Varlık Dergisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Varlık Dergisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Haziran 2026 Pazartesi

Yargıtay, Polat Onat'ın Telif Davasında Nihai Kararını Verdi


YARGITAY, POLAT ONAT'IN TELİF DAVASINDA

NİHAİ KARARINI VERDİ

 

Senaryosu Nuri Bilge Ceylan ve Akın Aksu’ya ait olan, Ceylan’ın yönetmenliğini üstlendiği ve Zeyno Film’in yapımcılığını yaptığı “Ahlat Ağacı” filmi 2018’de gösterime girdi. Filmin en dikkat çekici sahnesinde geçen “Taşra ve Edebiyat Sempozyumu’na katılmak istemeyen bir yazarın mektubu” bölümünde, yazar Polat Onat’a ait mektubun, Nuri Bilge Ceylan tarafından izinsiz kullanıldığı ortaya çıkmıştı.


Polat Onat’ın kaleme aldığı “Su Katılmamış Taşralı” mektubu, filmde baş karakter Sinan (Doğu Demirkol) ile yazar Süleyman (Serkan Keskin) arasında geçen, meşhur köprü sahnesinde, altı dakika boyunca hararetle tartışılıyordu.


Bunun üzerine yazar Polat Onat, yazdığı mektubun izinsiz kullanıldığı ve telif ücreti ödenmediği gerekçesiyle, filmin yönetmeni ve senaristi Nuri Bilge Ceylan ile filmin yapım şirketi Zeyno Film Şirketi’ne 2018 yılında, 40 bin TL’lik maddi ve manevi tazminat davası açmıştı. Dava,  eserin izinsiz kullanımına dayalı tecavüzün tespiti ile FSEK'in 68. maddesi kapsamında maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindi.


Yerel mahkeme ve Bölge Adliye Mahkemeleri sürecinde davayı Polat Onat kazanmıştı. Mahkeme, yazar Polat Onat’a ait metnin filmde izinsiz kullanıldığını belirtmiş ve “esere tecavüzün tespitine” kararı vermişti. Eser sahibi olan Polat Onat’a “maddi-manevi tazminat” ödenmesine hükmetmişti. Bunun üzerine Ceylan’ın ve Zeyno Film’in avukatı, sonuca itiraz ederek davayı temyiz için Yargıtay’a taşımıştı.


Yargıtay’ın ilgili hukuk dairesi, dava hakkındaki kararını verdi. Yapılan yargılamada İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığı, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu ve mevcut kararın onanmasına, oy birliğiyle hükmetti.

 

V. TEMYİZ

A. Dava ve Hukuki Nitelendirme

Dava,  eserin izinsiz kullanımına dayalı tecavüzün tespiti ile FSEK'in 68. maddesi kapsamında maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

 

Görüşlerini sorduğumuz, yazarın avukatı Yasemin Arpa “Sekiz yılı bulan hukuki mücadeleyi kazandıkları için memnun olduğunu, Yargıtay’dan çıkan bu önemli kararın, benzer telif davaları için bir emsal oluşturabilecek nitelikte olduğunu,” belirtti.


Polat Onat ise şunları söyledi: 


“Ben Batman’da yaşayan ve 25 yıldır üreten bir yazarım. Şimdiye dek farklı türlerde, çeşitli yayınevlerince 68 kitabım yayımlandı. Varlık Dergisinde ve Taşra Sempozyumu kitabında yayınladığım ‘Su Katılmamış Taşralı’ başlıklı mektubum, bana sorulmadan, iznim alınmadan, telif ödemesi yapılmadan ‘Ahlat Ağacı’ filminde kullanıldı. Filmi izleyen arkadaşlarım bana bilgi vermeseydi belki bu durumdan haberim bile olmayacaktı. Paradan öte, yönetmenin ve yapımcının, bana ve emeğime yaptığı bu saygısızlıktan dolayı rahatsız oldum ve hukuk mücadelesine giriştim. Yargıtay’dan çıkan nihai sonucu önemli buluyorum. Demek ki taşradaki yazarları dışlayıp yok saymanın, merkez çevrelerde tanınmadıkları için taşralı sanatçıların telif ücretlerinin ve hukuki haklarının görmezden gelinebileceğini düşünmenin belli bir bedeli oluyormuş,” dedi.


https://www.batmantarafsiz.com/batmanli-yazar-polat-onat-dunyaca-unlu-yonetmene-karsi-davayi-kazandi/

 

https://www.batmangazetesi.com.tr/mobil/haber/haber-64423.html

 

https://haberedebiyat.com/yargitay-nuri-bilge-ceylan-hakkindaki-nihai-kararini-verdi/

 

https://www.batmanpetrol.com/yargitaydan-batmanli-yazara-telif-zaferi-37173

 

https://edebiyatburada.com/yargitay-nuri-bilge-ceylan-hakkindaki-nihai-kararini-verdi/

 

https://haberkaygi.com.tr/yargitay-nuri-bilge-ceylan-hakkindaki-nihai-kararini-verdi/

 

https://batmantv.net/yargitay-polat-onatin-telif-hakki-davasinda-yerel-mahkeme-kararini-onadi/

 

https://haberdijital.com.tr/yargitay-nuri-bilge-ceylan-hakkindaki-nihai-kararini-verdi/

 












24 Kasım 2025 Pazartesi

Cemal Süreya ile Sezai Karakoç Neden Kavga Etti? (Video)

Cemal Süreya ile Sezai Karakoç Neden Kavga Etti?

Erdoğan Alkan'ın Varlık Dergisinde 2004 yılında yayınlanan yazısından...




 

12 Haziran 2018 Salı

Ahlat Ağacı Filminde, Polat Onat'ın Yazdığı "Taşra Mektubu"nun İzinsiz Kullanımı, Haber Verilmemesi ve Telif Hakkı Sorunu Konusundaki Nihai Açıklama






AHLAT AĞACI FİLMİNDE, POLAT ONAT'IN YAZDIĞI "TAŞRA MEKTUBU"NUN İZİNSİZ KULLANIMI, HABER VERİLMEMESİ ve TELİF HAKKI SORUNU KONUSUNDAKİ NİHAİ AÇIKLAMA

   "Ahlat Ağacı" filminde, 6 dakikalık bir sahne boyunca alıntı yapılan ve tartışılan, benim kaleme aldığım "Taşra Mektubu"nu, Sayın Nuri Bilge Ceylan'ın, bana haber vermeden, iznimi almadan ve telif ödemesi yapmadan kullanması hakkında, gerekli hukuki yollara başvuracağımı belirtmek isterim.

   Böylesi üzücü bir olayın, bu kıymetli filmin adını lekelemeden, kamuoyu gündemine gelmeden, karşılıklı mutabakatla, sulh içinde çözülmesi için, yapımcı ve yönetmene defalarca gönderdiğim maillere, olumlu ya da olumsuz hiçbir yanıt gelmemesi, tam bir sessizlikle karşılanması, son derece şaşırtıcıdır.

   Filmde "Polat Onat"tan yapılan alıntı konusunda, gündeme getirdiğim mevzu, bir iddia değil, ispatlanmış bir olgudur. Merak edenler, yönetmenin resmi sitesine bakıp, Sayın Nuri Bilge Ceylan'ın "yaptığı alıntıyı itiraf ettiğini" göreceklerdir. Söz konusu listede, alıntı yapılan yazarlar içinde "halen yaşayan ve telif hakkı bulunan" tek yazarın Polat Onat olduğunu fark edeceklerdir: www.nbcfilm.com

   Böylesi önemli, uluslararası bir filmin, bunca hassas bir konu olan ve yürürlükteki kanunlarla titizlikle korunan "Telif Hakları" hususunda gereken hassasiyeti göstermemesi ziyadesiyle üzücü bir durumdur.

   Merak ettiğim nokta, söz konusu filmde, Orhan Pamuk, Enis Batur, Murathan Mungan gibi dev yazarlardan birinin yazdığı mektuptan alıntı yapılsaydı ve filmde 6 dakika boyunca tartışılsaydı, yazardan izin istenir miydi?

   Alıntı yapılan kişi, Polat Onat gibi tanınmamış bir taşralı yazar olunca işin etiği değişiyor mu?

   "Taşra Mektubu"mun içeriğindeki prensiplerimle, telif talebimin çeliştiği iddiası ortaya atılarak, şahsıma yapılan eleştirilere ise gülüp geçiyorum. Edebiyat hususunda münzevi bir anlayışı savunmam,  mevcut kanuni hakkımın yok sayılmasına göz yummamı elbette gerektirmez. Haklı olduğum bir konuyu, tüm dünya karşı olsa da tek başıma savunmayı, en az, edebiyat alanındaki mutlak sessizlik prensibim kadar değerli kabul ederim.  

   Kanunun bana vermiş olduğu, bir sanatçı için en doğal ve yaşamsal hak olan telif hakkımı talep ettim diye, bana öfkelenen, değerli Nuri Bilge Ceylan hayranlarının, sayın yönetmenin, konu hakkında yapacağı açıklamayı beklemelerini salık veririm.

          POLAT ONAT
          12 Haziran 2018 / Batman




- Varlık Dergisi, Sayı: 1271, 
Ağustos 2013, sayfa: 6






2 Haziran 2018 Cumartesi

Ahlat Ağacı Filminde Tartışılan Taşra Mektubu / Polat Onat






AHLAT AĞACI FİLMİNDE TARTIŞILAN 
TAŞRA MEKTUBU

   Nuri Bilge Ceylan'ın "Ahlat Ağacı" filminin ilk yarısının sonlarında uzun bir kitapçı sahnesi var. 
   Filmin baş karakteri Sinan (Doğu Demirkol), kitapçıda oturan yazar Süleyman (Serkan Keskin) ile "taşra ve edebiyat" hakkında konuşup tartışıyorlar. Sonrasında kitapçıdan çıkan Sinan ve Süleyman birlikte yürümeye başlıyor.



   Ve bu yürüyüş esnasında beş dakikadan fazla bir süre boyunca "Taşra ve Edebiyat Sempozyumuna katılmak istemeyen bir yazarın mektubu" hakkında konuşuyorlar. Sinan, "Su katılmamış taşralı" başlıklı mektupta yazılanları hararetle savunurken, yazar Süleyman karşıt görüşlerini öne sürüp tartışıyorlar. 

   Polat Onat'ın 2013 yılında yazdığı bu mektup Varlık Dergisi'nde ve "Edebiyatın Taşradan Manifestosu" kitabında yayınlanmıştı.




  
"TAŞRA ve EDEBİYAT SEMPOZYUMU"
DAVETİNE CEVAP MEKTUBU

            Değerli Mesut Varlık Bey,

            Benim için hoş bir sürpriz oluşturan, büyük onur ve mutluluk duyduğum bu sempozyum daveti için öncelikle çok teşekkür ederim. İstanbul Bilgi Üniversitesi gibi saygın bir kurumun organizasyonu vasıtasıyla, değerli üstatlar Hasan Ali Toptaş ve Şükrü Erbaş ile beraber aynı platformda yer alarak, böylesi önemli bir etkinlikte bulunabilme ihtimali, pek öyle herkese nasip olabilecek bir lütuf değil doğrusu.

            Bu nazik jestiniz karşısında, müsaade ederseniz, sempozyumunuza neden katılamayacağım hususunu biraz ayrıntılandırarak anlatmak ve taşra kavramı hakkında bazı fikirlerimi kısaca paylaşmak istiyorum.

            Yazma serüvenime ciddi anlamda başlamadan önce kendime bir yol haritası çizdim, belirlediğim bazı hususları prensip edinme gereği duydum. Temel mantık olarak, çoğunluğun yaptığı şeylerin tam aksini yapma motivasyonuna dayanan bu maddelerin hepsini burada tek tek anlatarak başınızı ağrıtmak istemiyorum. İzniniz olursa konumuzla ilgili olanlara kısaca değineyim:

            Birincisi: “Hayatım boyunca hiçbir edebiyat dergisinde şiir ya da öykü yayımlamayacak, ürünlerimi sadece kitap halinde paylaşacağım.” Müstakil bir yazıyla, bu kararımın farklı nedenlerini uzun uzun anlatmam elbette mümkün. Tek bir cümleyle açıklamam gerekirse; en görünür olma yolunun farklı yöntemler denemek olduğunu, herkesin gittiği garanti yolu tercih etmektense az kişinin tercih ettiği riskli yolu tercih etmenin edebiyat açısından farklı bir ufka yaklaşmaya vesile olabileceği gibi tuhaf bir düşünceyi (yoksa kuruntu mu demeliyim?) kabullenmem olduğunu varsayabiliriz. Tabii ki ayırdındayım, bu yolu uygulayıp da başarıya ulaşan yazarlar yok denecek kadar az. Ama işin merak uyandırıcı dolayısıyla ilgi çekici yönü de bu. Hayatta değil ama edebiyatta riski seviyorum. Normal bir başarı yerine görkemli bir hezimeti daha tercih edilebilir mahiyette bulmuşumdur hep.

            İkincisi: “Hiç kimse ile sanatsal birlikteliğe, kolektif akıma, ortak projelere, takım çalışmasına girmeyeceğim ve benzeri bir grup oluşumuna asla katılmayacağım.” Sanatın en temel motivasyonunun bireysellik, hadi daha iddialı söyleyeyim mutlak yalnızlık olduğu kanısındayım. Mantıklı açıdan bakan birisi, Türk ve dünya edebiyatından yığınla örnekler vererek benim bu savımda ne kadar haksız olduğumu rahatlıkla kanıtlayabilir kendince. Ancak zamanın ötesine kalabilmek için büyük bir avantaj oluşturan bu faktörleri, şayet karşılaşırsam bilinçli olarak reddetmeyi tercih ederek, kendi dikenli yolumda sevinçle sürünmeyi devam ettirmek kararında sonuna dek ısrarlı olduğumu bu vesile ile vurgulamak istiyorum.

            Üçüncüsü: “Ölene dek hiçbir imza gününde, şiir dinletisinde, kitap fuarı etkinliğinde, panelde, sempozyumda katılımcı olarak yer almayacağım.” Kabul ediyorum, tamamıyla mantıksız, hiçbir tutarlı dayanağı olmayan bir prensip bu. Edebiyat netice itibariyle; okurlara ulaşmak, mümkünse kavuşmak, onlarla düşünsel açıdan bütünleşebilmek için yapılan bir sanatsal çalışma. Bu bahsi geçen sosyal etkinlikler de doğası itibariyle yeni okurlarla etkileşime geçebilmek için önemli bir fırsat barındırıyor. Ama samimi olmak gerekirse; ben kendi egomu ve kişiliğimi geri planda silikleştirerek, salt ortaya koyduğum yapıtlar vasıtasıyla bir etki oluşturabilmeyi çok daha kutsal ve değerli addediyorum. Bu söylediklerimi saçmalık olarak nitelemesi muhtemel kimi sanatçılara ise büyük saygı duyduğumu, ama en ufak bir sevgi emaresi hissetmediğimi müsaadeniz olursa burada ayrıca ifade etmek isterim. 

            Şöyle bir durup baktığımızda, yukarıdaki satırlarımda dillendirdiğim olguların hemen hepsinin yoğun bir taşralılık kompleksinin dışavurumu olduğunu iddia etmek de elbette mümkün. Hayatım boyunca ben taşramı her zaman yanımda taşıdım. Benim taşram içinde yaşadığım odamdır. Sabah kahvaltısını Batman’ın Tilmiz köyünde yapıp, akşam yemeğini İstanbul Beyoğlu’ndaki bir lokantada yemenin hiçbir zorluk içermeyen, gayet sıradan bir olay mahiyeti taşıdığı zamanlarda yaşıyoruz. Taşra olgusunu 19. yüzyılın başlarında ortaya konmuş yerel kısıtlanmışlık mahiyetiyle ele alan yaklaşım, günümüzde bence tuhaf duruyor, dahası komik kaçıyor. Kanımca taşra kavramı, mekânla sınırlanamayacak bir zihinsel algı biçiminin farklı varyasyonlarını tanımlayıp sınıflandırmadan somut olarak teşhis edilemez. Olayı sadece mekan algısı boyutuyla ele alma yanlışına düşülürse en temel paradigma konusunda vahim bir yanılgı içine girilmiş olur diyeceğim. Örneklemem gerekirse şöyle bir soru sorardım: İstanbul’un Sultanbeyli Mahallesi’nin Kengirli çıkmazı mı, Ankara’nın Kızılay Semti’nin Konur Sokağı mı? Sizce acaba bu iki mekan seçeneğinden hangisi taşra vasfıyla kategorize edilerek tanımlanmaya daha müsait?

            Teknolojinin önemi tartışmasız tahakkümünü kimi zaman gönüllü, kimi zaman zorunlu olarak hayatımızda başat öge haline getirdiğimiz bu çağda, taşra kavramını sözlük manasındaki dar anlamıyla tartışmak bence abesle iştigal olur. Taşra olgusu, zihinsel olarak güçlü bir kısıtlanmışlığın tezahürünü, sınırları belirsiz muğlak yalıtılmışlıkları bünyesinde yoğun olarak barındırıyorsa gerçek manasına kavuşur. Böylesi bir sürecin, ortaya konan sanatsal verimin kalitesine ve niteliğine yansımaları olumlu mu olur, olumsuz mu olur? Her konuda olduğu gibi bu konuda da genellemeye gitmek yanlış olacak. Ama ben taşradan nadiren iyi edebiyat çıkacağına inananlardanım. Ancak bu nadir çıkan iyi edebiyatın da taşra haricinde üretilen diğer üst düzey yapıtlardan çok daha kalıcı nitelik taşıyacağını savını dillendireceğim.

İstanbul doğumlu ve ömrünün bir kısmını İstanbul’da geçirmiş, ama hayatının sanatsal bilince erişme çabası taşıyan kısmının tamamını Güneydoğu Anadolu’da yaşamış, bundan sonraki ömrünü de herhangi bir aksilik olmazsa aynı mekânda geçirmeyi planlayan biri olarak, taşralı olmamı yaşadığım mekana veya ortama değil, içimde gittikçe büyüyen devasa yalıtılmışlık hissine bağlıyorum. Aslına bakarsanız taşra olgusu kendi mahiyeti hakkında derinlikli konuşmalar yapacak, orijinal analizlerde bulunacak bir zihni zenginlik sürecini bünyesinde taşıyamaz. Kendisi hakkında net teşhislerde bulunacak global bir perspektife oturmuş bir taşralılık, kavuşulması en uzak bir hedef olarak hep önümüzde duracak gibi.

Kusura bakmayın laf lafı açtı, vaktinizi aldım Mesut Bey. Ama bunca lütufkâr bir şekilde davet ederek beni onurlandırdığınız bu nazik teklifinizi kısa bir cevapla reddetmek büyük kabalık olurdu muhakkak. Neden kabul edemeyeceğimi size ana hatlarıyla böyle açıklayarak gerekçelendirmek istedim.

Ben su katılmamış, has bir taşralıyım! Yoksa böyle değerli bir davete nasıl icabet edilmez ki? Bunu ancak bir taşralı yapabilir! Oraya gelip taşra hakkında görüşlerimi sunsaydım, kimliğimin önemli ve zavallı bir parçası olan taşralılığımı kaybedecektim. Bunu asla göze alamam!

Satırlarıma burada son verirken çalışmalarınızda kolaylıklar diliyor, yürekten selamlarımı iletiyorum. Hoşça kalınız.
  
POLAT ONAT
20.03.2013 / Batman

- Varlık Dergisi, Sayı: 1271, Ağustos 2013, sayfa: 6

- Edebiyatın Taşradan Manifestosu - Sempozyum Kitabı,
Hazırlayan: Mesut Varlık, İletişim Yayınları, 2015, sayfa: 23 - 27







20 Ocak 2014 Pazartesi

Gültekin Emre’nin Şiir Günlüğü’nde “Taşra Berberi” Hakkındaki Yorumları

 


Varlık Dergisindeki 
Gültekin Emre’nin Şiir Günlüğü’nde
“Taşra Berberi” Hakkındaki Yorumları

            Pazar. Şu duyuru ne anlatıyor? “Bu kitap acaba ne? Monolog tarzı tuhaf bir oyunsal uzun hikaye mi? İronik bir postmodern kısa roman mı? Mükemmel imgelerin billurlaştığı bir şiir dosyası mı? Manifestovari bir poetik metin çalışması mı? Dramatik bir intihar mektubu mu? Spesifik bir novella denemesi mi?” Bilmem, ben karar veremedim.

            “İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü” (Sıcak Nal, 2012) Polat Onat’ın yeni kitabı. 54 sayfa şiir, 115 sayfa uzun mu uzun bir “Önsöz”. Önsözde, şiir üstüne diyeceklerini dedikten sonra intihar edecek bir taşra berberinden. Deneysel şiirleri için bir ön açılım denemesi sanki o upuzun giriş. Aslında o kadar uzun “önsöz” yerine, akıl vermek doğru değil ama, şiirleri daha uzun tutulsaydı nasıl olurdu. Şiir üzerine o kadar uzun ahkâm kesmeye hangi şiir okuru katlanır?

            Kendisini “şiirin o dipsiz uçurumunda yapayalnız” duyumsayan taşra berberinin şiir üstüne bu kadar derin düşünmesi, şaşırtıcı. “Uzun zamandır düşünüyorum neden şiirler eskisi kadar sivri, güçlü ve yaratıcı değil diye.” Uzun mu uzun bir açıklama sağanağı. Kendi şiirlerinin de açıklamaları örnekler oluşturuyor. Aslında “Spesifik bir novella denemesi”ymiş bu farklı kitap.

            Kendini aynalara teslim etmiş bir berberin şiir dünyası ve taşra duyarlığı.

                   Gültekin Emre
             Varlık Dergisi, Ocak 2014
              Sayı: 1276, Sayfa: 112

21 Ağustos 2013 Çarşamba

Varlık Dergisi'ndeki Mektubum: "Su Katılmamış Taşralı"






SU KATILMAMIŞ TAŞRALI

            18 – 19 Mayıs 2013 tarihinde Kadir Has Üniversitesi’nde gerçekleşen “Taşra ve Edebiyat Sempozyumu”na konuşmacı olarak davet ettiğim ve hiç beklemediğim bir şekilde ‘ret mektubu’ ile yanıt aldığım bir şair de oldu.

            “İntihar Etmiş Bir Taşra Berberi”nden başka bir karşılık beklemek, benim şuursuzluğumdandır muhtemelen. Aslında daha oynardım ama yerim dar; o yüzden şairin iznini alarak, o mektubun kısaltılmış halini aşağıda paylaşıp veda etmiş olayım.
                                                             MESUT VARLIK   
           

            Değerli Mesut Bey,

            Benim için hoş bir sürpriz oluşturan, büyük onur ve mutluluk duyduğum bu sempozyum daveti için öncelikle çok teşekkür ederim.

            Bu nazik jestiniz karşısında, müsaade ederseniz, sempozyumunuza neden katılamayacağım hususunu biraz ayrıntılandırarak anlatmak ve taşra kavramı hakkında bazı fikirlerimi kısaca paylaşmak istiyorum.

            Yazma serüvenime ciddi anlamda başlamadan önce kendime bir yol haritası çizdim, belirlediğim bazı hususları prensip edinme gereği duydum. Temel mantık olarak, çoğunluğun yaptığı şeylerin tam aksini yapma motivasyonuna dayanan bu maddelerin hepsini burada tek tek anlatarak başınızı ağrıtmak istemiyorum. İzniniz olursa konumuzla ilgili olanlara kısaca değineyim:

            Birincisi: “Hayatım boyunca hiçbir edebiyat dergisinde şiir ya da öykü yayımlamayacak, ürünlerimi sadece kitap halinde paylaşacağım.” Müstakil bir yazıyla, bu kararımın farklı nedenlerini uzun uzun anlatmam elbette mümkün. Tek bir cümleyle açıklamam gerekirse; en görünür olma yolunun farklı yöntemler denemek olduğunu, herkesin gittiği garanti yolu tercih etmektense az kişinin tercih ettiği riskli yolu tercih etmenin edebiyat açısından farklı bir ufka yaklaşmaya vesile olabileceği gibi tuhaf bir düşünceyi (yoksa kuruntu mu demeliyim?) kabullenmem olduğunu varsayabiliriz. Tabii ki ayırdındayım, bu yolu uygulayıp da başarıya ulaşan yazarlar yok denecek kadar az. Ama işin merak uyandırıcı dolayısıyla ilgi çekici yönü de bu. Hayatta değil ama edebiyatta riski seviyorum. Normal bir başarı yerine görkemli bir hezimeti daha tercih edilebilir mahiyette bulmuşumdur hep.

            İkincisi: “Hiç kimse ile sanatsal birlikteliğe, kolektif akıma, ortak projelere, takım çalışmasına girmeyeceğim ve benzeri bir grup oluşumuna asla katılmayacağım.” Sanatın en temel motivasyonunun bireysellik, hadi daha iddialı söyleyeyim mutlak yalnızlık olduğu kanısındayım. Mantıklı açıdan bakan birisi, Türk ve dünya edebiyatından yığınla örnekler vererek benim bu savımda ne kadar haksız olduğumu rahatlıkla kanıtlayabilir kendince. Ancak zamanın ötesine kalabilmek için büyük bir avantaj oluşturan bu faktörleri, şayet karşılaşırsam bilinçli olarak reddetmeyi tercih ederek, kendi dikenli yolumda sevinçle sürünmeyi devam ettirmek kararında sonuna dek ısrarlı olduğumu bu vesile ile vurgulamak istiyorum.

            Üçüncüsü: “Ölene dek hiçbir imza gününde, şiir dinletisinde, kitap fuarı etkinliğinde, panelde, sempozyumda katılımcı olarak yer almayacağım.” Kabul ediyorum, tamamıyla mantıksız, hiçbir tutarlı dayanağı olmayan bir prensip bu. Edebiyat netice itibariyle; okurlara ulaşmak, mümkünse kavuşmak, onlarla düşünsel açıdan bütünleşebilmek için yapılan bir sanatsal çalışma. Bu bahsi geçen sosyal etkinlikler de doğası itibariyle yeni okurlarla etkileşime geçebilmek için önemli bir fırsat barındırıyor. Ama samimi olmak gerekirse; ben kendi egomu ve kişiliğimi geri planda silikleştirerek, salt ortaya koyduğum yapıtlar vasıtasıyla bir etki oluşturabilmeyi çok daha kutsal ve değerli addediyorum. Bu söylediklerimi saçmalık olarak nitelemesi muhtemel kimi sanatçılara ise büyük saygı duyduğumu, ama en ufak bir sevgi emaresi hissetmediğimi müsaadeniz olursa burada ayrıca ifade etmek isterim. 

Şöyle bir durup baktığımızda, yukarıdaki satırlarımda dillendirdiğim olguların hemen hepsinin yoğun bir taşralılık kompleksinin dışavurumu olduğunu iddia etmek de elbette mümkün. Hayatım boyunca ben taşramı her zaman yanımda taşıdım. Benim taşram içinde yaşadığım odamdır. Kanımca taşra kavramı, mekânla sınırlanamayacak bir zihinsel algı biçiminin farklı varyasyonlarını tanımlayıp sınıflandırmadan somut olarak teşhis edilemez. Taşra olgusu, zihinsel olarak güçlü bir kısıtlanmışlığın tezahürünü, sınırları belirsiz muğlak yalıtılmışlıkları bünyesinde yoğun olarak barındırıyorsa gerçek manasına kavuşur.

Ben su katılmamış, has bir taşralıyım! Yoksa böyle değerli bir davete nasıl icabet edilmez ki? Bunu ancak bir taşralı yapabilir! Oraya gelip taşra hakkında görüşlerimi sunsaydım, kimliğimin önemli ve zavallı bir parçası olan taşralılığımı kaybedecektim. Bunu asla göze alamam!

Polat Onat
20.03.2013 / Batman


Varlık Dergisi, Sayı: 1271
Ağustos 2013, Sayfa: 6









4 Temmuz 2013 Perşembe

Yıllıklara Göre Şiirimizdeki En Etkili Dergiler



            Geçtiğimiz aylarda, 2012 yılındaki şiirimizi değerlendiren beş şiir yıllığı yayımlandı.

            Bu çıkan yıllıklar ışığında, en çok şiirine yer verilmiş, dolayısıyla şiir dünyamızda en etkili olmuş dergilerin hangileri olduğunu merak ettim. Araştırmak istedim.

            Yıllıklar, genelde dergi editörleri tarafından hazırlandığı için, kendi dergilerinde yer almış şiirlere karşı objektif yaklaşamayabilecekleri öngörüsüyle, hazırlayan kişinin yıllığında yer alan kendi dergisinin ürünlerini ayrıca saptadım:

            Mustafa Fırat hazırladığı “Şair Dağın Doruğunda 2012” seçkisinde: En çok şiiri, kendi yönettiği Mühür Dergisi’nden seçmiş: 28 tane şiir.

            Cenk Gündoğdu “Şiir Defteri 2013” yıllığında: En çok şiiri, kendi yönettiği Edebiyatta Üç Nokta Dergisi’nden seçmiş: 17 tane şiir.

            Zafer Acar “Dil ve Edebiyat Şiir Yıllığı 2012” de: En çok şiiri, yıllıkla aynı adı taşıyan Dil ve Edebiyat Dergisi’nden seçmiş: 12 tane şiir.

            Mustafa Aydoğan “Edebiyat Ortamı Şiir Yıllığı 2013” de: Kendi yönettiği Edebiyat Ortamı Dergisi’nden 7 tane şiir seçmiş.

            Mustafa Ergin Kılıç “Şimşiir Ağacı 2012” yıllığını hazırlarken, bildiğim kadarıyla bir dergiyi yönetmiyordu.

            Bu beş şiir yıllığını tarayarak, 72 adet edebiyat dergimizin, yıllıklarda yer almış toplam şiir sayısını saptadım.

            Aynı şiir sayısına sahip dergiler alfabetik olarak sıralanmıştır. 

            Yıllık hazırlayan şairin, kendi dergisinden yer verdiği şiir sayısını, listede ayrıca belirttim.

            Konuya ilgi duyan arkadaşlar için sonuçları aşağıda paylaşıyorum:


1. İtibar
47
şiir

2. Varlık
42
şiir

3. Kitap-lık
29
şiir

4. Eliz Edebiyat
26
şiir

5. Mühür
26
+ 28 şiir

6. Sözcükler
26
şiir

7. Şiiri Özlüyorum

26

şiir

8. Özgür Edebiyat
25
şiir

9. Akköy
24
şiir

10. Yedi İklim
22
şiir

11. Akatalpa
21
şiir

12. Dergah
19
şiir

13.Sincanİstasyonu
18
şiir

14. Kurşun Kalem
16
şiir

15. Ed. Üç Nokta
15
+ 17 şiir

16. Edep
15
şiir

17.Edebiyat Ortamı
14
+ 7 şiir

18. Evrensel Kültür
13
şiir

19. Hece
12
şiir

20. Karagöz
12
şiir

21. Şiirden
12
şiir

22. Dize
11
şiir

23. Karabatak
10
şiir

24. Patika
10
şiir

25. Papirüs
8
şiir

26. Yasakmeyve
8
şiir

27. Aşkın e hali
7
şiir

28. Deliler Teknesi
7
şiir

29. Temren
7
şiir

30. Bireylikler
6
şiir

31. Fayrap
6
şiir

32. Ada
5
şiir

33. Bir Nokta
5
şiir

34. Gediz
5
şiir

35. Zalifre Yazıları
5
şiir

36. Duvar
4
şiir

37. Karayazı
4
şiir

38. Mahalle Mektebi
4
şiir

39. Spleen
4
şiir

40. Türk Edebiyatı
4
şiir

41. Aşkar
3
şiir

42. Ay Vakti
3
şiir

43. Ayna İnsan
3
şiir

44. Dil ve Edebiyat
3
+ 12 şiir

45. Kasaba Sanat
3
şiir

46. Şiir Saati
3
şiir

47.Çağdaş TürkDili
2
şiir

48. Güneysu
2
şiir

49. Har
2
şiir

50. Hayal

2

şiir

51. Mor Taka
2
şiir

52. Tay
2
şiir

53. Kıyı
2
şiir

54. Hürriyet Gösteri
2
şiir

55. Değirmen
1
şiir

56. Habis
1
şiir

57. İzafi
1
şiir

58. Kurgan
1
şiir

59. Kuyudaki Koro
1
şiir

60. Küllük
1
şiir

61. Lacivert
1
şiir

62. Mavi Akdeniz
1
şiir

63. Milliyet Sanat
1
şiir

64. Şehir
1
şiir

65. Şiir Vakti
1
şiir

66. Şiiristan
1
şiir

67. Afrodisyas
1
şiir

68. Silgi
1
şiir

69. Ücra
1
şiir

70. Üçüncü Mevki

1

şiir

71. Yazılıkaya
1
şiir

72. Yeni Turunç
1
şiir