Jim Carrey
9 Mart 2015 Pazartesi
Aranılan Esas Cevap Nedir?
Jim Carrey
8 Mart 2015 Pazar
4 Mart 2015 Çarşamba
2 Mart 2015 Pazartesi
Cahillik Nedir?
1. Hiçbir şeyi bilmemek.
2. Gerekenleri bilmemek.
3. Bir sürü gereksiz şey bilmek.
Thomas Fuller
1 Mart 2015 Pazar
Taşradan Gelenlerin Manifestosu (Sanat Sayfası İçin Sempozyum Kitabının Tanıtım Yazısı)
TAŞRADAN GELENLERİN MANİFESTOSU
2013
yılı mayıs ayında Kadir Has Üniversitesinde yapılan "Taşra ve Edebiyat
Sempozyumu"nda sunulan bildiriler, Mesut Varlık'ın hazırlaması sonucu
İletişim Yayınları tarafından "Edebiyatın Taşradan Manifestosu"
adıyla kitaplaştırılarak geçtiğimiz günlerde okurlara sunuldu. Taşra ve sanat
olgusu üzerine kafa yoranların muhakkak ilgisini çekecek zengin bir içeriğe
sahip bu eser, farklı kuşaklardan edebiyatçıların konuyu değişik eksenlerden
ele aldıkları kuşatıcı denemelerden oluşuyor.
Kitap,
sempozyumun nihayetinde, katılımcılar tarafından kaleme alınmış önemli bir
metin olan Edebiyatın Taşradan Manifestosu ile açılıyor. Hazırlayan Mesut
Varlık'ın Önsöz Niyetine yazısının ardından, sempozyumda sunulan çalışmaları
okumaya başlıyoruz. Kerem Işık, Ömer Solak, Abdullah Ataşçı, Asuman Susam, Arın
Kuşaksızoğlu, Vedat Ozan, Nesra Gürbüz, Ethem Baran, Mehmet Said Aydın gibi
başarılı edebiyatçıların yazıları, önemli tespitleri bünyesinde barındıran bir
hüviyete sahip. Taşra gibi epeyce girift, ancak bir o kadar da hafifsenme
potansiyelini barındıran bu sosyokültürel olgu hakkında, zihin açıcı ve
derinlikli yorumlarla karşılaşıyoruz.
Necati
Mert'in otobiyografik ögelerle bezeli, bir nevi lezzetli bir öykü tadını da
ziyadesiyle içeren "Taşra Ötekidir" yazısı ve genç yaştaki Eyüp
Tosun'un anılarının yönlendirmesiyle nostaljik bir anlatımla kotardığı
"Bir Angaralı'nın Taşrasal Günah Çıkarması" adlı ürünü, kitaptaki
diğer çalışmalardan farklı bir noktada konumlanıyorlar.
Şükrü
Erbaş'ın yoğun bir şiirsellik ve lirizm içeren "Yağmur Damlasından Dünyayı
İçmek" adlı kısacık ama vurucu metni ile nihayete eren bu sempozyum
kitabı, hızla metropollere akan bir nüfus yoğunluğuna sahip ülkemizin edebi
serencamını net olarak ortaya koymuş. "Edebiyatın Taşradan
Manifestosu"nda bir okur olarak
eksikliğini hissettiğim en somut olgunun, taşradan metropollere yoğunlaşan göç
dalgalarının, sosyolojik değerlendirmeler ışığında toplumsal katmanlara yayılan
uyuşmazlıklarının, cumhuriyet dönemi romanlarındaki karakterlere yansımalarına
yeterince değinilmemesi olduğunu belirtebilirim.
"Taşra"
gibi anlamsal bir akışkanlığa sahip bir kavramın, günümüz Türk Edebiyatının önemli
yazarlarının perspektifinden sanatımızdaki yansımalarını derli toplu olarak bulabileceğimiz
Edebiyatın Taşradan Manifestosu kitabındaki metinler, bir nevi
"Arkadaşlar! Bambaşka bir edebiyat da mümkün olabilir!" şeklinde nida
ediyor. Bence bu çığlığa kulak vermekte önemli bir fayda var. Çağımızın
tektipleştirme yolunda hızla ilerlediği mekansal olgular, şayet yeterince güçlü
estetik tercihlerle desteklenebilirse, bambaşka duyarlıklara da kapı
aralayabilme potansiyeline sahip. Yeter ki zihinlerdeki kodlanmışlığı
aşabilecek geniş bir ufka sahip olunabilsin.
POLAT ONAT / 13 Şubat 2015
25 Şubat 2015 Çarşamba
Türkçenin En Önemli Yazarlarıyla Aynı Paragrafta Yer Almak Güzel
Hüseyin Avni Cinozoğlu
Zalifre Yazıları Dergisi,
Şubat 2015, Sayı:21, Sayfa:30
19 Şubat 2015 Perşembe
Gazeteci Nuh Köklü'nün Son Sözleri
Geçen gün rüyamda bıçaklanmıştım ve ölmek üzereydim.
"Allahım, Ne olur bu bir rüya olsun!" diye yalvarırken uyandım.
Uyanınca çevreme bakıp "Oh, çok şükür rüyaymış." diye sevindim.
Bugün gazetede, vitrinine yanlışlıkla kar topu attığı için bir esnaf tarafından bıçaklanarak öldürülen gazeteci Nuh Köklü'nün ölmeden önce söylediği son sözleri okuyunca çok şaşırdım:
"Ölmek istemiyorum.
Yazık ki onunki bir rüya değil gerçekti.
Hayat hakikaten tuhaf. Şaşırmamak elde değil. Üzgünüm.
"Allahım, Ne olur bu bir rüya olsun!" diye yalvarırken uyandım.
Uyanınca çevreme bakıp "Oh, çok şükür rüyaymış." diye sevindim.
Bugün gazetede, vitrinine yanlışlıkla kar topu attığı için bir esnaf tarafından bıçaklanarak öldürülen gazeteci Nuh Köklü'nün ölmeden önce söylediği son sözleri okuyunca çok şaşırdım:
"Ölmek istemiyorum.
Ne olur bu bir rüya olsun."
Yazık ki onunki bir rüya değil gerçekti.
Hayat hakikaten tuhaf. Şaşırmamak elde değil. Üzgünüm.
10 Şubat 2015 Salı
5 Şubat 2015 Perşembe
1 Şubat 2015 Pazar
Yalanlara Karşı Hassasiyetim Neden Arttı?
Yalanlara Karşı Hassasiyetim Neden Arttı?
Bir yalanı insanların gözünde güçlendirmenin, yani gerçek sanılmasını sağlamanın en etkili yolu, belirli periyotlarla benzer yalanlarla, kimi zaman da kendi içinde çelişen ifadelerle desteklemektir, diye aklıma geldi ve sonra, yakın zamanda yalana karşı olan bu hassasiyetimin artmasının temel nedeninin, etik kaygılarımdaki gelişimden değil de, kendi ilkesel değerlerime karşı söylenen sistemli yalanlara karşı olan tepkimden kaynaklandığını kendi kendime itiraf edip, bu durumdan büyük bir utanç duydum.
Yüz Kelime Tek Cümle-16
POLAT ONAT
21 Ocak 2015 Çarşamba
İmzalı Kitaplar Müzesi: Bloğunda Bin Adet İmzalı Kitap Var (Batman Çağdaş Gazetesi)
Bloğunda Bin Adet İmzalı Kitap Var
Batman’da yaklaşık 10 yıldır farklı okullarda çalışan
sitesinde imzalı bin
kitabı arşivledi.
ARİF ARSLAN’IN KİTABI DA BLOGTA
Aslen İstanbullu eğitimci-şair Polat Onat, üç yıl önce
oluşturduğu İmzalı Kitaplar Müzesi sitesinde bin civarında kitabı
arşivledi.
1930 Yıllardan bu yana başka isimler adına dahil, imzalı kitapları
arşivlediğini belirten eğitimci-şair Onat:
“Kitaplara ayrı bir sevdam var. Üç
yıl önce oluşturduğum blogda sahaflar ve müzayedelerden elde ettiğim kitaplar
ile, adıma imzalı iki yüz kitapla birlikte, yaklaşık bin civarında kitabı arşivledim.
1930'lu yıllara ait bazı kitaplar da sitede mevcut. En son adıma imzalanan oldukça
orjinal bir eser olan, Arif Arslan’ın yazdığı Yüz Yüze Batman kitabını da bloguma
ekledim.”
diye konuştu.
14 Ocak 2015
16 Ocak 2015 Cuma
İntihar Etmiş Bir Taşra Berberi (Sivas İrade Gazetesi / İlkay Coşkun)
İntihar Etmiş Bir
Taşra Berberi
Polat Onat,
imzalı kitap bulmak ümidiyle uğradığı sahafta, Âdem Yoksun adında bir berbere
ait olan farklı içerikli bir şiir dosyasına rastlamış ve ilgisini çeken o
dosyayı kitaplaştırmak için yayınevine göndermiştir.
“İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir
Kitabı ve Önsözü”nün başında yer alan “Kendimi şiirin o dipsiz uçurumunda
yapayalnız hissettiğimi belirtmek isterim.” cümlesi ilk anda, Âdem Yoksun adlı
şairin içinde bulunduğu ruh halinin bir özeti niteliğinde adeta.
“Politik şiirin denklemini, dağarcığındaki kof imgelerle
kurtarabileceğini sanan zavallılara söyleyecek sözüm yok.”
“Bırakın bazıları
kumda oynamaya devam etsinler.” gibi tespitlerinde ise şairin bu konudaki bakış
açısını görmekteyiz.
“Yenilmek. Şiirin o zümrüt damarının ince kıpırtısı.” tabiri
ile derinliği, yoğunlaşmayı ve bütünselliği çok güzel betimlemiş.
“Mamafih dolaşımda
olan şiirlere şöyle açıp bir bakın. Kandırılmış ufkun yoğun karartısını
yeterince idealize etmekten uzak olacaksınız.” İfadesindeki derinlik
etkileyici.
“Biz şairler, en büyük düşmanımızın okurlarımız olduğunu hep
söylemez miyiz zaten.” cümlesi, okurluğun aforizmik boyutunu imliyor.
“ ‘Kalan’ şiirimi tam sekiz tane farklı dergiye, ayrı ayrı
ikişer ay arayla gönderdiğim halde hiçbir dergiden yanıt alamadım.” diyor şair.
Âdem Yoksun Bey’in dergilerden yanıt alamama sıkıntısı, dergi editörlerin şiire
ve şaire karşı ilgisiz tutumları, hep gündemde olan mevzular. Ayrıca 'Kalan'
şiirindeki ses ve şiir kurgusu çok güzel bence.
Bunun gibi daha birçok bölüm dikkatimi çekti berberin bu
ilginç şiir dosyasında.
Kitabın,
Önsöz bölümünü okurken on sayfanın sonrasında okuma akıcılığı doludizgin
artıyor. Bölüm bölüm anılar, şiir ve şair hakkında yapılan tespitler, şairin
serzenişleri, hayalleri, keyifle okutuyor kitabı.
Kitabın arka kapağında şu ifadeler kaleme alınmış:
-“Bu kitap acaba ne? Monolog tarzı tuhaf bir oyunsal uzun
hikâye mi? İronik bir postmodern kısa roman mı? Mükemmel imgelerin
billurlaştığı bir şiir dosyası mı? Manifestovari bir poetik metin çalışması mı?
Dramatik bir intihar mektubu mu? Spesifik bir novella denemesi mi? Ben,
bunların hepsi de doğru, demeyi tercih ederim. Ama son kararı her zaman olduğu
gibi yine siz vereceksiniz. Evet siz. Âdem Yoksun”-
Ufakta bir
eleştirim olacak kitapla ilgili; “Önsöz” kısmı 115 sayfadan oluşmakta ve hiç
paragraf kullanılmamış. Bu tercihin, okuru sıkarak yorabileceğini düşünüyorum.
Ara ara kitap sayfalarında boşluklar bırakılabilirdi.
'İntihar
Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü' adlı yapıtı eşimle birlikte
okudum. Doğrusu şöyle bir düşünce belirdi bizde; Acaba Polat Onat’ın kitabın
‘Önsöz’ kısmına müdahalesi oldu mu? Daha açık bir ifadeyle, eser tamamen Polat
Onat’ın kurguladığı bir kitap mı diye de çok düşündük. Okuru bu şekilde
düşünmeye sevk etmek, yazarımızın hedeflediği bir durumdu belki de.
Bilemiyoruz. Âdem Yoksun hayali bir karakter olabilir diye de düşünüyoruz.
Eğer berber
Merhum Âdem Yoksun hayali bir karakter değilse sakladığı diğer şiirlerine ve
şiirlerinin yayınladığı arşivdeki yerel gazetelere ulaşılabilir diye
düşünüyorum. İlgisini çekenler için bir dip not.
Yazımı kitaptan bir şiirle sonlandırmak istiyorum:
YANGIN
ağaçlar fidana
fidanlar ormanı
ormanlar tarlaya
dönmeli yurdumda,
yangın izmaritten kaynaklanırsa
hiç mi vicdan taşımaz tiryaki
dejenere yetişti burjuva veletler
şımarıklık almış başını yürümüş
kundakçı çıkarmadı yangını
çakar çakmaz çakan çakmak
fidanlar ormanı
ormanlar tarlaya
dönmeli yurdumda,
yangın izmaritten kaynaklanırsa
hiç mi vicdan taşımaz tiryaki
dejenere yetişti burjuva veletler
şımarıklık almış başını yürümüş
kundakçı çıkarmadı yangını
çakar çakmaz çakan çakmak
ADEM YOKSUN
Komşu Yayınlar, Kasım 2012
İLKAY COŞKUN
13 Ocak 2015 / Sivas
www.sivasirade.com
gazeteyazisi.blogspot.com
11 Ocak 2015 Pazar
1 Ocak 2015 Perşembe
Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun Son Sözleri
Pankreas kanserinden gitti Bedri Rahmi. Hastalığı bildirilmedi kendisine. Daha mı iyi oldu acaba? Ama benimkinin gizlenebilecek yanı yok. Son kez Cerrahpaşa'ya dolaşmaya gittiğimizde, tam da "Kalanlara selam olsun" dediği ana rastlamıştık. Mehmet'le ikimiz kapattık gözlerini.
Hatun Birsen Başaran
Canevimde Mor Isırgan, Sayfa: 34
24 Aralık 2014 Çarşamba
TRT'deki "Eksik Parça" Belgeseli Çekim Fotoğrafları
Hafta sonunda TRT'nin davetlisi olarak İstanbul'daydım.
"Eksik Parça" belgeseli için "Taşra" hakkında konuştum.
"Eksik Parça" belgeseli için "Taşra" hakkında konuştum.
3 Aralık 2014 Çarşamba
Bilgili Sahafları Neden Sevmiyorum?
Bilgili Sahafları Neden Sevmiyorum?
Bilgili ve
kültürlü insanları her zaman sevmişimdir ancak bunun bir istisnası var, bilgili
ve kültürlü sahafları hiç sevmiyorum, çünkü kendini yetiştirmiş ve kitaptan
anlayan sahaflar sattıkları kitapların değerini iyi bildikleri için, kıymetli
ve nadir kitapları satarken fazla ücret talep ediyorlar, oysa bazen cahil ve
bilgisiz sahaflara rastladığımda son derece kıymetli, imzalı, eski bir kitabı,
karalanmış ve yıpranmış gerekçesiyle gazete fiyatına sudan ucuza sattıklarında,
o kitabı ellerinden çıkardıkları için sevinç duyduklarını görüyorum ve ben de tarihsel
değere sahip nadir bir eseri yok pahasına satın aldığım için mutlulukla eve
dönüyorum.
Yüz Kelime Tek Cümle-15
POLAT ONAT
27 Kasım 2014 Perşembe
Yahya Kemal'in Son Sözleri
Baki'nin "Allah'adır tevekkülümüz, itimadımız"
mısraı olmuştur.
25 Kasım 2014 Salı
Türk Edebiyatçılar Birliği 1962 Yıllığından Seçilmiş Şiirler
Türk Edebiyatçılar Birliği
1962 Yıllığından Seçilmiş Şiirler,
Selahattin Batu / Karanlık Gemi,
Oğuz Kazım Atok / Düşlü Düzen,
Oktay Rifat / Her Şiirin Sonu,
Fazıl Hüsnü Dağlarca / Toprağı Sevmek,
İlhan Berk / Balad,
Behçet Necatigil / De,
İlhan Geçer / Kenar Mahalle,
A. Kadir / Ekmek,
Nahit Ulvi Akgün / Mavi Türkü,
Sabahattin Kudret Aksal / Güzelleme,
Berin Taşan / Gözlerine Doğru,
Edip Cansever / Bakır Heykel,
Gülten Akın / Herşey Ölümün,
22 Kasım 2014 Cumartesi
Nelere Kafa Yormalıyız?
Nelere Kafa Yormalıyız?
Hayattaki
değiştiremeyeceğimiz binlerce global soruna kafa yormak doğal olarak, sınırlı enerjimizi
boşa harcamamıza yol açabilir, dolayısıyla yetki ve müdahale alanımızın
dışındaki mevzulara odaklanmak kanımca zararlı olmasa bile büyük olasılıkla gereksizdir
ve değiştirebileceğimiz sorun odakları hakkında fikir üretmemek ise kabahat,
hatta acımasızlıktır diye düşünseydim, bu söylediğimi şöyle bir örnekle
somutlamak mümkün olurdu, bir ilkokul öğretmeninin, ülkenin eğitim
politikalarındaki devasa çıkmazlara kafa yormasındansa, kendi görevini
oluşturan, sınıfındaki öğrencilerine en mükemmel eğitimi vermek için kafa
yorması daha verimli çalışmasına vesile olur büyük olasılıkla, neticede elbette
bu bir karakter ve tercih meselesidir, kimi şahıslar idealizmi tercih eder,
kimisi pragmatizmi benimser, kimisi realizmi ve çok az bir kısmı da nihilizmi.
Yüz Kelime Tek Cümle-14
POLAT ONAT
8 Kasım 2014 Cumartesi
Okurun Sevmediği Kitabı Yarıda Bırakma Hakkı Var Mıdır?
Okurun Sevmediği Kitabı
Yarıda Bırakma Hakkı Var Mıdır?
Böylesi bir
sorunun, sadece sürükleyici kitapların okunmaya değer olduğu gibi savunulması zor bir varsayımdan hareketle
ortaya atıldığını savlamak zor olmasa bile, okur elbette sevmediği kitabın tamamını
okumamakta özgürdür, ancak tamamını okumadığı bir kitabı sevip sevmeyeceğini
kesin olarak bilemeyeceği için, yarım bıraktığı o kitap hakkında okurun net
görüş bildirmesi de yanlış olur, çünkü kimi kitaplardaki kurgusal yapının
giriftliği nedeniyle, eserin sonlarında yazarın bilinçli olarak geç sunduğu
kimi değişik şaşırtmacalı bilgilerle kitabın tamamı aniden bambaşka bir
yörüngeye oturup, derin anlamsal değişim ve başkalaşımları barındırarak okuruna
ani şoklar yaşatabilir, yani kısacası kitapları, sanki tadılması gereken bir
yiyecekmiş gibi değerlendiremeyiz, birkaç lokma yemek suretiyle tabaktaki
yemeğin tamamı hakkında kesin kanaat sahibi olabiliriz, fakat birkaç sayfasını
okumakla bir kitabın estetik ve sanatsal değeri hakkında kesin kanaate sahip
olamayız, hatta belki iddialı bir söylem olacak ama üç yüz sayfalık bir kitabın
iki yüz doksan beş sayfasını okusak, sadece son beş sayfasını okumasak bile o
eser hakkında kesinleşmiş yorumlarımızı bildirmemizin yeterince doğru olmadığı
kanaatindeyim.
Yüz Kelime Tek Cümle-13
POLAT ONAT
1 Kasım 2014 Cumartesi
Adı Nedeniyle Cinsiyeti Yanlış Bilinen Yazarlar
ADI NEDENİYLE
CİNSİYETİ YANLIŞ BİLİNEN YAZARLAR
Genel
itibariyle bir insanın ismi, o kişinin cinsiyeti konusunda hemen hemen kesin
bir kanaat verir. Bazen toplumuzda İsmet, Deniz, Özgür, Ayhan, İlkay, Yaşar, Ümit,
Yüksel vb. gibi hem erkeklerde, hem kadınlarda kullanılabilen isimlere
rastlansa da, bu adlar çok yaygınlaşmamıştır. Çünkü kültürümüzde çoğunlukla,
eril karakterli isimler ile dişil özellikli adlar net çizgilerle birbirinden
ayrılmıştır.
Yazarları
genellikle kitaplarından ve eserlerinden tanırız. Aşırı bir popülerliğe sahip
değillerse genellikle edebiyatçıların yüzlerini ve resimlerini görmeyiz.
Dolayısıyla isimlerinin ya da yazdıklarının çağrışımlarıyla cinsiyetlerini
yanlış bilebiliriz.
Yıllar önce
üniversitede okurken Harper Lee'nin
"Bülbülü Öldürmek" romanını okumuştum. Kitabı bitirdiğimde çok
beğenmiş ve "Adam hakikaten esaslı roman yazmış." diye düşünmüştüm.
Bir süre sonra bir gazete haberindeki fotoğrafı sayesinde öğrendim ki Harper
Lee meğer bayanmış.
Edebiyat
öğretmeni bir arkadaşımın ödünç verdiği bir kitapla tanıştım Rainer Maria Rilke şiirleriyle. Seçme
şiirlerin derlendiği kitabı bitirdiğimde "Kadın doğrusu muazzam şiirler kotarmış."
yorumunda bulunmuştum. Yıllar sonra bir ansiklopediye göz atarken Rainer Maria
Rilke'nin fotoğrafına tesadüf edince, bu şairin kadın değil erkek olduğunu
anlamıştım. İsminin bende oluşturduğu çağrışım şairin cinsiyeti konusunda beni yanıltmıştı.
İngeborg Bachmann'ın adına ve
şiirlerine ilk kez bir edebiyat dergisinde tesadüf etmiştim gençlik yıllarımda.
Yazarın adının benim zihnimdeki oluşturduğu ilk imgesiyle İngeborg Bachmann'ı epeyce bir süre erkek
sanmıştım. Seneler sonra, Paul Celan ile mektuplaşmalarını aktaran kitap tesadüfen
elime geçince, İngeborg Bachmann'ın kadın olduğunu öğrenmiştim.
1993
yılında Nobel edebiyat ödülü kazanan yazar Toni
Morrison'u da adı dolayısıyla erkek sanıyordum. Ve bu konuda hemen hemen
emindim. Geçtiğimiz yıl televizyonda yayınlanan bir edebiyat programını
izlerken, görüntüsü ekrana gelince, Toni Morrison'un kadın olduğu gerçeğiyle
yüzleştim. Ve doğrusu epeyce şaşırmıştım.
Kırmızı
Leke adlı romanı sinemaya da başarılı şekilde uyarlanmış Nathaniel Hawthorne adlı ünlü Amerikalı yazarı, ince nazik bir
bayan sanırken, internette, pala bıyıklı sert bir adamın fotoğrafıyla
karşılaşmak beni şok etmişti.
"Bir
Son Duygusu" adlı kitabıyla dikkatimi çeken, çağdaş İngiliz roman yazarı Julian Barnes'i de genç bir kadın
sanıyordum. Meğer ki yaşlı bir adammış kendisi.
Natüralizm
akımının öncüsü, ünlü Fransız yazarlardan Emile
Zola'nın adının, bizim dilimizde sıkça kullanılan "Emine" ismini
bana çağrıştırması nedeniyle,çocukken, uzun süre yazarın kadın olduğunu
düşünmüştüm. Sonraları, bu vahim hatamı anlayıp, Emile Zola'nın erkek olduğu
gerçeği ile yüzleştim.
Dünya
edebiyatından verdiğim bu örneklerden sonra biraz da Türk edebiyatından örnekler
sunayım:
Ülkemizin
değerli öykü ve roman yazarı Bilge
Karasu'yu uzun yıllar boyunca bir kadın sanmıştım. Sonradan Bilge
Karasu'nun erkek olduğunu öğrenince, bu cehaletimden dolayı epeyce utanmıştım.
Yine çok
kıymetli bir yazar olan Tezer Özlü'yü
erkek sanıyorken, yazarın kadın olduğu gerçeğini yüzüme vuran, edebiyat
dergisinde gördüğüm bir fotoğraf, beni çokça şaşırtmıştı.
Genç şair Özge Dirik'in şiirlerini ikibinli
yılların başlarında dergilerde ilgiyle takip ederken, onun bir kadın olduğu
konusunda bir tereddüdüm yoktu. Ta ki 2004 yılında bir gazetede genç şair Özge
Dirik'in intihar ederek hayatına son verdiği haberini okuyana kadar. Bu üzücü
haberin fotoğrafında bir kadın değil, yakışıklı genç bir adamın vesikalık
resmini görünce epeyce sarsılmıştım.
Değerli
yazar Cahit Uçuk'un 1968 yılında bir
okuruna imzaladığı "Dikenli Çit" romanına bir sahafta denk gelince
satın almıştım ve ilgiyle okumuştum. Tanığım ve bildiğim bütün Cahit'ler erkek
olduğu için doğal olarak, onu da erkek sanıyordum. Dikenli Çit romanını
beğendiğim için yazarın hayatını internette araştırmak istedim. Ve şaşırtıcı
sonuç, Cahit Uçuk bir adam değil, şık giyimli, yaşlı bir hanımefendiydi.
Şiirimizde
önemli bir yeri olan şair Şükran
Kurdakul'u isminin çağrışımı nedeniyle bayan sanıyordum. Uğradığım kitapçıda
şiir rafını karıştırırken "Seçme Şiirler" kitabının kapağında yer
alan, düşünceli, beyaz saçlı adam fotoğrafı, Şükran Kurdakul'un erkek olduğu
gerçeğini bana öğretti.
Şair Ece Ayhan'ın ve şair Ülkü Tamer'in isimleri net bir şekilde bayan
adını çağrıştırsa da, sanatçıların popülerliği nedeniyle resimlerini yıllardır
sık sık gördüğüm için, Ece Ayhan'ın da, Ülkü Tamer'in de erkek olduğunu zaten hep
biliyordum.
Felsefeci yazar
Nermi Uygur'u kadın sanıyordum...
Meğer erkekmiş.
Şair Müştak Erenus'u kadın sanıyordum...
Meğer erkekmiş.
Yazar Selçuk Baran'ı erkek sanıyordum...
Meğer kadınmış.
Sinema
yazarı Alin Taşçıyan'ı erkek
sanıyordum... Meğer kadınmış.
Şair Özgen Seçkin'i kadın sanıyordum...
Meğer erkekmiş.
Yazar Tuna Kiremitçi'yi kadın sanıyordum...
Meğer erkekmiş.
Şair Günel Altıntaş'ı kadın sanıyordum...
Meğer erkekmiş.
Eleştirmen Deniz Berat'ı kadın sanıyordum... Meğer
erkekmiş.
Şair Tozan Alkan'ı kadın sanıyordum... Meğer
erkekmiş.
Yazar Gürsel Korat'ı kadın sanıyordum...
Meğer erkekmiş.
Şair Sunay Akın'ı kadın sanıyordum... Meğer
erkekmiş.
Sinema
yazarı Burçin S. Yalçın'ı kadın
sanıyordum... Meğer erkekmiş.
Şair Süreyya Evren'i kadın sanıyordum...
Meğer erkekmiş.
Yazar Yağmur Atsız'ı kadın sanıyordum...
Meğer erkekmiş.
Yazar Tanşuğ Bleda'yı kadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.
Şair Berin Taşan'ı kadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.
Yazar Tanşuğ Bleda'yı kadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.
Şair Berin Taşan'ı kadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.
Ve bu
yazıyı yazarken, bir arkadaşım, "Berna
Moran'ı sakın unutma!" hatırlatmasında bulundu. Benim için bu
bağlamdaki şimdilik son sürpriz de bu oldu. Türkiye'deki modern edebiyat
eleştirisinin öncülerinden Berna Moran'ı ben hep, yaşlı, gözlüklü, şişmanca bir
kadın olarak hayal etmiştim. Heyecanla google'a girip Berna Moran görsellerine
baktım. Bir jön edasıyla saçlarını yana taramış, ihtiyar ve yakışıklı bir adam,
bana hınzırca gülümsüyordu...
POLAT ONAT
Eylül 2014 / Batman
27 Ekim 2014 Pazartesi
Büşra Akbulut'un Hazırladığı Polat Onat Portresi
"Şiir Madalyonunun Gizemi"
kitabımı resimleyen
değerli sanatçı Büşra Akbulut'un
21 Ekim 2014 Salı
Hangi Kitabımı Ne Kadar Zamanda Yazdım?
HANGİ KİTABIMI
NE KADAR ZAMANDA YAZDIM?
"Son" üzerinde en fazla
çalıştığım kitabımdır. 64 sayfalık bu küçük şiir kitabı için beş yıl uğraştım.
Eğer yeryüzünde tek bir kitabım kalacaksa "Son"un kalmasını tercih
ederdim.
"İhtiyarın Vefatı"
kitabımı bir buçuk senede yazdım. Fakat bu süre içinde, yoğun bir şekilde,
hemen her gece birkaç saat kitaptaki şiirlerle uğraştım. Kendi kitaplarımı
okumayı sevmem, ama "İhtiyarın Vefatı" hariç.
"İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin
Şiir Kitabı ve Önsözü"nü iki senede tamamladım. Kitabın hepsini, gece
yarısından sonraki zaman dilimlerinde yazdığımı ifade edebilirim. En etkili ve
dikkat çeken kitabım olan " İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı
ve Önsözü"nü yazdığıma şu an için pişman olduğumu söyleyebilirim. Bu
kitabımın yeni baskısına asla izin vermeyeceğim. Adem Yoksun'un tamamen unutulmasını
isterdim.
"Şiir Madalyonunun Gizemi"
kitabımı üç ay içinde hazırladım. Sınıftaki öğrencilerime bazen son derslerde doğaçlama
masal anlatıyordum. Öğrencilerime anlattığım bu masallarımın bazı bölümlerine çocuk şiirleri ekleyip kurgulayarak hazırladım "Şiir Madalyonunun Gizemi"ni. Kızımın ve oğlumun en sevdikleri kitabım olması nedeniyle en gurur duyduğum çalışmamdır.
"En Sevgili'ye Kelimeden
Çiçekler"i bir senede bitirdim. Nedenini ben de bilmiyorum ama okurlar ve
eleştirmenler nezdinde en az ilgi gören kitabım oldu.
POLAT ONAT
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




























