ELİ KALEM TUTAN BAYTARLAR
"Veteriner Sağlık Meslek Lisesi Kökenli Şair ve Yazarlar Antolojisi" Derleyen: Polat Onat Veteriner Sağlık Meslek Liseleri her ne kadar şimdilerde tarihe karışsa da öğrenci ve öğretmenlerinde güçlü aidiyet duygusu oluşturan kurumlardı. Liseden mezun olduktan sonra gencecik yaşta veteriner teknisyeni olarak devlet memurluğuna atananların çoğu, yüksek öğrenimlerini yapıp veteriner hekim ya da ziraat mühendisi olarak görev yaptı. Bazıları da öğretmen, hukukçu, akademisyen olarak hayatlarına devam ettiler. VESTED gibi köklü bir mesleki derneğe sahip olduğumuzdan, yıllar içinde başka iş ve meşguliyetlere kaymış olsak bile ‘veteriner lisesi mezunu olma ruhunu’ yitirmedik. Düşündüm ki: öğretmen şairler antolojisi var, hukukçu şairler antolojisi var, veteriner şairler antolojisi var da, neden “Veteriner Sağlık Meslek Lisesi Kökenli Şair ve Yazarlar Antolojisi” olmasın? Benden kıdemce büyük okuldaş yazar dostlara, böyle bir projeyi yapmalarını önerdim. Kimse yanaşmayınca da iş başa düştü. Böylelikle “Eli Kalem Tutan Baytarlar” seçkimiz ortaya çıktı. Antolojimizde daha önce en az bir kitabı yayınlanmış, yirmi şair ve yazardan, seçme şiirler, öyküler ve denemeler var. Katılımcılarımız doğum tarihi sırasına göre şöyle sıralanıyor: Mehmet Akif Ersoy, Mehmet Zeki Akdağ, Bedrettin Aykın, Erdoğan Baysal, Fahrullah Beyzade, Necmettin Çakır, M. Yavuz Çolak, Aytekin Önçeken, Halim Şafak, Mustafa Ayvalı, Hasan Soydan, Ziya Acar, Ali Hikmet Eren, Cenker Atila, Taner Artvinli, Umut Çetin, Özkan Şahbaz, Bora Demir, M. Ferit Can, Polat Onat, Samet Yıldırım. ☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆ #aldenyayınları #polatonatokurları #polatonat #elikalemtutanbaytarlar #vested11 Şubat 2026 Çarşamba
"Eli Kalem Tutan Baytarlar" Antolojisinin İçeriği Hakkında Kapsamlı Bir Değerlendirme (Video)
4 Şubat 2026 Çarşamba
“İnternetin Silindiği Gün” Yaşanacaklar / İlkay Coşkun - Kültür Ajanda Dergisi
“İnternetin Silindiği Gün” Yazar Polat Onat'ın
toplamda altmış ikinci, roman olarak da on dördüncü kitabıdır. Q Yayınları
etiketiyle Ocak 2025'te ilk baskısıyla okurlarıyla buluşturulmuş. Eser; karton
kapak ciltli, üç yüz altmış sekiz sayfa hacmindedir. Roman, internetin
silindiği tasavvurunun ilk günüyle başlayıp yedinci günde sonlanmaktadır. Yedi
ana bölüm ve alt bölümleriyle birlikte on sekiz başlıkta romanın kurgulanmış
olduğunu görmekteyiz. Yirmi sekiz bölümün içerisinde, İstanbul, Ankara, Batman
başta olmak üzere, Diyarbakır, Elazığ, Malatya ve Kayseri'deki internetsiz
haller de işlenmektedir. Ayrıca romanda geriye doğru zaman atlamalarında da
bulunulmaktadır. Bu zaman atlamalarıyla, internetin olduğu zamanlar da
anlatımlara dâhil edilmektedir. Mesela “Bir Yıl Önce Ankara”, “Altı Ay Önce
Ankara” konu başlıklarında olduğu gibi.
Kitabın içeriğine çok fazla girmeden, kitap
hakkında etraflıca bir değini de bulunmak istiyorum izninizle. Yazar, bu
kitabını iki bin yirmi dörtte aramızdan ayrılan -Polat Onat Bey’in kayınpederi
de olan- Yazar Abdurrahman Fırat’a ithaf etmiş olduğunu anlıyoruz. Merhum
Abdurrahman Fırat’ın “Hayat Romana Benzemez” ve “Hayat Bana Çok Şey Öğretti”
isimlerinde iki kitabı bulunmaktadır. Ayrıca fantastik bilimkurgu
kitaplarıyla tanınan Yazar Stephen King'in anlamlı bir sözüyle kitaba girizgâh
yapılmaktadır. “İnsanlar hep başlarına gelen kötü şeyler için sebep arar. Ama
bazen sebep yoktur”
İnternetin silinmesiyle beraber dijital bir
kıyamet oluşur. Bu kıyamet medeniyetleri yok edecek şiddettedir. Eş zamanlı
olarak bütün dijital ağlar, kendi kendini kopyalayan milyonlarca silici virüs
ile yok edilir. Güncelleme yapılan ve yakın zamanda çevrimiçi olmuş dünyadaki
tüm elektronik cihazlar tamir olmayacak şekilde bozulur. Tablet, telefon ve
sosyal medya bağlantıları kesilir. Tüm elektronik ve elektrikli cihazlar bozucu
etkiye maruz kalır. Elektronik kilit sistemi komple zarar görür. Doğalgaz,
elektrik kesilerek, metro ve tramvay çalışmayacak konuma gelir vs.
Bunlardan başka yaşanabilecek diğer öngörüler
de şu şekildedir. Dünyada kısa vadede milyonlarca insanın ölümüyle beraber,
dünya çapında bir kargaşa oluşacaktır. Suların akmaması, otoritenin ve
güvenliğin kalmaması, kanunların uygulanamaması, yağma, keşmekeşlik, kargaşa,
yıkım vs. Bütün insanlarda katıksız bir depresyon hali de cabası. Uzun vadede
insanlık Orta Çağ karanlığına dönecektir.
Peki, olumlu hiç bir şey olmayacak mı? Az da
olsa olacak elbet. Bunlardaki tasavvur da şu şekildedir; Mesela bu kıyamet
halinde, hayvanlar daha az etkilenirler. Hatta evcil hayvanlar bu bahaneyle
özgürlüklerine kavuşmuşlardır. Sigara üretiminin sonlanmasından dolayı sigara
içilmemeye başlanmıştır. Kaosu Önleme Merkezleri gibi yeni meslekler doğmaya
başlamıştır şeklinde bir liste yapabiliriz. Bunlar gibi her sonun ardında
yaşanabilecek yeni başlangıçlar da kendisini göstermektedir. İnsanlık adına
umudu diri tutma ve yeni başlangıçlara kapıları aralayan çabalar şeklinde sıralamalar
yapabiliriz.
Genelde modernleşme, küreselleşme ve
batılılaşma, özelde internet, sosyal medya; avantajlarıyla olduğu kadar
olumsuzluklarıyla da hayatımızda yerini aldı maalesef. Daha çok hazcı, behemî
anlayışları besleyen ve büyüten bir alan olarak da işlevini sürdürmektedir. Bu
araçlar vasıtasıyla insanlık, dünyanın kirlerini daha da çok yüreğine
değdirmektedir. Bir de üstüne üstlük bu kötülüklerle mücadele edecek erke ve
felsefeye de mesafeli durmaya başladık. Eski günahların gölgesinin uzun olacağı
gibi bağımlılık ve tektipleşme hallerini büyüttük de büyüttük maalesef. Ne
hatıra biriktirme güzelliği kaldı ne de harcanan zamanın tesbihini çektiğimiz
hatırlayışlar. Yine de yeni gelişmelere önyargıda bulunmamak, insafsız yergi ve
temelsiz övgülere tevessül etmemek gerekiyor. İnternetin imkânlarından
faydalanmak olmalı ama bir dirhem bal için bir çuval keçiboynuzu yeme
zahmetinde de bulunmamamız gerekiyor. Bize sunulan her bir şeyi hayatın her
alanının teksifi noktasında görmememiz, gerekli durumda da aksülamel
duruşlarımızı sergilememiz gerekiyor.
Biz yine romana dönecek olursak; Roman
kahraman ve karakterlerine bir göz atalım. “Yetkin, Harun, Hülya, Zühal, Salih
ve Şeniz” başta olmak üzere, “Burhan, Huriye, Cavit, Yalçın, Veli Ağabey,
Bekir, Jale, Belkıs, Yakup, Muhsin, Cevahir, Turgut, Raziye Hanım, yaşlı Harun,
Özcan, Yüzbaşı Lokman” gibi bizden dediğimiz başka isimlerle de
karşılaşmaktayız.
Romanda altını çizdiğim bazı bölümleri
paylaşmak istiyorum izninizle. “Hiçbir balon sonsuza dek şişmez. Bir yerden
sonra muhakkak patlayacaktır.” (s. 16), “Gerçek iletişim, insanların birbirinin
gözlerine bakarak söylediği sözlerle şekillenir.” (s. 18), “Kocaman bir depodaki
suyun içine her saniye kendini kopyalama özelliği olan öldürücü bir zehir
atarsanız, depodaki su sonsuza dek içilmez hale gelecektir.” (s. 25),
“Teknolojisiz de internetsiz de bir yaşantı ve toplumsal hayat elbette mümkün.
Yeter ki insanoğlu, ruhundaki o saf mücadele gücünün ışıltısını koruyabilsin.”
(s. 367)
Fantastik ve heyecan unsurlarıyla birlikte bir
gençlik romanı okudum. 50-100 yıl veya daha da kısa bir zaman sonrasını,
ülkemiz örneğiyle dünyanın internet ve teknoloji noktasında gelebileceği nokta
trajik bir şekilde işlenmiş gözüküyor. Ve yaşanabilecek zor şartlar vurgusuyla
bir şamar gibi sillesini savurmaktadır. İnternetin olmaması ve internetin
silinmesiyle doğabilecek olumsuzluklar, dünya ile hayatların arasını fazlasıyla
açmışa benziyor. İnsanlığın bu kadar varlık içinde dünyadan hep bir
şeyler çalma ve mükemmele ulaşma çabalarına şahitlik ediyor. Bütün bunların
yanında insanların çok şeyinin eksik olduğunu, daha çok da kadim medeniyete
ulaşamamış olduğunun hissini uyandırıyor. İyi okumalar dilerim.
İlkay
Coşkun
02.03.2025
https://kulturajanda.com.tr/?magazine=OILgjn3SSgkpmAH2O4dk
https://ilkaycoskun.blogspot.com/2025/03/internetin-silindigi-gun.html?m=1
Polat Onat’tan Edebiyatın Ciddi Yüzüne Komik Bir Müdahale: Ünlü Yazarlarla İlgili Tuhaf Bilmeceler / İlkay Coşkun
“Ünlü Yazarlarla İlgili Tuhaf
Bilmeceler”
Mizahi esprilerde,
“Hafız-ı Şirazî, Feridüddin Attâr, Ömer Hayyam, Rimbaud, Neruda, Eliot, Jules
Verne, Fyodor Dostoyevski, Gogol, Tevfik Fikret, Mehmet Akif Ersoy, Yahya Kemal
Beyatlı, Nazım Hikmet, Orhan Veli Kanık, Sezai Karakoç, Orhan Pamuk" gibi
birçok şair ve yazar ile karşılaşıyoruz. Yazarın bu kitabı yazarken,
kurgularken özellikle gençleri eğlendirmeyi ve verilen bilgi kırıntılarıyla gençleri
eğitmeği de amaçladığını anlıyoruz. Yazar ve şair soy ismi veya isminin
çağrıştırdığı, daha çok akla ilk gelen espriyle konu ele alınmaktadır. Bir cümlelik
bu anlatımlarda şair ve yazarın nereli olduğu, en bilinen yapıtı gibi kısa
bilgilerle de karşılaşıyoruz.
Bazı
örneklemelerle, anlatımı daha da netleştirelim. "Üç oktavlık sese sahip,
pazıları gelişmiş Meksikalı şair: Octavio Paz", "Eliyle ot toplayan,
TSE onaylı İngiliz Şair: T.S. Eliot", "Diyarbakır Hani kökenli
İrlandalı Şair: Seamus Heaney", "Şiirlerinde Ahmed Arif'ten
etkilenmiş Rus kadın Şair: Anna Ahmatova", "İlahi komedya yazarı,
dantel sevdalısı, İtalyan Şair: Dante", "Bazen bir günün asra bedel
olabileceğini savunan Kırgızistanlı yazar: Cengiz Aytmatov", "Adı
"bayat et" skandalına karışmış Fransız yazar: Albert Bayet",
"Böcek olmayı inanılır kılan, kafa karıştırıcı Çekyalı yazar: Franz
Kafka", "Max dondurmayı çok seven Alman komünist yazar: Karl
Marx", "Bulantı yazarı, varoluşçuluğun mucidi Fransız yazar: Jean
Paul Sartre", "Eşi Emine'nin zoruyla yazdığı söylenen Fransız yazar:
Emile Zola", "Adının telaffuz edilmesi en riskli Alman yazar:
Goethe", "Ariston markasından vazgeçemeyen antik Yunan filozofu:
Aristoteles" Bunlar, Cengiz Aytmatov hariç yabancı şair ve yazarlardan seçtiğim
örneklerdir. Bu örneklerde olduğu gibi, kimilerine göre sıradan tanımlamalar
olarak görülebilir ama işin eğlenceli boyutunu ve temel bazı bilgilerle eğlenerek,
özellikle gençler için öğretilmesinin kıymetini görmek gerekiyor. Bir de bin üç
yüz kırk şair ve yazarın derlenmesi, her yazar ve şaire bilmecelerle zaman
ayırarak yer verilmesi ne büyük bir emek siz tasavvur ediniz artık.
Türk ve bizim
coğrafyamızdan, medeniyetimizden verilen örneklere bir bakalım.
"Soyadındaki bir harfi atan, ikinci yeni şairimiz: Cemal Süreya",
"En çapkın halk sairimiz: Karacaoğlan", "Tutunamadığı için sık
sık düşen yazarımız: Oğuz Atay", Üvey babalardan nefret etmeyi
Şairler ve
yazarlar ne kadar üne ulaşsalar da insandırlar. Tapma ve tabulaştırma sakilliğine
düşmemek gerekir. Ciddiyetin yanında espri, mizah da hayatımızın güzel bir
parçasıdır. Bu eserde de yerli ve yabancı değerler bir araya getirilmektedir.
Burada olduğu gibi böyle sosyolojik birliktelikler birbirini emzire emzire
büyütmektedir. Burada yer alan şairleri, yazarları tanıyan ve bunlar hakkında
malumat edinenler, bunun benzeri esprileri üretebilir ve elbette daha farklı
bilmeceler kurgulayabilirler. Bunlara sadece Polat Onat’ın bakışı ve tarzı
diyebiliriz. Gerek kitap kapağı görseli gerek esprili bilmeceler gerekse de
bilgi kırıntılarıyla beraber üretken yazar Polat Onat'ın edebiyat trüğüne bir
tuğla daha koymuş olduğunu görüyoruz. Yazar Polat Onat bu üretkenlikle, Fazıl
Hüsnü Dağlarca'nın edebiyatımıza kazandırdığı yüzün üzerindeki eser de olduğu
gibi ulaşacağı kitap sayılarını bulacağını umut ediyorum. Kitap arka kapak
yazısında dendiği gibi çok gayretli, on beygir gücünde, ince mizah anlayışlı
kıymetli Yazar Polat Onat'tan okunacak, heyecan ve zevk duyulacak güzel
bilmeceler okuyacaksınız. İyi okumalar.
İlkay Coşkun
29.08.2024
https://www.edebiyatdefteri.com/231408-unlu-yazarlarla-ilgili-tuhaf-bilmeceler/
https://ilkaycoskun.blogspot.com/2024/08/unlu-yazarlarla-ilgili-tuhaf-bilmeceler.html
Nasrettin Hoca Matbaada (Video)
"NASRETTİN HOCA FIKRALARININ ARDINDAN NELER YAŞANDI?" @polat.onat 'ın kaleminden... @kentkardes kalitesiyle... Neşeyle ve tebessümle okunacak bir kitap... ☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆ Nasrettin Hoca fıkraları harika bir içeriği bünyesinde taşıyor. Bu nedenle de halk arasında asırlardır anlatılıyor. Yüzlerce defa kitapları çıkıyor. Karikatürlere, resimlere, çizgi filmlere, belgesellere konu oluyor. Ne kadar da bereketli bir kültür kaynağı. Ben bu kitabı yazarken şöyle bir fikirden yola çıktım: "Meşhur Nasrettin Hoca fıkralarının hemen ardından acaba hangi olaylar yaşanmıştır?" Bu çalışmamda Nasrettin Hoca fıkralarında anlatılan olayların sonundaki komik kısım geçtikten sonra neler olduğuyla ilgili muhtemel senaryolar uydurdum. En az sekiz defa gülme garantili bir okuma serüveni vaat ediyorum sizlere. #polatonat #polatonatkitaplari #polatonatokurları #kentkardeş #nasrettinhoca #nasrettinhocafıkraları #nasrettinhocafıkralarınınardındanneleryaşandı #çocukkitabıönerisi #yenikitap #kitaptavsiyesi #çocukkitapları #kitapkurdu #okuma #bookstagramturkey #komedikitapları #çocuklarakitap #okudumbitti #okumak #eğlencelikitaplar #evdekalkitapoku #nasrettin #nasreddinhoca #nasreddinhocafıkraları #instabooks #komikkitaplar
3 Şubat 2026 Salı
POLAT ONAT’IN “LANETLİ KASABADAN KAÇIŞ” ROMANININ İNGİLİZCEYE ÇEVİRİLMESİ SÜRECİNDE DİNAMİK EŞDEĞERLİĞİN ARAŞTIRILMASI / PELİN TIK
Polat Onat'ın
"Lanetli Kasabadan Kaçış" adlı eseri, yazarın karanlık ve gizemli
atmosferi ustalıkla kullandığı bir roman çalışmasıdır. Bu eser, modern Türk
edebiyatında kendine özgü bir yeri olan yazarın bibliyografyasının önemli bir
parçası olarak öne çıkmaktadır. Roman, bireyin iç dünyası ve dış dünyanın
zorluklarıyla mücadelesini, fantastik ve gerilim öğeleriyle harmanlayarak
anlatır.
Eser ayrıca gizemli bir
kasabada gerçekleşen olayları ve bu kasabadan kaçışı anlatır. Kasabanın lanetli
olduğu söylentileri, sakinlerinin gizemli davranışları ve kaybolmaları romanın
temelini oluşturan unsurlardır. Yazar, okuyucuyu kasabanın sırlarını çözmek
için bir yolculuğa çıkarırken, aynı zamanda insan psikolojisine dair derin
gözlemler de sunar. Karakterlerin iç dünyaları, yaşadıkları çatışmalar ve
korkularıyla yüzleşmeleri romanın dikkat çeken yönleri arasındadır. Polat Onat
edebiyata şiirle giriş yapmış ve daha sonra çeşitli türlerde eserler vermeye
devam etmiştir. "Lanetli Kasabadan Kaçış" yazarın roman alanındaki ustalığını
gösteren eserlerden biridir.
Bu yazımda Polat
Onat'ın hayatından ve Lanetli Kasabadan Kaçış adlı romanının içeriğinden
bahsettim. Lanetli Kasabadan Kaçış romanını çevirirken neden Dinamik Eşdeğerlik
Teorisi'ni seçtiğimi örneklerle açıkladım.
1. YAZARIN HAYATI
Polat Onat, 21 Ekim
1979'da İstanbul'da doğdu ve babasının işi nedeniyle çocukluğunu bu şehirde
geçirdi. Ancak asıl kökeni Bursa'dır. İlkokula Bursa'da başladı, eğitimine
Gümüşhane'de devam etti ve 1990 yılında Isparta'nın Şarkikaraağaç ilçesindeki
Atatürk İlkokulu'ndan mezun oldu. Ortaokulu da 1993 yılında Şarkikaraağaç'ta
bitirdi.
Lise eğitimine Samsun
Veteriner Sağlık Meslek Lisesi'nde başladı ve ardından İstanbul Selimiye
Veteriner Sağlık Meslek Lisesi'ne geçti. Liseyi 1996 yılında parasız yatılı
olarak bitirdi ve aynı yıl Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği bölümünü
kazandı.
Üniversite yıllarında
Elazığ Karakoçan İlçe Tarım Müdürlüğü'nde Veteriner Sağlık Teknisyeni olarak memuriyet
hayatına başladı ve 2000 yılında üniversiteden mezun oldu. 2002 yılında
Erzurum/Ilıca'da kısa dönem askerliğini tamamladı.
2003 yılında
öğretmenlik kariyerine başlamak için başvuruda bulundu ve Batman'daki Sakarya
İlkokulu'na sınıf öğretmeni olarak atandı. 2010 yılından itibaren Batman
Zübeyde Hanım İlkokulu'nda göreve başladı.
Yazar Onat 2000 yılında
şiir yazmaya ve yayınlamaya başladı. 2004 yılına kadar şiirleri ve edebi
yazıları Varlık, E, Heves, Başka ve daha birçok edebiyat dergisinde yayınlandı.
2002 yılında Rıfat Ilgaz Şiir Ödülü'nü kazandı.
2005 yılından sonra
dergilerde ürünleriyle yer almayı bırakıp edebiyat dergilerini sadece okuyucu
olarak takip etmeye karar verdi. İlk kitabı 'Son' 2009 yılında yayımlandı.
2013 yılında beş şiiri
İngilizceye çevrilerek George Messo editörlüğünde 'Turkish Poetry Today'
seçkisinde yayımlandı. 2017 yılında "Karanlık Kahvaltı" adlı dosyasıyla
İsmet Kemal Karadayı Şiir Ödülü'nü aldı.
2018 yılında Nuri Bilge
Ceylan'ın "Ahlat Ağacı" filminde kaynak yazarlar arasında yer aldı.
Polat Onat bugüne kadar
8 roman, 13 öykü, 6 şiir kitabı, 4 deneme ve 16 çocuk kitabı olmak üzere birçok
eser yayımladı.
2.KİTABIN KONUSU
Kahramanımız Dorbu,
sıradan bir hayat yaşayan ve çiftlik işleriyle ilgilenen bir ailenin çocuğuydu.
Annesi bir sabah onu uyandırdığında, annesinin çok öfkeli olduğunu fark etti.
Bu Dorbu'ya garip geldi çünkü annesini daha önce hiç bu kadar öfkeli
görmemişti. Çiftlik işlerinde yardımcı olmak için yıllardır onlarla birlikte
çalışan bir adam vardı, adı Serher'di. Ona yardım etmek için Serher'in yanına
gitti, ancak Serher de çok saldırgan bir şekilde konuşuyordu. Dorbu bu olayları
şaşkınlıkla izlerken tuhaf bir şey oldu. Serher elindeki küreği ahırdaki küçük
buzağının başına indirerek hayvancağızı vahşice öldürdü.
Dorbu gördükleri
karşısında şaşkına döndü. Hızla oradan kaçıp babasına yanına gitti ve tüm
olanları anlattı. Babası çiftlikteki bozuk traktörü tamir ediyordu. Dorbu tüm
bunları anlatmaya çalıştığında, elindeki İngiliz anahtarını sinirli biçimde
Dorbu'ya fırlattı. Dorbu, evdeki herkesin bir anda bambaşka insanlara
dönüştüğünü ve onlarla kalmaya devam ederse başına kötü şeyler geleceğini anladı.
Daha sonra verandada oturan köpeği Kumral'ı da yanına alarak evden uzaklaştı.
Yolda en yakın arkadaşı Kensan ile karşılaştı.
Kensan'ın bu olanlara çok
şaşıracağını düşünüyordu ancak Kensan da benzer tuhaflıklar yaşamıştı. İki
arkadaş yağmurda üşüdükleri için yakınlardaki bir kafeye gittiler. Kafe ilk
başta çok sessiz görünüyordu ama sonra mutfaktan ürkütücü tıkırtı sesleri
gelmeye başladı. Sesler yoğunlaşmaya başlayınca kafenin sahibi olan Laper
kalktı ve mutfağa doğru yöneldi. Kadın çalışan mutfak tezgâhına kendi kafasını defalarca
vuruyordu, sonra kadın bayıldı ve yere düştü. Laper, tüm bu olanların şokunu
atlatmak için Kensan ve Dorbu'nun yanına gitti, sandalyeye oturdu. Aralarında
konuşurken arkadan bir bıçak Laper'in vücudunun ortasına saplandı. Mutfaktaki
baygın kadın kendine gelip çılgınca davranarak Laper'i öldürdü. Kensan ve
Dorbu, Kumral'ı da yanlarına alarak oradan kaçtılar.
Yolda bir arabayla
karşılaştılar, araç üzerlerine doğru geliyordu. Kenara çekilseler bile, tamamen
beladan kurtulmuş değillerdi. Arabadan inen adam, bagajdan bir tüfek çıkarıp
onlara ateş etmeye başladı. Dorbu ve Kensan ormana doğru koşarak kaçmayı
başardılar. Daha sonra ormanda ilerlerken ağaçların kesilme seslerini duymaya
başladılar. Karşılarına bir oduncu çıktı ve elindeki baltayla onlara saldırdı.
Amacı açıktı, onları öldürmek istiyordu. Kensan ve Dorbu, adamın zombiye
dönüştüğünü fark ettiler. Kavgadan sonra Dorbu, adamın kafasına baltayla
vurarak onu öldürdü.
Kensan gördüklerine
inanamıyordu, arkadaşından böyle bir şey beklemiyordu. Dorbu, arkadaşının ve
kendi hayatını kurtarmak için tüm bunları yapmıştı fakat şimdi Kensan yüzünden kendini
huzursuz hissediyordu. Vicdanı ve hayatı arasında sıkışmıştı. Bu üçlüyü
bekleyen daha birçok tuhaf macera vardı. Acaba bu lanetli kasabadan
kaçabilecekler miydi?
3. ÇEVİRİDE NEDEN DİNAMİK-İŞLEVSEL
EŞDEĞERLİK KURAMI’NI SEÇTİM?
Nida, Dinamik-İşlevsel
Eşdeğerlik Kuramı'nda kaynak metnin dili ile hedef metnin dilinin eşdeğer
olması gerektiğini savunmuştur, ancak Nida'ya göre yapıdan önce orijinal metnin
anlamına ve ruhuna odaklanılması gerektiğine inanmıştır. Anlamın önemini vurgulamak
için E. Nida, "Dinamik eşdeğerliğin amacı, hedef dilde kaynak dil
mesajının en yakın doğal eşdeğerini, önce anlam açısından, sonra da üslup
açısından üretmektir." demiştir. (Nida, 1982) Bu nedenle, kaynak dildeki
okuyucunun ve hedef dildeki okuyucunun aynı duyguları anlaması ve hissetmesi
onun için bir öncelikti.
Çevirdiğim “Lanetli
Kasabadan Kaçış” adlı roman, korku ve gerilim odaklı bir kitaptır. Bu kitabı
okurken okuyucu bazen çok heyecanlanır, bazen çok korkar ve bir sonraki sayfa
okuyucuda merak uyandırır. Dinamik Eşdeğerlik Kuramı, bu tür bir romanı
çevirmek için en uygun seçenektir.
Örneğin, "Ufak at
da civcivler yesin." Cümlenin İngilizcede tam bir karşılığı yoktur, ancak
İngilizler bir konu abartılarak anlatıldığında "You make a mountain out of
a molehill."(s.72, satır. 809) derler. Bu cümleyi kullanırlar. Ben de
çevirimi yaparken bu ifadeyi kullandım. Dolayısıyla, Dinamik Eşdeğerlik
Kuramı'na uygun olarak, kaynak dildeki cümlenin hedef dildeki en iyi
karşılığını aradım.
"Yayıncılardan
telif ücretimizi alana kadar göbeğimiz çatlıyor." "Our belly is
cracking" cümlesi Türkçede kullanılan bir ifadedir. İngilizler, bu cümleye
benzer olan "sweating bullets" ifadesini kullanırlar. Bu yüzden
"We're sweating bullets until we receive our royaltyties from the
publishers."(s.71, satır. 800) Ben bunu şu şekilde çevirdim. Bu cümleyi
çevirmede biraz zorlandım çünkü anlam açısından aynı anlamı sağlayan bir ifade
bulmam biraz zaman aldı. Yapısal farklılıklar olsa da anlamsal bütünlük
korundu.
Zorlandığım bir diğer
örnek ise "Biz AFAD mıyız kardeşim!" oldu. Bir cümle var. Bu cümleyi
"Biz FEMA mıyız kardeşim!" (s.75, satır 853) ile tekrarlayın. Ben
şöyle çevirdim: Türkçe'de "AFAD" (Afet ve Acil Durum Yönetim Kurumu)
terimi Amerika'da FEMA'ya (Federal Acil Durum Yönetim Ajansı) karşılık gelse
de, bu terimler arasında kültürel, hükümetsel ve örgütsel farklılıklar
olabilir. Bu nedenle terimleri yalnızca karşılıklarına göre değil, aynı zamanda
hedef dilin kültürel ve kurumsal bağlamına uygun olarak çevirmek zorunda kaldım.
Dinamik eşdeğerlik
teorisi, metnin orijinal mesajını hedef dilde okuyucuya iletmeyi amaçlar. Bu
nedenle, çeviri yalnızca kelime kelime değil, aynı zamanda cümlenin ve metnin
genel anlamını da korumaya odaklanır. Bu durumda, cümlenin anlamını doğru bir şekilde
anlamam ve hedef dilde uygun şekilde yeniden ifade etmem gerekiyordu. Başka bir
örnek, "Kurtulduk dostum, kurtulduk!" cümlesini İngilizceye
çevirirken Dinamik Eşdeğerlik Kuramı'nı kullanmak, hedef dildeki okuyucular
üzerinde aynı duygusal etkiyi ve anlamı yaratmayı amaçlar. Dinamik Eşdeğerlik,
orijinal metnin hedef dil okuyucusu üzerindeki etkisini ve duygusal tepkisini
yansıtır. Bunu mümkün olduğunca yakın bir şekilde yeniden yaratmayı amaçlar. Bu
yaklaşım, kelimesi kelimesine çeviriden ziyade anlamı ve duyguyu korumaya
odaklanır.
Bu cümlede,
"Kurtulduk dostum, kurtulduk!" ifadesi kurtuluş ve rahatlamanın yoğun
bir duygusal ifadesini aktarır. Bu ifadenin Türkçedeki duygusal yoğunluğunu ve
karakterler arasındaki samimiyeti İngilizceye aktarırken, hedef dilin kültürel
ve dilsel normlarına uygun bir ifade seçmeye de çalıştım. Bu nedenle, hedef dil
okuyucularının metni okurken benzer bir duygusal tepki ve anlam derinliği
deneyimlemesini sağlamak için Dinamik Eşdeğerlik kullanmak önemlidir.
Örneğin, Türkçedeki bu
ifade İngilizceye "Başardık dostum, başardık!" (s.19, satır 134)
olarak çevrilebilir. Bu çeviri, hedef dilde benzer bir rahatlama ve sevinç
duygusunu ifade ederken, aynı zamanda karakterler arasındaki dostça tonu ve
samimiyeti de koruyor. Dinamik Eşdeğerlik Teorisi'ni kullanırken, bu tür
nüansları dikkate alarak, orijinal metnin hedef dilde okuyuculara sunduğu
deneyimi yeniden yaratmayı amaçladım.
Nida'nın Teorisi'ne
göre, metindeki kültürel referanslar, deyimler ve atasözleri gibi unsurlar,
hedef kültüre uygun şekilde uyarlanmalı veya açıklanmalıdır. Örneğin, "Bir
elin nesi var, iki elin sesi var." ifadesi kullanıldı. Bu cümleyi
"Bir elde ne var, iki elde ses var." (s.21, satır 152) olarak
çevirdi. Anlam açısından tam anlamı veriyor, ancak yapısı kaynak dildekiyle
aynı değil. Ancak, Dinamik Eşdeğerlik Teorisi'nde, cümlenin anlamının hedef
dile aktarılması, cümle yapısından daha önemlidir.
Nida'nın yanı sıra,
birçok dilbilimci ve çevirmen Dinamik Eşdeğerlik hakkında olumlu görüşlere
sahiptir, örneğin Christiane Nord, (Nord, 2005) "Dinamik eşdeğerlik,
çevirmenin hedef dilde eşdeğer bir etki yaratmak için yalnızca kaynak metnin
dilsel yönlerini değil, aynı zamanda kültürel ve iletişimsel işlevlerini de
dikkate almasını gerektirir." sözlerini söyledi.
"Dinamik
eşdeğerliğin amacı, kaynak metnin biçiminden önemli sapmalar gerektirse bile,
hedef kitle üzerinde orijinal metnin hedef kitlesi üzerinde yarattığı etkiyle
aynı etkiye sahip bir çeviri üretmektir." Bu sözleri söyleyen Peter
Newmark da bu teorinin önemli destekçilerinden biriydi.
Başka bir örnekle,
"Eyvah, şimdi ayvayı yedik!" cümlesi eklenmiştir. İngilizcede,
"Oh no, we are in hot water now." (s.22, satır 167) veya "Oh no,
we are in trouble now." birinin zor durumda olduğunu ifade etmek için
kullanılabilir. Bu nedenle, daha esnek bir çeviri teorisidir.
Son örnekte olduğu
gibi, "Çıkmadık candan umut kesilmezmiş." cümlesi "Hope springs
eternal." (s.76, satır 862) olarak çevirdim. Bu çeviri için en iyi seçim
Dinamik Eşdeğerlik Teorisi'ydi. Bunun nedeni, Dinamik Eşdeğerlik Teorisi'nin
çevirinin hedef dildeki orijinal metnin anlamını ve etkisini koruduğunu
vurgulamasıdır. "We didn't leave, hope is never lost." Cümlenin
Türkçede derin bir anlamı vardır; umudun ve inancın gücünü vurgular. "Hope
springs eternal." İngilizce çevirisi de benzer bir derinlik ve anlam
taşır. Bu çeviri, orijinal cümlenin duygusal ve anlamlı içeriğini korur.
Dinamik eşdeğerlik
kuramı, çevirinin yalnızca kelime kelime değil, aynı zamanda ifade ve duygu
için de eşdeğerlik elde etmesi gerektiğini ileri sürer. "Umut
sonsuzdur." İfade, umudun sürekli ve devam eden bir güç olduğunu vurgular
ve bu, Türkçe cümlenin ifade ettiği duygusal tonla uyumludur.
Dinamik eşdeğerlik
kuramı, çevirinin iletişimsel etkisini korumayı önemser. Bu çeviri, umudun
gücünü bir İngilizce konuşana açıkladığında aynı duygusal etkiyi yaratır. Bu
nedenle, çeviri hedef dilde orijinal metnin iletişimsel etkisini korumayı
başarır.
4. DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Sonuç olarak, Lanetli
Kasabadan Kaçış'ı çevirirken Dinamik Eşdeğerlik Kuramı'nı tercih ettim. Bu
karar, metnin dilsel yapılarını yeniden canlandırırken aynı zamanda hedef
dildeki okuyucular için duygusal yankısını ve anlamsal bütünlüğünü artırma
arzusuna dayanmaktadır. Şiir ve kurgu gibi güçlü duygusal içeriğe sahip edebi
eserleri çevirirken bu ilkenin uygulanması çok önemlidir. Okuyucuların bu
sözcüklere yanıt olarak yaşadıkları duygusal deneyimler ve tepkiler bu tür
yazıların gücünde rol oynadığından, önemli olan yalnızca sözcüklerin gerçek
anlamı değildir.
Hedef kitlenin kültürel
ve dilsel özelliklerine uygun, karşılaştırılabilir bir duygusal ve anlamsal
deneyim sunma amacım, Dinamik Eşdeğerlik Teorisi'ni seçmemin bir diğer
nedenidir. Bu yöntem, çevirmene orijinal metnin duygusal yoğunluğunu, tonunu ve
ruh halini hedef dile doğru bir şekilde çevirmek için daha fazla yaratıcı
özgürlük verirken aynı zamanda prosedürel esnekliği de artırır. Metni kelimesi
kelimesine veya daha titiz çeviri teknikleriyle çevirirken bu küçük ayrıntıları
kaybetme olasılığı önemlidir.
Dinamik Eşdeğerlik,
hedef dilin okuyucuları üzerindeki orijinal metnin etkisini ve duygusal
tepkisini en iyi şekilde yansıttığı için bu yaklaşımı tercih ettim ve
kullandım. Bu yaklaşım, hedef dilin okuyucularına orijinal eseri okuyan
bireylerinkine benzer bir deneyim sunarken metnin duygusal etkisini, kültürel
unsurlarını ve derin önemini korur. Dinamik Eşdeğerliğin temel amacı, duygu ve
anlamı koruyarak metni çevirmektir. Bu nedenle hedef dildeki okuyuculara mümkün
olan en gerçekçi ve zengin çeviri deneyimini sunmayı amaçlar. Bu teori, bir
metni hedef dile anlamını koruyarak çevirmek ve hedef kitleye materyali
başlangıçta tasarlandığı gibi deneyimleme fırsatı vermek için çeşitli
stratejiler sunar.
Dinamik Eşdeğerlik
Teorisinin çeviride uygulanması, kaynak ve hedef diller arasındaki dilsel ve
kültürel uçurumların üstesinden gelmek için önemli bir mekanizmadır. Türkçeden
İngilizceye çevrilen çok sayıda günlük ifade ve cümlenin analizinden, teorinin
kaynak metnin ruhunu ve anlamını çeviride aktarmayı garantilemede önemli olduğu
açıktır.
Verilen örnekler,
çevirinin sadece dil değiştirmeden ibaret olmadığını gösteriyor; aynı zamanda
kültürel tuhaflıkların, günlük deyimlerin ve bağlamsal önemin kapsamlı bir
şekilde anlaşılmasını da gerektiriyor. Çevrilen her kelime, dinamik eşdeğerlik
kavramlarını akılda tutarak hedef kitleye hitap ederken orijinal metnin
bütünlüğünü korumak için dikkatlice seçiliyor.
"Yayıncılardan
telif hakkımızı alana kadar ter döküyoruz," (s.71, satır 800) ödemeyi
beklerken yaşanan kaygı ve gerginliği ustaca yakalıyor; "ter
döküyoruz" ifadesi bu hissi başarıyla iletmeye yarıyor. Benzer şekilde,
İngilizce konuşanlar için "Ufak at da civcivler yesin!" (s.72, satır
809) "Köstebeği dağa çeviriyorsun" şeklinde tercüme edilerek abartı
hissini etkili bir şekilde aktarıyor.
Dahası, hedef dilde
kültürel anlamı korumak için değiştirilmiş deyimsel deyimlere örnekler
şunlardır: "FEMA mıyız, kardeş!" (s.75, satır 853) ve "Umut
sonsuzdur." (s.76, satır 862) Bu ifadeler, hedef ve kaynak kültürler
arasında bir köprü kurmaya yardımcı olan dinamik eşdeğerlik yoluyla yankılarını
ve etkilerini korurlar.
Çeviri süreci ayrıca
dilsel zorlukların üstesinden gelmeyi ve orijinal metnin özünü korumayı içerir.
"Keskin sirke küpüne zarar", "kötü huy en çok sahibine zarar verir"
(s.76, satır 867) olarak çevrilmiştir ve dilsel ve kültürel farklılıklara uyum
sağlarken anlamı iletmenin önemini gösterir.
Bu projede verilen
örnekler, çeviride dinamik eşdeğerliğin ne kadar esnek ve kullanışlı olduğunu
göstermektedir. Deyimsel terimler, kültürel göndermeler veya duygusal iletişim
açısından, teori dil ve kültürel farklılıklara uyum sağlarken anlamı korumak
için bir çerçeve sunmaktadır.
Özetle, dinamik
eşdeğerlik bize dilin boşlukları kapatma ve insanları bir araya getirme
yeteneğini hatırlatır ve çeviri sanatında ve biliminde yol gösterici bir ilke
görevi görür. Çalışmalarımızın empati ve iletişimin sınırsız olduğu bir dünyaya
katkıda bulunmasını sağlamak için, biz tercümanlar doğruluk, kültürel
duyarlılık ve etik davranışın en yüksek standartlarını korumaya devam edelim.
KAYNAKLAR
Huang, Y. P. (2010).
Nida'nın Çeviri Kuramında "İşlevsel Eşdeğerlik" Üzerine Daha Fazla
Tartışma. Xi'an Uluslararası Çalışmalar Üniversitesi Dergisi, 18, 101-104.
Newmark, Peter.
"Bir Çeviri Ders Kitabı." Prentice Hall, 1988. Sayfa 85.
Nida, Eugene A. ve
Charles R. Taber. Çeviri Kuramı ve Uygulaması. Leiden: Brill, 1982.
Nida, Eugene A. ve
Charles R. Taber. Çeviri Kuramı ve Uygulaması. Leiden: Brill, 2004.
Nida, Eugene A. ve Jan
de Waard. Bir Dilden Başka Birine: İncil Çevirisinde İşlevsel Eşdeğerlik.
Nashville: Thomas Nelson, 1986.
Nord, Christiane.
"Çeviride Metin Analizi: Çeviri Odaklı Metin Analizi İçin Bir Modelin
Kuramı, Metodolojisi ve Didaktik Uygulaması." John Benjamins Yayıncılık
Şirketi, 2005. s.26.
EKLER Polat, Onat,(2023), Lanetli kasabadan
kaçış, İstanbul, Q Yayınları, (1ᵗʰ edition)
Pelin TIK
Mardin Artuklu Üniversitesi
Ömer Alkan, Polat Onat'ın yazdığı "Türkiye'nin Yaşayan En İyi Yazarı" romanını yorumluyor (Video)
2 Şubat 2026 Pazartesi
Veysel Altunbay'ın "İnanılmaz Zaman Yolculukları" Değerlendirmeleri (Edebi Kitap)
Çok yönlü, geniş dünyalı, ilginç fikirli, çağdaş ve geleceğe hakim bir
yazar olan Polat Onat onlarca kitabın yazarı olarak adeta günümüzün Ahmet
Midhat Efendisi olarak gördüğüm bir isimdir.
Polat Onat 60’tan fazla eseri bulunan bir yazardır. Bu eserler içerisinde
“İNANILMAZ ZAMAN YOLCULUKLARI” 2. Baskısını Kitap Ağacı Yayınları’ndan çıkarmıştır. Titizlikle hazırlanan eser ilgi çekici konulara
değinmiştir. Ütopik olarak görülse de aslında gerçekliğinin yadsınamaz payını
da yazar eserin sonunda açıklamıştır.
Zaman kavramı geri döndürülemez veya ileriye götürülemez diye inandırılmış
olsak da neden olmasın sorusunun aslında cevabı niteliğinde olan eserde yer
alan hikâyelere göz atalım;
Osmanlının ilk kurucusu Osman Bey’in yanına yolculuğa ne dersiniz? İlk öykü
Hayat Memat Meselesi’nde Osman Bey’in çadırına giden bir zaman yolcusu ile
başlıyor. Zeycenhan Osman Bey’e hangi adımları atması gerektiğini anlatıyor.
İkinci öykü “Geçmişotu’nda sırra vakıf olamayan Murat’ın dedesinden aldığı
sihirli bir defterle başlıyor. Geçmişe götüren bir karışımın formülünün
bulunduğu defteri dedesi torununa miras bıraksa da torunu Murat, karışımı nasıl
kullanacağını bilemiyor.
Cezeri’nin Kara Kaplı Kitabı’nda gelecekten geçmişe uzanan uzaylılar
tarafından seçilmiş kişilere verilen bilgiler yer alıyor.
Kara Delik Etkisi ile Türklerin çılgın deneyi ile uzay yolculuğuna
çıkıyoruz.
Kehanet ve Kader ile yaşanılan birçok afet ve küresel kaosun aslında kader
olmadığını okuyoruz.
Makarnacıdaki Işın
Kılıcı ile Reşat Nuri Güntekin’in ölümünden yıllar sonra ortaya çıkması ve bir
makarnacıyla edebiyat sohbetine gönülsüzce katıldığını görüyoruz. Nitekim Reşat
Nuri açtır ve sadece yemek ister. Sonunda dayanamaz ve makarnacıya “Bırak gevezelik yapmayı da getir benim nevaleyi. Unutma; edebiyat karın
doyurmaz!" diye bir gerçeğe değinir.
Marlon Brando olmak
nasıl bir şey? Hikâyesinde Sanal Eğlence Yaşantı Paketi ile değişen hayatlar
çok da uzak görünmüyor sanki.
Kaos Tamircisi
Nevzuhal ile koşa koşa bir faciayı önlemeye gidiyorsunuz.
Ölümcül Telepati ile
gelecekten geçmişe uzanan bir katil görüyoruz. Öyküde de anlatıldığı üzere
yüzyıllar sonrasından yüzyıllar öncesine uzanan bir kelebek etkisi mümkün
olamaz mı? Belki de bir insanın kurtardığı bir insan milyonlarca insanın katili
olabilir.
Sahipsiz köpek
öyküsünde akademisyen titizliği ile çalışan bir mezar taşı şiircisini okuyoruz.
Yine Mezar Taşı
Şiircisi’nin sahipsiz köpekle olan başbakanlık serüveni diğer öyküyle devam
ediyor.
Gelecekten Mesajlar
gelecekteki bir gelecekten mesajlar filminin öyküsü mü? İç sesler gelecekten
gelen yapay müdahale sesleri mi? Evet, karmaşık bir yapının çözümlenebilir
öyküsüydü.
Venüs'teki Kırmızı
Piramit ile Venüs yaşam doğasına uzanıp zamanımızdan çok uzaklara
gidebiliyorsunuz.
Kehanet Mektubundaki Sır’da 2038 yılından gelen bir mektupla
karışılacaksınız.
Robotların Özgürlüğü
konusunda yazarın fikirleri doğrultusunda bir yazı okuyacaksınız. Mutfak
robotlarından yapay zekâya kadar uzanan bir değini.
Ardından gizemli bir
kapı aralanıyor, sanki gelecekten gelen şiirler ve eksantrik bir şekilde kitaba
dahil oluyor.
Bilinmeyen Kapı’da Bay +:!;/:&;:) ile seyyar bir boyut kapısı konusunu ele alınıyor.
Eserde 17 öykü yer almaktadır. Kapak çalışması ve içerik olarak başarılı
bir eser olan İNANILMAZ ZAMAN
YOLCULUKLARI ufkunu genişletmek isteyenler için ideal bir eserdir.
Veysel Altunbay
https://www.edebikitap.com/2024/06/inanlmaz-zaman-yolculuklar-polat-onat.html



