30 Temmuz 2016 Cumartesi

Bir Elinde Baston, Diğerinde Bayrak

Bir elinde baston, diğerinde ay yıldızlı bayrak...

Hey be dedem! Kaç genci cebinden çıkarırsın kim bilir!

Ülkemiz, bu şeytani darbe cenderesinden, 
böyle nur yüzlü dedelerin samimiyetleriyle çıkacak.

28 Temmuz 2016 Perşembe

Ahmet Küçükbaş 'Kıyamete Son 99 Gün' İçin Ne Dedi?





 Kıyamete Son 99 Gün

Polat Onat’ın “Kıyamete Son 99 Gün” kitabını elimize aldığımızda ülkede her şey olağan seyrinde akıyordu. Sonra birden ülkemizde bir küçük kıyamet kopuverdi. Şaşırtıcı şeyler yaşamaya başladık.
Neyse…
Kapakta kitabın ve yazarın adından başka“Rahmani ve şeytani güçlerin gizemli savaşı”cümlesinin altı çizilmiş. “Gizem” sözcüğü çok seviliyor. Kimisi kızına bu adı veriyor. Kimisi de bu sözcüğü kullanmak için cümle değiştiriyor.
Arka kapakta; bizi kitabı okumaya heveslendiren“2 Aralık 2029 akşamında şok bir haber bütün dünyaya yayılır: Kıyametin kopmasına 99 gün kaldığı kesinleşti.
Ardından dünyada akla hayale gelmeyecek bir kaos zinciri oluşur. Ama perde arkasında daha büyük bir savaş vardır.
Rahmani ve şeytani güçlerin gizemli savaşına hazır olun. !
Kıyamete 99 gün kala ortaya çıkan metafizik varlığın amacı ne? Cinayet yahut intihar olup olmadığı belirsiz beş kanlı olayın ardında kim var? Ve hayatını ‘Esmaü’l Hüsna’ hakkında şiirler yazmaya adamış münzevi bir şair, bu gizemli savaşın neresinde? Hepsi ve daha fazlası bu romanda!
Kıyamete Son 99 Gün, karanlık vizyoner William Blake ile en önemli mutasavvuflardan İbn-i Arabî’nin kavramsal kabullerinin çatışması çerçevesinde sırlarla örülü ruhsal bir boyutu yansıtan son derece heyecanlı bir kitap…” cümlelerin okuyoruz. Sanıyoruz bu cümleleri Polat Onat değil yayıncı kaleme almış.
Romanın ne tür bir roman olduğuna kolay karar veremedik. Bilim kurgu sandığımız kitap kurgu olmaya kurgu ama bilim kurgu değil. Bize göre mistik, fantastik, sembolik bir roman. Kıyameti yakın bir tarihe kurgulamış: 11 Mart 2030…
PMMS21 astroidi aya çarpacak, yörüngesinden çıkan ay dünyaya çarpacak ve kıyamet bundan kopacak.
Roman kahramanı olan kişinin adı geçmiyor. Ama romanın yazarına çok benziyor. İngiltere’nin asilzade köşklerine benzer bir köşkte oturuyor. Köşk etrafı ağaçlık, çevresi çevrili, kapısı nöbetçili bir köşk… Kahramanımız bu köşkte, uşaklar, aşçılar, bir bahçıvan ve kedisi “gölge” ile birlikte münzevi bir hayat yaşıyor. Ana-babasını ve eşini kaybetmiş.
Dört yıl önce yani 2025 yılında global bir terör salgının ardından bütün devletler tek bir“siber devlet(?)” çatısı altında birleşmiş.
Zengin ve sorunsuz bir hayat süren kahramanımız kıyamet haberini o günlerin teknolojik harikası “Otomatik Zihin Bandajı” sayesinde alıyor. Kalan 99 günde, her gün Allah’ın bir ismine bir şiir yazarak değerlendirmek istiyor.
Roman teknik olarak bir anı defteri tarzında… Münzevi şairimiz günlük olan biten şeyi kısaca anlatıyor, sonra Esmaü’l-Hüsna’dan bir isme bir şiir yazıyor.
Eser roman ise eleştiririz. Ancak şiir ise bu konuda eleştirmekten çekiniriz. Kitabın başında yazarı tanıtan yazıdan öğrendiğimize göre Polat Onat’ın beş şiiri, 2013 yılında ‘Turkish Poetry Today’  seçkisinde (antoloji) yayınlanmış. Böyle bir durumda eleştirme cesaretimiz iyice azalır. Ama Esmaü’l-Hüsna üzerine şiir yazmak için yazılmış bir romanın şiirlerini görmemezlikten gelemeyiz.
Şiirler Âdem Yoksun şiirlerini hatırlatıyor. Vezin, ölçü, kafiye ve redif bulunmuyor. Sanıyoruz münzevi şairimiz bunlara karşı.  Ama 63. Ve 91. gün yazdığı El Kayyum ve Ed –Dar şiirlerinin ikişer mısrasında tesadüfen denk gelen kafiyeye engel olamamış:
“zahirdir gücün daim
her şey Seninle kaim”
“Sensin viran eden bağı
Söndürürsün her çerağı”
  34. Gün yazdığı El-Gafûr şiirinde dört mısraın yeri değiştirilirse düzgün bir düzyazı cümlesi olabilecektir.
“isyan edip günah bataklığına saplansa bile
pişmanlık ile tövbe kapısına yanaşılınca
Gafûr’un hoşgörü ve müsamahası karşılar
inanıp yararlı iş yapmaya kararlı kişileri.”
Şairin hizmetçisi Andre, aşçısı jim, bahçıvanı Tahvan, malikâne dış kapı bekçisi Andoro, tek arkadaşı avukat Dempsey adlarında. Hava sıcaklığı eksi 30 derecelerde.
Etrafındaki kişilerin adlarına ve hava sıcaklığına bakarak şairin dünyanın neresinde yaşadığını tahmin etmeye çalışıyoruz. Ocak, Şubat aylarında hava bu kadar soğuk ise güney yarıkürede olamaz. Kişilerin adlarına bakarak çeşitli kökenlerden geldiğini anlıyoruz. Olsa olsa şairimiz ABD’nin kuzey bölgelerinde ya da Kanada’da yaşıyordur. Ama sokakta dolaşan kaplanlar ve zürafalar var. Bu durumu coğrafi bir konuma yerleştiremedik.
“Romanda gizem nerede?” diyecek olursanız anlatalım: Şair’in Esmaü’l-hüsna şiirleri yazmasından rahatsız olarak çeşitli doğa üstü gösteriler yapan, el ve ayaklarını çapraz şekilde keserek trajik cinayetler işleyen ve “Lucipen” adlı varlık. Kalem şeytanı da deniyor. Lucifer-şeytan, pencil-kalem… Bunların birleşiminden lucipen, yani kalem şeytanı olmuş.
Kıyamet yaklaşırken tuhaf olaylar olur. Gökten balık yağar, daha önce hiç görülmedik çürümüş ceset gibi kokan bir çiçek (kıyamet çiçeği) çıkar, yerin içinden üç bacaklı, sivri dişli bir hayvan peyda olur. Güneş batıdan doğup doğudan batar. Sanıyorum bütün bunların ve daha başka şeylerin bir takım sembolik anlamı var. Bunlarla ne anlatılmak istendiğini sanıyorum, belli bir topluluk anlayabilecektir. Bizim anlayabilmemiz zor.
Dostumuz Polat Onat bir kere daha herkesin gitmediği ç etin yollarda yürümüş. Kuşkusuz kendisinden başka kimsenin yazamayacağı bir roman yazmış. Bu kitabı üzerinde isim yazmadan bana okutmuş olsalardı bile tereddüt etmeden Polat Onat yazmış derdik.
Polat Onat yazmaya çok erken başlamış. Daha 37 yaşında olmasına karşın masal kitabından şiire, romana uzanan değişik türlerde birçok eser vermiş. İleriki yıllarda çok daha güzel ve olgun eserler verecektir.
Bekliyoruz.

AHMET KÜÇÜKBAŞ



14 Temmuz 2016 Perşembe

Ülkede Sanat Sitesindeki 'Şehir Ve Sanat' Konulu Röportajım





ÜRETİM SÜRECİNDE SOKAKLAR DİKKATİMİ ÇEKMEZ

     Tuti Kitap etiketiyle yayınlanan son kitabı ‘Kıyamete Son 99 Gün’ ile ismini geniş kitlelere duyuran Polat Onat, aslen Bursa’lı. İstanbul’da doğan Polat Onat, üniversite eğitimini Samsun’da tamamlamış. Tamamlamış tamamlamasına da, öğrencilik ruhunu bırakmayınca, Isparta, Elazığ, Erzurum derken kendini Batman’da bulmuş.

     ‘İmzalı Kitaplar Müzesi’ ile uzun uğraşlarını ve emek verdiği yazarlık mesleğinin en manevi detayı olan ‘imza’ları da meraklısıyla buluşturan bir isim.

     Mesleği dolayısıyla bugünlerde Batman’da ikamet eden Onat; yaşadığı şehrin yapıtlarına etkisini, şehirleşmeyi, şehir kültürünü Ülkede Sanat’a anlattı:


        Şehir, yaşam, üretim üçgeninde kimlikler sizce nerede duruyor?

            Sanatsal üretimin, genel kabul gördüğü şekilde, şehir ve yaşam çerçevesinden bağımsız olarak da işlevselliğini aynı evrensel ölçütte sürdürebileceği kanısını taşıyan bir yazar olarak, ait olduğumuz kimlikleri başat konuma getirerek, ortaya koyduğumuz ürünlerin bir nevi etiketi olarak sunmamızı, ciddi bir yanlış olarak değerlendirdiğimi arz etmek isterim. Genel kabul gördüğü şekliyle söylersek, şehir ve yaşam deneyimlerinin sanatsal üretimleri zenginleştirici işlev taşıdığı yadsınamaz. Ancak kendi kişisel edebiyat yolculuğumda, hayatın somut deneyimlerinden ve yaşamın getirdiği kişisel tecrübelerden çok, kitapların ve filmlerin sunduğu kurgusal hayatların büyüsünden beslendiğimi söyleyebilirim.


       Yaşadığınız şehirde en sevmediğiniz kısım nedir?

            Batman'da yaşamanın sevmediğim tarafları şüphesiz vardır. Ancak, nasıl bir şirket çalışanının, görev aldığı kurumu kamuoyu önünde eleştirmesi etik olmazsa, ya da bir aileye mensup bireyin, kendi ailesinin olumsuz yönlerini uluorta konuşması yakışık almazsa, on üç yıldır havasını soluduğum, suyunu içip ekmeğini yediğim, insanlarıyla oturup çay ocağında sohbet ettiğim Batman şehrinin sevmediğim yönlerini burada ifade etmekten hicap duyacağımı söylemem gerek.
            Yaşadığım şehre objektif gözle, sosyolojik çıkarsamalar yapmak amacıyla bakmak yerine, naif bir tevekkülle bakmayı daha tercih edilebilir buluyorum.


       Şehirleşme kültürünün şehirde kendine yer bulabildiğini düşünüyor musunuz?

            Açıkçası, şehirleşme kültürünün ülkemizde İstanbul dahil, hiçbir metropolde yeterince içselleşemediği kanısındayım. Ve dolayısıyla Batman'da da sistemli bir şehirleşme kültürü yerleşmesi kısa vadede pek söz konusu olacak gibi değil. İşin kötü tarafı, bu olumsuz durumun, yurdun her yanında bir süreklilik taşıyacağının güçlü emarelerini algılıyorum. Tatil için memleketim Bursa'ya gittiğimde veya kitaplarım vesilesiyle İstanbul'a yaptığım kısa seyahatlerde, gözlemlediğim kadarıyla söylersem, büyük şehirlerimizin merkezinde bile modernleşmenin getirmesini umduğumuz şehirleşme kültüründen çok, kanser gibi yayılan bir sosyal kimliksizlikleşmenin bariz belirtilerine şahit oluyorum.
            Ülkemizin genelini baz alarak ifade edersek, taşralı da değiliz, metropollü de değiliz. İkisi arasında uyumsuz bir arakesit oluşturan, sıkıntılı bir toplumsal arayışı yansıtıyor gibiyiz. 


       Şehrin sokaklarında sizi çeken detaylar var mı?

            Birkaç hafta önce, Batman'daki sokağımızın köşe başındaki bakkala gitmek için evden çıktığımda, hayretle şunu fark ettim. On üç yıldır oturduğum evin otuz metre kadar ilerisinde yer alan bir sokağa, şimdiye dek hiç girmemişim. Yolum düşmemiş, merak da etmemişim. Yani mekansal özelliklere karşı, algımın ziyadesiyle kapalı olduğunu söyleyebilirim. Bu bir yazar için olumlu mudur, olumsuz mu? O ayrı bir tartışma konusu.
            Yalnız, kısaca şunu da ekleyeyim. Sanatı ve edebiyatı sokaklarda arayan değil, kitaplarda arayan birisi olarak, üretim sürecimde sokaklar dahil, hiçbir dış mekan benim ilgimi çekmez. Kapalı mekanları severim. Düşünmek ve yazmak için çevremde muhakkak dört tane duvar olmalıdır. Odalarda rahat ederim. Odaların da mümkünse küçük olanları benim için tercih sebebidir.


       Yaşadığınız şehrin sizin sanat yaşamınıza katkıları nelerdir?

            Yukarıda da farklı bir vesileyle ifade ettiğim gibi, yaşadığım şehrin benim sanat yaşamımda herhangi bir katkısı yok. Zaten benim de yaşadığım şehirden böyle bir beklentim yok.
            'İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü' romanımdaki, şair karakter Adem Yoksun, günlüğünün bir yerinde şunları yazmıştı: "İnsan, evin odasında miskince oturduğu müddetçe Los Angeles’teki Beverly Hills caddesinde olmak ile Kozaklı ilçesinin Yunak kasabasında olmak arasında hiçbir fark yokmuş."






10 Temmuz 2016 Pazar

Kıyamete Son 99 Gün / Lucipen'in Şiiri


     'Kıyamete Son 99 Gün' kitabında, 
39.sayfada yer alan Lucipen'in şiiri için, 
Uğur Tural ilginç ve başarılı bir görsel hazırlamış. 




     Kitabın atmosferini yansıtan, bu mükemmel fotoğraf da, intagram'daki kitapseması hesabına ait.

4 Temmuz 2016 Pazartesi

Edebiyat Haberleri: İddialı Bir Bilimkurgu ve Distopya Romanı



 İDDİALI BİR BİLİMKURGU ve DİSTOPYA ROMANI:
"KIYAMETE SON 99 GÜN"

- Dünyamızın uydusu Ay'a, hızla çarpacak bir göktaşının ne etkileri olabilir?

- Doksan dokuz gün sonra kıyametin kopacağı kesin olarak açıklanırsa, insanların psikolojileri ve davranışları nasıl bir değişime uğrar?

- Genetik mutasyon çalışmalarının, faydaları ve zararları nelerdir?

- Global olarak sistemli şekilde örgütlenmiş bir siber devlet mümkün mü?

- Tüm insanlar, her yıl rutin olarak bir günlüğüne hapse atılsaydı neler olurdu?

- Sanal zekalarla donatılmış robotların, günlük hayatta insanların hizmetinde kullanımının olumsuz hangi yönleri olacak?

- İnsanların evlenmesinin mecburi olduğu bir dünya nasıl olurdu?

Bu ve buna benzer sorularının cevaplarının hepsi bu romanda...

2030 yılında yaşayan münzevi bir şairin anlamlandırılması zor deneyimleri...

Şiiri, bilimkurguyu ve gerilimi iç içe geçiren benzersiz bir eser...

Dünyanın son 99 gününü, şiir yazmaya adamış bir sanatçının,
gizemlerle örülü yaşantısının, heyecan dolu öyküsü...

"KIYAMETE SON 99 GÜN"
Şeytani ve Rahmani Güçlerin Gizemli Savaşı

Polat Onat'ın kaleme aldığı bu benzersiz roman, 
Tuti Kitap etiketiyle okurlara sunuldu.

3 Temmuz 2016 Pazar

Soluksuz Okunacak Bir Roman / Akşam Gazetesi



Kıyamete Son 99 Gün

            ‘Kıyamete Son 99 Gün’, okuruna soluksuz okunacak bir hikâye sunuyor. Kıyametin kopmasına 99 gün kaldığı haberiyle başlayan hikaye bir kaos zinciriyle devam ediyor. Onat, bu kaos zinciri içinde hayatını ‘Esmaü’l-Hüsna’ hakkında şiirler yazmaya adamış münzevi bir şair üzerinden soluksuz bir romanı okura ulaştırıyor. (Tuti Kitap) / 2 Temmuz 2016

        



2 Temmuz 2016 Cumartesi

Kıyamete Son 99 Gün Romanı Çıktı / Batman Çağdaş Gazetesi







‘Kıyamete Son 99 Gün’ Romanı Çıktı



            Batman’da 13 yıldır öğretmenlik yapan eğitimci-yazar Polat Onat’ın yeni kitabı ‘Kıyamete son 99 gün’ romanı okuyucuyla buluştu. Son yıllarda çıkardığı öykülerle de bilinen Onat’ın bu kez bilim-kurgu ağırlıklı romanı ‘Tuti Kitap’ yayınlarından çıktı. Karanlık vizyoner William Blake ile en önemli mutasavvıflardan İbn-i Arabi’nin kavramsal kabullerinin çatışması çerçevesinde sırlarla örülü ruhsal bir boyutu yansıtan, son derece heyecanlı bir roman. Polat’ın romanına Batman’daki tüm kitapçılardan ulaşılabilir.