3 Haziran 2016 Cuma

"Şiirli Sofralar Antolojisi"ndeki Polat Onat Şiiri: Bıçak



      Gültekin Emre'nin hazırladığı, Oğlak Yayınları tarafından okura sunulan "Şiirli Sofralar Antolojisi"nde, şairler doğum tarihine göre sıralanmış. Eserde 78 şair yer almış.

     1876 doğumlu Tevfik Fikret'in 'Han-ı Yağma' şiiriyle açılan kitap, 1979 doğumlu Polat Onat'ın 'Bıçak' şiiriyle kapanıyor.


BIÇAK

bileyliyorum bıçağı sakin
yıllarca öfkemi yuttum
bir yere kadar dayanabilirim
ömür boyu her gün aralıksız
senin yüzünü görmek
sağlığımı bozduğunu bile bile
dokunmak sana
artık yeter
keseceğim seni kesmeliyim
biliyorum bu benim kaderim
kıpırdamadan duruyorsun karşımda
çünkü kaçacağın hiçbir yer yok
teslim ediyorsun kendini maharetli ellerime
bense tekdüze hareketlerle ve gülümseyerek
bileyliyorum seni dilimleyeceğim bıçağı
üzgünüm ama bunun başka yolu yok
korkma canın yanmayacak
hızlı davranacağım
lütfen beni affet
en yüce nimet
ey ekmek.

            Polat Onat / İhtiyarın Vefatı, sayfa: 44




Polat Onat Kuralları



POLAT ONAT KURALLARI

1. Polat Onat'ın hayatı beş temel maddede şekillenmiştir.

2. Birinci madde üzerinde herhangi bir değişiklik asla mümkün değildir.


3. İkinci madde, gerekli görülen durumlarda kısmen değiştirilebilir.


4. Maddeler üzerinde yapılacak değişiklikler, ilk maddenin çerçevesi dışına çıkamaz.


5. Son iki madde üzerinde kısmen değişiklik değil, tamamen değişiklik söz konusu olabilir.


6. İlk madde geçersizdir ve son madde bu değildir. 


22 Mayıs 2016 Pazar

Kabul Edilen Dualarımız




Truman Capote'un bir sözünü okumuştum:

"Kabul edilen dualara, edilmeyenlerden daha çok gözyaşı dökülmüştür."

Ben de bu hoş sözden ilhamla: 

"Kabul edilen dualarımız, en çok tekrar ettiğimiz dualarımızdır." 
diyorum.

Bu gece Berat kandili. Bu vesileyle, herkesin kandilini içtenlikle kutlarım.

21 Mayıs 2016 Cumartesi

Thomas More'un İdamından Önceki Son Sözleri




       Ünlü yazar Thomas More, idam edileceği kütüğün üstüne başını koyduğu sırada, sakalını dikkatle bir yana çekmiş ve şöyle demiş:

     "Ne de olsa sakalım vatana ihanet etmedi, o da idam edilmesin!"

     (Kaynak: Mina Urgan / Edebiyatta Ütopya Kavramı ve Thomas More)

19 Mayıs 2016 Perşembe

Gözlemler Tespitler -2 (Uygulanamayacak Prensip)


     İnsanların, tamamen doğru bulsalar bile, kendi hayatlarında uygulayamayacakları bir prensip söyleyeyim:

     Birinin kişiliğinin tek bir parçası, ya da benliğinin tek bir yönü, o bireyi, iyi ya da kötü olarak tanımlamak için asla yeterli olamaz.

     Tamamen doğru bulduklarımız kadar uygulanması zor, çok az şey vardır.


          POLAT ONAT

18 Mayıs 2016 Çarşamba

Kemal Sunal'ı Gördüğümde / Anı Denizi -1



KEMAL SUNAL'I GÖRDÜĞÜMDE

     Yirmi yıl geçmiş. Sene 1995. İstanbul Selimiye Veteriner Lisesi, ikinci sınıfta okuyorum. Okuldan birkaç arkadaşla, bir hafta sonu, Altunizade'deki Capitol alışveriş merkezine gittik. 

     Capitol'un en üst katında dolaşırken, Bowling salonunda bir hareketlilik fark edince oraya yöneldik.

     O sıralar, Kemal Sunal'ın başrolünde olduğu "Şaban Askerde" adlı bir dizi yayınlanıyor. Bowling salonunda çekim yapıyorlar. Çekime ara verilmiş. Kemal Sunal, üzerinde çekimlerde kullandığı asker kıyafeti, elinde bir bardak çayla, kapının yanındaki bir masada oturmuş, dinleniyor.

     Kemal Sunal'ı görünce, ilk şaşkınlığım nedeniyle, büyük bir sevinç ve heyecanla haykırdım: "Aaa, arkadaşlar! Şaban'a bakın. İnek Şaban'ı gördünüz mü?"

     Kemal Sunal, benim bu çığlığımı duyunca, kafasını bize doğru çevirip baktı. Ben de, onun filmlerdeki sempatik tavırlarını düşünerek, o efsane komik gülüşünü yakalayabilmek umuduyla, sevinçle el salladım.

     Sonra ne mi oldu? 

     Kemal Sunal, yüzünü buruşturup bir şeyler mırıldanarak, elinin tersini öfkeyle sallayıp bizi kovaladı.

     Bizde renk mosmor oldu elbette. Hemen oradan uzaklaştık.

     Ne zaman Kemal Sunal'ın bir filmine denk gelsem, bu naif olayı hatırlar ve gülümserim.

     İlk gençliğimdeki bu ham tavrımdan dolayı utanır, değerli Kemal Sunal için Allah'tan rahmet dilerim.


          Polat ONAT
          Anı Denizi -1

15 Mayıs 2016 Pazar

Selimiye Veteriner Lisesi Gurur Tablosu

     

     Mezunu olmaktan onur duyduğum, 
İstanbul Selimiye Veteriner Lisesindeki büyüklerimizin, beni okulun "Gurur Tablosu"na almaya layık gördüklerini öğrendim. 

     Mezuniyetimin 20.yılında gelen bu hoş sürprizde, emeği geçenlere teşekkür ederim.

23 Nisan 2016 Cumartesi

Batman Müzesi Fotoğrafları

Batman Müzesi Fotoğrafları


Batman Müzesi Fotoğrafları



Batman Müzesi Fotoğrafları



Batman Müzesi Fotoğrafları



Batman Müzesi Fotoğrafları



Batman Müzesi Fotoğrafları






























Batman Müzesi Fotoğrafları


20 Nisan 2016 Çarşamba

Kitapsever Öğretmen'den "Şiir Madalyonunun Gizemi" Yorumu



'Şiir Madalyonunun Gizemi' adlı şiirli masal kitabıma, beğenilerini ifade eden 'Kitapsever Öğretmen' rumuzlu instagram hesabındaki yorum için, teşekkür ederim:

"Bu kitabı öğrencilerim okusun diye iki yıl önce almıştım. Görünce dayanamayıp aldığım bu kitabı okumak ve okutmak için en uygun zaman 4. sınıf diye karar verip, bugüne kadar da okumadan beklettim. 

Kitaptaki hikâyenin konusu çok güzel ve oldukça da farklı geldi bana. Okurken hikâyedeki bazı olaylar Yüzüklerin Efendisi filminin sahnelerini hatırlattı desem sanırım macera dolu ve adından anlaşıldığı gibi de şiir dolu bir hikâye okumuş olduğumu tahmin edersiniz. 

Kitabı okuduktan sonra insanın şiir yazası geliyor. Çocukları şiir yazmaya, okumaya teşvik edecek bir hikaye aynı zamanda. Kitapta olaylar anlatılırken okuyan kişi de olaylara ve hikâyeye, yazması için ayrılan bölümlerle dahil oluyor ki, sanırım kitabı sevme nedenlerimden biri de buydu. Kitaptaki çizilen resimlerin güzelliği de kitabı beğenmemin sebeplerinden bir başkası oldu. Uzuuuuun lafın kısası, keyifle okuduğum bu kitabı 9 yaş ve üzeri yaşta olan herkesin okumasını tavsiye ederim."

17 Nisan 2016 Pazar

Gözlemler Tespitler -1 (Düşmanlarımızın Söylediği)


     Düşmanlarımızın her söylediğinin tam tersini yapmak, her zaman en mantıklı seçenek değildir. 

     Çünkü düşmanımızda biraz zeka varsa, bizim tam tersini yapacağımızı öngörerek kendi tercihini belirleyecek ve açıklayacaktır.

     POLAT ONAT

14 Nisan 2016 Perşembe

Kıyamet Günlüğü Soruları



- Dünyamızın uydusu Ay'a, hızla çarpacak bir göktaşının ne etkileri olabilir?

- Doksan dokuz gün sonra kıyametin kopacağı kesin olarak açıklanırsa, insanların psikolojileri ve davranışları nasıl bir değişime uğrar?

- Genetik mutasyon çalışmalarının, faydaları ve zararları nelerdir?

- Global olarak sistemli şekilde örgütlenmiş bir siber devlet mümkün mü?

- Tüm insanlar, her yıl rutin olarak bir günlüğüne hapse atılsaydı neler olurdu?

- Sanal zekalarla donatılmış robotların, günlük hayatta insanların hizmetinde kullanımının olumsuz hangi yönleri olacak?

- İnsanların evlenmesinin mecburi olduğu bir dünya nasıl olurdu?

Bu ve buna benzer sorularının cevaplarının hepsi bu romanda:

KIYAMETE SON 99 GÜN

Polat Onat'ın kaleminden... Tuti Kitap etiketiyle... 
Pek Yakında...


8 Mart 2016 Salı

Vietnam / Wislawa Szymborska


VİETNAM

“Kadın, adın nedir?” 
“Bilmiyorum.”
“Yaşın kaç? Nerelisin?” 
“Bilmiyorum.”
“Niçin o tüneli kazıyordun?” 
“Bilmiyorum.”
“Ne zamandır gizleniyorsun?” 
“Bilmiyorum.”
“Niçin ısırdın parmağımı?” 
“Bilmiyorum.”
“Bizden sana zarar gelmeyeceğini bilmiyor musun?”
“Bilmiyorum.”
“Kimin tarafındansın?” 
“Bilmiyorum.”
“Bu bir savaş, seçimini yapmalısın?” 
“Bilmiyorum.”
“Köyün hâlâ yerinde duruyor mu?” 
“Bilmiyorum.”
“Şunlar senin çocukların mı?” 
“Evet.”

     Wislawa Szymborska
            (1923 - 2012)


26 Ocak 2016 Salı

'Kıyamete Son 99 Gün' Romanımın Tanıtım Yazısı


'Kıyamete Son 99 Gün' 
Romanımın Tanıtım Yazısı

            *** 2 Aralık 2029 akşamında, bilimsel olarak ispatlı, şok bir haber, bütün dünyaya dalga dalga yayıldı: "Kıyametin kopmasına doksan dokuz gün kaldığı kesinleşti."

            *** Dünyada, akla, hayale gelmeyecek bir kaos zincirinin oluşacağı ve insanlık tarihi boyunca beklenmiş tüm gizemli kehanetlerin, tek tek ortaya çıkacağı, son evre.

            *** Birbirinden tuhaf nitelikte, altı tane nadide kitabın rehberliğinde keşfedilmeye çalışılan, gizemli ve acımasız bir metafizik varlık: Lucipen.

            *** Cinayet ve intihar arasındaki sınır çizgilerinin belirsizleştiği, tüyler ürpertici nitelikte vahşet içeren, birbiriyle bağlantılı beş kanlı olay.

            *** Ateş, alev ve duman gibi faktörlerin, farklı zamanlarda belirsiz güçler vasıtasıyla, kendisine karşı oluşturduğu tuhaf olayların nedenini keşfetmeye çalışan, hayatını 'Esma-ül Hüsna'lar hakkında şiirler yazmaya adamış, münzevi bir şair.

            *** 18. yüzyılda yaşamış, İngiliz, mistik vizyoner William Blake ile 12. yüzyılın en önemli mutasavvıfı Muhyiddin İbn-i Arabi'nin kavramsal kabullerinin çatışması çerçevesinde, gizemlerle örülü bir ruhsal boyutu yansıtan, şeytani yol ile rahmani yol arasındaki zıtlıklarla hız kazanan, son derece heyecanlı bir kitap.
             
            *** Farklı kısımlarında içerdiği, on bir farklı youtube video linki vasıtasıyla, okurlarıyla interaktif iletişimin olanaklarını da kullanan, tamamen benzersiz bir distopik roman.

                 
                        POLAT ONAT


20 Ocak 2016 Çarşamba

"Kıyamete Son 99 Gün" Romanımdan Bir Bölüm


     İki yıldır üzerinde çalıştığım ve bir ay içinde yazımını bitirmeyi planladığım, yeni romanım "Kıyamete Son 99 Gün"den, tadımlık bir bölüm:



            77.GÜN       16 Şubat 2030       Cumartesi / 17.20         



            Öğlen yemeği esnasında, aşçım Edimah, ürkütücü bir olaydan bahsetti. İlk başta inandırıcı gelmedi. Ancak, dünyanın yok olmasına yirmi üç gün kala, her şeyin mantıklı bir çerçevede seyretmediği zaten belli. Bu nedenle, anlattıklarına yeterince ikna olduğumu belirtebilirim.


             Söylenenlere bakılırsa, şehrin büyük mezarlığından tuhaf sesler geliyormuş. Yer altından gelen uğultuların son birkaç gündür daha da arttığına, o çevrede oturan kişilerin hepsi şahitmiş. Ölülerin, yattıkları mezarda, kıyametin yaklaştığını hissedebileceklerine pek ihtimal vermiyordum. Fakat son zamanlarda, benim ummadığım ve beklemediğim o kadar çok olay gerçekleşmişti ki.

            İçimde, bu söylentiyi araştırma isteği uyandı. Evdeki herkes, artık sokağa çıkmanın, büyük ölüm tehlikesi oluşturduğunu öne sürerek, mezarlığa gitme isteğime karşı çıktı. Ama onları dinlemedim. Hiçbir riskin gözümü korkutmayacağı bir çizgide yaşamak, eskiden beri ideallerimden biriydi. Muhtemel vahşi hayvan ve insan saldırılarına karşı, tedbir olarak yanıma bir tabanca aldım. Oksijen maskemi takmayı unutmadım.

            Dışarı çıktığımda, karşımda neredeyse bir hayalet şehir vardı. Hemen hiçbir hayat belirtisi göze çarpmıyordu. Yol boyunca karşılaştığım bütün bitkiler kurumuştu. Gri bir hava,  toz, is, pus, duman. Ürkütücü ve sürreal bir ıssızlık tablosu, neredeyse somut olarak karşımda vücut bulmuştu.

            Kaldırımlara dikilmiş olan ve çevredeki parklarda mevcut ağaçların önemli bir kısmı tamamen kuruyarak yıkılmıştı. Kalanlar ağaçlar da kendi kendine aniden devriliveriyorlardı. Ara sıra, koca bir ağacın yere devrilmesinden oluşan ani gürültü haricinde, çevrede başka hiçbir ses yoktu.

            Mezarlığa yaklaştığımda bir başkalık hissettim. Duyduğum şeyi ses olarak tanımlamam, tam bir doğruluk içermeyebilir. Uğultu tabiri daha yerinde olacaktır. Dipten gelen, yeraltından yükselen tuhaf bir uğultu.

            Mezarlığın görkemli demir kapısı kapalıydı. İterek açtığımda, kısmen paslanmış menteşelerden, mevcut uğultuda bile duyulan bir gıcırtı yükseldi. İrice birkaç fare hızla kaçışıp, aniden gözden kayboldu. Cebimdeki tabancayı yoklayarak içeri girdim. Göz alıcı bir simetrik düzenle, ufka kadar uzanan on binlerce mezar taşının iç karartıcı kasvetini iliklerime dek hissederek yürümeye devam ettim. Yüzlerce yıldır bu mezarlıkta yatan ıssız kalabalığın görkemi, adeta ruhuma işliyordu. Mezarlığın içlerine doğru ilerledikçe mevcut uğultu artıyor, beraberinde, zemindeki toprağı hafifçe kıpırdatan bir titreşim oluşturuyordu.

            Mezarlıktan yükselen bu apaçık uğultu, sanki her dakika artıyor gibiydi. Ölülerin sabırsızlığı mıydı bu? Kıyametin yaklaştığını duyumsayan cesetlerin mezarlarına sığamayışı mıydı? Tekrar dirilişi arzulayan geçmiş insanların sevinç çığlıkları mıydı bunlar? Ya da mahşere kavuşmayı istemeyen kötücül ruhların, pişmanlıkla yalvararak ağlarken çıkardıkları hıçkırıklar mı? 

            Aniden şaşkınlığım daha da arttı. Çünkü az ilerde, kocaman görkemli yelesiyle irice bir aslan dikkatimi çekmişti. Rahatça yayılmış oturuyordu. Beni görünce hiç istifini bozmadı ve kıpırdamadı. İnanamayan gözlerle, daha da yaklaşarak baktım. Yanlış görmüyordum. Aslanın hemen yanı başında bembeyaz, pamuk gibi bir kuzu da vardı. Minicik kuzu, aslana sürtünerek yakın çevresinde koşturup duruyor, sanki onunla oyun oynuyordu. Devasa aslan ise kuzuyla hiç ilgilenmiyor, oturduğu yerde istirahatine devam ediyordu.

            Gördüklerim ve duyduklarım bana yetmişti. Hızlı adımlarla eve dönmek için yürürken, hafif bir yağmurun çiselemeye başladığını fark ettim. Gökyüzü, milyonlarca yıldır yoldaşlık yaptığı yeryüzünün bu can çekişen haline, sanki ağlıyor gibiydi.

                    POLAT ONAT



30 Aralık 2015 Çarşamba

Sandalye (Kısa Hikaye)


SANDALYE

         Z.'nin eski nişanlısının düğünündeki sandalyeler ile, Z. için yapılan taziyedeki sandalyelerin aynı marka olduğunu, fark edemedi hiç kimse.

                       Polat Onat


30 Kasım 2015 Pazartesi

29 Kasım 2015 Pazar

Fotoğraf / Melih Cevdet Anday


FOTOĞRAF

Dört kişi parkta çektirmişiz,
Ben, Orhan, Oktay, bir de Şinasi...
Anlaşılan sonbahar
Kimimiz paltolu, kimimiz ceketli
Yapraksız arkamızdaki ağaçlar...
Babası daha ölmemiş Oktay’ın,
Ben bıyıksızım,
Orhan, Süleyman Efendiyi tanımamış.

Ama ben hiç böyle mahzun olmadım;
Ölümü hatırlatan ne var bu resimde?
Oysa hayattayız hepimiz.

MELİH CEVDET ANDAY
(1915 - 2002)

25 Kasım 2015 Çarşamba

Eksik Parça Belgeseli / Taşra Bölümü Fragmanı (VİDEO)

Konuklarımdan biri olduğum, Eksik Parça belgeseli,
27 Kasım 2015 Cuma günü, saat: 12.30'da 
TRT-HD kanalında yayınlanacak.



Eksik Parça belgeselinin "Taşra" temalı,
6. ve son bölümünün fragmanı.