13 Haziran 2011 Pazartesi

Dağlarca'dan Mektup ve İmzalı Şiir







01.11.2003
    İstanbul

Öğretmen Polat Onat,

Mektubunu aldım. Değişikliklere sevindim. Yeni işinize dört elle yaklaşmanız size olan inancımı pekiştirdi. Öğrenciler hepimizin yarınlarıdır.

Yazın çalışmalarınız da verimli yoldadır. Şiirin üstüne varılmaz. Şiir varır insanın üstüne.

Çabalarınızda başarılı olacağınıza inanıyorum.

Güzel Türkiye için güzel günler...

Sağlıkla kalın, esen kalın.

                                                   Fazıl Hüsnü Dağlarca


*****

ORMANDA SESSİZLİK

Kapı çalındı
Gelen kim

Ormancıydı o
Ağaçlarını çok severdi
Hangisi güneşten yoksun
Hangisi bir damla suya özlem duymakta
Hangisinin yeşili biraz eksilmiş
Dalı kırılmış hangisinin
Koşardı bakımını yapardı sayrı yaprakların

Ormancıyı askere aldılar
Giden kim

                                            Fazıl Hüsnü Dağlarca
                                                  21.02.2003

*****




10 Haziran 2011 Cuma

İhtiyarın Vefatı'na Kısa Yorumlar



“Ne var ne yok…”

* İkinci şiir kitabı İhtiyarın Vefatı’nda, şiirlerini ‘yaşlanmak ve ölüm’ teması üzerine kuran genç kuşak şairlerden Polat Onat, “Şiir ortamının en belirgin sorunu, çoğu şairimizin kendi yazdığı tarzdaki şiiri yegâne şiir görmesidir.” diyor. 
Şu dizeler İhtiyarın Vefatı’ndan:

“hiçbir kalabalığa kabul edilmiyorum
yalnızdım cenaze törenlerinde bile” (Sayfa: 75)

Abdülkadir BUDAK
Sincan İstasyonu Dergisi, Sayı: 45
Mayıs 2011, Sayfa: 2

********************


Şiir Günlüğü

Polat Onat, İhtiyarın Vefatı'nda (2011) dirim ölüm arasında sarkaçta dokuyor yaşlanmaya başlayan dinamik duyguları.
Deneysel şiiri de bağrına basıyor.
Eksiksiz kurgu - yalın öykü = şiir.

"şiir bilinemez tadılır" (Sayfa: 17)

Gültekin EMRE
Varlık Dergisi, Sayı: 1245
Haziran 2011, Sayfa: 109

********************

1 Haziran 2011 Çarşamba

İhtiyarın Vefatı: Türkçede Şiir Dilinde Yeni ve Özgün Bir Keşif




ZALİFRE GÜNCELERİ XXVIII

İhtiyarın Vefatı: Türkçede Şiir Dilinde Yeni ve Özgün Bir Keşif

Polat Onat'ın, ikinci şiir kitabı ‘İhtiyarın Vefatı’ (Şiirden Yayınları, 2011)  has ve hakiki bir şairi hayranlıkla alkışlama imkânı verdiği için Türkçe şiirin başarısı olarak görülebilir. İmge konstrüksiyonlarıyla anlam genişlemeleri suretiyle, derin yapıda başarılan keşiflerle şaheserler inşa eden başka şairler, hayatın hakiki ve saf rengini, çok anlamlılık uğruna feda ettikleri düşünülürse, kurmacanın görkemli efektler saçan imgelerle desteklenmesi, sanat eserini bir illüzyon (yanılsama) halinde, müşahhas ( somut) olanın yerine ikame eder.

Polat Onat, Türkçede imge konstrüksiyonlarıyla inşa edilen kaotik, gotik şaheserlere mahsus inşa biçimlerini ve egemen şiir dilini askıya alarak, insan dünya, insan eşya münasebetlerindeki müşahhaslığına mütevazı (paralel), ama insan ve hayatın varoluşsal ve ontolojik hakikatini asla teğet geçmeden, hakiki ve saf rengini saydam, berrak bir örtünün altında, keşfedilmesine imkân vermekte.

Türkçe şiir geleneği içinde ama bu gelenek içinde art zamanlı olarak, büyük mikyasta bir benzeriyle tanışmadığımız, ama Batı Şiirinde Cesare Pavese'nin büyük şiirinin mehaz olduğu ve Türkçe şiirin imkânlarını çoğaltmayı muştulayan, nevi şahsına münhasır, duygusal ve içdökmeci misallere alabildiğine mesafeli, zirve eserler arasında mütalaa olunabilir İhtiyarın Vefatı.

Polat Onat'ın,  Cesare Pavese ile yoldaşlığı, yine has ve hakiki, görkemli şair O. Günay'ın yeni bir toplumsallığı muştulayan

 ‘Kibriya’ (Hayal Yayınları, 2009) eserinde Rimbaud 'la yoldaşlığı gibi, hayranlıkla alkışlanmayı hak ediyor.

Kır ( köy, komün) hayatı, genç şairlerin temaşasıyla, yeni bir perspektifle kır manzaralarıyla okuru buluşturması da sevinilecek bir durum. Genç şairler, Ozan Öztepe ‘Elektronik Mektuplar’ (Mühür Kitaplığı, 2009) ve Kenan Yücel ‘Sabahsız Bir Gecenin Uykusuzu’ (Şiirden Yayınları, 2011) adlı eserlerinde, Polat Onat gibi kır ve köy manzaralarını ve bu manzaraların etkilediği duyum ve algıları, ustalıkla yansıttıklarını da belirtmeden geçemeyeceğim.

Hüseyin Avni CİNOZOĞLU
Şiir Penceresi, 27.05.2011

28 Mayıs 2011 Cumartesi

Bir Melalnâme: İhtiyarın Vefatı (Cevat Akkanat)






Bir Melalnâme: İhtiyarın Vefatı

İhtiyarın Vefatı adını taşıyan bir kitabı okumanın ne gibi bedeli olabilir? Bence, melâle müşteri olmalı bu kitabın okuru.

Polat Onat'ın ikinci kitabıdır İhtiyarın Vefatı... 2009'da yayımlanan ilk kitabının taşıdığı isim de ilginç: ‘Son’

1979 doğumlu bir şair Polat Onat. İlginç bir yazı serüveni var. 2000'de yazmaya başlamış, dört yıl kadar dergilerde görünmüş. Baktım, ortalamanın altında eser yayınlayan dergiler bunlar genelde. Bu yüzden midir bilmiyoruz, şair, 2005'ten itibaren dergilerde görünmekten imtina etmiş.

İhtiyarın Vefatı'na gelelim... Hayatın merdivenlerini tırmanmış birisinin böyle bir kitap ismiyle karşımıza çıkmasını tuhaf karşılamayız, peki, genç bir şairin, eserine İhtiyarın Vefatı adını koyması garip karşılanmaz mı? Kitabın içeriğiyle bu kadar uyumluysa adlandırma, niye karşılansın?  Aksine, güzel bir tercihtir aynı zamanda...

Adı üstünde, tematik bir kitap İhtiyarın Vefatı: "I. B/ölüm: Yaşlanmanın Ölümsüzlüğü" ve "II. B/ölüm: Ölümlerle Yaşlanan" diye iki bölümden oluşuyor. Görüldüğü üzere, ölümle pençeleşen bir ihtiyarlığın takdimini yapıyor Polat Onat. Başlıklar değil sadece, Cenap Şehabettin, Abdülkadir Budak ve Mark Twain’den alınan epigraflar da bu pençeleşmeye delil sayılmalıdır. Fakat daha da ileri götürebiliriz örneklemeyi: Hemen her şiirin kapısı, aynı ağıtla kafiyeli... Sonuçta, tam da şairin söylediği gibi, "Günümüz yönelimlerinden uzak" "garip" bir şairle karşı karşıyayız...

Ayrıntıya geçmeden önce şu ilk bakış yargısını da bildireyim: Kavramlardan, adlardan, hele ki nesnelerden ibaret tek kelimelik şiirleri, evet, sadece adlarından ötürü, Sedat Umran'ın metinleriyle yakın, hatta akraba görebilirsiniz. Böylesi bir tehlikenin sınırından dönmeniz için Polat Onat'ın şiirlerini sabırla okumanızı tavsiye ederim. Fakat hangisini tercih edersiniz bilemem, Umran'ın şiirleri hayatın damarına çağırırken bizi, Onat'ınkiler ölümle yüzyüze bırakarak hayat memat arası bir sınırı zorluyor...

İşte birkaç başlık ve onlardan yapılmış manidar mısralar:

Anahtar: "görünmez ellerinle kuşku içinde / paslanmış bir anahtar uzatıyorsun bana / artık hiçbir kapıyı açmayacak bir anahtar." (s. 18)

Huzurevi: "yürüyoruz şimdi arkadaşlarla efkârlı / ikindi güneşi tatlı tatlı okşuyor mezarlık yolunu / ve seni gömüyoruz." (s.21)

Rahmetli: "bakıyorsun yosun gözlerinle / bekleyen son günlerine özlem renginde / derinlerden derin gülümsüyor toprak olmuş dudakların." (s. 23)

Serseri: "karanlık bir balad yazacağım ölmeden / belli ki yerim var düşlerinde / kış güneşi sevdiğim / pervasız serçe" (s. 30)

Mezar: "acaba hiç şiir yazmış mıdır burada yatan ölü" (s. 33)

Kitabın işaret ettiğim çerçevesini ele vermesi bakımından bu sıralama bir fikir vermiş olmalı; pekiştirmek için daha tasarruflu bir yol var mıdır? Şiirlerin adlarını şiirin metninden bir kelime yahut kelime grubuyla kodlasak:

Baston: "beyhude geçmiş ömür"
Bagaj: "tabut"
Teşekkür: "kocadım"
Pişman: "geleceğin ölüleri"
Arkadaş: "hastane / morg / mezar"

Bu tarz metinler "İlaç"ta, her bir derde yakalanmış birisinin ilaç sayım dökümü ile zirve yapıyor.

İhtiyarlık ötesi bir durumla (hayat memat demiştik biz buna) bizi yüz göz eden İhtiyarın Vefatı'nda mutlaka okunması gereken şiirler belirledim. Sözün sanatla kanatlandığı bu şiirlerden birkaç isim anayım:

Bilge (s. 19), Köy (s. 36), Anne (s. 39), Gözlük (s. 41), Kıyamet (s. 47), Avlu (s. 50), Gölge (s. 56), Şato (67), Derdo (s. 69), Maç (s. 77), Şair (s. 95), Kekeme (s. 97), Alevler (s. 109)

Polat Onat'ın genel bir tutumu üzerinde de durmak gerekir burada: Oyun oynuyor sürekli. Söz oyunu olsa mesele değil; daha ziyade şekillerle oyalanıyor. Bunlar daha önce birileri tarafından denenmiş şeyler; sakıncası yok, şairimiz yeniden denemeye girişiyor. Tabii ki bu aşamada kimi başarısız metinler de çıkıyor ortaya; yer yer küçük bir espriyle biten eskimiş kombinezonlar... Bunlar ne kadar görsel, müziksel unsurla desteklenirse desteklensin, cürmü esprisiyle müsemma oluyor... Şu başlık altındaki metinler bence öyledir:

Yaşamak (s. 28), Sandık (s. 31), Arkadaş (s. 43), İlaç (s. 48), Akvaryum (s. 54), Otopsi (s. 59), Biyografi (s. 78), Suskun (s. 82), Koleksiyoncu (s. 87)

Fakat dikkat edilsin, şairin bütün oyunlarına karşı değilim. Mesela, yukarıda da olumlu yaklaşımla bahsettiğim şiirlerden “Derdo” (s. 69) başlıklı metinde yerel ağız mükemmel bir ustalıkla kullanılmış:
"teneşirden kaldırırkene nice hafif / çahıyınan tezine mezer gazılmas / de get oglim de get derdim böyühtür / yilanlara çeres olacik kızanımın saçları."

Şunu da söyleyeyim: İhtiyarın Vefatı'nda benim favori şiirim, geleneğimizde hayli örnekleri olan bir tarzla oluşturulmuş “Kekeme” şiiridir.
Şimdi, lisan-ı pepegiyle yazılmış olan bu şiiri okuyalım:

KEKEME

te te terliydi sevdiğimin i i ilk
tu tu tuttuğumda heyecanla e e elleri
a a ardı ardına bitirilmiş gü gü günler
kı kı kırıldı aynası bu sa sa sağır gözün
ne ne nefes almak ço ço çok güzeldi
kurtlar ve so so solucanlardan hep korktum
yo yo yoğun endişeler iç iç içindeyim bayım
çü çü çürüyecek pamuk narinliğindeki o e e eller.

Polat ONAT, İhtiyarın Vefatı (s. 97)

Netice: İhtiyarın Vefatı, son yıllarda yazılmış kendinden menkul (orijinal) bir kitap. Ortak dili zorlayan, yer yer yıkan bu tarz eserlere ihtiyacımız var...

(İhtiyarın Vefatı, Şiirden Yayınları, İstanbul, 2011, 126 s.)

Cevat AKKANAT
Millî Gazete, Sayfa: 12
26 Mayıs 2011

19 Mayıs 2011 Perşembe

Sürprizlere Açık Bir Şair: Polat Onat (Şeref Bilsel)



Şiirle Gelenler: XIX

Genç Şairlerin Kitapları Üzerine Okuma Notları

Türk şiirinin havzasını gençler belirliyor. Bu, eskiden de böyleydi. 30’lu yaşlarını süren pek çok ismin yanı sıra henüz 20’li yaşlarında ilk kitabını yayımlayanlar da azımsanmayacak orandadır. Gençler taze duyguların verdiği tazyikle, içinde bulundukları hayatın getirdiği enerjiyle, kimi zaman ‘pervasızca’ kimi zamansa dingin bir söyleyişle Türk şiirinin akması gereken yönü işaret etmeyi sürdürüyor. 2010 yılında, önceki birkaç yıla oranla, genç şairlerin elinden çıkmış, nitelikli şiir kitapları yayımlandığını söyleyebiliriz. Bu genç şairlerin bir kısmı -belki de adını ilk kez duyacağınız- dergilerde çok az gözüküyor. Bâki Asiltürk’le Özgür Edebiyat’ta, iki sayı süren ‘Diyalojik Okuma’larda, genç şairlere ait 11 kitaba dair uzun uzun konuşmuştuk. Aşağıdaki kitapların bir kısmı da gündemimizdeydi; fakat ‘Diyalojik Okuma’lara ara vermek durumunda kaldığımız için o  ‘bazı’ kitaplardan söz açamadık. Şimdi o kitapların bir kısmına dair aldığım notları aktarmak istiyorum.

(…)

İhtiyarın Vefatı (Şiirden Yayınları, 2011)

Şiir yazmaya ve yayımlamaya 2000 yılında başlayan, ilk kitabı ‘Son’ (Mühür Kitaplığı) 2009’da yayımlanmış Polat Onat’ın ikinci kitabı. Onat, birçok dergide şiirlerini yayımladı. 2005 yılından itibaren edebiyat dergilerinde şiir ve yazılarını yayımlamayı sona erdirdi. Ali Ayçil, 2010 tarihli Şiir Defteri’nde Onat için şöyle diyordu: “Kendine özgü iskeleti olan bir kitap ‘Son’. Her bir sayfa, tek kelimeden oluşan bir şiir başlığıyla, sekiz on dizeyi geçmeyen şiirlerden meydana geliyor; sanki başlık yapılan kelimeleri şerh ediyor şair.”

Bu kitaba ad olan ‘İhtiyarın Vefatı’ sözcüklerinden ikincisi bir nihayeti, son’u imliyor. İlk kitabın adında olduğu gibi. Beş yıl önce şiir yayımlamayı bırakmasını da buna ekleyince, sanıyorum Polat, Ahmet Hâşim’den yontarak söylersek, “melâli anlamayan nesle âşina olmayanlardan”.

İkinci kitapta, oldukça yalın, anlaşılır bir söyleyiş egemen. Sanki bir sözlü tarih çalışması gibi; birileri anlatıyor, şair kaydediyor gibi: “bin sekiz yüz on yedi kurak bir yıldı / kıtlık oldu burada ve civar köylerde / açlıktan ölümler yaşandı / tedirginlik artıyordu halkta / ağlıyordu tek lokmaya muhtaç çocuklar” Şiir böyle konuşma diliyle devam ederken, sonlara doğru anlatılanın dışına çıkararak (yani şiire girerek) tamamlıyor söyleyeceklerini: “iki bin on iki yılı baharını hayal ediyordu / kerpiç tavana bakarken kederli gözlerle.”

Mesela ‘Huzurevi’ şiiri şöyle başlamakta: “acayip bir olgudur ölüm” şeklindeki düz bir ifadeyle. Fakat şiirin sonu, geriye bir öykünün sonu gibi geniş, güneşli bir fotoğraf bırakarak bitmekte: “ikindi güneşi tatlı tatlı okşuyor mezarlık yolunu / ve seni gömüyoruz.”

Kitapta birkaç deneysel ‘iş’ de var. Polat Onat sürprizlere açık bir şair, saklandığı yerden çıkmasında fayda var.

Şeref BİLSEL
Eliz Edebiyat Dergisi, Sayı: 29
Mayıs 2011, Sayfa: 11

11 Mayıs 2011 Çarşamba

İhtiyarın Vefatı: Mesafesi Kadar İnleyen Rüzgârlar (Turan Karataş)





"Mesafesi kadar inleyen rüzgâr"lar...

(…)

İHTİYARIN VEFATI

Polat Onat'ın eseri, önce dosya olarak önüme gelmişti. Okuyunca heyecanlandım, son yılların genel geçer şiir anlayışından farklı bir dikkate, duyarlığa sahip bir şairle karşılaştığımı hissettim, hadi söyleyeyim, en yüksek puanı da ona verdim. Sonra aynı dosya, yanlış saymadıysam 10 yeni şiir eklenerek ve bazı şiirler değiştirilmiş olarak kitap halinde karşıma geldi. (Digraf / Şiirden Yayınları)

Bu kitaptaki aynı şiirleri okurken daha önceki heyecanı duyamadım. Şimdi iyice anlıyorum ki, anlatıma yaslanan, her seviyeden okurun anlayışına, algısına açık somut şiirin böyle "tehlikeli" bir tarafı var. Bir okumalık olmamalı elbette şiir. Peyami Safa'nın sözünü hatırlayalım; yüz defa bin defa okumadığım şiire, şiir demem, buyurmuştu. Haksız değil. Hadi sayıları düşürelim, ama her seferinde meyve yüklü bir dala uzanır gibi, birden çok kendine çekmeli şiir bizi. İyi şiirin niteliklerinden biridir bu.

Epey zaman oldu ki şiir kitaplarına ön söz yazılmıyor. Şiiri önceleyen söz olmaz diye mi? Hâlbuki yüzyıl öncesinin "mukaddime"leri meşhurdur; bazılarını hâlâ okuruz. Polat Onat kitabına koyduğu noktalamasız "önsöz"de (TDK'nın son kararına göre, ayrı yazacağız ön'ü ve söz'ü) şöyle diyor:

"şunu söyleyeyim günümüz şiirinde sıkça kullanılan güvenli yolda yani belirli bir dize etrafında imgeselliğe yaslanan kolaycılığa sapmaktansa risk almayı tercih ederek alabildiğince basitlik ve yalınlıktan absürtlüğe dahası zırvalamaya dek açılan yelpaze etrafında sıradanlıklardaki müthiş çarpıcılığı lirik tonda hissettirme belki az da olsa duyumsatma çabasının mütevazi bir tezahürüdür bu çalışma" (s. 17)

Şiir kitaplarında ön söz neyse de (çünkü bazen şairin şiir anlayışına, sanat tutumuna, başında yer aldığı ürünlere dair önemli belirlemeler buluruz, yukarıda olduğu gibi), onun da önünde yer verilen başkalarına ait sözleri doğru bulmam. Bir şair, kendine / şiirine güvenen bir şair, bunlara niye yer verir hemen ilk sayfalarda; daha şiirleri okunmadan. Okura bir ikaz sayılmaz mı bu? "Bak, şiirim için böyle böyle dediler, sen de bunları göz ardı etmeden oku!" kabilinden bir ön koşullandırma, kabullendirme değil midir? Bunlar zayıflığın işaretidir görüşümce; şiirine güvenemeyen şairin huzursuzluğu... Kaldı ki bu kabil, küçük küçük olumlu belirlemelerin bir şiir kitabının sonunda / arka kapağında yer almasını da doğru bulmam.

Önümüzdeki kitapta bulunan şiirlerin hemen çoğu, yaşlanmak ve ölüm üzerine yazılmış. Belli bir yaşa gelmiş, meselâ altmışını geçmiş bir insanın gözüyle, duygusuyla bakılıyor yaşamaya, eşyaya, tabiata, olaylara... Her biri yaşanmışlık duygusu veren bu anları, durumları şair tecrübe etmiş değil, ama bunların yaşandığının bilgisine sahip yahut farkında. Yaşadığımız hayatın özellikle karalı ve kaba yüzleri, karmaşası, acısı, kaygıları, dertleri, hâsılı birçok safahatı bu şiirlerle anlatılıyor. Bir an, birkaç şiirde, Mehmet Akif'in manzum hikâyelerinin serbest biçimini okur gibi oldum.

Şiirlerin kendi içinde akıllıca bir bütünlük var

Onat'ın şiirlerinin çoğu, gördüklerinin, yaşadıklarının, Cahit Zarifoğlu'nun ifadesini ödünç alarak söylersem okuduklarının kazandırdığı nesnel bir kolaylıkla yazılmış. Şiirlerin kendi içinde "akıllıca bir bütünlük" var. Ben bu bütünlüğü seviyorum, daha doğrusu önemsiyorum. Bugünün parçalı, dağınık, savruk, irtibatsız söz istifleri gibi duran birçok şiir metninden ayrılan yanı bu: Bir özünün olması. Şunu unutmadan söylemeli, şair iletisini çok açık kılıyor; hatırlatmalar, dersler, uyarılar, öğütler şekline getiriyor. "Resim" şiiri, bu dikkatle okunabilir. Fakat bir konu, tema etrafında yoğunlaşan bu bütünlük, yer yer küçük zekâ oyunlarına kurban gidiyor.

"Akvaryum", "Yağmur", "Suskun", "Sandık", "Ömür" gibi görselliğin gücüne ya da albenisine sığınan denemelerden uzak durmak gerektiği kanaatindeyim. Bu kalıp farklılığı, ilk bakışta hoşuna gidiyor okurun, ne var ikinci, üçüncü kez okuyuşta / bakışta etkisini kaybediyor.

Polat Onat'ın şiir tutumunda Abdülkadir Budak'la benzeşen taraflar var. Onat da betimleyici, anlatımcı somut bir şiir yazıyor, o da her şeyi söyleme gereği duyuyor. Sözgelimi:

"görünmez ellerinle kuşku içinde
paslanmış bir anahtar uzatıyorsun bana
artık hiçbir kapıyı açmayacak bir anahtar." (s. 18)

Buradaki son dizeyi söylemese, anahtarın hangi kapıyı açıp açmayacağını biz okurlar düşünsek, daha güzel olmaz mı?

Şair de farkında, tehlikeli sınırlarda oluşturuyor şiirini, bu yüzden düzyazının ikiz kardeşi olan yerler az değil yazdıklarında: "o zayıf genç tedirgin şekilde / karşıma ormanın derinliklerinden çıktı / kesiyordum kurumuş ağaç dallarını / ekliyordum öbekleyerek eşeğimin sırtına" satırlarıyla (dize demiyorum) başlıyor "Oduncu"; ancak biterken şiirin soluğunu duyuyoruz: "evlat bunlar dal, dedim / bildiğimiz kuru dal / senin yüreğin kadar kuru / ve cayır cayır yanması için / ne alev gerek ne de ateş." (s. 45)

"Leş gibi kokan, ne alâkası var şimdi, inan buna, kafam şişti be yeter, hakkını haram et" gibi günlük dilin çok kullanılan sözlerine, kalıp ifadelerine yüz vermemeli şiirde. Hep kusur mu aradık ne. Hayır. Fakat şunu da ekleyeyim, içinde "yilanlara çeres olacik kızanımın saçları" gibi şahane, bir o kadar da dramatik bir dizenin bulunduğu "Derdo" örneği, yöresel ağızla şiir yazmanın bir değerini göremiyorum.

İhtiyarın Vefatı'ndan "Mezar", "Yalnız", "Mektup", "Şair",
"Alevler",  "Öğretmen" benim beğendiğim şiirler.
Umarım, şairin o iddialı ve büyük dileği gerçekleşir,
torunlarımız ezbere bilir şiirlerini.

Bazen, dönüp bakıyorum da yazdıklarıma, herkesten 'iyi şiir' yazmasını bekliyorum, dahası istiyorum. Mümkün mü bu? Hayır. Herkes mesafesi kadar inleyecektir.

Turan KARATAŞ / 4 Mayıs 2011
Yeni Şafak Gazetesi, Kitap Eki, Sayı: 54

3 Mayıs 2011 Salı

TV5 - Fazlı Karaman'dan "Biyografi" Şiiri (VİDEO)


TV5'teki "Şiirden Şuura" programında Fazlı Karaman, Polat Onat'ın 'İhtiyarın Vefatı' kitabındaki "Biyografi" adlı şiiri yorumluyor.

23 Nisan 2011 Cumartesi

Polat Onat'dan "Yağmur" Şiiri (VİDEO)


Yağmurlu bir günde, Polat Onat'ın 'İhtiyarın Vefatı' kitabında yer alan "Yağmur" adlı şiir.

21 Nisan 2011 Perşembe

Ah bir flux olsa..


telebeing tarafından 18 Nisan 2011 tarihinde gönderildi.

Ah bir flux olsa..*


Dizeli şiirin tarihsel açmazlarından mı yoksa tam olarak modern-sonrasının getirdiği bir zorunluluktan mı bilinmez -ki aslında bilinir mutlaka, yeni bir olgu ile karşı karşıya olacağız yakında. Bu olgu, daha önce "kolaj" ile ilgili pek kaygı gütmemiş bir dilin edebiyatının geldiği noktada neler yaptığını da bize gösteriyor gibi. Şiir yeterince "sıkıcı" olduğu için, sıkıcı olan tarafın aşındırılması yönünde, şu denenmiş:

"Bunu aşmak için, Türk ve dünya şiirinde geçmişten günümüze uzanan tarihsellik içinde kendine yer edinmiş birçok şiir tekniğini ve formunu, üslup kaygısı gütmeden kendimce yorumladım. Bu kitapta mani de var, görsel şiir de. Garip tarzı şiir de var, düzyazı şiir de. İmge yoğunluklu çalışmalar da var, narrative ürünler de. Ama hepsi de bir amaç örgüsünde kolajlanarak ve bir tuğla işlevi görerek büyük yapıyı yani “İhtiyarın Vefatı”nı oluşturmak amacıyla kullanıldı. Beni bağışlayın, belki biraz cüretkâr bir ifade olacak ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim; bu kitapta her beğeni düzeyindeki ve her estetik anlayıştaki kişi, mutlaka ilgisini çekecek en az birkaç şiir bulacak."

Yine işin içine görsel şiir katıldığı için söyleşiyi bir kenara almak ve "ne demek istedi?" diye sormak durumunda kaldım. Mani ile görsel şiir, dizeli şiirin alanında bir araya gelmek zorunda değildirler. Kaldı ki burada bir ayrım değil, tam tersine bir nevi doku uyuşmazlığı sorunu olduğu da açık. Biri diğerinin daralattığı, kısıtladığı o tarihsel alanın imkansızlıklarını zorlayarak doğmuştur ve Mani gibi arkaik türlere ihtiyacın kalmadığını düşünmektedir. Mani, çok manidar çünkü mani, sözlü kültürün BİM şiiri gibidir, ucuz, ihtiyaca yönelik, süssüz ve her yerde, herkes için bulunan düşüncenin en rafine hali. Ayrıca tarihsel türlerin gerçekten, biçim/içerik dışında bir ilişki ötesinde ne anlam taşıdığını ben şahsen merak ediyorum. Mani, gazel, rubai vb. her tür aslında bir "içerik" de demek değil midir?

Şu var, bir kitabın bu tür uzlaşmalarla iş görüyor olması tuhaf geliyor bana. "Bir amaç örgüsünde kolajlanarak" ne demek bilmiyoruz, çünkü bu bir cinayet romanı değil. Araç ile amaç birbirine böyle bağlanmaya başladığında, insan hani en azından bütün o tartışmaları düşünerek, "nasıl bir araya gelmişler?" diyor. Öyle değil mi? Görsel Şiiri böyle elinle koymuş gibi raftan alıp, manilerin yanına doğru koyabiliyorsan, ne güzel? Ama sanıyorum bunun görsel şiir tartışmasına katkısını kimse sorgulamak istemeyecektir. Kolajın mantığını hiç sorgulamamış, sadece "mozaik" ve "aşure" bilmiş bir kültürden bahsediyoruz. Aşure de özetinde bir nevi kolaj sayılabilir mi? Bana öyle geliyor ki çoğu kişi, kolaj ile aşureyi birbirine karıştırıyor.

Yanlış anlaşılmasın, bu şeyleri bir şekilde aynı kitaba koyma özgürlüğünü çok seviyoruz, fakat, biraz derinde, birbirinden bu kadar ayrı olan şeylerin şairin zihninde retrospektif bir panoromadan öteye gitmediğini de düşünüyoruz. Ve bunu Debord'un "arabulucu aydın" dediği şeyle özdeşleştiriyoruz.

İlkyazın kirazlardan yaptığı neyse/onu mu yapmak istiyoruz şiire?1 Belli değil.. Çünkü neden hep "tutmuş" türler üzerinden yürüyor kafamızda şiir tarihi. Mani'ye takılmayalım, başka ne olabilirdi ki? Sestina? Rondo? Tanka? Kanzon?

     1 Neruda'dan iktibas ile..

      görsel şiir      kitap      polat onat      söyleşi


*Bu yazı, poetikhars.com sitesinden alınmıştır.

18 Nisan 2011 Pazartesi

Bir Çocuğun Ölümü (Kathe Kollwitz)



*Mühür Dergisi, Sayı:34

(...)
Çocuğumuzun saçı gibi beyazdır ölümün güneşleri
O sudan çıktı sen kumsalda çadırını kurduğun zaman
Mutluluğun bıçağı sıyrıldı üstümüzde sönmüş gözlerle.

PAUL CELAN (1920-1970)

15 Nisan 2011 Cuma

5 Nisan 2011 Salı

Şairlikten Kurtulmak İçin Yazıyorum / Yavuz Ulutürk ile Röportaj (Tam Metin)



'Şairlikten kurtulmak için yazıyorum'


 Yavuz ULUTÜRK 
02.04.2011 / Cumartesi

İkinci şiir kitabı İhtiyarın Vefatı'nda, şiirlerini 'yaşlanmak ve ölüm' teması üzerine kuran genç kuşak şairlerden Polat Onat, Dağlarca'nın 'Çocuk ve Allah' kitabındaki çocuk kavramından esinlendiğini söylüyor. Günümüz Türk şiirinin aktığı yolun dışında bir çizgide seyreden Onat, "Şiir ortamımızın en belirgin sorunu, çoğu şairimizin kendi yazdığı tarzdaki şiiri yegâne şiir olarak görmesidir." diyor. 

Polat Onat, genç kuşaktan, kendine özgü bir şiir kurabilmiş isimlerden biri. İstanbul doğumlu, Batman'da yaşıyor. 2000 yılında şiir yazmaya ve yayımlamaya başladı. Varlık, Akatalpa, E, Heves gibi birçok dergide göründü. 2004 yılında şiir yayımlamaya ara verdi. Uzun süren bir suskunluk döneminin ardından, şiirlerini 2009'da 'Son' (Mühür Kitaplığı) adlı kitabında bir araya getirdi. Şimdi de yeni kitabı, "İhtiyarın Vefatı", Şiirden Yayınları'ndan çıktı. Onat, 'İhtiyarın Vefatı'nda geleneksel ve deneysel şiir tekniklerini 'yaşlanmak ve ölüm' teması etrafında işliyor. Kitapta yer alan şiirler de ihtiyarlıkla hayatın parçası haline gelen değişimler, yavaş hareketler, baston, ilaçlar, mezar, dua ve ölüm gibi kavramları konu ediniyor. Onat, Dağlarca'nın 'Çocuk ve Allah' kitabında çocuk kavramı vasıtasıyla zirveye ulaştırdığı metafizik gerilimi, daha minimal boyutlarda ve farklı yöntemlerle ortaya koymayı denediğini söylüyor.  

Günümüz Türk şiirinin aktığı yolun dışında bir çizgisi var kitabın. Teması bir tek konudan hatta kavramdan oluşuyor. Önsöz'de de risk almayı tercih ettiğinizi söylüyorsunuz. Bu riski nasıl ve niçin göze aldınız?

Risk almadan cesurca bir çaba içine girilmez, bir farklılık ortaya koymadan da sanatta iddialı olamazsınız. Dağlarca’nın “Çocuk ve Allah” kitabında çocuk kavramı vasıtasıyla zirveye ulaştırdığı o metafizik gerilimi, ben daha minimal boyutlarda ve farklı yöntemlerle “İhtiyarın Vefatı”nda yaşlılar aracılığıyla ortaya koymayı denedim. Ya da şöyle söyleyeyim, kimi geleneksel ve deneysel şiir tekniklerini “yaşlanmak ve ölüm” teması çerçevesinde harmanlayarak, geniş bir yelpazede çoğu klişeyi elden geçirmeye çalıştım. İsteyen okur “İhtiyarın Vefatı”nı naif ve mütevazı, demode bir çaba olarak algılar, isteyen okur da derin bir ironi ve karanlık bir humor duygusunun yansıması olarak kabul eder. Bunu ben bilemem, ikisine de saygım var. Ama ikisi de değil.

Bir temayı kitap boyutunda işlerken aynı çemberin etrafından dönmek gibi bir tehlike de var. Tekdüzeliğe düşme tehlikesini aşmak için neler yaptınız?

Bunu aşmak için, Türk ve dünya şiirinde geçmişten günümüze uzanan tarihsellik içinde kendine yer edinmiş birçok şiir tekniğini ve formunu, üslup kaygısı gütmeden kendimce yorumladım. Bu kitapta mani de var, görsel şiir de. Garip tarzı şiir de var, düzyazı şiir de. İmge yoğunluklu çalışmalar da var, narrative ürünler de. Ama hepsi de bir amaç örgüsünde kolajlanarak ve bir tuğla işlevi görerek büyük yapıyı yani “İhtiyarın Vefatı”nı oluşturmak amacıyla kullanıldı.  Beni bağışlayın, belki biraz cüretkâr bir ifade olacak ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim; bu kitapta her beğeni düzeyindeki ve her estetik anlayıştaki kişi, mutlaka ilgisini çekecek en az birkaç şiir bulacak. İşte belki de en çok bu özelliği nedeniyle kısa vadede yadırganabilir “İhtiyarın Vefatı”. Eğer yadırganmazsa bir yerlerde hata yapmışım demektir. Fakat unutmayalım ki hepimiz ihtiyarız; gençler az ihtiyar, yaşlılarsa çok ihtiyar!

Çağımız genç ve güzel olanın peşinde, ihtiyarlar neredeyse hayatın dışına itiliyor. Kitabınız, bana ihtiyarlığın yüceltildiği bir metni, Bediüzzaman’ın İhtiyarlar Risalesi’ni hatırlattı. Böyle bir ilişkiden söz edebilir miyiz ve ihtiyarların toplumdaki yeriyle ilgili ne söylersiniz?

Bir kitabın serüveni, her okurun geçmiş okuma deneyimlerine göre farklı anlam katmanları oluşturması neticesinde zenginleşir. “İhtiyarlar Risalesi”ni beğenen arkadaşlar ondan esin aldığımı söylüyor, “Yaşlı Adam ve Deniz”i seven arkadaşlar oradan ilham aldığımı iddia ediyor, “Artemio Cruz’ün Ölümü”nü önemseyen dostlar ise bu kitaptan ciddi bir etkileşim yaşadığımı öne sürüyor. Eğer ortada özgün bir eser duruyorsa, bu etkileşimlerin pek bir geçerliği kalmaz. Ya hepsi, ya da hiçbiri. Okur istediğini düşünmek ve karşılaştırmakta serbesttir, yanılıyor olsa bile haklıdır. İhtiyarların toplumdaki yeri ise çok geniş kapsamlı sosyolojik bir olgu. Kısaca, ihtiyarların toplumdaki konumunun sürekli bir gerileme süreci içinde seyrettiğini belirtebilirim.

Sizde şiirin karşılığı nedir? Bugünün şiir ortamını nasıl buluyorsunuz?

Öncelikle, çoğu şairimizin kendi içselleştirdiği şiiri yazmak yerine, şiir çevrelerinin ona dayattığı yürürlükteki kalıplaşmış, dahası kolayca formüle edilebilen şiiri, kabul görme beklentisiyle samimiyetsizce çoğalttığı kanısında olduğumu vurgulayayım. İnanmıyorsanız, açın, şöyle belli başlı edebiyat dergilerine bir göz atın. Kabaca ifade edecek olursam, Türk şiiri İkinci Yeni’nin ulaştığı zirvede kaldı, halen patinaj yapıp duruyor aynı noktada derim. Taze ufuklara yelken açmanın zamanı geldi de geçiyor bile. Eskiden her şey anlaşılır durumdaydı o yüzden anlaşılmazlık kavranamıyordu. Günümüzdeyse her şey anlaşılmaz, bu nedenle anlaşılırlık kolay kavranamıyor. Bir şiire fazlasıyla ham ve yüksek dozda şiirsel parıltı eklemek yerine, az miktardaki şiirselliği mümkün olduğunca çok işçilikten geçirerek okur önüne sunma taraftarıyım. Şiir ortamımızın en belirgin sorunu, çoğu şairimizin kendi yazdığı tarzdaki şiiri yegâne şiir olarak görmesi, kendi bireysel izleklerini şiir evreninin başat ögesi olarak algılaması, dolayısıyla bu dar çerçeve dışındakileri tamamen yok saymasıdır. Eğer şiir yazan birinin, usta olarak gördüğü ve örnek aldığı en önemli ilk beş şair birbirinden nefret etmiyorsa, estetik tercihlerde bir kalıplaşmışlık söz konusudur diye düşünüyorum. Neticede herkes kendi yolunda gidecek; isteyen “iyi şiir”in peşinden koşacak, isteyen “ilginç şiir”i arayacak, isteyen de “faydalı şiir”i öne çıkarmaya çalışacak. Hepsinin kendince bir misyonu ve sınırlı da olsa takipçisi var. Buna kimse itiraz etmemeli, çünkü bir işe yaramaz.

Şiir yazmaya ve yayımlamaya 2000 yılında başlıyorsunuz. Varlık, Akatalpa, E, Heves gibi birçok dergide de çıkıyor. Fakat 2004’de bırakıyorsunuz şiir yayımlamayı. O suskunluk dönemi ve ardından iki kitap: 'Son' ve şimdi de 'İhtiyarın Vefatı'. Bu süreci anlatır mısınız biraz?

Dergilerde şiir yayımlamanın bende bir doyumsuzluğa, savrukluğa ve aceleciliğe yol açtığını sezdiğim zaman dergilere yazmayı bıraktım. Ama elbette her kesimden dergiyi dikkatle takip etmeye devam ederek. Bu durum beni daha verimli, titiz ve dingin kıldı. Bence her işte olduğu gibi sanatta da başarının yolu, sanatçının her ortaya koyduğu ürünü, ömründe yapacağı son çalışma olarak düşünerek oluşturmasından geçiyor. Ben her yazdığım şiiri hayatımda yazacağım en son şiir olarak tasarlıyorum dersem abartmış olmam. İşte bu nedenle ilk kitabımın adı da “Son”du. Fakat trajik olan nedir biliyor musunuz? Söyleyeyim size; insanın her şiir kitabı çıkardığında bu işin ne kadar beyhude bir çaba olduğunu iliklerine dek hissetmesi ama belli bir süre sonra da tekrar şiir okyanusunun tenha kıyılarında acemi bir hevesle yüzme denemelerine devam etmesidir. Okyanusu yüzerek geçemeyeceğini bile bile üstelik. Şunu da belirtmemde fayda var ki, şiir yazanları iki kategoriye ayırabiliriz: Birincisi şair olmak için şiir yazanlar, ikincisi de şairlikten kurtulmak için şiir yazanlar. Ben kendimi hep ikinci gruptakilerden gördüm. Elbette böyle bir kategorizasyonu ortaya koyan birinin de kendini ilk grupta görecek hali yok!

İstanbul’da başlayan hayatınız Bursa, Gümüşhane, Isparta, Samsun ve Elazığ’dan sonra şimdilerde Batman’da devam ediyor. Güneydoğu'da yaşamak şiirinize nasıl yansıyor ya da neler katıyor?

Batman’da yaşamayıp da memleketim Bursa’da hayatıma devam etseydim “İhtiyarın Vefatı”nı yazamazdım gibime geliyor. Çünkü Batman, çoğunlukla haber bültenlerinde çıkan kimi olumsuz görüntülerle gündeme gelme bahtsızlığını yaşasa da, aslında ciddi boyutta kültürel ve tarihsel dokuyu bünyesinde barındıran bir şehir. Batman’ın bu zengin yapısı benim şiirimi besleyen önemli ögelerden biridir diyebilirim. Şimdi ise şiire biraz ara vermeyi planlıyorum. Tezgâhta, romana mı yoksa öyküye mi dönüşeceği daha tam netleşmemiş bir duygu yoğunluğu var. Doğduğum gün içime düşen ve ölene dek yüreğimde taşıyacağım dev bir hüzün.

KÜLTÜR SANAT

1 Nisan 2011 Cuma

TV5 - Fazlı Karaman'dan "Resim" Şiiri (VİDEO)




Fazlı Karaman TV5'teki "Şiirden Şuura" programında, Polat Onat'ın 'İhtiyarın Vefatı' kitabında yer alan "Resim" adlı şiiri okuyor.

25 Mart 2011 Cuma

Baston Şiiri



Yaklaşık on yıldan beri Batman’daki çeşitli ilköğretim okullarında sınıf öğretmeni olarak görev yapan Polat Onat’ın ikinci şiir kitabı “İhtiyarın Vefatı” Şiirden Yayınları tarafından Mart 2011’de yayımlandı.

İlk kitabı “Son”la edebiyat çevrelerinde ilgi ve beğeniyle karşılanan şair Polat Onat, bu çalışmasında farklı bir yapı oluşturarak, tematik bir şekilde yaşlanmak ve ölüm olgularını derinlemesine ele almış.
Değişik şiir teknikleri kullanarak kimi zaman deneysel, kimi zaman geleneksel bir atmosfer oluşturmuş.

Okurlar “İhtiyarın Vefatı”nı tüm seçkin kitabevlerinde bulabilir.

İhtiyarın Vefatı” Kitabından Bir Şiir:

                   BASTON

seni tutuyorum sıkı sıkı bir elimle
sızlayan dizlerime aldırmadan sabah vakti
her gün aynı yolu yürüyorum yavaş adımlarla
sokağın sonundan sağa döndüm mü
dümdüz ilerliyorum mezarlığa doğru
ağaçlardaki kuşların sesini dinleyerek
camiyi geçip yokuşu tırmanıyorum
her zaman oturduğum banka oturup
salıncakta sallanan çocukları seyrediyorum
tahterevallideki neşeli çığlıkları.
tuhaf şey gelecekte yaşamak
gerçekleşmeyecek olayları görerek parkta
hatırlamak tekrar geçip gitmiş hayatı
vah ki beyhude geçmiş ömür,
bir elimle bastonumu tutuyorum sıkı sıkı şimdi
diğer elimle olmayan torunumun minicik parmaklarını.

                                              POLAT ONAT 

                                   (İhtiyarın Vefatı / Sayfa:32)