19 Ocak 2014 Pazar

Yırtın Karanlıkları / Sümeyye Fırat


YIRTIN KARANLIKLARI

Nice destanlar yazıldı. Nice türküler söylendi. Nice mürekkepler tüketti kalemler. Ağıtlar yakıldı. Beyaz oyalı tülbentler, yerini oyasız tülbentlere bıraktı. Adına ana diyordular. Sahi gözyaşının rengi var mıydı? Ana her yerde anaydı. Evlat her yerde evlat. Acı her yerde acı.

    Çorak topraklar suya hasretken kana boyandı. Gelinciklere mesken olmayı bekleyen dağlar, mayınlarla döşendi. Coşkun ırmaklar özgürlüğe hasretken, en acı melodileri dinledi. Beyaz güvercinler gökyüzüne sevdalıyken, kafeslere mecbur edildi. Analar çocuklarını okumaya göndermenin sevincini tadamadan, doyasıya dizine yatırmadan dağlara kurban etti. Soğuk, sarp, gidişi olan dönüşü hayal bile olmayan dağlara. Beklemeyi unuttu analar.. Bir Şiwan Perver türküsünde geçtiği gibi;

Sere çiyan bi dumane  berxemin – 
(Dağların başı dumanlıdır kuzum)
Birin kurun be dermane bavemin – 
(Yara derindir dermansızdır benim babam)
Gelo çıma em hewane megri megri – 
(Biz niye böyleyiz ağlama ağlama)
Ve tariye biçirinin berxemin – 
(Bu karanlığı yırtın kuzum)
Van dirokan biçirinin bavemin – 
(Bu tarihleri yırtın benim babam)
Rastiya gele xwe em bibinin – 
(Halkımızın doğruluğunu görelim)
Megri megri megri – 
(Ağlama ağlama ağlama…)

Gülmenin iksiri ferahlatırken yürekleri, neden ağlasın ki anaların yürekleri, Savaşın soğuk sillesini hissetmemek mümkünken hele...

Yasak bir dilin mahkûmuydu herkes, türküler çığırmak bir yana mahpusta ana evladıyla dilsiz hasret giderirdi. Tek cümle ezberlerdi belki  özlemini anlatmak için.. oğul anan kurban olsun sana!!. En içten türküler nağmelerini kaybetmişti. Tenha yerlerde, dost kervanlarında dile gelirdi dengbejler (kürt ozanlar).

Ve 11 yaşında bir kız çocuğuydu Selamet, Ondan geriye sadece sararmış bir çocukluk fotoğrafı kaldı. Bir kış ayında, bir köy baskınında öylesine sessizce çekip gitti bu dünyadan. Yine içli bir türkü döküldü dillerden..

Malan barkir le le çune weran le – 
(Evlerini yüklenip, bilinmeyen diyarlara gittiler)
Dine le dine le dinara min – 
(Delim, delim, Dinarım)
Keçe le rinde le bermaliya min – 
(Ah kız, güzel kız delalım)

Dersimdeki (Tunceli) bir göçü anlatan en güzel dizeler belki. Yerinden, yurdundan olmak.. Aşından, ekmeğinden.. Kaybolan zamanların ardından dönüp geriye baktıklarında, daima biraz eksik, çokça yurtsuz ve hüzünlü bir mazi ile karşılaşanlar. Oysa bir dil bir lisan değil miydi? Hangi ideoloji, hangi sistem, hangi hırs bir ana dilini yok etmekten haz alırdı. Bu, gören birini âmâ olmaya zorlamak, duyana sağır ol demekti.. Susturmak, susmaya mecbur bırakılmak. Çok canlar yandı, çok bedeller ödendi. Kardeş derken bir vakitler birbirlerine hesapsızca, düşman oldular. En acısı yollarken evladının birini askere, diğer evladını feda etti dağların pençesine.. Savaş soğuktu, savaş hırçın.. can yakıcı.. giden gidiyordu geride yaşlı gözler, ağıtlar, ne olduğundan habersiz, babalarının tabutuna sarılan sabiler kalıyordu. Hâlbuki Yalın ayak devrilen askeri araca koşan kürt annenin dizinde can veren Türk askeri  ’ana’ dememiş miydi ona, o da ‘oğlum’, diye anne edasında bir buse kondurmamış mıydı yanağına. Belki de Türk - Kürt kardeşliğinin en büyük simgesiydi.

Ana kucağından asker ocağına düşen Türk, Kürt, Arap aynı kışlada omuz omuza kardeşlik naraları atanlardan biri Ömer, öteki Baran değil miydi? Aynı sıraları paylaşan körpe yüreklerden biri Berfin diğeri Ayşe değil miydi? Çanakkale’de, Kurtuluş savaşında akan kan bir, davamız bir değil miydi? Asrın âlimi, Bediüzzaman Said-i Nursi hepimizin üstadı, Mehmet Akif’in Şarkın Sultanı dediği Selahaddin Eyyubiler bizden değil miydi? Kardeşlik bir anneden doğmak değildi, kardeşlik aynı dilden konuşmak, aynı tenden aynı renkten olmak değildi! Kardeş olmak çok daha ötesiydi. Aynı torakta tek filiz olmaktı, aynı vatanda tek millet olmak, aynı bedende tek can olmaktı..

Âşiti (Barış) ile Barış’ın ne farkı vardı? İkisi de umut kokuyordu. İkisi de güzel günlerin habercisiydi. İkisi de Baharın müjdecisiydi. Öyleyse neydi karanlıkları yırtmaktan bizi alıkoyan, şimdi ülkemizin doğusunda batısında iklim Barıştır.. Gidecek yol bir, tutulacak el bir, koşulacak mekân barıştır. Nifak tohumlarını ekemeyecekler içimize, sevdamız bir, rotamız barıştır. Anaların zılgıtı doğuda yankı yapmayacak sadece, batıdaki ananın tuttuğu alkış, barıştır. Gözlerden yaş yerine umut akacak, aşkımız bir destanımız barıştır.
           
          Sümeyye FIRAT


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder