Magnolia Filmi Final Sahnesi
2 Eylül 2014 Salı
28 Ağustos 2014 Perşembe
YGS Denemesinde "Taşra Berberi" Kitabımla İlgili Bir Soru
11.Sınıf YGS Deneme Sınavı Kitapçığında
"İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü"
kitabımla ilgili bir Türkçe sorusu.
24 Ağustos 2014 Pazar
Şiirlerde En Sevgili’yi Bulmak / Gülcan Bağırkan
Şiirlerde En Sevgili’yi Bulmak
Birbirinden
farklı on iki kişinin yolları sıra dışı bir kitapta kesişiyor. Polat Onat
imzası taşıyan “En Sevgili’ye Kelimelerden Çiçekler” kitabı, her yaş ve hayat
tarzından insanların En Sevgili’nin (sas) etrafında toplanabilmesini ilginç bir
anlatımla sunuyor.
Hepsi de
birbirlerinden farklı karakterlere sahip 12 ayrı şehirden 12 değişik insanın
hikâyesi... Okudukları kitapla günlük hayatın içinde gizlenmiş kader
planlarının ve birbirleriyle şaşırtıcı bağlantılarının ne olduğu sorularını
cevaplandırıyor yazar, “En Sevgili’ye Kelimelerden Çiçekler” kitabında. Muştu
Yayınları’ndan çıkan kitap, Polat Onat imzası taşıyor. Üç bölümden oluşan
kitapta 24 şiir ve 36 hikâye yer alıyor. Yazar kitabın başlangıcında bir
şekilde yolları kesişecek olan kişilerin hayatlarından kesitler sunarak onları
tanıtıyor.
Onat,
kitabının ilk bölümünden önce Hz. Enes(ra)’ten rivayet edilen bir hadis-i
şerife yer veriyor: “Sizden biri beni, babasından, evladından ve bütün
insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş sayılmaz.” Aynı şekilde kitap
bittiğinde yani üçüncü bölüm sonunda ise okurları bu kez bir ayet karşılıyor.
“De ki: ‘Allah bizim hakkımızda ne takdir etmiş ne yazmışsa başımıza ancak o
gelir. Mevlâmız, sahibimiz O’dur. Onun için müminler yalnız Allah’a dayanıp
güvensinler.’ (Tevbe Suresi 51. ayet)”
“En
Sevgili’ye Kelimelerden Çiçekler” kitabında okuru bekleyen sürprizlerden biri
de yazarın karakterlerin hikâyeleriyle bağlantılı yazdığı şiirler. Kitapta
kişilerle bağı olan bu şiirlerin her biri Efendiler Efendisi’ne ve O’nun
hayatına değiniyor.
GÜLCAN
BAĞIRKAN / 22
Ağustos 2014
Cuma Eki, Sayfa: 8
20 Ağustos 2014 Çarşamba
17 Ağustos 2014 Pazar
Yaşamak Mı Öncelikli Hatırlamak Mı?
Yaşamak Mı Öncelikli Hatırlamak Mı?
Hayatımız
belli bir yörüngede ilerlerken, içinde bulunduğumuz şartlar ve idrak ettiğimiz
olaylar mevcut zaman ekseninde hızla geçip giderken, yaşadığımız kader
çizgisinde başımıza gelen durumların mahiyeti, bizim onu idrak ediş
perspektifimizle birebir bağlantılı olması hususiyetiyle, zihnimizde vakit
geçtikçe oluşan anıların tortusu, yılların meydana getirdiği sisli
belirsizliklerle, yaşadığımız olayların gerçek mahiyetinden bambaşka, hatta
tamamen zıt görüntülere dönüşebilir ve işte ancak bu tuhaf gerçeği tamamen
kavrayınca naif bir kanaatle ama yeni tecrübelerin ışığında kırılganlığını
muhafaza edecek bir bilgi kristalinin parlaklığıyla düşünmeye başlarım yoksa
hatırlamak yaşamaktan çok daha önemli mi acaba diye, ince belli bardaktaki
soğumaya yüz tutmuş çayımı yudumlarken.
Yüz Kelime Tek Cümle-6
POLAT ONAT
11 Ağustos 2014 Pazartesi
Yollarda Neler Görebiliriz?
Yollarda Neler Görebiliriz?
İnsan
hayatının tamamının, geniş perspektiften bakarsak büyük bir yolculuk olduğunu
varsayabiliriz ve buradan hareketle, yollarda göreceğimiz şeylerin bakış
açımızla ve dikkat düzeyimizle alakalı olacağını öne sürebilirsek, herkesin
aynı manzaraya baktığında farklı görüntüler algılayabileceği çıkarsamasında
bulunabiliriz, nihayetinde tüm yollarda, kahverengi taşların kıpırtısızlığını,
bulutların sakin dağınıklığını, annesinin elini tutmuş çocuğun güvenini,
gökyüzünün maviliğini yırtan bir kuşu, sabitliğin yalnızlığını sırtlamış bir
ağacı, gelip geçiciliği anımsatan tekerlek izlerini, rüzgâra kapılıp havada
savrulan kurumuş yaprakları, uzak dağların eteklerine kurulmuş kasabalardaki
evlerin solgun ışıklarını, terkedilmiş ıssız benzin istasyonlarını, yolunu
kaybetmiş yavru bir tilkiyi, hiç kimsenin ilgisini çekmeyen paslanmış reklam tabelalarını
görebiliriz elbette, fakat bunun tek şartı var: tamamen kör olmamak.
Yüz Kelime Tek Cümle-5
POLAT ONAT
9 Ağustos 2014 Cumartesi
Kimden Korkmalıyız?
Yüz Kelime Tek Cümle-4
POLAT ONAT
20 Temmuz 2014 Pazar
Öldüğünüz Zaman Kim Ne Kadar Üzülecek?
Öldüğünüz Zaman Kim Ne Kadar Üzülecek?
İnsanın
vadesi tükenince, ecel soğuk yüzünü gösterdiğinde, vefatının sonrasında kimin ne
kadar üzüleceği mevzusu hiçbir önem arz etmese bile, birey ölümü kendisine uzak
telakki ettiği vakitlerde kendi cenazesini hayal etmeye kalkarsa fark
edecektir ki, ölüm haberi, onun adını duymamış ve yüzünü görmemiş kişiler için
bir karıncanın ölümünden farksız, adını duymuş ama yüzünü görmemiş kişiler için
birkaç dakikalık şaşkınlıktan ibaret, hem adını duymuş hem yüzünü görmüş
kişiler için birkaç saatlik yüzeysel tefekkür kaynağı, eski arkadaş ve uzak
akrabaları için birkaç günlük hafif üzüntü sebebi, samimi dostları ve yakın
akrabaları için birkaç haftalık psikolojik sarsıntı ve travma nedeni, ailesi
için ise birkaç aylık ruhsal şok ve ağır depresyon sebebinden ibaret, yazık ki
sonrası uzun beyaz bir unutuş.
Yüz Kelime Tek Cümle-3
POLAT ONAT
19 Temmuz 2014 Cumartesi
Zihinsel Atmosferimizi Kısırlaştıran Nedir?
Zihinsel Atmosferimizi Kısırlaştıran Nedir?
Kolay
tüketmeye, hemen anlamaya, anlamlandırdığını ise içselleştirmemeye odaklanmış,
yaşadığı çağın getirisi olan konforu, hem fiziksel hem zihinsel açıdan bir
tembellik vasıtası olarak kullanmaya alıştırılmış, kendi haricindeki yaşamları
popüler medya kültürünün dayatmasıyla kurgusal bir yapaylık çerçevesinde
algılayan, geçmişimizin toplum hayatındaki hoş yansımalarını içeren naif sevgi
ve samimi saygıyı bir nostalji ögesi olarak anlamlandıran, kendisini gerçekleştirmeye
adadığı hedeflerini ve hayallerini özgün kişiliğinin parıltılarıyla değil,
yakınlarının gerçekleştiremediği sosyal beklentilerin donmuş ve tamamen
matlaşmış yansımalarıyla tanımlayan, gerektiği zaman ve ihtiyaç dahilinde konu
çerçevesinde paylaşılan detaylı, dahası bilgece ifadelerin yerine, kısa ve öz
ama içi boş, hiç susmayan, sürekli zırvalayarak gevezelik etmekten haz alan
anlayışın muazzam yaygınlaşması nedeniyle kısırlaşıyor zihinsel atmosferimiz.
Yüz Kelime Tek Cümle-2
POLAT ONAT
18 Temmuz 2014 Cuma
İsrail'in Zulmüne Karşı Ne Yaptım?
Masum Filistinlilere
yapılan bu orantısız şiddet ve küçücük çocuklara reva görülen iğrenç vahşetin,
eninde sonunda İsrailli zalimlere ve onların gönüllü destekçilerine geri
döneceğine olan inancım ve güvenim, beni tüm bu yaşanan katliamlara karşı dua
kılıcına sarılmaya davet ediyor, aktif sabır mülahazası çerçevesinde her şeyi
gören ve duyan Yüce Rabbime iltica edip, zulümlerini artırarak sürdüren tüm
köpekleşmiş zalimlere karşı, Alemlerin Rabbi Yaratıcımızın "Kahhar"
ve "Cebbar" ismi şerifleri ile muamelede bulunmasını niyaz ediyorum,
küçük kahverengi seccademin üzerinde zavallı ellerimi dua için kaldırmış,
ağlamaya çalışarak ama bir türlü ağlayamayarak kurumuş gözyaşlarım ve kararmaya
yüz tutmuş riyakâr kalbimle ben.
Yüz Kelime Tek Cümle-1
POLAT ONAT
12 Temmuz 2014 Cumartesi
Baba ve Oğlu Neşeyle Top Oynarken (VİDEO)
Polat Onat ve oğlu Said Fazıl birlikte neşeyle top oynuyorlar.
Yıllar sonra bu videoyu tekrar izlediklerinde ne hoş olacak...
Kim bilir!
11 Temmuz 2014 Cuma
Gecelerce Uykusuz Bir Şair: Adem Yoksun
Gecelerce Uykusuz Bir Şair:
Adem Yoksun
GÜNEŞ
ısıt kaldırımları, vitrinleri, çimenleri
gökyüzüne bakınca gündüz hep oradasın
güneşsin üzmezsin karıncaları var ol
gezegenlerle çevrilisin ne mutlu sana
canın sıkılmaz dönüyorsun kendince
uzay gizemli gözüküyor rahat mısın?
hararetin müthiş olmalı tahminimce
bahse girerim karanlık nedir bilmezsin
o benim hayatım.
ADEM YOKSUN
Şiirleri ile tanınan Polat Onat, uğradığı bir sahafta Adem Yoksun adlı bir taşra berberine ait şiir dosyasına rastlamıştır. Bu dosyanın içeriğindeki birbirinden ilginç tespitleri fark edince bu dosyayı yayın evine gönderir.
Kitapta Adem Yoksun'un genelde insanlara, özelde edebiyat çevrelerine karşı yeri geldiğinde içtenlik ve sevecenlik; yeri geldiğinde eleştiri ve öfke dolu duygularını paylaştığı bölümlere bunların yanı sıra orijinal poetik tespitlere yer verilmiştir.
Şair, şiirlerini bir önsöz ile beraber aktarırken, edebiyat çevrelerinde yaşanan ayrımcılığa karşı tepkilerini de yansıtmıştır. Hiç arkadaşı olmayan, az konuşan ve küçük bir kasabada berbercilik yapan Adem Yoksun şiir üzerine çok kafa yormuştur. Yazdığı, yazmaya çalıştığı şiirler için gecelerce uykusuz kalmıştır. Sanat ve edebiyat dergilerinden koca bir arşiv oluşturmuştur. Şiirlerini defalarca dergilere göndermiş ancak hiç bir yanıt almamıştır. Ama yazmaya devam etmiştir.
Adem Yoksun, şiirin hayatın içinden koparılması gerektiğini dile getiren, bir çok tekniği
şiirinde kullanmaya çalışan, şiir konusunda meraklı insanlar için Genç Şairler
Akademisi'nin kurulmasını isteyen, bu anlamda şiir adına büyük düşler kuran bir
şairdir. Ne yazık ki, kitabı yayınlanmadan yaşamına son vermiştir.
Kitap şiirlerle harmanlanmış monolog tarzı bir hikayeyi andırıyor. Sanki biraz şiir, biraz hatıra, biraz mektup, biraz eleştiri, biraz hayal...
Kitap şiirlerle harmanlanmış monolog tarzı bir hikayeyi andırıyor. Sanki biraz şiir, biraz hatıra, biraz mektup, biraz eleştiri, biraz hayal...
Bahar Gülce / 6 Temmuz 2014
Maviye İz Süren Blog
Huzurlu, Masum ve Güzel Bir Kitap: Şiir Madalyonunun Gizemi
Huzurlu, Masum ve Güzel Bir Kitap:
Şiir Madalyonunun Gizemi
şiir mi güzel, masal
mı?
masal mı güzel, şiir mi?..
hem şiir hem masal diyorsanız... kitaplığınızda bu kitap mutlaka olmalı derim ..
gölgelik sakini Polat Onat'ın bana armağanı olan bu kitap epeyce bekledi baş ucumda .. hani bazen okuyamazsınız alıp alıp bırakırsınız öyle zamanlar geçti.. dün sabahın erken vakti .. elime aldım ve şimdiye kadar nasıl okumadım ah seçil! dedim..(diğer kitabı ise başka bir başlıkta anlatacağım .. bekleyin ...)
masal mı güzel, şiir mi?..
hem şiir hem masal diyorsanız... kitaplığınızda bu kitap mutlaka olmalı derim ..
gölgelik sakini Polat Onat'ın bana armağanı olan bu kitap epeyce bekledi baş ucumda .. hani bazen okuyamazsınız alıp alıp bırakırsınız öyle zamanlar geçti.. dün sabahın erken vakti .. elime aldım ve şimdiye kadar nasıl okumadım ah seçil! dedim..(diğer kitabı ise başka bir başlıkta anlatacağım .. bekleyin ...)
nasıl huzurlu
nasıl masum .. nasıl güzel bir kitap ..
hele resimleri..
kraliçe penguen gördünüz mü hiç? pelerinli... elmas tacı da var üstelik...
Dias ın maceraları var kitapta..
ve minik yüreklerin tanımlamaları için başlıklı boş yapraklar ..hani bi an kalemi elime aldım doldursam dedim .. mutluluk ve rüya sayfasını .. yapmadım .. miniğim Mirza ya saklamak istiyorum çünkü...
asıl beni huzurla duygularından kısmı ise..
Polat 'ın bu kitabı çocukları Meryem ve Said Fazıl'a ithafı..
bir babanın çocuklarını "küçük bir hediye" diyerek böyle güzel böyle büyük böyle unutulmaz ve asla değerini yitirmeyecek bir armağan vermesi beni çok duygulandırdı ..
ve itiraf ediyorum ..Meryem 'i kıskandım ... ben zaten babası olan kızları genelde kıskanıyorum
Meryem'i biraz daha fazla kıskandım ..
Meryem ; seninle tanışmadım ama blogda fotoğrafını görmüştüm okul yolunda yürürken ...sana çok şanslı olduğunu söylemek istiyorum ...umarım büyüdüğünü ailenle birlikte, bende burada gölgelikte görmeye devam ederim ..
ve Polat .. Böylesi güzel yüreğini bizimle paylaştığın için ..
"öğretmenim!"sıfatını sonuna kadar hakettiğin için..
bu güzel hediyen için ..
binlerce kez teşekkür ederim ..
Meryem ve Said Fazıl .. gözlerinizden öpüyorum..
ve Polat'ın son sayfa da dediği gibi...
"hayatı bir şiir gibi yaşayın ...
Dias ın maceraları var kitapta..
ve minik yüreklerin tanımlamaları için başlıklı boş yapraklar ..hani bi an kalemi elime aldım doldursam dedim .. mutluluk ve rüya sayfasını .. yapmadım .. miniğim Mirza ya saklamak istiyorum çünkü...
asıl beni huzurla duygularından kısmı ise..
Polat 'ın bu kitabı çocukları Meryem ve Said Fazıl'a ithafı..
bir babanın çocuklarını "küçük bir hediye" diyerek böyle güzel böyle büyük böyle unutulmaz ve asla değerini yitirmeyecek bir armağan vermesi beni çok duygulandırdı ..
ve itiraf ediyorum ..Meryem 'i kıskandım ... ben zaten babası olan kızları genelde kıskanıyorum
Meryem'i biraz daha fazla kıskandım ..
Meryem ; seninle tanışmadım ama blogda fotoğrafını görmüştüm okul yolunda yürürken ...sana çok şanslı olduğunu söylemek istiyorum ...umarım büyüdüğünü ailenle birlikte, bende burada gölgelikte görmeye devam ederim ..
ve Polat .. Böylesi güzel yüreğini bizimle paylaştığın için ..
"öğretmenim!"sıfatını sonuna kadar hakettiğin için..
bu güzel hediyen için ..
binlerce kez teşekkür ederim ..
Meryem ve Said Fazıl .. gözlerinizden öpüyorum..
ve Polat'ın son sayfa da dediği gibi...
"hayatı bir şiir gibi yaşayın ...
4 Temmuz 2014 Cuma
Yeni Romanım "Son 99 Gün"ü Yazmaya Başladım
Yeni Romanım
"SON DOKSAN DOKUZ GÜN"ü
Yazmaya Başladım
2030 yılında geçen bu distopik çalışmamda, çok farklı bir konu, ilginç bir anlatım, orijinal bir kurgu ve heyecanlı olay örgüsü çerçevesinde, benzersiz ve kapsamlı bir kitap oluşturmayı amaçlıyorum.
Yoğun bir çalışma gerektiren zor bir projeye sıvandım. Çünkü zor işleri her zaman sevmişimdir.
22 Haziran 2014 Pazar
En Sevgili'ye Kelimeden Çiçekler'den Bir Şiir: "Mutlu"
MUTLU
senin
zamanında yaşasaydım
yürürdüm
kumlarda geceleri
arardım
ayak izlerini sokaklarda
çobansam
kaybederdim koyunları
tüccarsam
mallarımı satamazdım
yüzüne
bakardım, gülümserdim, susardım
yanından
geçerdim, soru sormazdım
çağırsaydın
gelirdim, şaşırırdım
senin
zamanında yaşasaydım
en
mutlu kişisi olurdum dünyanın.
POLAT ONAT
"En Sevgili'ye Kelimeden Çiçekler"
Muştu Yayınları, Sayfa: 40
27 Mayıs 2014 Salı
16 Mayıs 2014 Cuma
Sana Söyleyeceklerim Var Anne (Mektup)
Anneler günü hediyesi olarak anneme yazdığım mektup,
E Yayınları tarafından yayınlanan
"Sana Söyleyeceklerim Var Anne"
adlı mektup seçkisinde yer aldı.
Aşağıda bu mektubumu paylaşıyorum.
Bu kitabı hazırlayan Özlem Çetinkaya'ya teşekkür ederim.
Sevgili
Anneciğim,
Bu sana
yazdığım son mektup… Sana ilk mektuplarımı yatılı lisede okurken yazmıştım.
Üniversite yıllarımda ve askerlik dönemimde de az da olsa yazmaya devam ettim.
Sonra teknolojinin hayatımıza soktuğu telefonların meydana getirdiği rahatlıkla
yavaş yavaş kestim mektuplarımı.
Anneciğim,
Sana 2003 yılında, yani 11 yıl önce, yine gurbetteyken, Elazığ’da veteriner teknisyen olarak çalışırken yazdığım bir mektup ise halen eline ulaşmadı. PTT’nin açmış olduğu “2023 Yılına Mektup” kampanyasına katılmış ve sana hitaben 3 - 4 sayfalık bir mektup kaleme almıştım. O mektupta neler yazdığımı şimdi tam hatırlamıyorum ama çokça umuttan ve yaşama sevincinden bahsetmiştim galiba. Seninle 2023 yılına sağ salim ulaşabilirsek, 2003’teki duygularımla yazdığım o mektubu elimize alıp neşeyle okur, tatlı tatlı gülüşürüz inşallah.
Sana 2003 yılında, yani 11 yıl önce, yine gurbetteyken, Elazığ’da veteriner teknisyen olarak çalışırken yazdığım bir mektup ise halen eline ulaşmadı. PTT’nin açmış olduğu “2023 Yılına Mektup” kampanyasına katılmış ve sana hitaben 3 - 4 sayfalık bir mektup kaleme almıştım. O mektupta neler yazdığımı şimdi tam hatırlamıyorum ama çokça umuttan ve yaşama sevincinden bahsetmiştim galiba. Seninle 2023 yılına sağ salim ulaşabilirsek, 2003’teki duygularımla yazdığım o mektubu elimize alıp neşeyle okur, tatlı tatlı gülüşürüz inşallah.
Çok
sevdiğim yazar Ali Çolak’ın kıymetli annesinin, bir gün oğluyla konuşurken
“Birbirimizi görmeden yaşlanıyoruz.” dediğini okumuştum bir yazısında. Bu söz
epeyce sarsmıştı beni. Geçen gün aynaya baktığımda, zaten epeyce seyrelmiş
saçlarımın arasında kendini göstermeye başlayan beyazlıkları fark edince, bu
derin söz hatırıma düştü. “Biz de birbirimizi görmeden yaşlanıyoruz be
anacığım.” Ben daha senin o güzel saçlarındaki beyazlara bile alışamamışken,
kendi saçlarımın beyazlıklarını görüyorum ya, zamanın bu yıpratıcı hızı
karşısında hüzünlenmeyeyim de yapayım, sen söyle?
Şimdi bazen
düşünüyorum ve soruyorum kendi kendime; "Bu fani hayat, benim tatlı anneme,
fazlasıyla layık olduğu güzellikleri sunmakta neden bunca cimri davrandı?" diye.
Çünkü sen her zaman herkese karşı, fazlaca samimi ve yürekten cömert yaşadın.
“Can çıkar huy çıkmaz.” demiş atalarımız. Geri kalan ömrünü de aynı
doğrultuda geçireceğinden hiç kuşkum yok.
Senin
şüphesiz hak ettiğin tüm mükemmelliklere, yeterince sahip olamaman çok da
yıpratmıyor beni. Neden dersen, ölümden sonrası yaşanacak başka bir dünyaya inanıyorsak,
ki şüphesiz inanıyoruz, o halde bu dünyada çektiğin tüm sıkıntı ve
haksızlıklara karşılık, o cennetin en güzel köşklerinden birinin, sonsuza dek sana
ait olacağına ben yürekten inanıyorum.
Herneyse... Kalemden neler döküldü görüyor musun anne? Sana hitaben yazılan her satır böyle
hüzünlü olmak zorunda mı, inan ki bilmiyorum. Bu hüznün belki de en önemli
nedeni, ömrüm boyunca senin gülümsediğini çok az görmemdir. Belki yüzlerce
fotoğrafın var bende, ama o kadar azında gülümsemişsin ki… Seni net gülümserken
gördüğüm en yakın fotoğraf sekiz yıl öncesine ait. Torunun Meryem’i ilk kez
kucağına aldığında gizlice çektiğim bir kare. Oysa gülümsemek sana ne çok
yakışıyor bir bilsen ve daha sık gülümsesen…
Başta da
söylediğim gibi, bu sana yazdığım son mektup anne. Çünkü mektup, bir iletişim
aracı olarak, günümüz şartlarında tüm geçerliliğini yitirdi. Örneğin benim
çocuklarım büyüdükleri zaman, bana hiçbir zaman bir mektup yazmayacaklar. Bunu
bilmek acı. Ama zamanın şartlarına uymak zorundayız.
Satırlarıma
burada son verirken, ellerinden hasretle öperim canım anam. Hoşça kal.
Oğlun
POLAT ONAT
Oğlun
POLAT ONAT
11 Mayıs 2014 Pazar
Poetik Haber: En Sevgili'ye Bir Demet Çiçek (Nurullah Hiçyılmaz)
EN SEVGİLİ’YE
BİR DEMET ÇİÇEK
Klasik anlatıların tekdüzeliğinden sıkılan, eskimez his ve
düşünceleri yeni bir ses, yeni bir üslupla okumak isteyen tüm okuyucular için
kaleme alındı bu çalışma.
Bu romanın kurgusu içine, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s)
için kaleme alınmış, birbirinden nitelikli 24 şiir yerleştirilmiş.
Günlük hayatın içinde gizlenmiş kader planı hakkında
benzersiz bir kitapla karşı karşıyayız: “En Sevgili’ye (s.a.s) Kelimeden
Çiçekler”
Birbirinden farklı on iki kişinin yollarının sıra dışı bir kitapta kesişmesi, her yaş ve hayat tarzından insanların En Sevgili’nin (s.a.s.) etrafında toplanabilmesini etkileyici bir kurgu ve sürükleyici bir anlatımla sunuyor bu eser.
Birbirinden farklı on iki kişinin yollarının sıra dışı bir kitapta kesişmesi, her yaş ve hayat tarzından insanların En Sevgili’nin (s.a.s.) etrafında toplanabilmesini etkileyici bir kurgu ve sürükleyici bir anlatımla sunuyor bu eser.
Hikâye ve şiirler ile örülen, her bir ilmiğin ayrı bir önem taşıdığı, dikkatle okunması gereken şaşırtıcı bir kitap okumak isteyenler için:
Polat Onat’ın kaleminden… “En Sevgili’ye Kelimeden Çiçekler”
Nurullah Hiçyılmaz
4 Mayıs 2014 Pazar
İsimlerinden Dolayı Cinsiyetlerini Yanlış Bildiğim Edebiyatçılar
Harper Lee'nin "Bülbülü Öldürmek" romanını yıllar önce üniversitede okurken, fakülte kütüphanesinden temin edip okumuştum. Bitirdiğimde "Adam hakikaten güzel roman yazmış" diye düşünmüştüm. Yıllar sonra okuduğum bir gazete haberindeki fotoğrafı sayesinde öğrendim ki, Harper Lee meğer bir bayanmış.
Elazığ'da veteriner teknisyenlik yaparken, edebiyat öğretmeni bir arkadaşımın ödünç verdiği bir kitapla tanıştım Rainer Maria Rilke şiirleriyle. Seçme şiirlerin derlendiği kitabı bitirdiğimde "Kadın muazzam şiirler yazmış" yorumunda bulunmuştum. Yıllar sonra bir ansiklopediye göz atarken Rainer Maria Rilke'nin fotoğrafına tesadüf edince, bu şairin kadın değil erkek olduğunu anlamıştım. İsmindeki çağrışım cinsiyet konusunda yanıltmıştı beni.
İngeborg Bachmann'ın adına ve şiirlerine ilk kez bir edebiyat dergisinde tesadüf etmiştim gençlik yıllarımda. Adının bende uyandırdığı çağrışımla erkek sanmıştım. Yıllar sonra, cinsiyetinin kadın olduğunu öğrendim bu değerli şairin.
Nobel ödüllü yazar Toni Morrison'u da adı dolayısıyla erkek sanıyordum. Geçtiğimiz yıl televizyondaki bir edebiyat programını izlerken yazarın kadın olduğu gerçeğiyle yüzleştim.
******
BİRKAÇ TANE DE TÜRK EDEBİYATINDAKİ İSİMLERDEN ÖRNEK VEREYİM:
Bilge Karasu
(Kadın sanıyordum, meğer erkekmiş)
Tezer Özlü
(Erkek sanıyordum, meğer kadınmış)
Özge Dirik
(Kadın sanıyordum, meğer erkekmiş)
Cahit Uçuk
(Erkek sanıyordum, meğer kadınmış)
Şükran Kurdakul
(Kadın sanıyordum, meğer erkekmiş)
Selçuk Baran
(Erkek sanıyordum, meğer kadınmış)
Günel Altıntaş
(Kadın sanıyordum, meğer erkekmiş)
23 Nisan 2014 Çarşamba
En Sevgili'ye Kelimeden Çiçekler'i İlk Okuyanın İlk Yorumu
EN SEVGİLİ’YE KELİMEDEN ÇİÇEKLER’İ
İLK OKUYANIN İLK YORUMU
Oğlum Umut “Baba” diye bağırdı:
"Çok susadım bana su verir misin?"
Saat gece 03:30’u gösteriyordu.
Su bitti, Umut uykuya devam etti.
Başımı yastığa koyduğumda,
Sağımda "En Sevgiliye (s.a.s) Kelimeden Çiçekler”
kitabı duruyordu.
Sevgili dostum Polat Onat’ın kaleminden akanları
okumaya başladım:
"Çok susadım bana su verir misin?"
Saat gece 03:30’u gösteriyordu.
Su bitti, Umut uykuya devam etti.
Başımı yastığa koyduğumda,
Sağımda "En Sevgiliye (s.a.s) Kelimeden Çiçekler”
kitabı duruyordu.
Sevgili dostum Polat Onat’ın kaleminden akanları
okumaya başladım:
"Ağlamak ve gülmek, kardeşmiş meğer..."
Umut'un babası Özgür Bey;
Kitaba devam ederken karar verememişti.
Şiir kitabı mı okuyordu?
Yoksa bir roman mı?
Saatler sabah 06:00’ı gösterdiğinde,
Kitaba devam ederken karar verememişti.
Şiir kitabı mı okuyordu?
Yoksa bir roman mı?
Saatler sabah 06:00’ı gösterdiğinde,
Kitabın son sayfasını okuduğunda
artık kararını vermişti.
artık kararını vermişti.
Aslında farklı hayatların, ama bir kalplerin romanını okuduğundan artık emindi.
Ve emin olduğu konuyu yine hatırlamıştı:
Yani bu dünyada kime güvenebileceğini yeniden hatırlamıştı...
Ben de, bu eseri yazdığın için, emeğine ve sana,
yani
arkadaşım Polat’a;
Bu eseri okumama; susayıp vesile olup uyandıran,
Bu eseri okumama; susayıp vesile olup uyandıran,
oğlum Umut'a ,
Umut 'un yatmadan önce yediği ve
onu susatan çikolataya teşekkür ederim.
Umut 'un yatmadan önce yediği ve
onu susatan çikolataya teşekkür ederim.
ÖZGÜR CEBECİ
18 Nisan 2014 / Sinop
19 Nisan 2014 Cumartesi
"En Sevgili'ye Kelimeden Çiçekler" Kitabındaki 12 Kişi
KİŞİLER
Necla
: 48 Yaşında / Ev Hanımı / İzmir
Ayşe
: 12 Yaşında / Orta Okul Öğrencisi / Erzurum
Ahmet
: 36 Yaşında / Esnaf / Bilecik
Serdar
: 19 Yaşında / Üniversite Öğrencisi / Bursa
Meryem
: 15 Yaşında / Lise Öğrencisi / Ankara
Ali
: 10 Yaşında / İlkokul Öğrencisi
/ Elazığ
Akif
: 26 Yaşında / Şair / Adana
Berat
: 43 Yaşında / Öğretmen / Batman
Rana
: 29 Yaşında / Doktor / Zonguldak
Melek : 32 Yaşında / Açık Öğretim Fakültesi Öğrencisi / Isparta
Hasan : 24 Yaşında / Özel Güvenlik Elemanı / İstanbul
Fazıl : 59 Yaşında / Emekli General / Antalya
13 Nisan 2014 Pazar
100.Yaşında Fazıl Hüsnü Dağlarca Günlüğü ve Evrak-ı Metrukesi
DAĞLARCA’NIN EVRAK-I METRUKESİ
Gelmiş
geçmiş en büyük Türk şairlerinden biri olan Fazıl Hüsnü Dağlarca bu dünyadan
ayrılalı yaklaşık altı sene oldu. 1914 yılında doğan Dağlarca, bugün yaşasaydı
100 yaşında olacaktı. 1933 yılında 19 yaşındayken İstanbul Dergisinde yayımladığı
“Yavaşlayan Ömür” adlı ilk şiirinden, 18 Aralık 2008 tarihinde hastanede
yazdığı “İkinci Anne” adlı son şiirine kadar, aralıksız 75 yıl boyunca şiir
yazan ve irili ufaklı 114 kitaba imza atarak, birçok uluslararası ödülün de
sahibi olan velut şair, arkasında sanatsal verim açısından doldurulması çok güç
bir boşluk bırakmıştı.
Şairin
ölümünden bu yana geçen sürede, Ahmet Soysal’ın, Yasemin Arpa’nın ve Türkan
Yeşilyurt’un kaleme aldığı yapıtlar haricinde, Dağlarca hakkında ciddi bir çalışma
ortaya konmamasını edebiyatımız adına büyük bir eksilik olarak görüyordum.
Kültür sanat değerlerine önem veren bir ülkede yaşasaydı hakkında onlarca cilt
kitap yazılması muhtemel böyle muazzam bir şair için hazırlanmış yeni bir
kitapla karşılaşmak ise bana tarifsiz bir heyecan verdi: “Fazıl Hüsnü Dağlarca
Günlüğü”
Ertan
Mısırlı'nın yazdığı, son derece zengin içeriğe sahip bir çalışmayla
karşı karşıyayız. 327 sayfalık bu nitelikli kitapta neler yok ki! Adeta Dağlarca’nın bir
ayakkabı kutusunda sakladığı evrak-ı metrukesini inceliyormuşçasına merakla
sayfaları karıştırdığımı itiraf etmeliyim. Şairle yapılmış ve yayınlanmamış
röportajlar, capcanlı hatıraları betimleyen anılar, şair dostlara gönderilen ve
cevaben alınan mektuplar, şaşırtıcı anekdotlar, yayımlanmamış elyazısı şiirler,
sorulmamış sorular, solgun siyah beyaz fotoğraflar… Kısacası, her sayfası,
edebiyat tarihine ilgi duyan okurları şaşırtma ve sevindirme potansiyeli
taşıyan bir yapıt “Fazıl Hüsnü Dağlarca Günlüğü”.
Dağlarca, bu
kitabı hazırlayan Ertan Mısırlı’ya çocukluğundan başlayarak, hayatının önemli
dönemeçlerine ilişkin çarpıcı bilgiler vermiş. Bu vesileyle Fazıl Hüsnü’nün
yeterince ayrıntılı bilinmeyen biyografisi hususunda ilk elden doyurucu
bilgiler öğreniyoruz. Ayrıca Enis Batur’un yirmi yaşındayken şaire yazdığı
mektuplar, Cemal Süreya’nın Paris’ten yolladığı mektup, Tahsin Saraç’ın
samimiyet yüklü mektupları gibi onlarca önemli yazışmayı okumak güzel bir
deneyim oluşturuyor.
Ayrı bir
bölüm halinde, Dağlarca’nın otuzlu yıllarda elyazısıyla Osmanlıca yazılmış ve
hiçbir yerde yayımlanmamış yirmi dört tane şiiriyle karşılaşmak ise muazzam bir
sürpriz oluyor doğrusu. Kitabın en sonundaki fotoğraf albümü de zengin bir görsel
arşiv sunmuş okurlara.
Fazıl Hüsnü
Dağlarca’nın yaklaşık seksen yıl önce yazdığı ve ilk kez bu kitapla gün yüzüne
çıkan bir şiirini paylaşarak yazımı bitirmek isterim:
DUA
Bu tanrı yolunda en güzel şeyim,
Bazen rüzgâr bazen yıldız ışığı
İmanın karanlık gecesindeyim
Şimdi bütün zaman yıldız ışığı
Allahım, duamı söyler havaya,
Ağlarım ruhuma doğmayan aya,
İndikçe beni sarmaya,
Eser yıldızlardan yıldız ışığı
Gökler benim oldu duama bedel,
Koptu varlık denen, ölüm denen tel
Ne kadar samimi, ne kadar güzel,
Ellerime yağsan yıldız ışığı
Fazıl Hüsnü DAĞLARCA
(30 Mart 1936)
Ertan Mısırlı, "Fazıl Hüsnü Dağlarca Günlüğü" sayfa: 273
POLAT ONAT / 13 Nisan 2014
POLAT ONAT / 13 Nisan 2014
Dağlarca ve Ertan Mısırlı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)























