1 Mart 2015 Pazar

Taşradan Gelenlerin Manifestosu (Zaman Gazetesi Kültür Sayfası)



TAŞRADAN GELENLERİN MANİFESTOSU

            2013 yılı mayıs ayında Kadir Has Üniversitesinde yapılan "Taşra ve Edebiyat Sempozyumu"nda sunulan bildiriler, Mesut Varlık'ın hazırlaması sonucu İletişim Yayınları tarafından "Edebiyatın Taşradan Manifestosu" adıyla kitaplaştırılarak geçtiğimiz günlerde okurlara sunuldu. Taşra ve sanat olgusu üzerine kafa yoranların muhakkak ilgisini çekecek zengin bir içeriğe sahip bu eser, farklı kuşaklardan edebiyatçıların konuyu değişik eksenlerden ele aldıkları kuşatıcı denemelerden oluşuyor.

            Kitap, sempozyumun nihayetinde, katılımcılar tarafından kaleme alınmış önemli bir metin olan Edebiyatın Taşradan Manifestosu ile açılıyor. Hazırlayan Mesut Varlık'ın Önsöz Niyetine yazısının ardından, sempozyumda sunulan çalışmaları okumaya başlıyoruz. Kerem Işık, Ömer Solak, Abdullah Ataşçı, Asuman Susam, Arın Kuşaksızoğlu, Vedat Ozan, Nesra Gürbüz, Ethem Baran, Mehmet Said Aydın gibi başarılı edebiyatçıların yazıları, önemli tespitleri bünyesinde barındıran bir hüviyete sahip. Taşra gibi epeyce girift, ancak bir o kadar da hafifsenme potansiyelini barındıran bu sosyokültürel olgu hakkında, zihin açıcı ve derinlikli yorumlarla karşılaşıyoruz.

            Necati Mert'in otobiyografik ögelerle bezeli, bir nevi lezzetli bir öykü tadını da ziyadesiyle içeren "Taşra Ötekidir" yazısı ve genç yaştaki Eyüp Tosun'un anılarının yönlendirmesiyle nostaljik bir anlatımla kotardığı "Bir Angaralı'nın Taşrasal Günah Çıkarması" adlı ürünü, kitaptaki diğer çalışmalardan farklı bir noktada konumlanıyorlar.

            Şükrü Erbaş'ın yoğun bir şiirsellik ve lirizm içeren "Yağmur Damlasından Dünyayı İçmek" adlı kısacık ama vurucu metni ile nihayete eren bu sempozyum kitabı, hızla metropollere akan bir nüfus yoğunluğuna sahip ülkemizin edebi serencamını net olarak ortaya koymuş. "Edebiyatın Taşradan Manifestosu"nda  bir okur olarak eksikliğini hissettiğim en somut olgunun, taşradan metropollere yoğunlaşan göç dalgalarının, sosyolojik değerlendirmeler ışığında toplumsal katmanlara yayılan uyuşmazlıklarının, cumhuriyet dönemi romanlarındaki karakterlere yansımalarına yeterince değinilmemesi olduğunu belirtebilirim.

            "Taşra" gibi anlamsal bir akışkanlığa sahip bir kavramın, günümüz Türk Edebiyatının önemli yazarlarının perspektifinden sanatımızdaki yansımalarını derli toplu olarak bulabileceğimiz Edebiyatın Taşradan Manifestosu kitabındaki metinler, bir nevi "Arkadaşlar! Bambaşka bir edebiyat da mümkün olabilir!" şeklinde nida ediyor. Bence bu çığlığa kulak vermekte önemli bir fayda var. Çağımızın tektipleştirme yolunda hızla ilerlediği mekansal olgular, şayet yeterince güçlü estetik tercihlerle desteklenebilirse, bambaşka duyarlıklara da kapı aralayabilme potansiyeline sahip. Yeter ki zihinlerdeki kodlanmışlığı aşabilecek geniş bir ufka sahip olunabilsin.

            Bu kısa yazıyı sona erdirirken dikkat çekici bir söyleyiş benzerliği içeren taş ve taşra kelimelerindeki yakınlık ilgimi çekti. Ve aniden şunu fark ettim: Taşrada her boyutta "taş"a rastlamak, istendiği takdirde yerden kaldırıp eline almak ve rastgele bir yere fırlatmak çok kolaydır. Betonlar ve asfaltlarla bütünleşmiş metropollerde taş bulmak ise artık neredeyse olanaksız.


                        POLAT ONAT / 13 Şubat 2015
                                  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder