1 Şubat 2026 Pazar

SİBEL GÜNEŞDOĞDU "Sıfırıncı Hasta" Kitabını Değerlendiriyor (YazarEvi)



SİBEL GÜNEŞDOĞDU 
"Sıfırıncı Hasta" Kitabını Değerlendiriyor

 

SİBEL HOCA’NIN BÜYÜTECİ – 

Sıfırıncı Hasta - Polat Onat

İnceleme: Sibel Güneşdoğdu


Merhabalar YazarEvi dostları, kitapların dünyasında huzur bulan edebiyat tutkunları…

Polat Onat’ın kaleminden; Spritüel Bilimkurgu türünde bir kitap; Sıfırıncı Hasta. Kitapta yer alan dokuz öykü, farklı kurgusuyla düşler ötesi dünyalara taşıyor okurunu.

İlk ve son öykü birbiriyle ilintili; başladığı gibi bitirmek istemiş yazar; Kaos Tamircisi ve Yeni Kaos… İki öykünün ana kahramanıysa Nevzuhal…

Kaos Tamircisi’nde kızı Şehvaz’ı uyandırmaya çalışan, bir yandan da kahvaltı hazırlayan bir anne görüyoruz; Nevzuhal’i… Her şey oldukça olağan. Derken…

“KT7... Acil durum! Hemen görev başı!”

Nevzuhal, gözünün önünde beliren dijital yazıyı okuyor. Anlıyoruz ki ne Nevzuhal sıradan bir kadın ne de yazarın kurguladığı dünya bilindik bir yer. Düşüncelerindeki sözler, otomatik olarak yazıya dökülüyor, Nevzuhal, göz bebeği hareketleriyle merkezle iletişimde; beynine yerleştirilmiş mikro işlemcili iletişim implantıyla...

Gönderilen mesajlar beyninde bir uyarı sesiyle gözünün önünde beliriveriyor. O günkü görevi, tanımı rapor edilen bir adamın 7/ E numaralı belediye otobüsüne binişini engellemek. Gelişmelerse öyküde…

Kalem Polisleri’nde Seul'de onkoloji hastanesinde memur Nutaf'la tanışıyoruz; hastaların kabulünü, kaydını yapıyor. Aynı zamanda üretken bir yazar. İş çıkışında evine dönüyor. Akşam yemeğini hızlıca atıştırıp odasına çekildiği bir gece çalan zille irkiliyor. Buyurgan ses kapıyı açmasını söylüyor. Gelenler Kalem Polisleri… Oysa şimdiye dek hiç yanlış bir şey yazmamış; yasaklı kelimeleri kullanmamış, sansürlenmiş temaları kâğıda dökmemiş; kalemi uysal… Ama her yazarın beynine takılı olan kayıt-gözlem çipi, yazılanları kaydediyor, veriler Kalem Polisi Merkezi’ne aktarılıyor. Geçmişten geleceğe göndermeler yaparak yasaklarla tutsaklaştırılan kalemlerden dem vuruyor yazar, düşle gerçeği sonsuz bir karabasanda harmanlıyor…

Ateşin Frekansı’nda, bir yangının ayrı ayrı yerlerdeki yansımalarını okuyoruz. Olay yerindekiler çaresiz; alevler hızla yayılıyor. Diğer yanda İtfaiye ekiplerinin telaşı. Ekrandan yangını izleyenlerin, ateşin düştüğü yeri yaktığını anımsatan konuşmaları. Yangına dışarıdan destek veren birimlerdeki karmaşa; makam, mevki, koltuk ekseninde acilen toplantıya çağırılmış şube müdürleri, bürokratların konuşmaları… Ve son olarak Michigan Teknoloji Enstitüsünün kampüsünde, görkemli bir binanın üst katındaki odayız… Ateşin Frekansı Projesi’nin beyin takımı, kimsenin bilmediği hangi plandan söz ediyor?

Makarnacıdaki Işın Kılıcı’nda Canbil’in makarna lokantasındayız; dijital para ödemesinde kullanılan, ince, saydam, elektronik levhanın tozunu alıyor Canbil. Genç bir garson, işlerin iyi gittiğini, müşteriye makarna yetiştiremediklerini anlatıyor. Hizmetçi robot masalardaki boş tabakları bulaşıkhaneye götürüyor. Garson siparişleri ışıklı panelden tuşlayıp mutfağa iletiyor… Duvarda asılı antika ışın kılıcı, lokanta açılalı beri aynı yerde. Baba yadigârı. İlgi çekiyor, hatta bu nadide parçayı satın almak isteyenler çıkıyor. Dükkânın kapısı açılıyor, Reşat Nuri Güntekin, ifadesiz bir yüzle içeriye giriyor. Canbil, tanıdık simayı görüp heyecanlanıyor:

“Siz... Okuldayken lise edebiyat kitabımızdaki fotoğrafınızdan tanıdım. Bayım, siz, Çalıkuşu'nun yazarı değil misiniz?”

“Rica ederim Çalıkuşu lafı etme bana! Bıktım, usandım!” diyor Reşat Nuri, yıllar geçtiği halde kitabının gölgesinden kurtulamadığından yakınıyor. Kurt gibi aç. Dükkânda yalnızca makarna satıldığını öğrenince durgunlaşıyor. Savaş yıllarında köylülerin sürekli hamur işi tükettiğini anımsıyor; sefalet günleri geri mi gelmiş? Sonra duvardaki antika kılıcı görüyor. Sohbet, “Çehov’un Tüfeği” kuralına dek uzuyor… Bu edebiyatlı söyleşide Reşat Nuri’yi yanımızda hissediyoruz.

Tipik Bir Kaçırılma Vakası adlı öyküde, yetmiş yaşına merdiven dayamış bir kadın, hayatın ne çabuk geçtiğini düşünürken geçmişte, henüz yirmi beş yaşında bir genç kızken uzaylılar tarafından nasıl kaçırıldığını anlatıyor.

Kozmik Zehirlenme’de, Afrika'nın uçsuz bucaksız savanlarında, genç bir antilop sürüsünden ayrılıyor. Bir krater çukurunun dibinde birikmiş tuhaf bir koku yayan yağmur suyunu içiyor. O anda dünyanın kaderi sonsuza dek değişti, diyor yazar. Bir antilobun, çukurdaki suyu içmesi nasıl bir faciaya neden olabilir? Büyük patlama, kozmik saat, Standart Genişleme teorisi, Kuantum mekaniği… Yazar geniş bir bilgi sağanağı yaratıyor… İki devasa süpernova yıldız çarpışıyor, bilinmeyen bir element grubu oluşuyor; içlerinden biri "Himpolada" elementi. Rastgele ilerleyen Saimeryo Meteoru Himpolada’yı yüklenmiş, rotasını dünyaya çeviriyor. Düştüğü kuytu köşeye minik bir çukur açan meteorun üzerinden, yeryüzü toprağına, yağmur sularına karışıyor Himpolada. Peki canlı bir organizmayla buluşursa ne olur; öyküde…

Satranç Robotunun Tedavülden Kaldırılması’nda, son teknolojiyle üretilmiş, yeni nesil insansı robot Pakzul’la tanışıyoruz… Kişiselleştirilmiş davranışlarıyla, insanlarla anlaşabilecek yapıda; özellikleri insana benziyor. Sahibinin istekleri doğrultusunda her düzeyde oyuna eşlik edebiliyor. Oyun seansından sonra yapılması gereken, Pakzul'a teşekkür edip güç kaynağını kapatmak… Bir ziyaretçi geliyor eve; Yapay Zekâ Araştırma Tespit Komisyonundan. Açıklamada bulunuyor robotun sahibine; Pakzul'un sadece bir satranç robotu olarak değerlendirilmemesini, çoklu fonksiyonlarıyla kendini sürekli geliştirebildiğini anlatıyor… Kanun hükmünde kararnameyle Pakzul dâhil, aynı modeldeki tüm yapay zekâ robotlarının kullanımı yasaklanacakmış. Dünyada başka dert kalmamış gibi yapay zekâlı satranç robotlarının kullanımı neden yasaklansın ki? Adam, robotunu yetkililere teslim etmek yerine, onun hafızasına yeni yüklemeler yapıyor; şiirle ilgili arşiv bilgileri… Öyle bir seviyeye geliyor ki robot adeta bir filozofa dönüşüyor. Öyküdeki adam ve robot arasında geçen şiir sohbetleri şiire yeni yelken açanları besleyecek nitelikte… Ama komisyon üyesinin ciddi uyarıları ya gerçekse; son araştırmalarda robotların bellek kartında ve program yazılımında ciddi hatalar gözlemlenip sahiplerine, çevrelerine sebepsizce zarar verme eğilimi geliştirebildikleri doğruysa… Sonrasında neler oluyor; öyküde…

Sıfırıncı Hasta’da panik halindeki Bakahan’la tanışıyoruz. Kız kardeşine kendisine yaklaşmamasını; dokunduğu insanları ölümcül biçimde hastalandırdığını söylüyor… Sonra geçmişe dönüyor yazar yüzünü ve Bakahan’ın çocukluğundan başlıyor… Matruşka gibi iç içe geçmiş insan hikâyeleri okuyoruz; birbirine değen, birinin bıraktığı yerden başkasının sürdürdüğü. İnsanı okuyoruz, insanı insan yapan kaosu… Sıfırıncı hasta kim? Sıfırıncı hasta okurlar mı? Yoksa hepiniz ölü müyüz? Öyküde…

Yeni Kaos’ta, Nevzuhal’in mutfağına dönüyoruz yine, kaldığı yerden sürüyor hayat… Farklı bir perspektiften bakıyor yazar; yarattığı atmosferle, karakterlerine taktığı ilginç adlarla düş gücünün sınırsız evreninde okurunu dolaştırıyor.

Yolculuğa eşlik etmek isterseniz bu öykülerle tanışın bence… Polat Onat’ın kalemine sağlık. Kitaplar ölümsüzdür; kitaplar iyi ki var…

18.09.2022

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder