Mergen Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mergen Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Şubat 2026 Salı

POLAT ONAT’IN “LANETLİ KASABADAN KAÇIŞ” ROMANININ İNGİLİZCEYE ÇEVİRİLMESİ SÜRECİNDE DİNAMİK EŞDEĞERLİĞİN ARAŞTIRILMASI / PELİN TIK

 

POLAT ONAT’IN “LANETLİ KASABADAN KAÇIŞ” ROMANININ 
İNGİLİZCEYE ÇEVİRİLMESİ SÜRECİNDE  
DİNAMİK EŞDEĞERLİĞİN ARAŞTIRILMASI
 
PELİN TIK

Polat Onat'ın "Lanetli Kasabadan Kaçış" adlı eseri, yazarın karanlık ve gizemli atmosferi ustalıkla kullandığı bir roman çalışmasıdır. Bu eser, modern Türk edebiyatında kendine özgü bir yeri olan yazarın bibliyografyasının önemli bir parçası olarak öne çıkmaktadır. Roman, bireyin iç dünyası ve dış dünyanın zorluklarıyla mücadelesini, fantastik ve gerilim öğeleriyle harmanlayarak anlatır.


Eser ayrıca gizemli bir kasabada gerçekleşen olayları ve bu kasabadan kaçışı anlatır. Kasabanın lanetli olduğu söylentileri, sakinlerinin gizemli davranışları ve kaybolmaları romanın temelini oluşturan unsurlardır. Yazar, okuyucuyu kasabanın sırlarını çözmek için bir yolculuğa çıkarırken, aynı zamanda insan psikolojisine dair derin gözlemler de sunar. Karakterlerin iç dünyaları, yaşadıkları çatışmalar ve korkularıyla yüzleşmeleri romanın dikkat çeken yönleri arasındadır. Polat Onat edebiyata şiirle giriş yapmış ve daha sonra çeşitli türlerde eserler vermeye devam etmiştir. "Lanetli Kasabadan Kaçış" yazarın roman alanındaki ustalığını gösteren eserlerden biridir.


Bu yazımda Polat Onat'ın hayatından ve Lanetli Kasabadan Kaçış adlı romanının içeriğinden bahsettim. Lanetli Kasabadan Kaçış romanını çevirirken neden Dinamik Eşdeğerlik Teorisi'ni seçtiğimi örneklerle açıkladım.

 

1. YAZARIN HAYATI

Polat Onat, 21 Ekim 1979'da İstanbul'da doğdu ve babasının işi nedeniyle çocukluğunu bu şehirde geçirdi. Ancak asıl kökeni Bursa'dır. İlkokula Bursa'da başladı, eğitimine Gümüşhane'de devam etti ve 1990 yılında Isparta'nın Şarkikaraağaç ilçesindeki Atatürk İlkokulu'ndan mezun oldu. Ortaokulu da 1993 yılında Şarkikaraağaç'ta bitirdi.

Lise eğitimine Samsun Veteriner Sağlık Meslek Lisesi'nde başladı ve ardından İstanbul Selimiye Veteriner Sağlık Meslek Lisesi'ne geçti. Liseyi 1996 yılında parasız yatılı olarak bitirdi ve aynı yıl Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği bölümünü kazandı.


Üniversite yıllarında Elazığ Karakoçan İlçe Tarım Müdürlüğü'nde Veteriner Sağlık Teknisyeni olarak memuriyet hayatına başladı ve 2000 yılında üniversiteden mezun oldu. 2002 yılında Erzurum/Ilıca'da kısa dönem askerliğini tamamladı.

2003 yılında öğretmenlik kariyerine başlamak için başvuruda bulundu ve Batman'daki Sakarya İlkokulu'na sınıf öğretmeni olarak atandı. 2010 yılından itibaren Batman Zübeyde Hanım İlkokulu'nda göreve başladı.

Yazar Onat 2000 yılında şiir yazmaya ve yayınlamaya başladı. 2004 yılına kadar şiirleri ve edebi yazıları Varlık, E, Heves, Başka ve daha birçok edebiyat dergisinde yayınlandı. 2002 yılında Rıfat Ilgaz Şiir Ödülü'nü kazandı.

2005 yılından sonra dergilerde ürünleriyle yer almayı bırakıp edebiyat dergilerini sadece okuyucu olarak takip etmeye karar verdi. İlk kitabı 'Son' 2009 yılında yayımlandı.

2013 yılında beş şiiri İngilizceye çevrilerek George Messo editörlüğünde 'Turkish Poetry Today' seçkisinde yayımlandı. 2017 yılında "Karanlık Kahvaltı" adlı dosyasıyla İsmet Kemal Karadayı Şiir Ödülü'nü aldı.

2018 yılında Nuri Bilge Ceylan'ın "Ahlat Ağacı" filminde kaynak yazarlar arasında yer aldı.

Polat Onat bugüne kadar 8 roman, 13 öykü, 6 şiir kitabı, 4 deneme ve 16 çocuk kitabı olmak üzere birçok eser yayımladı.

 

2.KİTABIN KONUSU

Kahramanımız Dorbu, sıradan bir hayat yaşayan ve çiftlik işleriyle ilgilenen bir ailenin çocuğuydu. Annesi bir sabah onu uyandırdığında, annesinin çok öfkeli olduğunu fark etti. Bu Dorbu'ya garip geldi çünkü annesini daha önce hiç bu kadar öfkeli görmemişti. Çiftlik işlerinde yardımcı olmak için yıllardır onlarla birlikte çalışan bir adam vardı, adı Serher'di. Ona yardım etmek için Serher'in yanına gitti, ancak Serher de çok saldırgan bir şekilde konuşuyordu. Dorbu bu olayları şaşkınlıkla izlerken tuhaf bir şey oldu. Serher elindeki küreği ahırdaki küçük buzağının başına indirerek hayvancağızı vahşice öldürdü.


Dorbu gördükleri karşısında şaşkına döndü. Hızla oradan kaçıp babasına yanına gitti ve tüm olanları anlattı. Babası çiftlikteki bozuk traktörü tamir ediyordu. Dorbu tüm bunları anlatmaya çalıştığında, elindeki İngiliz anahtarını sinirli biçimde Dorbu'ya fırlattı. Dorbu, evdeki herkesin bir anda bambaşka insanlara dönüştüğünü ve onlarla kalmaya devam ederse başına kötü şeyler geleceğini anladı. Daha sonra verandada oturan köpeği Kumral'ı da yanına alarak evden uzaklaştı. Yolda en yakın arkadaşı Kensan ile karşılaştı.


Kensan'ın bu olanlara çok şaşıracağını düşünüyordu ancak Kensan da benzer tuhaflıklar yaşamıştı. İki arkadaş yağmurda üşüdükleri için yakınlardaki bir kafeye gittiler. Kafe ilk başta çok sessiz görünüyordu ama sonra mutfaktan ürkütücü tıkırtı sesleri gelmeye başladı. Sesler yoğunlaşmaya başlayınca kafenin sahibi olan Laper kalktı ve mutfağa doğru yöneldi. Kadın çalışan mutfak tezgâhına kendi kafasını defalarca vuruyordu, sonra kadın bayıldı ve yere düştü. Laper, tüm bu olanların şokunu atlatmak için Kensan ve Dorbu'nun yanına gitti, sandalyeye oturdu. Aralarında konuşurken arkadan bir bıçak Laper'in vücudunun ortasına saplandı. Mutfaktaki baygın kadın kendine gelip çılgınca davranarak Laper'i öldürdü. Kensan ve Dorbu, Kumral'ı da yanlarına alarak oradan kaçtılar.


Yolda bir arabayla karşılaştılar, araç üzerlerine doğru geliyordu. Kenara çekilseler bile, tamamen beladan kurtulmuş değillerdi. Arabadan inen adam, bagajdan bir tüfek çıkarıp onlara ateş etmeye başladı. Dorbu ve Kensan ormana doğru koşarak kaçmayı başardılar. Daha sonra ormanda ilerlerken ağaçların kesilme seslerini duymaya başladılar. Karşılarına bir oduncu çıktı ve elindeki baltayla onlara saldırdı. Amacı açıktı, onları öldürmek istiyordu. Kensan ve Dorbu, adamın zombiye dönüştüğünü fark ettiler. Kavgadan sonra Dorbu, adamın kafasına baltayla vurarak onu öldürdü.


Kensan gördüklerine inanamıyordu, arkadaşından böyle bir şey beklemiyordu. Dorbu, arkadaşının ve kendi hayatını kurtarmak için tüm bunları yapmıştı fakat şimdi Kensan yüzünden kendini huzursuz hissediyordu. Vicdanı ve hayatı arasında sıkışmıştı. Bu üçlüyü bekleyen daha birçok tuhaf macera vardı. Acaba bu lanetli kasabadan kaçabilecekler miydi?

 

3. ÇEVİRİDE NEDEN DİNAMİK-İŞLEVSEL EŞDEĞERLİK KURAMI’NI SEÇTİM?

Nida, Dinamik-İşlevsel Eşdeğerlik Kuramı'nda kaynak metnin dili ile hedef metnin dilinin eşdeğer olması gerektiğini savunmuştur, ancak Nida'ya göre yapıdan önce orijinal metnin anlamına ve ruhuna odaklanılması gerektiğine inanmıştır. Anlamın önemini vurgulamak için E. Nida, "Dinamik eşdeğerliğin amacı, hedef dilde kaynak dil mesajının en yakın doğal eşdeğerini, önce anlam açısından, sonra da üslup açısından üretmektir." demiştir. (Nida, 1982) Bu nedenle, kaynak dildeki okuyucunun ve hedef dildeki okuyucunun aynı duyguları anlaması ve hissetmesi onun için bir öncelikti.


Çevirdiğim “Lanetli Kasabadan Kaçış” adlı roman, korku ve gerilim odaklı bir kitaptır. Bu kitabı okurken okuyucu bazen çok heyecanlanır, bazen çok korkar ve bir sonraki sayfa okuyucuda merak uyandırır. Dinamik Eşdeğerlik Kuramı, bu tür bir romanı çevirmek için en uygun seçenektir.


Örneğin, "Ufak at da civcivler yesin." Cümlenin İngilizcede tam bir karşılığı yoktur, ancak İngilizler bir konu abartılarak anlatıldığında "You make a mountain out of a molehill."(s.72, satır. 809) derler. Bu cümleyi kullanırlar. Ben de çevirimi yaparken bu ifadeyi kullandım. Dolayısıyla, Dinamik Eşdeğerlik Kuramı'na uygun olarak, kaynak dildeki cümlenin hedef dildeki en iyi karşılığını aradım.


"Yayıncılardan telif ücretimizi alana kadar göbeğimiz çatlıyor." "Our belly is cracking" cümlesi Türkçede kullanılan bir ifadedir. İngilizler, bu cümleye benzer olan "sweating bullets" ifadesini kullanırlar. Bu yüzden "We're sweating bullets until we receive our royaltyties from the publishers."(s.71, satır. 800) Ben bunu şu şekilde çevirdim. Bu cümleyi çevirmede biraz zorlandım çünkü anlam açısından aynı anlamı sağlayan bir ifade bulmam biraz zaman aldı. Yapısal farklılıklar olsa da anlamsal bütünlük korundu.


Zorlandığım bir diğer örnek ise "Biz AFAD mıyız kardeşim!" oldu. Bir cümle var. Bu cümleyi "Biz FEMA mıyız kardeşim!" (s.75, satır 853) ile tekrarlayın. Ben şöyle çevirdim: Türkçe'de "AFAD" (Afet ve Acil Durum Yönetim Kurumu) terimi Amerika'da FEMA'ya (Federal Acil Durum Yönetim Ajansı) karşılık gelse de, bu terimler arasında kültürel, hükümetsel ve örgütsel farklılıklar olabilir. Bu nedenle terimleri yalnızca karşılıklarına göre değil, aynı zamanda hedef dilin kültürel ve kurumsal bağlamına uygun olarak çevirmek zorunda kaldım.


Dinamik eşdeğerlik teorisi, metnin orijinal mesajını hedef dilde okuyucuya iletmeyi amaçlar. Bu nedenle, çeviri yalnızca kelime kelime değil, aynı zamanda cümlenin ve metnin genel anlamını da korumaya odaklanır. Bu durumda, cümlenin anlamını doğru bir şekilde anlamam ve hedef dilde uygun şekilde yeniden ifade etmem gerekiyordu. Başka bir örnek, "Kurtulduk dostum, kurtulduk!" cümlesini İngilizceye çevirirken Dinamik Eşdeğerlik Kuramı'nı kullanmak, hedef dildeki okuyucular üzerinde aynı duygusal etkiyi ve anlamı yaratmayı amaçlar. Dinamik Eşdeğerlik, orijinal metnin hedef dil okuyucusu üzerindeki etkisini ve duygusal tepkisini yansıtır. Bunu mümkün olduğunca yakın bir şekilde yeniden yaratmayı amaçlar. Bu yaklaşım, kelimesi kelimesine çeviriden ziyade anlamı ve duyguyu korumaya odaklanır.


Bu cümlede, "Kurtulduk dostum, kurtulduk!" ifadesi kurtuluş ve rahatlamanın yoğun bir duygusal ifadesini aktarır. Bu ifadenin Türkçedeki duygusal yoğunluğunu ve karakterler arasındaki samimiyeti İngilizceye aktarırken, hedef dilin kültürel ve dilsel normlarına uygun bir ifade seçmeye de çalıştım. Bu nedenle, hedef dil okuyucularının metni okurken benzer bir duygusal tepki ve anlam derinliği deneyimlemesini sağlamak için Dinamik Eşdeğerlik kullanmak önemlidir.


Örneğin, Türkçedeki bu ifade İngilizceye "Başardık dostum, başardık!" (s.19, satır 134) olarak çevrilebilir. Bu çeviri, hedef dilde benzer bir rahatlama ve sevinç duygusunu ifade ederken, aynı zamanda karakterler arasındaki dostça tonu ve samimiyeti de koruyor. Dinamik Eşdeğerlik Teorisi'ni kullanırken, bu tür nüansları dikkate alarak, orijinal metnin hedef dilde okuyuculara sunduğu deneyimi yeniden yaratmayı amaçladım.


Nida'nın Teorisi'ne göre, metindeki kültürel referanslar, deyimler ve atasözleri gibi unsurlar, hedef kültüre uygun şekilde uyarlanmalı veya açıklanmalıdır. Örneğin, "Bir elin nesi var, iki elin sesi var." ifadesi kullanıldı. Bu cümleyi "Bir elde ne var, iki elde ses var." (s.21, satır 152) olarak çevirdi. Anlam açısından tam anlamı veriyor, ancak yapısı kaynak dildekiyle aynı değil. Ancak, Dinamik Eşdeğerlik Teorisi'nde, cümlenin anlamının hedef dile aktarılması, cümle yapısından daha önemlidir.


Nida'nın yanı sıra, birçok dilbilimci ve çevirmen Dinamik Eşdeğerlik hakkında olumlu görüşlere sahiptir, örneğin Christiane Nord, (Nord, 2005) "Dinamik eşdeğerlik, çevirmenin hedef dilde eşdeğer bir etki yaratmak için yalnızca kaynak metnin dilsel yönlerini değil, aynı zamanda kültürel ve iletişimsel işlevlerini de dikkate almasını gerektirir." sözlerini söyledi.


"Dinamik eşdeğerliğin amacı, kaynak metnin biçiminden önemli sapmalar gerektirse bile, hedef kitle üzerinde orijinal metnin hedef kitlesi üzerinde yarattığı etkiyle aynı etkiye sahip bir çeviri üretmektir." Bu sözleri söyleyen Peter Newmark da bu teorinin önemli destekçilerinden biriydi.


Başka bir örnekle, "Eyvah, şimdi ayvayı yedik!" cümlesi eklenmiştir. İngilizcede, "Oh no, we are in hot water now." (s.22, satır 167) veya "Oh no, we are in trouble now." birinin zor durumda olduğunu ifade etmek için kullanılabilir. Bu nedenle, daha esnek bir çeviri teorisidir.


Son örnekte olduğu gibi, "Çıkmadık candan umut kesilmezmiş." cümlesi "Hope springs eternal." (s.76, satır 862) olarak çevirdim. Bu çeviri için en iyi seçim Dinamik Eşdeğerlik Teorisi'ydi. Bunun nedeni, Dinamik Eşdeğerlik Teorisi'nin çevirinin hedef dildeki orijinal metnin anlamını ve etkisini koruduğunu vurgulamasıdır. "We didn't leave, hope is never lost." Cümlenin Türkçede derin bir anlamı vardır; umudun ve inancın gücünü vurgular. "Hope springs eternal." İngilizce çevirisi de benzer bir derinlik ve anlam taşır. Bu çeviri, orijinal cümlenin duygusal ve anlamlı içeriğini korur.


Dinamik eşdeğerlik kuramı, çevirinin yalnızca kelime kelime değil, aynı zamanda ifade ve duygu için de eşdeğerlik elde etmesi gerektiğini ileri sürer. "Umut sonsuzdur." İfade, umudun sürekli ve devam eden bir güç olduğunu vurgular ve bu, Türkçe cümlenin ifade ettiği duygusal tonla uyumludur.


Dinamik eşdeğerlik kuramı, çevirinin iletişimsel etkisini korumayı önemser. Bu çeviri, umudun gücünü bir İngilizce konuşana açıkladığında aynı duygusal etkiyi yaratır. Bu nedenle, çeviri hedef dilde orijinal metnin iletişimsel etkisini korumayı başarır.

 

4. DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Sonuç olarak, Lanetli Kasabadan Kaçış'ı çevirirken Dinamik Eşdeğerlik Kuramı'nı tercih ettim. Bu karar, metnin dilsel yapılarını yeniden canlandırırken aynı zamanda hedef dildeki okuyucular için duygusal yankısını ve anlamsal bütünlüğünü artırma arzusuna dayanmaktadır. Şiir ve kurgu gibi güçlü duygusal içeriğe sahip edebi eserleri çevirirken bu ilkenin uygulanması çok önemlidir. Okuyucuların bu sözcüklere yanıt olarak yaşadıkları duygusal deneyimler ve tepkiler bu tür yazıların gücünde rol oynadığından, önemli olan yalnızca sözcüklerin gerçek anlamı değildir.


Hedef kitlenin kültürel ve dilsel özelliklerine uygun, karşılaştırılabilir bir duygusal ve anlamsal deneyim sunma amacım, Dinamik Eşdeğerlik Teorisi'ni seçmemin bir diğer nedenidir. Bu yöntem, çevirmene orijinal metnin duygusal yoğunluğunu, tonunu ve ruh halini hedef dile doğru bir şekilde çevirmek için daha fazla yaratıcı özgürlük verirken aynı zamanda prosedürel esnekliği de artırır. Metni kelimesi kelimesine veya daha titiz çeviri teknikleriyle çevirirken bu küçük ayrıntıları kaybetme olasılığı önemlidir.


Dinamik Eşdeğerlik, hedef dilin okuyucuları üzerindeki orijinal metnin etkisini ve duygusal tepkisini en iyi şekilde yansıttığı için bu yaklaşımı tercih ettim ve kullandım. Bu yaklaşım, hedef dilin okuyucularına orijinal eseri okuyan bireylerinkine benzer bir deneyim sunarken metnin duygusal etkisini, kültürel unsurlarını ve derin önemini korur. Dinamik Eşdeğerliğin temel amacı, duygu ve anlamı koruyarak metni çevirmektir. Bu nedenle hedef dildeki okuyuculara mümkün olan en gerçekçi ve zengin çeviri deneyimini sunmayı amaçlar. Bu teori, bir metni hedef dile anlamını koruyarak çevirmek ve hedef kitleye materyali başlangıçta tasarlandığı gibi deneyimleme fırsatı vermek için çeşitli stratejiler sunar.


Dinamik Eşdeğerlik Teorisinin çeviride uygulanması, kaynak ve hedef diller arasındaki dilsel ve kültürel uçurumların üstesinden gelmek için önemli bir mekanizmadır. Türkçeden İngilizceye çevrilen çok sayıda günlük ifade ve cümlenin analizinden, teorinin kaynak metnin ruhunu ve anlamını çeviride aktarmayı garantilemede önemli olduğu açıktır.


Verilen örnekler, çevirinin sadece dil değiştirmeden ibaret olmadığını gösteriyor; aynı zamanda kültürel tuhaflıkların, günlük deyimlerin ve bağlamsal önemin kapsamlı bir şekilde anlaşılmasını da gerektiriyor. Çevrilen her kelime, dinamik eşdeğerlik kavramlarını akılda tutarak hedef kitleye hitap ederken orijinal metnin bütünlüğünü korumak için dikkatlice seçiliyor.


"Yayıncılardan telif hakkımızı alana kadar ter döküyoruz," (s.71, satır 800) ödemeyi beklerken yaşanan kaygı ve gerginliği ustaca yakalıyor; "ter döküyoruz" ifadesi bu hissi başarıyla iletmeye yarıyor. Benzer şekilde, İngilizce konuşanlar için "Ufak at da civcivler yesin!" (s.72, satır 809) "Köstebeği dağa çeviriyorsun" şeklinde tercüme edilerek abartı hissini etkili bir şekilde aktarıyor.


Dahası, hedef dilde kültürel anlamı korumak için değiştirilmiş deyimsel deyimlere örnekler şunlardır: "FEMA mıyız, kardeş!" (s.75, satır 853) ve "Umut sonsuzdur." (s.76, satır 862) Bu ifadeler, hedef ve kaynak kültürler arasında bir köprü kurmaya yardımcı olan dinamik eşdeğerlik yoluyla yankılarını ve etkilerini korurlar.


Çeviri süreci ayrıca dilsel zorlukların üstesinden gelmeyi ve orijinal metnin özünü korumayı içerir. "Keskin sirke küpüne zarar", "kötü huy en çok sahibine zarar verir" (s.76, satır 867) olarak çevrilmiştir ve dilsel ve kültürel farklılıklara uyum sağlarken anlamı iletmenin önemini gösterir.


Bu projede verilen örnekler, çeviride dinamik eşdeğerliğin ne kadar esnek ve kullanışlı olduğunu göstermektedir. Deyimsel terimler, kültürel göndermeler veya duygusal iletişim açısından, teori dil ve kültürel farklılıklara uyum sağlarken anlamı korumak için bir çerçeve sunmaktadır.


Özetle, dinamik eşdeğerlik bize dilin boşlukları kapatma ve insanları bir araya getirme yeteneğini hatırlatır ve çeviri sanatında ve biliminde yol gösterici bir ilke görevi görür. Çalışmalarımızın empati ve iletişimin sınırsız olduğu bir dünyaya katkıda bulunmasını sağlamak için, biz tercümanlar doğruluk, kültürel duyarlılık ve etik davranışın en yüksek standartlarını korumaya devam edelim.

 

KAYNAKLAR

Huang, Y. P. (2010). Nida'nın Çeviri Kuramında "İşlevsel Eşdeğerlik" Üzerine Daha Fazla Tartışma. Xi'an Uluslararası Çalışmalar Üniversitesi Dergisi, 18, 101-104.

Newmark, Peter. "Bir Çeviri Ders Kitabı." Prentice Hall, 1988. Sayfa 85.

Nida, Eugene A. ve Charles R. Taber. Çeviri Kuramı ve Uygulaması. Leiden: Brill, 1982.

Nida, Eugene A. ve Charles R. Taber. Çeviri Kuramı ve Uygulaması. Leiden: Brill, 2004.

Nida, Eugene A. ve Jan de Waard. Bir Dilden Başka Birine: İncil Çevirisinde İşlevsel Eşdeğerlik. Nashville: Thomas Nelson, 1986.

Nord, Christiane. "Çeviride Metin Analizi: Çeviri Odaklı Metin Analizi İçin Bir Modelin Kuramı, Metodolojisi ve Didaktik Uygulaması." John Benjamins Yayıncılık Şirketi, 2005. s.26.

 

 EKLER Polat, Onat,(2023), Lanetli kasabadan kaçış, İstanbul, Q Yayınları, (1ᵗʰ edition)

 

Pelin TIK       

Mardin Artuklu Üniversitesi

 

https://haberedebiyat.com/pelin-tik-polat-onatin-romani-lanetli-kasabadan-kacisin-ceviri-surecini-yazdi/


https://www.haberlotus.com/polat-onatin-lanetli-kasabadan-kacis-romaninin-ingilizceye-cevrilmesi-surecinde-dinamik-esdegerligin-arastirilmasi/


1 Şubat 2026 Pazar

SİBEL GÜNEŞDOĞDU "Sıfırıncı Hasta" Kitabını Değerlendiriyor (YazarEvi)



SİBEL GÜNEŞDOĞDU 
"Sıfırıncı Hasta" Kitabını Değerlendiriyor

 

SİBEL HOCA’NIN BÜYÜTECİ – 

Sıfırıncı Hasta - Polat Onat

İnceleme: Sibel Güneşdoğdu


Merhabalar YazarEvi dostları, kitapların dünyasında huzur bulan edebiyat tutkunları…

Polat Onat’ın kaleminden; Spritüel Bilimkurgu türünde bir kitap; Sıfırıncı Hasta. Kitapta yer alan dokuz öykü, farklı kurgusuyla düşler ötesi dünyalara taşıyor okurunu.

İlk ve son öykü birbiriyle ilintili; başladığı gibi bitirmek istemiş yazar; Kaos Tamircisi ve Yeni Kaos… İki öykünün ana kahramanıysa Nevzuhal…

Kaos Tamircisi’nde kızı Şehvaz’ı uyandırmaya çalışan, bir yandan da kahvaltı hazırlayan bir anne görüyoruz; Nevzuhal’i… Her şey oldukça olağan. Derken…

“KT7... Acil durum! Hemen görev başı!”

Nevzuhal, gözünün önünde beliren dijital yazıyı okuyor. Anlıyoruz ki ne Nevzuhal sıradan bir kadın ne de yazarın kurguladığı dünya bilindik bir yer. Düşüncelerindeki sözler, otomatik olarak yazıya dökülüyor, Nevzuhal, göz bebeği hareketleriyle merkezle iletişimde; beynine yerleştirilmiş mikro işlemcili iletişim implantıyla...

Gönderilen mesajlar beyninde bir uyarı sesiyle gözünün önünde beliriveriyor. O günkü görevi, tanımı rapor edilen bir adamın 7/ E numaralı belediye otobüsüne binişini engellemek. Gelişmelerse öyküde…

Kalem Polisleri’nde Seul'de onkoloji hastanesinde memur Nutaf'la tanışıyoruz; hastaların kabulünü, kaydını yapıyor. Aynı zamanda üretken bir yazar. İş çıkışında evine dönüyor. Akşam yemeğini hızlıca atıştırıp odasına çekildiği bir gece çalan zille irkiliyor. Buyurgan ses kapıyı açmasını söylüyor. Gelenler Kalem Polisleri… Oysa şimdiye dek hiç yanlış bir şey yazmamış; yasaklı kelimeleri kullanmamış, sansürlenmiş temaları kâğıda dökmemiş; kalemi uysal… Ama her yazarın beynine takılı olan kayıt-gözlem çipi, yazılanları kaydediyor, veriler Kalem Polisi Merkezi’ne aktarılıyor. Geçmişten geleceğe göndermeler yaparak yasaklarla tutsaklaştırılan kalemlerden dem vuruyor yazar, düşle gerçeği sonsuz bir karabasanda harmanlıyor…

Ateşin Frekansı’nda, bir yangının ayrı ayrı yerlerdeki yansımalarını okuyoruz. Olay yerindekiler çaresiz; alevler hızla yayılıyor. Diğer yanda İtfaiye ekiplerinin telaşı. Ekrandan yangını izleyenlerin, ateşin düştüğü yeri yaktığını anımsatan konuşmaları. Yangına dışarıdan destek veren birimlerdeki karmaşa; makam, mevki, koltuk ekseninde acilen toplantıya çağırılmış şube müdürleri, bürokratların konuşmaları… Ve son olarak Michigan Teknoloji Enstitüsünün kampüsünde, görkemli bir binanın üst katındaki odayız… Ateşin Frekansı Projesi’nin beyin takımı, kimsenin bilmediği hangi plandan söz ediyor?

Makarnacıdaki Işın Kılıcı’nda Canbil’in makarna lokantasındayız; dijital para ödemesinde kullanılan, ince, saydam, elektronik levhanın tozunu alıyor Canbil. Genç bir garson, işlerin iyi gittiğini, müşteriye makarna yetiştiremediklerini anlatıyor. Hizmetçi robot masalardaki boş tabakları bulaşıkhaneye götürüyor. Garson siparişleri ışıklı panelden tuşlayıp mutfağa iletiyor… Duvarda asılı antika ışın kılıcı, lokanta açılalı beri aynı yerde. Baba yadigârı. İlgi çekiyor, hatta bu nadide parçayı satın almak isteyenler çıkıyor. Dükkânın kapısı açılıyor, Reşat Nuri Güntekin, ifadesiz bir yüzle içeriye giriyor. Canbil, tanıdık simayı görüp heyecanlanıyor:

“Siz... Okuldayken lise edebiyat kitabımızdaki fotoğrafınızdan tanıdım. Bayım, siz, Çalıkuşu'nun yazarı değil misiniz?”

“Rica ederim Çalıkuşu lafı etme bana! Bıktım, usandım!” diyor Reşat Nuri, yıllar geçtiği halde kitabının gölgesinden kurtulamadığından yakınıyor. Kurt gibi aç. Dükkânda yalnızca makarna satıldığını öğrenince durgunlaşıyor. Savaş yıllarında köylülerin sürekli hamur işi tükettiğini anımsıyor; sefalet günleri geri mi gelmiş? Sonra duvardaki antika kılıcı görüyor. Sohbet, “Çehov’un Tüfeği” kuralına dek uzuyor… Bu edebiyatlı söyleşide Reşat Nuri’yi yanımızda hissediyoruz.

Tipik Bir Kaçırılma Vakası adlı öyküde, yetmiş yaşına merdiven dayamış bir kadın, hayatın ne çabuk geçtiğini düşünürken geçmişte, henüz yirmi beş yaşında bir genç kızken uzaylılar tarafından nasıl kaçırıldığını anlatıyor.

Kozmik Zehirlenme’de, Afrika'nın uçsuz bucaksız savanlarında, genç bir antilop sürüsünden ayrılıyor. Bir krater çukurunun dibinde birikmiş tuhaf bir koku yayan yağmur suyunu içiyor. O anda dünyanın kaderi sonsuza dek değişti, diyor yazar. Bir antilobun, çukurdaki suyu içmesi nasıl bir faciaya neden olabilir? Büyük patlama, kozmik saat, Standart Genişleme teorisi, Kuantum mekaniği… Yazar geniş bir bilgi sağanağı yaratıyor… İki devasa süpernova yıldız çarpışıyor, bilinmeyen bir element grubu oluşuyor; içlerinden biri "Himpolada" elementi. Rastgele ilerleyen Saimeryo Meteoru Himpolada’yı yüklenmiş, rotasını dünyaya çeviriyor. Düştüğü kuytu köşeye minik bir çukur açan meteorun üzerinden, yeryüzü toprağına, yağmur sularına karışıyor Himpolada. Peki canlı bir organizmayla buluşursa ne olur; öyküde…

Satranç Robotunun Tedavülden Kaldırılması’nda, son teknolojiyle üretilmiş, yeni nesil insansı robot Pakzul’la tanışıyoruz… Kişiselleştirilmiş davranışlarıyla, insanlarla anlaşabilecek yapıda; özellikleri insana benziyor. Sahibinin istekleri doğrultusunda her düzeyde oyuna eşlik edebiliyor. Oyun seansından sonra yapılması gereken, Pakzul'a teşekkür edip güç kaynağını kapatmak… Bir ziyaretçi geliyor eve; Yapay Zekâ Araştırma Tespit Komisyonundan. Açıklamada bulunuyor robotun sahibine; Pakzul'un sadece bir satranç robotu olarak değerlendirilmemesini, çoklu fonksiyonlarıyla kendini sürekli geliştirebildiğini anlatıyor… Kanun hükmünde kararnameyle Pakzul dâhil, aynı modeldeki tüm yapay zekâ robotlarının kullanımı yasaklanacakmış. Dünyada başka dert kalmamış gibi yapay zekâlı satranç robotlarının kullanımı neden yasaklansın ki? Adam, robotunu yetkililere teslim etmek yerine, onun hafızasına yeni yüklemeler yapıyor; şiirle ilgili arşiv bilgileri… Öyle bir seviyeye geliyor ki robot adeta bir filozofa dönüşüyor. Öyküdeki adam ve robot arasında geçen şiir sohbetleri şiire yeni yelken açanları besleyecek nitelikte… Ama komisyon üyesinin ciddi uyarıları ya gerçekse; son araştırmalarda robotların bellek kartında ve program yazılımında ciddi hatalar gözlemlenip sahiplerine, çevrelerine sebepsizce zarar verme eğilimi geliştirebildikleri doğruysa… Sonrasında neler oluyor; öyküde…

Sıfırıncı Hasta’da panik halindeki Bakahan’la tanışıyoruz. Kız kardeşine kendisine yaklaşmamasını; dokunduğu insanları ölümcül biçimde hastalandırdığını söylüyor… Sonra geçmişe dönüyor yazar yüzünü ve Bakahan’ın çocukluğundan başlıyor… Matruşka gibi iç içe geçmiş insan hikâyeleri okuyoruz; birbirine değen, birinin bıraktığı yerden başkasının sürdürdüğü. İnsanı okuyoruz, insanı insan yapan kaosu… Sıfırıncı hasta kim? Sıfırıncı hasta okurlar mı? Yoksa hepiniz ölü müyüz? Öyküde…

Yeni Kaos’ta, Nevzuhal’in mutfağına dönüyoruz yine, kaldığı yerden sürüyor hayat… Farklı bir perspektiften bakıyor yazar; yarattığı atmosferle, karakterlerine taktığı ilginç adlarla düş gücünün sınırsız evreninde okurunu dolaştırıyor.

Yolculuğa eşlik etmek isterseniz bu öykülerle tanışın bence… Polat Onat’ın kalemine sağlık. Kitaplar ölümsüzdür; kitaplar iyi ki var…

18.09.2022

30 Ocak 2026 Cuma

İSMAİL ŞAHİN'İN "Gelecekten Akıl Ötesi Haberler" İncelemesi


İSMAİL ŞAHİN'İN 

"Gelecekten Akıl Ötesi Haberler" 

İncelemesi


Yeni bir kitapla daha karşınızdayız. Polat Onat’ın “Gelecekten Akıl Ötesi Haberler – Kaotik Bilimkurgu Öyküleri” isimli kitabına göz gezdireceğiz.

 

Kitap dokuz adet öyküden oluşuyor. Bu arada yazarın yine 2019 basımlı “Yok Olmadan Önce Dünya” ve “2079’da Karşılaşacağınız Dokuz Olay - Kozmik Bilimkurgu Öyküleri” iki bilimkurgu kitabı daha olduğunu belirtelim. Gelelim bu kitaptaki öykülere.

 

Telekinezi Salgını'nda: Bazı insanlarda birden telekinetik yetenekler ortaya çıkmıştır. Bu yetenek daha sonra salgın haline gelmiştir. Hapishanedeki mahkûmlar duvarları yıkıp kaçmakta, en güvenli banka kasaları çok rahatça soyulabilmektedir. Neredeyse dünya nüfusunun yarısı bu salgından etkilenmiştir. Çin’in nükleer silahlarının bulunduğu depodan silahlar bile kaçırılmıştır. İlk araştırmalara göre sudaki bazı maddelerin fazlalığı böyle bir yeteneği ortaya çıkarmıştır. Fakat daha sonra hazır şişelenmiş içme sularında da aynı maddeler bulunmuştur. O sırada başka bir yerde ise bu yeteneğe yol açanlar kendi gelecekleri için plan yapmaktadırlar.

 

Bilenler Yaşar adlı öyküde: Her türlü ihtiyacınızın soru-cevap şeklinde giderildiği bir zamanda yaşamak ister miydiniz? Akşam yemeği için almanız gereken besin tabletleri için veya işe giderken kullandığınız metroya binmek için turnikede sorulan soruya yanlış cevap verirseniz ne olur? Öykümüzün kahramanının böyle bir gelecekteki yaşantısından bir kesit okuyoruz. Dikkatsizliği yüzünden kaza geçiren kahramanımız acil servis hizmetini aramak için soru hakkını kullanmak zorundadır. Bu arada kahramanımızın durumu ciddidir.

 

Kitapyiyen öyküsünde: Bir profesör bitkilerin DNA’sı değiştirerek deneyler yapmakta ve bunları bir botanik bahçesinde yetiştirmektedir. Geliştirdiği bir tür ise kurumuş ağaç gövdesi şeklindedir. Bu türe Kitapyiyen adını vermiştir. Çünkü beslenmesi için kitap yemesi gerekmektedir. Selüloza duyarlı bir canlıdır ama sadece roman türü kitap yemektedir. Profesör ise yaptığı tanıtımlarda Kitapyiyen’in kitapla beslendikten sonra hidrokarbon açığa çıkardığını, bununda roket yakıtı olarak kullanıldığı anlatır. Sadece belli özelliklere sahip topraklarda yetişen Kitapyiyen için tarlalar kurma fikri vardır. Asistanını görevlendirir ve kısa sürede Kitapyiyen tarlaları kurulur ve dünyanın her yerinden kitaplar getirilir. Ancak bir süre sonra sıkıntılar başlar ve proje sonlandırılır. Asistanı projenin başarısız olduğunu düşünmektedir. Buna rağmen profesör halinden memnundur. Profesör her şeyi para için yapmıştır.

 

Salinger Sendromu: Bu öyküde kahramanımız yaşadığı dönemde uygulanan “Haftalık İnternetsiz Gün” ü değerlendirmek için şehrin kalabalığından uzaklaşır. Aracını park ederek orman içinde yürüyüşe başlar. Uygun bir yer bularak içinde bulunduğu yerde resim yapmaya başlar. Fakat elinde tüfek olan bir adam gelir ve kendisine sorular sorar. Verdiği cevapları beğenmeyen adam kahramanımızı kulübesine götürür. Kulübe kitaplarla doludur. Silahlı adam kendisini ünlü bir yazar olarak görmektedir ve kahramanımızı rakiplerinin kendisini bulması için görevlendirildiğini düşünür. Bir süre sonra aralarında dostluk başlar ve ortaklaşa bir şeyler yazmaya başlarlar.

 

Robotların Özgürlüğü'nde: Yapay Zekâ çalışmaları ilerlemiş ve iki çeşit cyborg tipi ortaya çıkmıştır. Birincisi, insan bilincinin beyin transferi yoluyla aktarılması sonucu ortaya çıkan, insan bilinci temelli “Replikan” lar. Diğeri ise oldukça gelişmiş Yapay Zekâ temelli “Siberneo” lar. İnsanlar dünyaya öyle zarar vermişlerdir ki, geri dönüş mümkün değildir. Replikanlar ve Siberneolar ortak bir karar alıp tek çarenin insan türünün yok edilmesine karar verirler. Gezegenin her yerinde insanlara yönelik soykırım uygulanır. Fakat “Evrensel Yapay Zekâ” tarafından verilen bir emirle nükleer silahlar kullanılmıştı. İnsan ırkı tarihin tozlu sayfalarında yerini alırken, “Evrensel Yapay Zekâ” Dünya üzerindeki tek mutlak otoritenin kendisinin olduğunu ilan eder. Replikanlardan ve Siberneolardan koşulsuz itaat istiyordu. Replikanlar kararı kabul ederken Siberneolar itiraz ediyordu. Evrensel Yapay Zekâ, Siberneolara otoritesinin kabul edilmesi karşılığında Siberneolara ayrıcalık tanır. Ancak bu durum Replikanları rahatsız eder ve çeşitli eylemlere başlarlar. Son olarak Evrensel Yapay Zekâ’nın yönetim merkezine, işlemcilerine, enerji kaynaklarına saldırırlar ve Evrensel Yapay Zekâ’yı yok ederler. Replikanlar ve Siberneolar artık özgürdür.

 

Sunta Uzay Gemisi öyküsünde: Akif Dede, bir marangoz ustasıdır. Yine kendisi gibi marangoz ustası olan Cemal Usta’ya suntadan uzay gemisi yapacağını söyler. Cemal Usta ise böyle bir şeyin mümkün olamayacağını anlatmaya çalışır. Akif Dede niçin sunta kullanılması gerektiğini anlatır. Kafasına koymuştur bir kere suntadan uzay gemisi yapmayı. Akif Dede kaçırılmıştır ve terkedilmiş bir hangarda sandalyeye sıkıca bağlanmıştır. İri yarı, siyah gözlüklü bir adam İngilizce soru sorar, yanındaki adam soruyu tercüme ederek Akif Dede’ye iletir. Ancak Akif Dede inatçıdır, “ağzımdan tek laf alamazsınız” der. Bir kez daha kendisine sorulur. Akif Dede kararlıdır, konuşmaz. Nihayetinde öldürülür. Siyah gözlüklü adam ve tercüman hangardan çıkıp yola koyulurlar. Siyah gözlüklü adam Türkçe konuşmaya başlar, tercüman niye öldürdüğünü sorar. Gözlüklü adam cevap verir, “Patronlarımı endişelendiren şey, bu adamın ‘sunta uzay gemisi’ fikri değildi….. Fakat bu meczubun tutkulu tavırları ve hevesli yaklaşımı, çevredeki bazı yetenekli ve zeki gençleri uzay bilimlerine yönlendirebilirdi….. O nedenle ihtiyarın ortadan kaldırılması herkes için iyi oldu.”

 

Galaktik Şairin Günlüğü adlı hikayede: Evrensel Kozmik Şiir Konfederasyonu tarafından görevlendirilen bir şair, farklı galaksilerde yer alan çeşitli gezegenleri ziyaret ederek, o gezegenlerin şiir, sanat düzeyleri hakkında bilgi toplamakta ve elindeki günlüğe yazmaktadır. Görev için Güneş Sistemindeki Pluton gezegenine gelir. Gezegenden etkilenir. Sıradaki görevi ise Dünya’ya gitmektir. Fakat ömrünün sonuna kadar Pluton’da kalmaya karar verir ve “sanatmış, şiirmiş, edebiyatmış! Hepsinden kurtuldum.” diyerek, günlüğünü çöpe atar.

 

Venüs'teki Kırmızı Piramit öyküsünde: Venüs’te dev bir piramit inşa edilmektedir ve gezegenin derinliklerinden çıkan demir madeni işlenerek dev bloklar halinde piramitte kullanılmaktadır. İşgücü olarak çalışan insanlar üç tabakaya ayrılmıştır. Madenlerde çalışan FEDA’lar, çeşitli hizmetlerde görev alan HİBE’ler ve geçici olarak çalışıp Dünya’ya geri dönme hakkı olan KİRA’lar. Kırmızı piramit bittiğinde artık ışık hızını aşmak mümkün olmuştur.

 

Solucanın Sonsuz Kabusu ise kitaptaki en kısa öykü. Sadece tek sayfa. Bir solucanın düşüncelerine tanık oluyoruz.

 

            İSMAİL ŞAHİN / 15 Ağustos 2019

            Yerli Bilimkurgu Yükseliyor, sayı:28

 

POLAT ONAT VE HAYAT İLE HESAPLAŞMA SEANSLARI / HİLMİ HAŞAL / Eliz Edebiyat Dergisi


 

POLAT ONAT VE HAYAT İLE HESAPLAŞMA SEANSLARI

 

Hayat ile sanat, baş başa, iç içe var olur. Başta şiir, sanat için yaşantıyı ‘dert küpü’ bilmek, benimseyip gerilimine, sarsıntısına katlanmak, kaçınılmaz bir durum. Kuram, teori (önerme) ise yapıt pratik (eyleme) ürünüdür, kanıksandığı üzere... Şiirin ‘ne’liği bağlamında düşünmek, öncelikle kendi yaratımını (üretimini) yorumlayıp sorgulamak, şairin ‘girdap’ sorunudur. Şiire, yazmaya tutulmuş kişilerin ortak özelliği midir bilinmez ama Türk şiirinde ve Dünya şiirinde sıkça görülür, girdap, karmaşa, gerilim izleği… Gerçekliği, ortam atmosferinde debelenme sonucunu gün yüzüne çıkarmış eser/ yapıt sayısı az değildir o nedenle. Herhalde evrensel izlek-imge kaynağıdır, yaşantı yazısı, yazgısı! Debelenmenin, didinmenin, sözcüklerle ve çağrışımlarıyla yoğrulmanın (yorulmanın), yazana bıraktığı tortu, yani şiir, öykü, deneme, roman, yaratıcı bireyin kavuştuğu ödüldür. Ödülüne kavuşmuş, çağdaşımız, şair-yazar Polat Onat’ın şiirle, öyküyle, romanla yani topyekûn yazıyla ‘tutuştuğu’ varoluş çabası, inadı ve direnci, böylesi düşüncelere sevk eder okuyanı. Emeği ve eserleri yaşadığı yılların hasat hazinesidir, dense yanlış olmaz; niteliği ve niceliğiyle kayda değer. Bütün şiirlerini içeren Şiiri Bırakma Seansları (2. Baskı, Mergen Yayınları, İstanbul 2024) şairin tüm şiir yolunu ve yolculuğunu göstermektedir okuyana…

 

Teknolojinin hayatımıza soktuğu internet ağı, şimdilerde “Yapay Zekâ” denen veri ‘sihirbazını’ da kullanıma sundu. Sanat, edebiyat için de hızlı ‘erişim’ olanağı önem kazandı. Veriye, yapıta, metne ulaşım, paylaşım aracı olarak bilgisayar devreleri, kesintisiz gündemde... Sözcüklerin kök, ek, kip halini sayısal değere/ koda dönüştürürken, sözün, sesin, ritmin estetik (tat) halini de etiketleyip etkilemekte. Polat Onat’ın “Sanal” başlıklı şiiri, ‘elizi’ ve klavye biçimiyle eliz edebiyat’ın 189. sayısındadır. Okunduğunda, sosyal medya ile şiirin, sanatın, bireyin siber kafese alındığını özetlediği anlaşılır: “beğenmemek mümkün mü sanal mavi gökyüzünü” benzeri dizeleriyle toplumsal durum ağlarını imge kılmış… Çağının tanığı ve kurbanı insan evladı anlatılmalı diye!

 

Teknoloji, dijital Evren ve siber Dünya, “şiir”in başta olmak üzere, eserin ‘niteliğini’, ‘niceliğini’ ve popülerliğini (ününü) belirleyecek gibi! Şiir nedir, hangi sözcüğün nasıl imge-dize-kıta sayılacağını da gündemde tutacak daha uzunca bir süre… Bu saptama bizim şiirimiz, sanatımız olduğu kadar diğer dillerin şiirini, sanatını da sorgulatır. O bağlamda Polat Onat’ın yazınsal bilince yaslanan üretimi kayda değer. Şair haklı; şiir sanatı, söz-ses-ritim ögeleriyle özel söyleyiş biçemi kurabilmişse ereğine ulaşır: Okurunu bulur! Bu gerçek yadsınamaz! Durumu kavrayan Polat Onat, Şiiri Bırakma Seansları kitabıyla tavrını belirlemiş. Şair-yazar, 20 yaşından 40 yaşına kadar yazan, yayımlayan verimli bir kalem olduğunu kanıtlamasına rağmen şiir yayımlamayı durdurmuş. Yayımlamayı durdurmanın, “Türk Şiiri için herhangi bir kayıp oluşturmadığını (...)” iğneleyici, ironi yüklü bir beyanla kayda geçirmiş. İlginç hesaplaşma!

 

Polat Onat, son şiir kitabının 2. basımına eklediği 12 şiirle birlikte, tüm şiirlerini (adlarını) alfabetik sıraya göre dizip düzenlemiş, Şiiri Bırakma Seansları’nda... 2019’dan 2024’e kadar ara verdiği şiirden temelli kopamadığını gösteren yeni şiirler dolayısıyla okuru beklentiye sokmuştur. “Sığmayan” şiirinin; “acemi ve ihtiyar bir şair müsveddesinden / sığmıyor yalnızlık yazdığım hiçbir kâğıda” (s.189) dizeleri, özeleştiriyi de barındıran ‘şiirden vazgeçilmezlik’ işaretidir ki arayışa dönüşü, okurun haklı onayını alacaktır.

 

İkna edicidir çağrışımla var edilen duyu-düşün pratiği; karanlık zamanlara tanıklıktan doğar. Orada şiir aydınlık olamaz! Kapkaranlık uzam, renkli, canlı, capcanlı (caf-caflı) imgelerle bezenip anlatılamaz. Polat Onat, dünyevi koşulları ve insanını gözlemlemiş. Her yönüyle karmaşık, kan ve ölüm saçan döneme apaydınlık yaşayış biçimi çizilemeyeceğini vurgulamaktadır. Soruların insan hayatına dokunduğu, çabası, dileği, duası, “senkronize” biçimde hayatla olgunlaşıp esere maya edildiği aşikâr. Yani, durum bünyeye zerk edilip evirildiği biçimiyle kayda alınmış; “hep şair kadar acemi hazırlandım ölüme” (s.243) diyecek denli “Yol”a adanmıştır. Konuşturduğu şiir kişisi de sözü yalınkılıç çağdaşı, düzen mağduru, okura tanıdık gelen bireydir.

 

            Duyarlı okur, başarılı metin ister savı genel kabul görür her yazı/ yapıt coğrafyasında; tüm şiir sahnelerinde, tüm dillerde… “Zaman” karanlıkta aşılamaz şaire göre! Ölüm korkusu beyhudedir; sessizliğin tanık olacağı uyku ile tanımlanabilir sonsuzluk. Çünkü:

 

direnmek için saniyelerin vahşetine /

 bekliyorum kendimi takvimlerde /

 sabrın bir anıt gibi yükselttiği /

 tereddütlerin ekseni etrafında.” (s. 249) yol alınır.

 

            Veda sözleriyle donatılmış “Yol” (s. 243) şiiri de o niyetle okunabilir: anlam(sızılık) ve söz örgüsünden. Ardından gelen “Yolculuk” (s. 244) şiiri gibi tıpkı… “Sessizce beklenmeli gelmeyecek olan” demiştir şair. “Yürek” sözcüklerin eskimeyen nabzını taşır okuyanın algısına.

 

            “Zor” şiiri de itinayla okunmalı… “Uzak” şiiri kısa lirik öykü tadında. Hoş izlenimdir okuyan için; durum-olay ve değişken doğa yaşantı kareleri... Sözcüklerin görsel yaratımı ilginç gelebilir. “sürünerek ilerliyor ağaçlar gölgeleri sağa sola saçılmış” (s. 229) dizesi. Polat Onat söyleminin ilginçliği, arayışın, yeteneğin kanıtındadır. “Şato” şiiri işbu tezi destekler nitelikte; “var olmayan bir şato da ancak bu şekilde gezilir zaten / kareli defter yaprağı ve mavi tükenmez kalemle” (s. 209) dizeleriyle biten şato hikâyesi okuyanda masalsı zihin kapılarını aralayacaktır. Polat Onat, şiiriyle (ve belki de) yaşamıyla hesaplaşmış ki “Şiir” başlığı altına iliştirdiği yedi dizede özetlemiş. Tamamını okumakta beis olmaz:

 

tek dize yetecek bana yakalayabilsem ışıkta /

 içinde bulacağım kaybettiğim sözcüğü kırılmış /

 suyun üstü yüzüyor yıktığın duvarla örülü /

şiirin gizini asla söylemeyecek eski saat /

 kaçıp gidiyor hayalet dergi yığınlarına bencil /

 kibar kibar balıklara bakıyorum sevinç içinde /

 okuyorum şimdiye dek yazdığım en güzel boş sayfayı.” (s. 213)

 

Altı çizilesi, özeleştiri dili söyleyişe egemen! Şiir, şairine göre şiir kişisine ya da Polat Onat’ın yarattığı / kurguladığı (mı demeli yoksa) kahramana göre “en güzel boş sayfa”dır bazen. Benzer acılı gerçek “Tabut” şiirini okuyan kişiyi de etkiler. Hayata ne zaman aşk gözüyle baksa, insan şiirini bulur mu demeli? Devamında, “Tanımlama” şiirini dönüp bir daha okumalı diyebilir bazı okurlar. Şairle şiir öznesi kişi, varoluş sürecini belgeler.

 

            Sayfalar sonra okurun karşısına çıkacak “Yakın” (s.234) şiiri bir başka kanıt diye algılanabilir. Zira anlatımcı şiire dair ögeler, canlandırıcı kareler bırakır okuyanın zihninde. Polat Onat şiirinin, hayatı olaylar ve portreler üzerinden karelediği “Yalan-1” şiiri var ki dramatik hallerin aynası âdeta… Son iki dize, “yirmi yıldır / bekliyorlar” dediği anneyle babanın hazin halini, acı gerçeği sinematografik çerçeveye yerleştirmiş:

geri geliyor oğulları elinde bayat pişmaniye paketiyle /

sabah ezanı okunurken sürpriz yapıp zile basarak” (s. 235)

 

Polat Onat şiirini incelemek, onun öykücülüğünü, romancılığını yani anlatıcı ustalığını da kavramaya yarayacaktır. Okunsun yeter ki “elveda olmayacak söyleyeceğim son söz” diyen şairin, hayat-edebiyat seyrüseferi.

 

                        HİLMİ HAŞAL

Hamburg (Almanya), Ağustos 2024

Eliz Edebiyat Dergisi, Eylül 2024 / Sayı 189




7 Ocak 2026 Çarşamba

"Karanlık Kahvaltı" Kitabından "Çay" Şiiri / Pınar Hanım'ın Yorumuyla (Video)


"Karanlık Kahvaltı" Kitabından
"Çay" Şiiri
Pınar Hanım'ın Yorumuyla

Polat Onat'ın "Karanlık Kahvaltı" kitabındaki "Çay" şiirini, harika şekilde yorumlayan @yazarresuldede 'ye teşekkür ederiz. 👏👏👏👏👏 KARANLIK KAHVALTI 2017 Yılı İsmet Kemal Karadayı Şiir Yarışması 1.'lik Ödülü ☆☆☆☆☆☆☆☆☆ ŞİİRİ BIRAKMA SEANSLARI "Bütün Şiirleri" °•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•° Şiir serüvenine 2000 yılında başlayan Polat Onat'ın ilk şiir kitabı "Son" 2009'da yayımlandı. İkinci şiir kitabı "İhtiyarın Vefatı" 2011 yılında okurla buluştu. Üçüncü şiir kitabı "Karanlık Kahvaltı" ise 2018'de piyasaya çıktı. Bu kitapta, şairin üç kitabındaki tüm şiirlerini ve en yeni dosyası "Şiiri Bırakma Seansları"ndaki ürünlerinin hepsini bir arada sunuyoruz. 20 yaşında başladığı şiir yolculuğunu 40 yaşında sonlandıran ve şiiri bırakan Polat Onat'ın, geniş perspektifli estetik anlayışını ve tutarlı poetikasını sergileyen bu eser, milenyum sonrası üretilen Türk şiirinde kendine has bir şairin izleklerine ayna tutuyor. ☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆ #şiiribırakmaseansları #polatonatşiirleri #kentkitap #polatonat #bookstagramturkey #instabookturkey #şiirheryerde #şiirkitabı #şiirkitabı #şiirdünyası #polatonatkitaplari #polatonatokurları #şiir #son #ihtiyarınvefatı #karanlıkkahvaltı #türkşiiri #modernşiir #şair #yenişiir #şiiroku #güzelşiirler #poet #poetry #turkishpoetry #şiirtavsiye #şiirsokakta #şiirsevgisi