25 Eylül 2013 Çarşamba

Bâki Asiltürk: Âdem Yoksun Şiirine Kısa Bir Bakış (Yasakmeyve Dergisi)

Yasakmeyve Dergisi, Sayı:64


Bâki Asiltürk

ÂDEM YOKSUN ŞİİRİNE KISA BİR BAKIŞ

Günümüz şiiri içinde kendine yer bulan ama bunun fark edildiği söylenemeyecek bir şairden ve onun yapıtından bahsetmek istiyorum bu yazımda sizlere: Âdem Yoksun ve şiirleri!

Her şeyden önce şunu hemen daha baştan, ilk elden, evvela beyan etmeli ki Âdem Yoksun’un şiiri imgesellik içinde devinen, yani dinamiğini imgelerden devşiren bir şiir. Şairliği bir meslek olarak görenlere karşı (ki, onun zaten pratikte berberlik gibi bir mesleği mevcuttur) şairliği bir meslek değil, yaşama biçimi yani hayat tarzı olarak görüyor ve Baudelairevari bir tavırla hayat ağacından ay ışığında imgeler silkeliyor. Hayatı bir ceviz ağacı gibi gördüğü ve silkelediği cevizlerin içindeki besleyici gıdayı dizelerine zerk ettiği söylenebilir. Malum, ceviz içi şekil olarak insan beynine benzer. Buradan hareketle şu da iddia edilebilir: Âdem Yoksun’un şiiri beyinle, akılla, düşünceyle yazılan bir şiirdir. Hayır, bu iddia temelden yanlış olur. Âdem Yoksun’un şiiri cevizin içindeki beyin benzeri maddenin şeklini kullanarak değil, özünü, özsuyunu emerek kendini geliştiren bir şiir. Bu yönüyle onun şiiri bizim poetik geleneğimiz içinden Efe Aycan, Tuğrul Uymaz, Kemal Süreyya Haber gibi şairlere yakın duruyor.

Madem imge şiiri dedik, imge devşiriyor ve imge zerk ediyor dedik o halde Yoksun’un şiirindeki imgelere bakmak gerekmez mi? Son zamanlarda bazı münekkitlerimizin yaptığı gibi havanda su döveceğimize metne bakalım. Metnin ne’liği, nerede’liği, kim’liği, nasıl’lığı, daha başka bir ifadeyle metnin 5N 1K’sı paralelinde bu şiirlerde biz de imge avcılığına çıkalım. Bakalım nasibimize ne çıkacak? Ne demişler: Ne doğrarsan aşına o çıkar kaşığına. Acaba Âdem Yoksun aşına ne doğradı ki bizim kaşığımıza ne çıkacak?

Kitapta yılların eleştirmeni olan beni en çok etkileyen şiir “Eşya” (Syf: 130) oldu. Daha doğrusu bütün şiirleri aynı kalitede, aynı kıratta gördüm ama bu şiiri tekrar tekrar okudum desem yeridir. Neden mi? O nedeni siz düşünüp bulun diyeceğim ama ah hiç kimselerin vakti yok ince şeyleri düşünüp bulmaya!… “Eşya” şiiri eşyayla dolu bir şiir. Elbet öyle olacaktır; çünkü Âdem Yoksun hayatın tam da göbeğindedir her daim. Masa, sandalye, çekyat, saat, terlik, tava, bardak, kalem, makas… Şairimiz bütün bu eşyaları büyük üstadımız Ahmet Hamdi Beyefendi’nin deyişiyle “tılsımlı bir rüyadan aksetmiş” olarak değil, hayatın içindeki gerekirlikleriyle kullanıyor. Meslek icabı… Yani masaya bir şeyler koyuyor, sandalyede oturuyor, çekyatta yatıyor (Adı üstünde değil mi dostlar: çek! yat! Gözünü sevdiğim Türkçe!), kalemle yazıyor, makasla bir şeyler kesiyor. Yani sizin anlayacağınız bu kadar basit gerçeklerden derin hakikatlere ulaşmayı başarıyor. Orhan Veli sağ olaydı, Âdem Yoksun’a şapka çıkarırdı.

Bir başka ilgi çekici, hem de çok çok ilgi çekici şiir “Deli” (Syf: 129) başlıklı olanı. Efendim, son zamanlarda deneysel şiir veyahut da görsel şiir dediğimiz aranışlar, arayışlar, bulup da bulamayışlar vs. Âdem Yoksun’un bu şiirinde tezahür ve tebarüz ediyor. Demek ki şu: Âdem Yoksun yeniliklere ve arayışlara açık bir kaleme sahip. Şiirin ilk mısraı şöyle: “sanırım bu hayat beni delirtecek günün birinde”. İşte bu mısra şiir boyunca değişik söz dizimleriyle şiirin ana gövdesini meydana getiriyor. Mesela hemen altta şöyle oluyor: “günün birinde bu hayat beni delirtecek sanırım”. Daha sonraki mısralar da bu şekilde değişmelerle sıralanıp gidiyor. Son mısra ise, bu değişim zincirine yorum getirerek şairin cesaretini, kendisiyle alay edebilme gücünü ve yeteneğini, sorgulama kabiliyetini ortaya koyuyor: “bu hayat sanırım günün birinde delirtecek beni / eğer bu tarz biçimsel denemelere şiir denecekse”. İşte budur! dedirtecek bir cesaret, bugünü gelecekte görebilme yeteneği, şiirin ne olduğunu sorgulama arayışı! Daha ne olsun sayın okuyucular? Daha ne beklenir bir şiir kitabından? “Tırtıl” (Syf: 135) şiiri de bu başarının altın anahtarlarından biri olarak parlıyor sayfada, ona da ayrı bir dikkat ve rikkatle bakmanı isterim ey okur! Baktıkça sayfada adeta bir tırtılın kıvrılıp toplandığını, kıvrılıp toplandığını ve böylece hem sayfayı hem de beyninin ve muhayyilenin (imgeleminin) kıvrımlarını dolaştığını göreceksin.

Bu örnekleri merkeze alarak söyleyecek olursak, biçimsel bir şiir yazıyor dense yeridir Âdem Yoksun için. Sözcüklere güvenmiyor mu, inanmıyor mu? Elbette güveniyor, inanıyor. Yine de vasatı aşmada gösterdiği çabanın daha çok biçimsellik kaygısından yola çıktığını ve kimi zaman bir kağnı kimi zamansa uçak hızıyla ilerlediğini söyleyebiliriz. Demek ki Âdem Yoksun, bütün zamanların hızını ve ruhunu kavrayıp kendi yapıtında özümseme gücüne sahip bir şair. Onun şiirindeki sözcükler herhangi bir sözlükten alınmış değil, biçimler de daha önce rastladığımızı sandığımız ama aslında hiç rastlamadığımız şekil kaygılarının verimsel düzeneğini zorlayan yapılanmalarla yaşamsallık buluyor. Buradaki “zorlayan yapılanmalar” ifadesi okuru yanıltmasın. Yani, demek istediğim şu ki, Âdem Yoksun bir berber makası gibi akışkan ama bir berber kadar geveze değil. Peki, bunu nasıl başarıyor? Sanırım bunun sırrı, şairin hayatla olan temasında ya da başka bir ifadeyle, hayatın onunla olan anlaşılmaz, tuhaf, ayrıksı, yabanıl temasında.

Öte yandan, doğaya uzak değildir Yoksun’un şiiri. Hatta doğayla iç içe dense yeridir. “Toprak” (Syf: 159) şiirindeki şu dizeler daha önce Türk şiirinde hiç görmediğimiz oranda doğa bilgisi ve doğa ilgisi içermekte değil midir:

"hasret kokar toprak
geçmiş kokar yağmur kokar
sen ne bilirsin toprağın terkibini
içindeki mineral maddelere göre değişir rengi
türkü türküdür toprağım anadolunun bağrında
topraktan gelmişiz candır toprak
bir başkadır humuslu olanı." 

İlk bakışta klişe gibi geldi değil mi? Değil elbette! Âdem Yoksun hem okura bilgi veriyor hem de bu bilgiyi öznel yorumlarla harmanlayarak doğaya ilişkin derin bir ilgi yaratıyor. Pastoral olanla didaktik olanın, lirik olanla türküsel olanın buluştuğu bir şiir anlayışını görüyoruz burada.

Sözü daha fazla uzatmaya gerek var mı? İşte şair, işte şiir…
Ey sevgili okur, vefasız birey! Şair burada! Peki sen neredesin?

         BÂKİ ASİLTÜRK
         Yasakmeyve Dergisi, Sayı:64, 
         Sayfa: 88-89-90    Eylül Ekim 2013


İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü 
ADEM YOKSUN 
Komşu Yayınları, Sıcak Nal / 168 Sayfa / Kasım 2012

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder