olan biteni okumayı düşünürken, kitabın kapağını
açtığınızda farklı bir iklimle karşılaşıyorsunuz. Öykülerden biri günlük
tarzında ele alınmasına rağmen esere sırf o öykü için bu ismi vermenin çok da
anlamlı olmadığını düşünüyorum. Alt başlık olarak “aktüel-bilim kurgu öyküleri”
yer almaktadır. Pandemi içerikli kitaplara bir yenisini eklerken, aynı zamanda
geleceğe/tarihe bir not düştüğümüzü de unutmamamız gerekmektedir. Bu yüzden bu
tür eserleri oluştururken, eski pandemi eserleriyle kıyaslandığında alelade
oluşturulmuş izlenimini hissetmek okur nezdinde büyük bir olumsuz izlem
olmaktadır.
Eser iki
bölümden müteşekkildir. Birinci bölümde daha çok Koronavirüs pandemisi
ekseninde oluşturulmuş öyküler yer alırken, ikinci bölüm pandemi şartlarından
bağımsız olarak yazarın gelecek öngörüsü ekseninde şekillendirdiği bilim-kurgu
öykülerinden oluşmaktadır.
Yazar
ilk bölümde genellikle sade bir dil ve temel meseleyi esas alan eğlenceli bir
anlatım biçimi tercih ederken, ikinci bölümün bir kısmında anlatım biçimi
noktasında durağan ve dil olarak karmaşık yeni üslup biçimleri denemektedir.
Özellikle
eserin ilk bölümü empati yapmamızı kolaylaştıran, pandemiyle karşılaşan insanın
haleti ruhiyesine bizi götürürken aynı zamanda da düşündürmeyi de ihmal
etmiyor. İlk vaka, ilk beklenti, ilk adım, ilk tedirginlik… İlk olmanın o kadar
fazla olumsuzluk barındırdığı bir denklemde ilk olmanın zorluklarını öyküler
üzerinden okuyuculara sunmaya çalışıyor yazar.
İkinci
bölümde tek dikkat çekici öykü “Ölmeyenler Salgını Sendromu” olarak
görünmektedir. Bu öyküde salgın ve bilim-kurgu tam yerinde kullanılırken,
karantina günlükleri başlığına da uygun bir öykü olarak göze çarpmaktadır.
Kitap ve
Pandemi
Bilim-Kurgu
öyküleri alt başlığı ile oluşturulan eserde fantastik detaylarla süslenmiş
gerçeklerle karşılaşabilmekteyiz. İlk iki öykünün birinde hastalığın ne
olduğunun çok bilinmediği bir ortamda pozitif çıkan kahramanın hastaneden
kaçışı ve kendisini görmezden gelen toplumu bir şekilde kendisi gibi yapma
fikri ön planda tutulmuştur. Burada öykü kahramanının toplumdan dışlanma
hissiyatı içinde olması ve bunu bastırmak için ince planlar yaparak hastalığı
yayma süreci aktarılır. Burada esas mesele salgın olmaktan çok, varlığını bir
türlü çevresine kabullendiremeyen hastalıklı kişidir.
İkinci
öykü ise hastalığın çıkış öyküsü diyebileceğimiz, bir restoranda çalışan
aşçının yaptığı özel yarasa çorbasının gün sonunda sadece aşçı tarafından
yenmesi ve hastalığın bu şekilde çıkması üzerine hastanede tuttuğu günlüklerden
oluşmaktadır. Bu bölümde hastalığın insan vücudundaki seyrini de
görebileceğimiz bir kurgunun hâkim olduğunu görmekteyiz. Günlüklerin sonunda
uzaylı ve UFO muhabbetinin bağlam ile pek ilgisinin olmadığını görmekteyiz.
Fakat uzaylıların dilinden, insan nüfusunun artması, çevrenin tahrip edilmesi
ve insanların bunu görmezden geldikleri ile ilgili söylemlerin içinde
bulunduğumuz durum ile ilgisinin oldukça fazla olduğunu da hakkını vererek
ifade etmeliyiz.
İkinci
bölümün üçüncü öyküsü olan “Ölemeyenler Salgını Sendromu” adlı öyküde, İzmir
Şehir Hastanesi’nde yoğun bakımda yatan hastaların son günlerde ölmemesi
üzerine, bu işte bir terslik olduğunun düşünülmesi ve bunun bir salgın halinde
yayılması ele alınıyor. Burada “salgın” terimi sadece yaşanan durumun bir
bölgede görünmesi ve yayılması anlamında kullanılmıştır. Bu durumun aynı
zamanda bir “sendrom” olarak tanımı ise mizahi bir yaklaşımla, hastalıklarla
ilgili her farklı durumu bir “sendrom” olarak ifade etmek zorunda olmamıza bir
atıf olarak aktarılıyor. Her yanıyla böyle bir öykünün kitabın içeriğiyle
uyumu, güncel ile bağlantısı ve geleceğe dönük kurgusuyla oldukça başarılı
olduğunu söyleyebiliriz.
Sonuç
Eser,
özellikle üç öyküsünde ele alınan konular, salgın-sağlık bağlamı ve kurgusuyla
okunmaya değer öyküler bulundurmaktadır. Buna rağmen daha fazla çalışarak,
bağlamından koparmadan ve biraz daha titizlikle daha iyi bir eser ortaya
çıkabilirdi. Koronavirüs pandemisini bu bağlamda ele alan eserler arttıkça
geleceğin sağlık kurgusu, dijital dünyada biyolojik varlık ve insanlığa sunulan
yeni projeler konularında bilim-kurgu eserlerinin bağlantısı daha da
fazlalaşacaktır.
İçinde
bulunduğumuz zamanları anlamak yanında, geleceğe de anlatmak üzerine kurulu her
eser, biraz daha titizlikle ve meselenin sadece bugün ekseninde ele
alınmayacağını hatırda tutarak oluşturulmalıdır. Bu nedenle giriş olarak eser
iyi görünse de, yeni baskıda tekrardan gözden geçirilmesinin eseri daha güçlü
kılacağını görmekteyiz.
Koronavirüs
Karantina Günlükleri
Polat Onat
Kent Kitap
142 Sayfa
Mustafa Atalay -
13.09.2021
http://www.kitaphaber.com.tr/bilim-kurgu-ekseninde-pandemi-k4146.html

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder