POLAT ONAT VE HAYAT İLE HESAPLAŞMA
SEANSLARI
Hayat ile sanat, baş başa, iç içe var olur.
Başta şiir, sanat için yaşantıyı ‘dert küpü’ bilmek, benimseyip gerilimine,
sarsıntısına katlanmak, kaçınılmaz bir durum. Kuram, teori (önerme) ise yapıt pratik
(eyleme) ürünüdür, kanıksandığı üzere... Şiirin ‘ne’liği bağlamında düşünmek,
öncelikle kendi yaratımını (üretimini) yorumlayıp sorgulamak, şairin ‘girdap’
sorunudur. Şiire, yazmaya tutulmuş kişilerin ortak özelliği midir bilinmez ama
Türk şiirinde ve Dünya şiirinde sıkça görülür, girdap, karmaşa, gerilim izleği…
Gerçekliği, ortam atmosferinde debelenme sonucunu gün yüzüne çıkarmış eser/ yapıt
sayısı az değildir o nedenle. Herhalde evrensel izlek-imge kaynağıdır, yaşantı
yazısı, yazgısı! Debelenmenin, didinmenin, sözcüklerle ve çağrışımlarıyla yoğrulmanın
(yorulmanın), yazana bıraktığı tortu, yani şiir, öykü, deneme, roman, yaratıcı
bireyin kavuştuğu ödüldür. Ödülüne kavuşmuş, çağdaşımız, şair-yazar Polat
Onat’ın şiirle, öyküyle, romanla yani topyekûn yazıyla ‘tutuştuğu’ varoluş
çabası, inadı ve direnci, böylesi düşüncelere sevk eder okuyanı. Emeği ve
eserleri yaşadığı yılların hasat hazinesidir, dense yanlış olmaz; niteliği ve
niceliğiyle kayda değer. Bütün şiirlerini içeren Şiiri Bırakma Seansları (2.
Baskı, Mergen Yayınları, İstanbul 2024) şairin tüm şiir yolunu ve yolculuğunu
göstermektedir okuyana…
Teknolojinin hayatımıza soktuğu internet ağı,
şimdilerde “Yapay Zekâ” denen veri ‘sihirbazını’ da kullanıma sundu. Sanat,
edebiyat için de hızlı ‘erişim’ olanağı önem kazandı. Veriye, yapıta, metne ulaşım,
paylaşım aracı olarak bilgisayar devreleri, kesintisiz gündemde... Sözcüklerin
kök, ek, kip halini sayısal değere/ koda dönüştürürken, sözün, sesin, ritmin
estetik (tat) halini de etiketleyip etkilemekte. Polat Onat’ın “Sanal” başlıklı
şiiri, ‘elizi’ ve klavye biçimiyle eliz edebiyat’ın 189. sayısındadır.
Okunduğunda, sosyal medya ile şiirin, sanatın, bireyin siber kafese alındığını
özetlediği anlaşılır: “beğenmemek mümkün mü sanal mavi gökyüzünü”
benzeri dizeleriyle toplumsal durum ağlarını imge kılmış… Çağının tanığı ve
kurbanı insan evladı anlatılmalı diye!
Teknoloji, dijital Evren ve siber Dünya, “şiir”in
başta olmak üzere, eserin ‘niteliğini’, ‘niceliğini’ ve popülerliğini (ününü) belirleyecek
gibi! Şiir nedir, hangi sözcüğün nasıl imge-dize-kıta sayılacağını da gündemde
tutacak daha uzunca bir süre… Bu saptama bizim şiirimiz, sanatımız olduğu kadar
diğer dillerin şiirini, sanatını da sorgulatır. O bağlamda Polat Onat’ın yazınsal
bilince yaslanan üretimi kayda değer. Şair haklı; şiir sanatı, söz-ses-ritim ögeleriyle
özel söyleyiş biçemi kurabilmişse ereğine ulaşır: Okurunu bulur! Bu gerçek yadsınamaz!
Durumu kavrayan Polat Onat, Şiiri Bırakma Seansları kitabıyla tavrını
belirlemiş. Şair-yazar, 20 yaşından 40 yaşına kadar yazan, yayımlayan verimli
bir kalem olduğunu kanıtlamasına rağmen şiir yayımlamayı durdurmuş. Yayımlamayı
durdurmanın, “Türk Şiiri için herhangi bir kayıp oluşturmadığını (...)” iğneleyici,
ironi yüklü bir beyanla kayda geçirmiş. İlginç hesaplaşma!
Polat Onat, son şiir kitabının 2. basımına
eklediği 12 şiirle birlikte, tüm şiirlerini (adlarını) alfabetik sıraya göre
dizip düzenlemiş, Şiiri Bırakma Seansları’nda... 2019’dan 2024’e kadar
ara verdiği şiirden temelli kopamadığını gösteren yeni şiirler dolayısıyla
okuru beklentiye sokmuştur. “Sığmayan” şiirinin; “acemi ve ihtiyar bir şair müsveddesinden
/ sığmıyor yalnızlık yazdığım hiçbir kâğıda” (s.189) dizeleri, özeleştiriyi
de barındıran ‘şiirden vazgeçilmezlik’ işaretidir ki arayışa dönüşü, okurun
haklı onayını alacaktır.
İkna edicidir çağrışımla var edilen
duyu-düşün pratiği; karanlık zamanlara tanıklıktan doğar. Orada şiir aydınlık
olamaz! Kapkaranlık uzam, renkli, canlı, capcanlı (caf-caflı) imgelerle bezenip
anlatılamaz. Polat Onat, dünyevi koşulları ve insanını gözlemlemiş. Her yönüyle
karmaşık, kan ve ölüm saçan döneme apaydınlık yaşayış biçimi çizilemeyeceğini
vurgulamaktadır. Soruların insan hayatına dokunduğu, çabası, dileği, duası,
“senkronize” biçimde hayatla olgunlaşıp esere maya edildiği aşikâr. Yani, durum
bünyeye zerk edilip evirildiği biçimiyle kayda alınmış; “hep şair kadar
acemi hazırlandım ölüme” (s.243) diyecek denli “Yol”a adanmıştır.
Konuşturduğu şiir kişisi de sözü yalınkılıç çağdaşı, düzen mağduru, okura tanıdık
gelen bireydir.
Duyarlı
okur, başarılı metin ister savı genel kabul görür her yazı/ yapıt coğrafyasında;
tüm şiir sahnelerinde, tüm dillerde… “Zaman” karanlıkta aşılamaz şaire göre!
Ölüm korkusu beyhudedir; sessizliğin tanık olacağı uyku ile tanımlanabilir
sonsuzluk. Çünkü:
“direnmek için saniyelerin vahşetine /
bekliyorum kendimi
takvimlerde /
sabrın bir anıt
gibi yükselttiği /
tereddütlerin
ekseni etrafında.” (s.
249) yol alınır.
Veda
sözleriyle donatılmış “Yol” (s. 243) şiiri de o niyetle okunabilir: anlam(sızılık)
ve söz örgüsünden. Ardından gelen “Yolculuk” (s. 244) şiiri gibi tıpkı… “Sessizce
beklenmeli gelmeyecek olan” demiştir şair. “Yürek” sözcüklerin eskimeyen
nabzını taşır okuyanın algısına.
“Zor”
şiiri de itinayla okunmalı… “Uzak” şiiri kısa lirik öykü tadında. Hoş izlenimdir
okuyan için; durum-olay ve değişken doğa yaşantı kareleri... Sözcüklerin görsel
yaratımı ilginç gelebilir. “sürünerek ilerliyor ağaçlar gölgeleri sağa sola
saçılmış” (s. 229) dizesi. Polat Onat söyleminin ilginçliği, arayışın,
yeteneğin kanıtındadır. “Şato” şiiri işbu tezi destekler nitelikte; “var
olmayan bir şato da ancak bu şekilde gezilir zaten / kareli defter yaprağı ve mavi
tükenmez kalemle” (s. 209) dizeleriyle biten şato hikâyesi okuyanda masalsı
zihin kapılarını aralayacaktır. Polat Onat, şiiriyle (ve belki de) yaşamıyla
hesaplaşmış ki “Şiir” başlığı altına iliştirdiği yedi dizede özetlemiş. Tamamını
okumakta beis olmaz:
“tek dize yetecek bana yakalayabilsem ışıkta /
içinde bulacağım
kaybettiğim sözcüğü kırılmış /
suyun üstü yüzüyor
yıktığın duvarla örülü /
şiirin gizini asla söylemeyecek eski saat /
kaçıp gidiyor
hayalet dergi yığınlarına bencil /
kibar kibar balıklara
bakıyorum sevinç içinde /
okuyorum şimdiye
dek yazdığım en güzel boş sayfayı.” (s. 213)
Altı çizilesi, özeleştiri dili söyleyişe
egemen! Şiir, şairine göre şiir kişisine ya da Polat Onat’ın yarattığı /
kurguladığı (mı demeli yoksa) kahramana göre “en güzel boş sayfa”dır
bazen. Benzer acılı gerçek “Tabut” şiirini okuyan kişiyi de etkiler. Hayata ne
zaman aşk gözüyle baksa, insan şiirini bulur mu demeli? Devamında, “Tanımlama”
şiirini dönüp bir daha okumalı diyebilir bazı okurlar. Şairle şiir öznesi kişi,
varoluş sürecini belgeler.
Sayfalar
sonra okurun karşısına çıkacak “Yakın” (s.234) şiiri bir başka kanıt diye algılanabilir.
Zira anlatımcı şiire dair ögeler, canlandırıcı kareler bırakır okuyanın
zihninde. Polat Onat şiirinin, hayatı olaylar ve portreler üzerinden karelediği
“Yalan-1” şiiri var ki dramatik hallerin aynası âdeta… Son iki dize, “yirmi
yıldır / bekliyorlar” dediği anneyle babanın hazin halini, acı gerçeği sinematografik
çerçeveye yerleştirmiş:
“geri geliyor oğulları elinde bayat pişmaniye
paketiyle /
sabah ezanı okunurken sürpriz yapıp zile basarak” (s. 235)
Polat Onat şiirini incelemek, onun öykücülüğünü,
romancılığını yani anlatıcı ustalığını da kavramaya yarayacaktır. Okunsun yeter
ki “elveda olmayacak söyleyeceğim son söz” diyen şairin, hayat-edebiyat
seyrüseferi.
HİLMİ
HAŞAL
Hamburg (Almanya), Ağustos 2024
Eliz Edebiyat Dergisi, Eylül 2024 / Sayı
189


