Tuti Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tuti Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mart 2018 Pazar

Doğaüstü Güçler, Gerilim, Korku, Gizem ve Tam Bir Karabasan: "Kıyamete Son 99 Gün"



Doğaüstü Güçler, Gerilim, Korku, Gizem 
ve Tam Bir Karabasan:
"Kıyamete Son 99 Gün"

            Betiğin adı bile sizi kendine çekmeye yetiyor. "Kıyamete Son 99 Gün". Yazar Polat Onat gerçekten değişik bir bakış açısıyla yazmış.

            Okurken yer yer bir klasik okuyormuş tadı aldım. Özellikle başkişinin kendi algıladığı yaşam şeklinin öne çıktığı betik, yer yer bir sorgulama, yer yer bir isyan niteliğinde. Büyük günün açıklanmasından sonra toplumun nasıl tepkiler verdiğine de değinilmiş. Son yaklaşırken nasıl olur da bir distopya durumuna geliyor yeryüzü, günbegün okuyoruz. Ölümden korkanla korkmayanın aynı sonu yaşayacağı kaçınılmaz.

            Tüm bu olumsuzlukların ve kötülüğün içinde iyiyi görebilme beceresi oldukça az kişide var. Üstüne bir de doğaüstü güçler eklenince, gerilim, korku, gizem de baş gösteriyor. İnsanlık, tüm olanaklarını kullanarak kıyametten bir kaçış bulabilir mi yoksa bu da boşuna bir çaba mıdır? Her gün için kendine bir görev edinen başkişimiz ise yaşamı boyunca yaşamadıklarını yaşamaya başlıyor. Son güne kadar insanlığından vazgeçmeyecek kaç kişi vardır şu yeryüzünde?

            Konu çok ileri olmayan yakın bir gelecekte ve ileri teknolojide geçiyor. Bu da ayrı bir lezzet katmış. Görünmeyen canlılar türüyor ve doğa sarhoş olmuş gibi davranmaya başlıyor. Tam bir karabasan.

            Onat'ın kalemini ben çok sevdim. Her bir günü okurken çok güzel tümcelere de denk geldim. Bazılarında durup düşündüm. Kurgusu çok güzel olmuş. Bazen Filibeli Ahmet Hilmi"nin A'mak-ı Hayal'inin, bazen de Dostoyevskinin "Yer Altından Notlar"ının tadını aldım. Ancak tamamen kendine özgü bir betik.

            Bir diğer özelliği de yazım dilinden kaynaklı. Okuma geçmişi olmayan birinin okumaması gerekir çünkü bazı sözcüklerin derin anlamları var. Bir de konuyla ilgili belli oranda din bilgisinin de olması önerimdir.

            Herkese esenlikler dilerim.

                @b.e.t.i.k.e.v.i


17 Nisan 2017 Pazartesi

Kıyamete Son 99 Gün'ü Belki Ağlayarak Belki Hüzünlenerek Okuyacaksınız / Ömer Faruk İspir





   Kıymetli okurlarım! Bu gün size yeni okuduğum bir kitaptan ve yazarından bahsetmek istiyorum.

   Büyük bir heyecan ve zevkle okuduğum kitap Şair ve Yazar Sayın Polat Onat Beyefendi’nin Kıyamete Son 99 Gün isimli muhteşem eseridir.

   Öncelikle söylemem gereken, okuduğum bu kitapta, Şuara ( Şairler) Suresinin tecellilerini görmenin mümkün olduğudur. Ayrıca yazarın edebi dehasının ürünüdür.   Dehasının ürünüdür diyorum çünkü bütün bir metin boyunca yani başından sonuna kadar “Kıyamete Son 99 Gün” müzikalitesini asla kaybetmeyen şiirsel üslubu hiç tükenmeyen bir başyapıt. 

    Aslında, değerli yazarımız kitabında, belki de farkında olmadan, eserini tarif ediyor.  Kendisinin başka değerli kitaplar için kaleme aldığı satırlar bendenize göre Kıyamete Son 99 Gün eseri için de aynen kullanılmalıdır.   Polat Bey muhteşem çalışmasının 184. Sayfasında, unutulmayan ve asla unutulmayacak kitapları tarif ederken, şu derin ifadeleri kullanmışlar: 

   “ Bazı kitaplar insanlara hayat boyu eşlik eder. Sırlarının kesafeti, ilimlerinin bereketi sebebiyle yaşantımızın her anında; gençlikte, yaşlılıkta, bir doğumhanede yahut ölüm döşeğinde, başka başka manalar keşfedebilmeyi mümkün kılar.”   

   Bu tefekkür sebebi olacak kadar kıymetli ifadeleri, bende “Kıyamete Son 99 Gün” isimli, çok beğendiğim bu eser için kullanmayı, şahsım adına görev biliyorum.   Ayrıca buradan da arz etmek isterim ki sayın yazarın eseri inanıyorum ki onu okuyanlara rehberlik ettiği gibi bana da edebiyat dünyasının dehlizlerinde ilerlerken ve yaşadığım sürece, eşya – doğa – insan değerlendirmeleri yaparken yol gösterecek ve önümü aydınlatacaktır.

    Kitabı belki ağlayarak belki de hüzünlenerek okuyacaksınız. Ama kitapta öğreneceğiniz çok şey  var. Mesela hayatın, aile bireylerinin, dostların, arkadaşların hatta eşyanın ve tabiatın ne kadar yüce kıymetlere sahip olduğunu, görme şansı yakalayacaksınız. Yaşadığımız hayatın ve karşımıza çıkan değerli insanların bizlere Hazret-i Allah’ın birer ihsanı olduğunu fark edecek, deyim yerindeyse iddia ediyorum ki kutsallarınıza sahip çıkmadığınızı görerek hayretten hayrete düşeceksiniz. Kitabı okuduktan sonra, kutsallara sahip çıkmak için elinizden geleni yapacaksınız.  Böylesine değerli bir çalışmayı, edebiyat ve düşünce dünyamıza kazandırdığı için üstada minnettarım ve sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Zira böylesine buram buram şiir, ilim, irfan ve hikmet kokan eserler artık maalesef çok yazılmıyor. 

   Kitabı neden okumalıyız? Sorusuna verilecek çok cevabım bulunmaktadır. Fakat öncelikle söylemek istiyorum ki  “Hayatımızı yaşadığımızı ve değer verdiğimizi zannediyoruz. Hâlbuki bu zan, çok acıdır ki gerçek değildir. İnsanlar ne kedilerine ne de başka insanlara ve doğaya, hayvanat ve nebatata değer vermiyor. İşin acıklı kısmı, bunun böyle olduğunun dahi farkında değil. Hayatı ıskalıyoruz ve Cenab-ı Hakkın emrettiği gibi veya veli kulların yaşadığı tarzda yaşamıyoruz. Tefekkür ehli değiliz ve yaşadığımızı zannederek çok hızlı ve içi boş davranışlar sergiliyoruz. İşte “Kıyamete Son 99 Gün” isimli kitap, bizlere sanki kollarını açan bir makas gibi davranıyor ve önce bizi durduruyor. Sonrada haykırıyor ve diyor ki:

   —Durun öleceksiniz. Farkında değilsiniz. Durun Allah’ın verdiği ömür kıymetlidir farkına varın.   

   Eseri okuyan insanların, önce bir duracaklarını, yaptıkları hataları sorgulayacaklarını,  sonra da derin ve manalı yaşayabilmek için ellerinden geleni yapacaklarına inanıyorum. Bu vesileyle üstada, bizlere, hayatın anlamını sorgulattığı, zamanın önemini hatırlattığı için de teşekkür ediyorum. Çünkü akıp giden ve önemsemediğimiz zamanın hiçbir anını geri getiremeyeceğiz ve sonrada çok pişman olacağız. Bu manda, vakit denilen kavramın, hiçbir şeyle ölçülemeyecek kadar kıymetli olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır ki insan ömründe ayların, haftaların değil, günlerin ve hatta saatlerin bile önem arz ettiği hakikati ile yüzleşmek zorundayız. Bu yüzleşmeyi gerçekten yapmayı başardığımız gün, şahsi olarak, birçok problemimizi çözebilecek oluğumuz gibi, toplumsal olarak ta aydınlanma yaşayacağız.  Bu da doğal olarak zincirleme bir reaksiyon ile kendimiz, ailemiz, yakın çevremiz derken,  devletimizi dahi etkileyecek ve yeniden yükselişe geçeceğiz. Şahsi kanaatime göre Sayın Polat Onat Beyefendi de zaten bu kitabı bir proje olarak yazmışlar ve gerçek aydınlanmayı yakalamak zorunda olduğumuzu, bizlerin kulaklarına fısıldamışlardır. 

   Cihanın tepesine çıkmak, Yeni Dünya Düzenini yeniden yazmak ya da kurgulamak 2017’nin Küresel Dünyasında o kadar büyük önem taşıyor ki bulunduğumuz coğrafyada rahat ve huzurlu bir şekilde yaşayabilmek için buna mecburuz. 

   Özelde Türklerin ve Müslüman olanların ama aslında, insan olma şeref ve haysiyetini taşıdığının farkında olanların yapabileceği bir şeydir, Yeni Dünya Düzeninin senaryosunu yazabilmek.  Bunu bizler yapmak zorundayız. Kendilerince yapmayı başaranların, uygulamaları ortada. Kan ve göz yaşından başka bir şey yok. Sadece zulüm kol geziyor. Dünyanın hali ortada. Küresel çapta bir yangın ile mücadele ediliyor.  Bu manada Sayın Polat Onat Beyefendi’nin kitabı, bu yangını söndürmek için kullanılan, tazyikle fışkıran su görevi görmektedir. Küresel çapta yaşanılan sancılar ve bunalımları kavrayabilmek ve büyük medeniyet inşa edebilme süreçlerinde, derin bilgiler içeren yapıtlara ihtiyaç bulunmaktadır. Dolayısıyla bu tür kitapların önemi çok büyüktür.

    “Kıyamete Son 99 Gün” kitabı da zaten Rahmani ve şeytani güçlerin mücadelesini anlatması bakımından da bu vazifeyi hakkıyla yerine getirmiş ve getirmeye de devam edecektir.  
Francis Fukuyama,  isimli bir Tapınak Şövalyesinin  “Devletin İnşası / 21. Yüzyılda Yönetişim ve Dünya Düzeni “, “ Tarihin Sonu ve Son İnsan” isimli kitapları bulunmaktadır. Bu iki kitapta, Dünyanın boyun eğdirildiği şeytani bir düzen anlatılmaktadır. Ama yazar bunu okuyanlara öyle şirin ve gerekliymiş gibi sunmaktadır ki huzursuz olmamak elde değildir.  Aydınlarımızın ve Entelektüellerimizin, artık Yeni Dünya Düzeni fikrini benimsemeleri gerekmektedir. Ancak bunu yaparken İnsan olma şeref ve haysiyetinden de asla uzaklaşmamaları lazımdır.  Yani kısaca söylemek istiyorum ki aydınlarımızın ama aslında eli kalem tutan herkesin Yeni Dünya Düzeni projesine kafa yormak vazifesidir. Yok, olup gitmemek için şeytani projelere karşı tezler oluşturmak senaryolar yazmak mecburiyetindeyiz.

   Sayın Polat Onat’ın eseri zulüm düzenini kuranların suratına atılmış sert bir tokat olması bakımından da çok önemlidir. Kaleme alınması mecburi olan, Şeytani düzeni yıkacak tezlerin ve senaryoların artması ise en büyük dileğimdir. Kıyamete Son 99 Gün kitabı da bu bakımdan Şeytana ve onun hizmetkârlarına karşı atılmış Allah’ın celal oklarından bir oktur. “Attığın Zaman sen atmadın Fakat Allah attı” ayet-i kerimesi hükmünce, düşmanların bedenlerinde ağar yaralar açacağı da muhakkaktır. Edebiyat âleminde ajan gibi dolaşarak, kıymetli eserler arayanlara, okudukları kitaplarda gizem ve heyecanın yanı sıra, derinlik isteyenlere, söylemek istediğim birkaç husus daha var. Sonrasında yazımı nihayete erdireceğim. Çünkü bu değerli kitabı, ne kadar anlatmaya çalışsam da kitapla gözleriniz buluşmadan, yazacaklarım hep eksik kalacaktır.  

   Kıyamete Son 99 Gün kitabının asıl başarısı, okuyucusuna, hem eşyanın hakikatinden hem de zamanın kutsal oluşundan bahsederken, bütün bunları derin bir tefekkürle yaptırabilmesinden kaynaklanmaktadır. Eseri okurken, siz daha farkına bile varmadan, tefekkür âleminin ufuklarına doğru yelken açıyorsunuz ve fark ettiğinizde de bu büyük lütuf için şükrediyor ve çıktığınız gizemli yolculuktan, asla geri dönmek istemiyorsunuz. Bendenize göre, kitabı, edebiyat âleminde zirve yapacak konulardan biri de, eserin ustalıkla kurgulamış olmasıdır. Yazar dertlendiği mevzuları,  o kadar iyi anlatmış ki metinin tasavvufi ve kimilerine göre de felsefi bulunacak olan havası, insanları derin düşünmeye sev edecek yapısı, heyecanlı ve maceralı hareketli senaryosunun önüne geçmemiştir. İşte bu sebeple yazımı sona erdirirken filim ve dizi yapımcılarına da bir çağrıda bulunmak istiyorum. “ Kıyamete Son 99 Gün isimli şaheser ile Hollywood tarzında insanları ürküten, geren, heyecanlandıran,  seyredenleri de asla yerinde oturtmayacak olan ve izleyicisine de öğretmenlik yapacak muazzam bir film çekebilirsiniz.   

   Karanlık vizyoner, William Blake ile İbn-i Arabî’nin çatışması çerçevesinde, sırlarla örülü ruhsal bir boyutu yansıtan, derinliklerinde Vahdet-i Vücudun esrarından bahseden “Kıyamete Son 99 Gün” eserinden insanların rüyalarına girecek film düzeyinde bir başyapıt yaratabilirsiniz.”    

   Eserin tüm insanları kucaklayan, şefkatin, merhametin önemine değinen, esrarının ve metafiziğinin okuyan herkesi kuşatacağından eminim.  


   Şimdilik Hoşça Bakın Zatınıza.


                 Ömer Faruk İspir

            www.marasbugun.com

                maraspusula.com



4 Ocak 2017 Çarşamba

Nisan Kumru'nun Hazırladığı "Kıyamete Son 99 Gün" Fragmanı (VİDEO)




Değerli Nisan Kumru 'nun hazırladığı, Tuti Kitap etiketiyle çıkan Kıyamete Son 99 Gün kitabının tanıtım videosu, cumartesi günü YOUTUBE.COM/NisanKumru kanalında gösterilecek. 
(Bu nitelikli kanala abone olmanızı tavsiye ederim.)
Tadımlık olarak, hazırlanan bu güzel fragmanı paylaşmak istiyorum.

15 Kasım 2016 Salı

Üvercinka Dergisinde "Kıyamete Son 99 Gün" Tanıtımı




Kıyamete Son 99 Gün, 2030 yılında yaşayan münzevi bir şairi anlatan bir roman.

Şiiri ve bilimkurguyu iç içe geçiren benzersiz bir apokaliptik distopya.

Kitapta dünyanın son 99 gününü şiir yazmaya adamış bir sanatçının, gizemlerle örülü yaşantısının, heyecan dolu öyküsü anlatılmış.

William Blake ile İbn-i Arabî'nin kavramsal kabullerinin çatışmasını alt metin olarak ele alan, son derece heyecanlı bir kitap..."

Polat Onat'ın kaleminden "Kıyamete Son 99 Gün" Tuti Kitap etiketiyle raflarda yerini aldı.


Üvercinka Dergisi

Sayı 25, Kasım 2016


13 Kasım 2016 Pazar

Kıyamete Son 99 Gün'ü Okudum / Murat Gil



Kıyamete Son 99 Gün'ü Okudum

Murat Gil


            Şair ve yazar Polat Onat'ın son romanı Kıyamete Son 99 Gün elime geçer geçmez -sanatçının önceki kitaplarını okumuş biri olarak- elimde tuttuğum kitabın son dönemin fantastik ögelerle okuru yakalama derdine düşmüş, sanatsal değer kaygısı taşımayan yapıtlarından olmadığını düşünmeye inatla devam ettim. Doğruyu söylemek gerekirse bu düşüncemin aksine kitabın kapağı, başlığı ve kitap arkası tanıtım yazısı kitaba dair başta belirttiğim "okur avcısı roman"ın habercisi gibiydi. 

            Onat, cesur bir yazar. Daha ilk romanı "İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü"nde dahi ağır, poetik bir bildiriyi romanına yedirebilecek kadar gözünü budaktan esirgemeyen cinsten hem de. Okurun ilgisini canlı tutmanın türlü yollarını bilmesine rağmen kafasındakini kağıda dökmekten sakınmayan bir sanatçı. Sade düzyazı da mı? Elbette hayır.  Onun "Son" ve "İhtiyarın Vefatı" şiir kitaplarını okuyanlar da dünyaya bakışının ne kadar derinlikli  olduğunu hatırlayacaklardır.

            Sözün özü, yazarın üslubunu az çok tanıyan benim için, kitapta salt merak duygusunu kamçılayacak, okuru roman sonlanana değin olaylar sarmalıyla kitaba tutunduracak bir öykü bulmayacağım sürpriz değildi. Buradan kitabı edinip okuyacaklar için belirtmeli ki, kitap boyunca yazarın aforizma niteliği taşıdığı aşikâr pek çok felsefi belirlemeyle karşılaşacak, bunların bütünüyle bir portre oluşturma kaygısı taşıdığına şahit olacaksınız. 

            Dünyanın sonunun belirli oluşu nereden bakarsanız bakın başlı başına ilgi çekici bir temadır. Bu tema üzerine eğilmeyi bugüne kadar onlarca sanatçı denedi. Hem yerli hem yabancı ürünler hâlâ hafızalarımızda. Dünya'ya günbegün yaklaşan bir meteor, iklimin aniden değişimi, olağan dışı bir virüs salgını vb. sebeplerle dünyanın sonunun gelişi, bir başka deyişle son nefesin belli oluşu; sonu belli bir kurguya vesile olsa da akıbetin ne şekilde olabileceğine dair merak, bu tip fantastik romanlarda okurun ilgisini fazlasıyla çekiyor. Buradaki kilit nokta, yazarın kolaya kaçıp yalnızca bu merak ögesine yaslanmayışında. Onat'ın bu kolaycılığa kaçmadığını söyleyebilirim.

            Roman son 99 gün boyunca günlük tutan, hayata tutkuyla bağlı olmadığını iddia eden varlıklı bir entelektüelin gözünden dünyanın sonuna gidişi anlatıyor. Baş karakter, bilim adamlarının dünyanın sonuna  -bir mucize gibi- 98 değil de 99 gün kaldığını söylemelerinin verdiği ilhamla önceleri sürekli ertelediği Allah'ın doksan dokuz ismine tek tek şiir yazma projesini hayata geçirmeye karar veriyor. 

            Polat Onat, kitap boyunca 2030'un dünyasına dair hayal gücünü kelimelere dökmüş. Açıkçası bunca yakın bir tarih; bireysel hava araçları, siber devletlerin varlığı, robotların insan hayatına hükmetmeye başlaması, adalet sistemi, gastronomiye dair belirlemeler ile kitabın gerçekçiliğine ters düşmüş. Kitap boyunca kurguya dair rahatsızlığını hissettiğim tek nokta bu oldu. Bu pek tabii benim görüşüm. 

            Kitap haliyle 99 parçadan oluşuyor ve her bir parça Allah'ın 99 ismine (Esma'ül Hüsna) ithaf edilen şiirlerden oluşuyor. Bu 99 parça boyunca dünyaya hakim olan kaos ve baş karakterin iç dünyasındaki gelgitler başarıyla okura sunulmuş. Yazarın iç dünyası ve yaşama bakışı ön planda olmasına rağmen şeytani güçlerin devreye girişi ve yazarı bir kabus gibi girdabına alan gizemli cinayetler okuru kitaba zincirleyecektir. Üslup bakımından okunurluğu rahat bir kitap Kıyamete Son 99 Gün ve okur kısa sürede kitabı sonlandıracaktır. 

            Entelektüel okur, hayatını disipline sokmak için dünyanın sonunun gelmesini bekleyen o varlıklı entelektüelde kendini bulacaktır diye düşünüyorum. Polat Onat'ın başardığı önemli işlerden biri bu. İki büyük romanında da aydın sorunsalını farklı biçimlerde çok etkileyici bir biçimde duyumsattı. Birinde taşraya hapsolmuş bir berber ile diğerinde dünyanın son gününe kendince kutsal bir yaratım derdine düşmüş varlıklı bir entelektüel ile... 

            Bir hiçliğe gittiğini bile bile projesini hayata geçirmeye uğraşan yazarımızın bu çabasına saygı duyacaktır Kıyamete Son 99 Gün romanının okuru. Tıpkı yazarın yirminci günün sonunda keşfettiği  "Ne yazık ki zaman geçmiyormuş, evet ciddiyim, zaman geçmiyor. Geçen biziz. Biz insanlar" düşüncesine katılacağı gibi.





20 Ekim 2016 Perşembe

Kıyamete Son 99 Gün Kitabı (VİDEO)


"KIYAMETE SON 99 GÜN" 
ikinci baskısı tükenmek üzere olan kitabı 
halen okumayan arkadaşlar için, 
kısa bir hatırlatma videosu.

15 Ekim 2016 Cumartesi

Kayseri Kitap Fuarına Gidilir Mi?


Kayseri ve civarındaysanız, 
hafta sonunuzu bu kitap fuarını görmekle renklendirebilirsiniz.

A-25 numaradaki TUTİ KİTAP 
standına uğrayıp,

Kıyamete Son 99 Gün'ü 
edinebilmeniz mümkün...


3 Ağustos 2016 Çarşamba

Korkutucu Bir Kitap: Kıyamete Son 99 Gün



     Merhaba. Nasılsınız? 
1 gün sonra dershanemin yaptığı sınav var. O yüzden ben iyi değilim. Bundan sonra da olabilir miyim, bilemiyorum zaten.
Neyse, Kıyamete Son 99 Gün bitti.
Yorumunu gireyim.
Kitabın kapağı gerçekten güzel.
Kitabın içindeki bölümler birer sayfa uzunluğunda. Zaten günlük şeklinde. O yüzden kitapta hemen ilerleyebiliyorsunuz.
Okurken yer yer korkup kitaptan gözlerimi kaldırıp etrafıma şöyle bir bakındığım anlar da olmadı değil. Bir şey göremedim ama.
Kitap, gelecekte geçiyor. 2029 ile 2030 senelerinde. 2 Aralık 2029 akşamı ''Kıyametin kopmasına 99 gün kaldığı kesinleşti" diye bir haber yayılır.
Ve Ay, 99 gün sonra Dünya'ya çarpacaktır.
Zamanın azalmasıyla birlikte Dünya'da kaos başlar. İnsanlar, her yeri yağmalamaya başlar.
Mutant hayvanlar, gökyüzünden yağan deniz mahsulleri ve iğrenç kokulu çiçekler de baş gösterir.
Bir de Lucipen...
Günlük dediğim bölümlerin sonlarında bir de şiir yer alıyor. Esma-ül Hüsna ile ilgili. Şiirleri anlamakta biraz zorlandığımı söylemeliyim.
Bir de 2029'da teknoloji bu kadar gelişecek mi yahu? Merak ettim şimdi.
Kitabı beğendim ben. 4 yıldız veriyorum.

Kitaptan seçtiğim bazı hoş cümleleri de paylaşmak isterim:
- Kimilerince güzel ve başarılı bulunacak bir kitap yahut bir şiir değil, sadece tek bir dize yazmak bile nesiller boyu sürecek bir sanatsal kalıcılığı yakalamaya yetebilir.
- Eğer yalnızsan gece karanlık bir kuyudur. Yalnız değilsen yıldızlı bir gökyüzüdür. Yalnız olmayıp da yalnız gibi hissediyorsan soğuk bir mezar...
- Sabırlıyım. Her gün hiçbir şey beklemeyeceğim günü bekliyorum. Beklemek kadar güzel ne var?
"Kıyamete Son 99 Gün - Polat Onat"

Barış Semerci
(instagram / birvagonkitap)

1 Ağustos 2016 Pazartesi

Kıyamete Son 99 Gün'ün İlk 10 Sayfası


Bu linki açıp, çıkan sayfadaki KS99G kapağının altındaki "ÖNİZLEME"yi tıklarsanız, kitabın ilk 10 sayfasını okuyabilirsiniz.


14 Temmuz 2016 Perşembe

Ülkede Sanat Sitesindeki 'Şehir Ve Sanat' Konulu Röportajım






ÜRETİM SÜRECİNDE SOKAKLAR DİKKATİMİ ÇEKMEZ

     Tuti Kitap etiketiyle yayınlanan son kitabı ‘Kıyamete Son 99 Gün’ ile ismini geniş kitlelere duyuran Polat Onat, aslen Bursa’lı. İstanbul’da doğan Polat Onat, üniversite eğitimini Samsun’da tamamlamış. Tamamlamış tamamlamasına da, öğrencilik ruhunu bırakmayınca, Isparta, Elazığ, Erzurum derken kendini Batman’da bulmuş.

     ‘İmzalı Kitaplar Müzesi’ ile uzun uğraşlarını ve emek verdiği yazarlık mesleğinin en manevi detayı olan ‘imza’ları da meraklısıyla buluşturan bir isim.

     Mesleği dolayısıyla bugünlerde Batman’da ikamet eden Onat; yaşadığı şehrin yapıtlarına etkisini, şehirleşmeyi, şehir kültürünü Ülkede Sanat’a anlattı:


        Şehir, yaşam, üretim üçgeninde kimlikler sizce nerede duruyor?

            Sanatsal üretimin, genel kabul gördüğü şekilde, şehir ve yaşam çerçevesinden bağımsız olarak da işlevselliğini aynı evrensel ölçütte sürdürebileceği kanısını taşıyan bir yazar olarak, ait olduğumuz kimlikleri başat konuma getirerek, ortaya koyduğumuz ürünlerin bir nevi etiketi olarak sunmamızı, ciddi bir yanlış olarak değerlendirdiğimi arz etmek isterim. Genel kabul gördüğü şekliyle söylersek, şehir ve yaşam deneyimlerinin sanatsal üretimleri zenginleştirici işlev taşıdığı yadsınamaz. Ancak kendi kişisel edebiyat yolculuğumda, hayatın somut deneyimlerinden ve yaşamın getirdiği kişisel tecrübelerden çok, kitapların ve filmlerin sunduğu kurgusal hayatların büyüsünden beslendiğimi söyleyebilirim.


       Yaşadığınız şehirde en sevmediğiniz kısım nedir?

            Batman'da yaşamanın sevmediğim tarafları şüphesiz vardır. Ancak, nasıl bir şirket çalışanının, görev aldığı kurumu kamuoyu önünde eleştirmesi etik olmazsa, ya da bir aileye mensup bireyin, kendi ailesinin olumsuz yönlerini uluorta konuşması yakışık almazsa, on üç yıldır havasını soluduğum, suyunu içip ekmeğini yediğim, insanlarıyla oturup çay ocağında sohbet ettiğim Batman şehrinin sevmediğim yönlerini burada ifade etmekten hicap duyacağımı söylemem gerek.
            Yaşadığım şehre objektif gözle, sosyolojik çıkarsamalar yapmak amacıyla bakmak yerine, naif bir tevekkülle bakmayı daha tercih edilebilir buluyorum.


       Şehirleşme kültürünün şehirde kendine yer bulabildiğini düşünüyor musunuz?

            Açıkçası, şehirleşme kültürünün ülkemizde İstanbul dahil, hiçbir metropolde yeterince içselleşemediği kanısındayım. Ve dolayısıyla Batman'da da sistemli bir şehirleşme kültürü yerleşmesi kısa vadede pek söz konusu olacak gibi değil. İşin kötü tarafı, bu olumsuz durumun, yurdun her yanında bir süreklilik taşıyacağının güçlü emarelerini algılıyorum. Tatil için memleketim Bursa'ya gittiğimde veya kitaplarım vesilesiyle İstanbul'a yaptığım kısa seyahatlerde, gözlemlediğim kadarıyla söylersem, büyük şehirlerimizin merkezinde bile modernleşmenin getirmesini umduğumuz şehirleşme kültüründen çok, kanser gibi yayılan bir sosyal kimliksizlikleşmenin bariz belirtilerine şahit oluyorum.
            Ülkemizin genelini baz alarak ifade edersek, taşralı da değiliz, metropollü de değiliz. İkisi arasında uyumsuz bir arakesit oluşturan, sıkıntılı bir toplumsal arayışı yansıtıyor gibiyiz. 


       Şehrin sokaklarında sizi çeken detaylar var mı?

            Birkaç hafta önce, Batman'daki sokağımızın köşe başındaki bakkala gitmek için evden çıktığımda, hayretle şunu fark ettim. On üç yıldır oturduğum evin otuz metre kadar ilerisinde yer alan bir sokağa, şimdiye dek hiç girmemişim. Yolum düşmemiş, merak da etmemişim. Yani mekansal özelliklere karşı, algımın ziyadesiyle kapalı olduğunu söyleyebilirim. Bu bir yazar için olumlu mudur, olumsuz mu? O ayrı bir tartışma konusu.
            Yalnız, kısaca şunu da ekleyeyim. Sanatı ve edebiyatı sokaklarda arayan değil, kitaplarda arayan birisi olarak, üretim sürecimde sokaklar dahil, hiçbir dış mekan benim ilgimi çekmez. Kapalı mekanları severim. Düşünmek ve yazmak için çevremde muhakkak dört tane duvar olmalıdır. Odalarda rahat ederim. Odaların da mümkünse küçük olanları benim için tercih sebebidir.


       Yaşadığınız şehrin sizin sanat yaşamınıza katkıları nelerdir?

            Yukarıda da farklı bir vesileyle ifade ettiğim gibi, yaşadığım şehrin benim sanat yaşamımda herhangi bir katkısı yok. Zaten benim de yaşadığım şehirden böyle bir beklentim yok.
            'İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü' romanımdaki, şair karakter Adem Yoksun, günlüğünün bir yerinde şunları yazmıştı: "İnsan, evin odasında miskince oturduğu müddetçe Los Angeles’teki Beverly Hills caddesinde olmak ile Kozaklı ilçesinin Yunak kasabasında olmak arasında hiçbir fark yokmuş."





Polat Onat


4 Temmuz 2016 Pazartesi

Edebiyat Haberleri: İddialı Bir Bilimkurgu ve Distopya Romanı



 İDDİALI BİR BİLİMKURGU ve DİSTOPYA ROMANI:
"KIYAMETE SON 99 GÜN"

- Dünyamızın uydusu Ay'a, hızla çarpacak bir göktaşının ne etkileri olabilir?

- Doksan dokuz gün sonra kıyametin kopacağı kesin olarak açıklanırsa, insanların psikolojileri ve davranışları nasıl bir değişime uğrar?

- Genetik mutasyon çalışmalarının, faydaları ve zararları nelerdir?

- Global olarak sistemli şekilde örgütlenmiş bir siber devlet mümkün mü?

- Tüm insanlar, her yıl rutin olarak bir günlüğüne hapse atılsaydı neler olurdu?

- Sanal zekalarla donatılmış robotların, günlük hayatta insanların hizmetinde kullanımının olumsuz hangi yönleri olacak?

- İnsanların evlenmesinin mecburi olduğu bir dünya nasıl olurdu?

Bu ve buna benzer sorularının cevaplarının hepsi bu romanda...

2030 yılında yaşayan münzevi bir şairin anlamlandırılması zor deneyimleri...

Şiiri, bilimkurguyu ve gerilimi iç içe geçiren benzersiz bir eser...

Dünyanın son 99 gününü, şiir yazmaya adamış bir sanatçının,
gizemlerle örülü yaşantısının, heyecan dolu öyküsü...

"KIYAMETE SON 99 GÜN"
Şeytani ve Rahmani Güçlerin Gizemli Savaşı

Polat Onat'ın kaleme aldığı bu benzersiz roman, 
Tuti Kitap etiketiyle okurlara sunuldu.

3 Temmuz 2016 Pazar

Soluksuz Okunacak Bir Roman / Akşam Gazetesi



Kıyamete Son 99 Gün

            ‘Kıyamete Son 99 Gün’, okuruna soluksuz okunacak bir hikâye sunuyor. Kıyametin kopmasına 99 gün kaldığı haberiyle başlayan hikaye bir kaos zinciriyle devam ediyor. Onat, bu kaos zinciri içinde hayatını ‘Esmaü’l-Hüsna’ hakkında şiirler yazmaya adamış münzevi bir şair üzerinden soluksuz bir romanı okura ulaştırıyor. (Tuti Kitap) / 2 Temmuz 2016

        

2 Temmuz 2016 Cumartesi

Kıyamete Son 99 Gün Romanı Çıktı / Batman Çağdaş Gazetesi




‘Kıyamete Son 99 Gün’ Romanı Çıktı



            Batman’da 13 yıldır öğretmenlik yapan eğitimci-yazar Polat Onat’ın yeni kitabı ‘Kıyamete son 99 gün’ romanı okuyucuyla buluştu. Son yıllarda çıkardığı öykülerle de bilinen Onat’ın bu kez bilim-kurgu ağırlıklı romanı ‘Tuti Kitap’ yayınlarından çıktı. Karanlık vizyoner William Blake ile en önemli mutasavvıflardan İbn-i Arabi’nin kavramsal kabullerinin çatışması çerçevesinde sırlarla örülü ruhsal bir boyutu yansıtan, son derece heyecanlı bir roman. Polat’ın romanına Batman’daki tüm kitapçılardan ulaşılabilir.



26 Haziran 2016 Pazar

Yeni Hayat Gazetesinde 'Kıyamete Son 99 Gün'


KIYAMET YAKLAŞIYOR

            ‘Taşra’da öğretmenlik yapan ve şiirle, yazıyla, kalemle bağını hiç koparmayan Polat Onat ikinci romanıyla okur karşısında. İhtiyarın Vefatı adlı bir şiir kitabı ve iki çocuk kitabının sahibi yazar, 2012’de Komşu Yayınları’ndan yayımlan ilk romanı İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü’nde mazinin defterlerini kurcalamıştı. Onat, Kıyamete Son 99 Gün adlı yeni romanında ise geleceğin sayfalarını karıştırıyor.

            2 Aralık 2029 akşamı şok bir haber bütün dünyaya yayılır: Kıyametin kopmasına 99 gün kaldığı kesinleşmiştir. Ardından dünyada kaos zinciri oluşur. Ama perde arkasında daha büyük bir savaş vardır. Romanda rahmani ve şeytani güçlerin gizemli savaşı anlatılıyor. Ve iki soru: Kıyamete 99 gün kala ortaya çıkan metafizik varlığın amacı ne? Hayatını Esmaü’l-Hüsna şiirleri yazmaya adayan münzevi şair bu gizemli savaşın neresinde?

Kıyamete Son 99 Gün
Polat Onat
Tuti Kitap, 320 sayfa 

24 Haziran 2016 Cuma

Tuti Kitap’tan soluksuz okunacak bir roman (internethaber)


Tuti Kitap’tan soluksuz okunacak bir roman 
'Kıyamete Son 99 Gün'


     Polat Onat’ın “Kıyamet Son 99 Gün” kitabı çıktı. Şiir, roman, masal türünde çeşitli kitapları olan Polat Onat halen Batman’da sınıf öğretmenliği yapmakta. Son kitabı “Kıyamete Son 99 Gün”ü Tuti Kitap’tan çıkan Onat okuruna soluksuz okunacak bir hikâye sunmakta.


     Kıyametin kopmasına 99 gün kaldığı haber ile başlayan hikaye bir kaos zinciri ile devam etmekte. Polat Onat bu kaos zinciri içerisinde hayatını “Esmaü’l-Hüsna” hakkında şiirler yazmaya adamış münzevi bir şair üzerinden soluksuz bir romanı okura ulaştırmakta.

     Kıyamete Son 99 Gün, karanlık vizyoner William Blake ile en önemli mutasavvıflardan İbn-i Arabî’nin kavramsal kabullerinin çatışması çerçevesinde sırlarla örülü ruhsal bir boyutu yansıtan, son derece heyecanlı bir kitap…

Polat Onat Kimdir?

     1979 yılında İstanbul’da doğdu. 2000’de Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği Bölümü’nden mezun oldu, halen Batman’da sınıf öğretmeni olarak çalışmaktadır. 2000 yılında şiir yazmaya başlayan Onat, 2002’de Rıfat Ilgaz Şiir Yarışması’nda ödül aldı. 2004’e kadarki şiirleri ve şiir üzerine yazıları Varlık, Başka, Şiir Ülkesi, Kuzey Yıldızı, Daktilo gibi dergilerde yer aldı. 2005’ten sonra ise dergileri sadece okur olarak takip etmeyi tercih etti. 2013 yılında beş şiiri İngilizceye çevrilerek “Turkish Poetry Today” seçkisinde yer aldı. Şiir, roman, masal türünde çeşitli kitapları vardır. Evli ve iki çocuk babasıdır.





21 Haziran 2016 Salı

Türkiye'de Bir İlk Mi? / Kıyamete Son 99 Gün


Türkiye'de Bir İlk Mi? / Kıyamete Son 99 Gün     

     Antiütopya, (dystopia) çoğunlukla ütopik bir toplum anlayışının anti-tezini tanımlamak için kullanılır. Kelime ilk defa John Stuart Mill tarafından kullanılmıştır. Filozof, kelimeyi "ütopyanın tersi" olarak değil, "kötü bir yer" anlamında kullanmaktadır.

     Polat Onat'ın "Kıyamete Son 99 Gün" adlı eseri, distopik bir bilimkurgu romanı olarak tanımlanıyor.


     Belki Türkiye'de ilk defa böyle bir eser yazılıyor. Wikipedia sitesinde 19. yüzyıldan günümüze kadar yayınlanmış distopik romanların tümünü içeren bir liste mevcut. Listeyi baştan sona inceleyince distopya türünde eser veren yazarların çoğunlukla İngiliz, Rus ve son dönemde Amerikalı oldukları göze çarpıyor. Listede bizden bir yazarın adının geçmemesi hayli ilginç.

               SERKAN ÇELİK