3 Şubat 2026 Salı

POLAT ONAT’IN “LANETLİ KASABADAN KAÇIŞ” ROMANININ İNGİLİZCEYE ÇEVİRİLMESİ SÜRECİNDE DİNAMİK EŞDEĞERLİĞİN ARAŞTIRILMASI / PELİN TIK

 

POLAT ONAT’IN “LANETLİ KASABADAN KAÇIŞ” ROMANININ 
İNGİLİZCEYE ÇEVİRİLMESİ SÜRECİNDE  
DİNAMİK EŞDEĞERLİĞİN ARAŞTIRILMASI
 
PELİN TIK

Polat Onat'ın "Lanetli Kasabadan Kaçış" adlı eseri, yazarın karanlık ve gizemli atmosferi ustalıkla kullandığı bir roman çalışmasıdır. Bu eser, modern Türk edebiyatında kendine özgü bir yeri olan yazarın bibliyografyasının önemli bir parçası olarak öne çıkmaktadır. Roman, bireyin iç dünyası ve dış dünyanın zorluklarıyla mücadelesini, fantastik ve gerilim öğeleriyle harmanlayarak anlatır.


Eser ayrıca gizemli bir kasabada gerçekleşen olayları ve bu kasabadan kaçışı anlatır. Kasabanın lanetli olduğu söylentileri, sakinlerinin gizemli davranışları ve kaybolmaları romanın temelini oluşturan unsurlardır. Yazar, okuyucuyu kasabanın sırlarını çözmek için bir yolculuğa çıkarırken, aynı zamanda insan psikolojisine dair derin gözlemler de sunar. Karakterlerin iç dünyaları, yaşadıkları çatışmalar ve korkularıyla yüzleşmeleri romanın dikkat çeken yönleri arasındadır. Polat Onat edebiyata şiirle giriş yapmış ve daha sonra çeşitli türlerde eserler vermeye devam etmiştir. "Lanetli Kasabadan Kaçış" yazarın roman alanındaki ustalığını gösteren eserlerden biridir.


Bu yazımda Polat Onat'ın hayatından ve Lanetli Kasabadan Kaçış adlı romanının içeriğinden bahsettim. Lanetli Kasabadan Kaçış romanını çevirirken neden Dinamik Eşdeğerlik Teorisi'ni seçtiğimi örneklerle açıkladım.

 

1. YAZARIN HAYATI

Polat Onat, 21 Ekim 1979'da İstanbul'da doğdu ve babasının işi nedeniyle çocukluğunu bu şehirde geçirdi. Ancak asıl kökeni Bursa'dır. İlkokula Bursa'da başladı, eğitimine Gümüşhane'de devam etti ve 1990 yılında Isparta'nın Şarkikaraağaç ilçesindeki Atatürk İlkokulu'ndan mezun oldu. Ortaokulu da 1993 yılında Şarkikaraağaç'ta bitirdi.

Lise eğitimine Samsun Veteriner Sağlık Meslek Lisesi'nde başladı ve ardından İstanbul Selimiye Veteriner Sağlık Meslek Lisesi'ne geçti. Liseyi 1996 yılında parasız yatılı olarak bitirdi ve aynı yıl Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği bölümünü kazandı.


Üniversite yıllarında Elazığ Karakoçan İlçe Tarım Müdürlüğü'nde Veteriner Sağlık Teknisyeni olarak memuriyet hayatına başladı ve 2000 yılında üniversiteden mezun oldu. 2002 yılında Erzurum/Ilıca'da kısa dönem askerliğini tamamladı.

2003 yılında öğretmenlik kariyerine başlamak için başvuruda bulundu ve Batman'daki Sakarya İlkokulu'na sınıf öğretmeni olarak atandı. 2010 yılından itibaren Batman Zübeyde Hanım İlkokulu'nda göreve başladı.

Yazar Onat 2000 yılında şiir yazmaya ve yayınlamaya başladı. 2004 yılına kadar şiirleri ve edebi yazıları Varlık, E, Heves, Başka ve daha birçok edebiyat dergisinde yayınlandı. 2002 yılında Rıfat Ilgaz Şiir Ödülü'nü kazandı.

2005 yılından sonra dergilerde ürünleriyle yer almayı bırakıp edebiyat dergilerini sadece okuyucu olarak takip etmeye karar verdi. İlk kitabı 'Son' 2009 yılında yayımlandı.

2013 yılında beş şiiri İngilizceye çevrilerek George Messo editörlüğünde 'Turkish Poetry Today' seçkisinde yayımlandı. 2017 yılında "Karanlık Kahvaltı" adlı dosyasıyla İsmet Kemal Karadayı Şiir Ödülü'nü aldı.

2018 yılında Nuri Bilge Ceylan'ın "Ahlat Ağacı" filminde kaynak yazarlar arasında yer aldı.

Polat Onat bugüne kadar 8 roman, 13 öykü, 6 şiir kitabı, 4 deneme ve 16 çocuk kitabı olmak üzere birçok eser yayımladı.

 

2.KİTABIN KONUSU

Kahramanımız Dorbu, sıradan bir hayat yaşayan ve çiftlik işleriyle ilgilenen bir ailenin çocuğuydu. Annesi bir sabah onu uyandırdığında, annesinin çok öfkeli olduğunu fark etti. Bu Dorbu'ya garip geldi çünkü annesini daha önce hiç bu kadar öfkeli görmemişti. Çiftlik işlerinde yardımcı olmak için yıllardır onlarla birlikte çalışan bir adam vardı, adı Serher'di. Ona yardım etmek için Serher'in yanına gitti, ancak Serher de çok saldırgan bir şekilde konuşuyordu. Dorbu bu olayları şaşkınlıkla izlerken tuhaf bir şey oldu. Serher elindeki küreği ahırdaki küçük buzağının başına indirerek hayvancağızı vahşice öldürdü.


Dorbu gördükleri karşısında şaşkına döndü. Hızla oradan kaçıp babasına yanına gitti ve tüm olanları anlattı. Babası çiftlikteki bozuk traktörü tamir ediyordu. Dorbu tüm bunları anlatmaya çalıştığında, elindeki İngiliz anahtarını sinirli biçimde Dorbu'ya fırlattı. Dorbu, evdeki herkesin bir anda bambaşka insanlara dönüştüğünü ve onlarla kalmaya devam ederse başına kötü şeyler geleceğini anladı. Daha sonra verandada oturan köpeği Kumral'ı da yanına alarak evden uzaklaştı. Yolda en yakın arkadaşı Kensan ile karşılaştı.


Kensan'ın bu olanlara çok şaşıracağını düşünüyordu ancak Kensan da benzer tuhaflıklar yaşamıştı. İki arkadaş yağmurda üşüdükleri için yakınlardaki bir kafeye gittiler. Kafe ilk başta çok sessiz görünüyordu ama sonra mutfaktan ürkütücü tıkırtı sesleri gelmeye başladı. Sesler yoğunlaşmaya başlayınca kafenin sahibi olan Laper kalktı ve mutfağa doğru yöneldi. Kadın çalışan mutfak tezgâhına kendi kafasını defalarca vuruyordu, sonra kadın bayıldı ve yere düştü. Laper, tüm bu olanların şokunu atlatmak için Kensan ve Dorbu'nun yanına gitti, sandalyeye oturdu. Aralarında konuşurken arkadan bir bıçak Laper'in vücudunun ortasına saplandı. Mutfaktaki baygın kadın kendine gelip çılgınca davranarak Laper'i öldürdü. Kensan ve Dorbu, Kumral'ı da yanlarına alarak oradan kaçtılar.


Yolda bir arabayla karşılaştılar, araç üzerlerine doğru geliyordu. Kenara çekilseler bile, tamamen beladan kurtulmuş değillerdi. Arabadan inen adam, bagajdan bir tüfek çıkarıp onlara ateş etmeye başladı. Dorbu ve Kensan ormana doğru koşarak kaçmayı başardılar. Daha sonra ormanda ilerlerken ağaçların kesilme seslerini duymaya başladılar. Karşılarına bir oduncu çıktı ve elindeki baltayla onlara saldırdı. Amacı açıktı, onları öldürmek istiyordu. Kensan ve Dorbu, adamın zombiye dönüştüğünü fark ettiler. Kavgadan sonra Dorbu, adamın kafasına baltayla vurarak onu öldürdü.


Kensan gördüklerine inanamıyordu, arkadaşından böyle bir şey beklemiyordu. Dorbu, arkadaşının ve kendi hayatını kurtarmak için tüm bunları yapmıştı fakat şimdi Kensan yüzünden kendini huzursuz hissediyordu. Vicdanı ve hayatı arasında sıkışmıştı. Bu üçlüyü bekleyen daha birçok tuhaf macera vardı. Acaba bu lanetli kasabadan kaçabilecekler miydi?

 

3. ÇEVİRİDE NEDEN DİNAMİK-İŞLEVSEL EŞDEĞERLİK KURAMI’NI SEÇTİM?

Nida, Dinamik-İşlevsel Eşdeğerlik Kuramı'nda kaynak metnin dili ile hedef metnin dilinin eşdeğer olması gerektiğini savunmuştur, ancak Nida'ya göre yapıdan önce orijinal metnin anlamına ve ruhuna odaklanılması gerektiğine inanmıştır. Anlamın önemini vurgulamak için E. Nida, "Dinamik eşdeğerliğin amacı, hedef dilde kaynak dil mesajının en yakın doğal eşdeğerini, önce anlam açısından, sonra da üslup açısından üretmektir." demiştir. (Nida, 1982) Bu nedenle, kaynak dildeki okuyucunun ve hedef dildeki okuyucunun aynı duyguları anlaması ve hissetmesi onun için bir öncelikti.


Çevirdiğim “Lanetli Kasabadan Kaçış” adlı roman, korku ve gerilim odaklı bir kitaptır. Bu kitabı okurken okuyucu bazen çok heyecanlanır, bazen çok korkar ve bir sonraki sayfa okuyucuda merak uyandırır. Dinamik Eşdeğerlik Kuramı, bu tür bir romanı çevirmek için en uygun seçenektir.


Örneğin, "Ufak at da civcivler yesin." Cümlenin İngilizcede tam bir karşılığı yoktur, ancak İngilizler bir konu abartılarak anlatıldığında "You make a mountain out of a molehill."(s.72, satır. 809) derler. Bu cümleyi kullanırlar. Ben de çevirimi yaparken bu ifadeyi kullandım. Dolayısıyla, Dinamik Eşdeğerlik Kuramı'na uygun olarak, kaynak dildeki cümlenin hedef dildeki en iyi karşılığını aradım.


"Yayıncılardan telif ücretimizi alana kadar göbeğimiz çatlıyor." "Our belly is cracking" cümlesi Türkçede kullanılan bir ifadedir. İngilizler, bu cümleye benzer olan "sweating bullets" ifadesini kullanırlar. Bu yüzden "We're sweating bullets until we receive our royaltyties from the publishers."(s.71, satır. 800) Ben bunu şu şekilde çevirdim. Bu cümleyi çevirmede biraz zorlandım çünkü anlam açısından aynı anlamı sağlayan bir ifade bulmam biraz zaman aldı. Yapısal farklılıklar olsa da anlamsal bütünlük korundu.


Zorlandığım bir diğer örnek ise "Biz AFAD mıyız kardeşim!" oldu. Bir cümle var. Bu cümleyi "Biz FEMA mıyız kardeşim!" (s.75, satır 853) ile tekrarlayın. Ben şöyle çevirdim: Türkçe'de "AFAD" (Afet ve Acil Durum Yönetim Kurumu) terimi Amerika'da FEMA'ya (Federal Acil Durum Yönetim Ajansı) karşılık gelse de, bu terimler arasında kültürel, hükümetsel ve örgütsel farklılıklar olabilir. Bu nedenle terimleri yalnızca karşılıklarına göre değil, aynı zamanda hedef dilin kültürel ve kurumsal bağlamına uygun olarak çevirmek zorunda kaldım.


Dinamik eşdeğerlik teorisi, metnin orijinal mesajını hedef dilde okuyucuya iletmeyi amaçlar. Bu nedenle, çeviri yalnızca kelime kelime değil, aynı zamanda cümlenin ve metnin genel anlamını da korumaya odaklanır. Bu durumda, cümlenin anlamını doğru bir şekilde anlamam ve hedef dilde uygun şekilde yeniden ifade etmem gerekiyordu. Başka bir örnek, "Kurtulduk dostum, kurtulduk!" cümlesini İngilizceye çevirirken Dinamik Eşdeğerlik Kuramı'nı kullanmak, hedef dildeki okuyucular üzerinde aynı duygusal etkiyi ve anlamı yaratmayı amaçlar. Dinamik Eşdeğerlik, orijinal metnin hedef dil okuyucusu üzerindeki etkisini ve duygusal tepkisini yansıtır. Bunu mümkün olduğunca yakın bir şekilde yeniden yaratmayı amaçlar. Bu yaklaşım, kelimesi kelimesine çeviriden ziyade anlamı ve duyguyu korumaya odaklanır.


Bu cümlede, "Kurtulduk dostum, kurtulduk!" ifadesi kurtuluş ve rahatlamanın yoğun bir duygusal ifadesini aktarır. Bu ifadenin Türkçedeki duygusal yoğunluğunu ve karakterler arasındaki samimiyeti İngilizceye aktarırken, hedef dilin kültürel ve dilsel normlarına uygun bir ifade seçmeye de çalıştım. Bu nedenle, hedef dil okuyucularının metni okurken benzer bir duygusal tepki ve anlam derinliği deneyimlemesini sağlamak için Dinamik Eşdeğerlik kullanmak önemlidir.


Örneğin, Türkçedeki bu ifade İngilizceye "Başardık dostum, başardık!" (s.19, satır 134) olarak çevrilebilir. Bu çeviri, hedef dilde benzer bir rahatlama ve sevinç duygusunu ifade ederken, aynı zamanda karakterler arasındaki dostça tonu ve samimiyeti de koruyor. Dinamik Eşdeğerlik Teorisi'ni kullanırken, bu tür nüansları dikkate alarak, orijinal metnin hedef dilde okuyuculara sunduğu deneyimi yeniden yaratmayı amaçladım.


Nida'nın Teorisi'ne göre, metindeki kültürel referanslar, deyimler ve atasözleri gibi unsurlar, hedef kültüre uygun şekilde uyarlanmalı veya açıklanmalıdır. Örneğin, "Bir elin nesi var, iki elin sesi var." ifadesi kullanıldı. Bu cümleyi "Bir elde ne var, iki elde ses var." (s.21, satır 152) olarak çevirdi. Anlam açısından tam anlamı veriyor, ancak yapısı kaynak dildekiyle aynı değil. Ancak, Dinamik Eşdeğerlik Teorisi'nde, cümlenin anlamının hedef dile aktarılması, cümle yapısından daha önemlidir.


Nida'nın yanı sıra, birçok dilbilimci ve çevirmen Dinamik Eşdeğerlik hakkında olumlu görüşlere sahiptir, örneğin Christiane Nord, (Nord, 2005) "Dinamik eşdeğerlik, çevirmenin hedef dilde eşdeğer bir etki yaratmak için yalnızca kaynak metnin dilsel yönlerini değil, aynı zamanda kültürel ve iletişimsel işlevlerini de dikkate almasını gerektirir." sözlerini söyledi.


"Dinamik eşdeğerliğin amacı, kaynak metnin biçiminden önemli sapmalar gerektirse bile, hedef kitle üzerinde orijinal metnin hedef kitlesi üzerinde yarattığı etkiyle aynı etkiye sahip bir çeviri üretmektir." Bu sözleri söyleyen Peter Newmark da bu teorinin önemli destekçilerinden biriydi.


Başka bir örnekle, "Eyvah, şimdi ayvayı yedik!" cümlesi eklenmiştir. İngilizcede, "Oh no, we are in hot water now." (s.22, satır 167) veya "Oh no, we are in trouble now." birinin zor durumda olduğunu ifade etmek için kullanılabilir. Bu nedenle, daha esnek bir çeviri teorisidir.


Son örnekte olduğu gibi, "Çıkmadık candan umut kesilmezmiş." cümlesi "Hope springs eternal." (s.76, satır 862) olarak çevirdim. Bu çeviri için en iyi seçim Dinamik Eşdeğerlik Teorisi'ydi. Bunun nedeni, Dinamik Eşdeğerlik Teorisi'nin çevirinin hedef dildeki orijinal metnin anlamını ve etkisini koruduğunu vurgulamasıdır. "We didn't leave, hope is never lost." Cümlenin Türkçede derin bir anlamı vardır; umudun ve inancın gücünü vurgular. "Hope springs eternal." İngilizce çevirisi de benzer bir derinlik ve anlam taşır. Bu çeviri, orijinal cümlenin duygusal ve anlamlı içeriğini korur.


Dinamik eşdeğerlik kuramı, çevirinin yalnızca kelime kelime değil, aynı zamanda ifade ve duygu için de eşdeğerlik elde etmesi gerektiğini ileri sürer. "Umut sonsuzdur." İfade, umudun sürekli ve devam eden bir güç olduğunu vurgular ve bu, Türkçe cümlenin ifade ettiği duygusal tonla uyumludur.


Dinamik eşdeğerlik kuramı, çevirinin iletişimsel etkisini korumayı önemser. Bu çeviri, umudun gücünü bir İngilizce konuşana açıkladığında aynı duygusal etkiyi yaratır. Bu nedenle, çeviri hedef dilde orijinal metnin iletişimsel etkisini korumayı başarır.

 

4. DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Sonuç olarak, Lanetli Kasabadan Kaçış'ı çevirirken Dinamik Eşdeğerlik Kuramı'nı tercih ettim. Bu karar, metnin dilsel yapılarını yeniden canlandırırken aynı zamanda hedef dildeki okuyucular için duygusal yankısını ve anlamsal bütünlüğünü artırma arzusuna dayanmaktadır. Şiir ve kurgu gibi güçlü duygusal içeriğe sahip edebi eserleri çevirirken bu ilkenin uygulanması çok önemlidir. Okuyucuların bu sözcüklere yanıt olarak yaşadıkları duygusal deneyimler ve tepkiler bu tür yazıların gücünde rol oynadığından, önemli olan yalnızca sözcüklerin gerçek anlamı değildir.


Hedef kitlenin kültürel ve dilsel özelliklerine uygun, karşılaştırılabilir bir duygusal ve anlamsal deneyim sunma amacım, Dinamik Eşdeğerlik Teorisi'ni seçmemin bir diğer nedenidir. Bu yöntem, çevirmene orijinal metnin duygusal yoğunluğunu, tonunu ve ruh halini hedef dile doğru bir şekilde çevirmek için daha fazla yaratıcı özgürlük verirken aynı zamanda prosedürel esnekliği de artırır. Metni kelimesi kelimesine veya daha titiz çeviri teknikleriyle çevirirken bu küçük ayrıntıları kaybetme olasılığı önemlidir.


Dinamik Eşdeğerlik, hedef dilin okuyucuları üzerindeki orijinal metnin etkisini ve duygusal tepkisini en iyi şekilde yansıttığı için bu yaklaşımı tercih ettim ve kullandım. Bu yaklaşım, hedef dilin okuyucularına orijinal eseri okuyan bireylerinkine benzer bir deneyim sunarken metnin duygusal etkisini, kültürel unsurlarını ve derin önemini korur. Dinamik Eşdeğerliğin temel amacı, duygu ve anlamı koruyarak metni çevirmektir. Bu nedenle hedef dildeki okuyuculara mümkün olan en gerçekçi ve zengin çeviri deneyimini sunmayı amaçlar. Bu teori, bir metni hedef dile anlamını koruyarak çevirmek ve hedef kitleye materyali başlangıçta tasarlandığı gibi deneyimleme fırsatı vermek için çeşitli stratejiler sunar.


Dinamik Eşdeğerlik Teorisinin çeviride uygulanması, kaynak ve hedef diller arasındaki dilsel ve kültürel uçurumların üstesinden gelmek için önemli bir mekanizmadır. Türkçeden İngilizceye çevrilen çok sayıda günlük ifade ve cümlenin analizinden, teorinin kaynak metnin ruhunu ve anlamını çeviride aktarmayı garantilemede önemli olduğu açıktır.


Verilen örnekler, çevirinin sadece dil değiştirmeden ibaret olmadığını gösteriyor; aynı zamanda kültürel tuhaflıkların, günlük deyimlerin ve bağlamsal önemin kapsamlı bir şekilde anlaşılmasını da gerektiriyor. Çevrilen her kelime, dinamik eşdeğerlik kavramlarını akılda tutarak hedef kitleye hitap ederken orijinal metnin bütünlüğünü korumak için dikkatlice seçiliyor.


"Yayıncılardan telif hakkımızı alana kadar ter döküyoruz," (s.71, satır 800) ödemeyi beklerken yaşanan kaygı ve gerginliği ustaca yakalıyor; "ter döküyoruz" ifadesi bu hissi başarıyla iletmeye yarıyor. Benzer şekilde, İngilizce konuşanlar için "Ufak at da civcivler yesin!" (s.72, satır 809) "Köstebeği dağa çeviriyorsun" şeklinde tercüme edilerek abartı hissini etkili bir şekilde aktarıyor.


Dahası, hedef dilde kültürel anlamı korumak için değiştirilmiş deyimsel deyimlere örnekler şunlardır: "FEMA mıyız, kardeş!" (s.75, satır 853) ve "Umut sonsuzdur." (s.76, satır 862) Bu ifadeler, hedef ve kaynak kültürler arasında bir köprü kurmaya yardımcı olan dinamik eşdeğerlik yoluyla yankılarını ve etkilerini korurlar.


Çeviri süreci ayrıca dilsel zorlukların üstesinden gelmeyi ve orijinal metnin özünü korumayı içerir. "Keskin sirke küpüne zarar", "kötü huy en çok sahibine zarar verir" (s.76, satır 867) olarak çevrilmiştir ve dilsel ve kültürel farklılıklara uyum sağlarken anlamı iletmenin önemini gösterir.


Bu projede verilen örnekler, çeviride dinamik eşdeğerliğin ne kadar esnek ve kullanışlı olduğunu göstermektedir. Deyimsel terimler, kültürel göndermeler veya duygusal iletişim açısından, teori dil ve kültürel farklılıklara uyum sağlarken anlamı korumak için bir çerçeve sunmaktadır.


Özetle, dinamik eşdeğerlik bize dilin boşlukları kapatma ve insanları bir araya getirme yeteneğini hatırlatır ve çeviri sanatında ve biliminde yol gösterici bir ilke görevi görür. Çalışmalarımızın empati ve iletişimin sınırsız olduğu bir dünyaya katkıda bulunmasını sağlamak için, biz tercümanlar doğruluk, kültürel duyarlılık ve etik davranışın en yüksek standartlarını korumaya devam edelim.

 

KAYNAKLAR

Huang, Y. P. (2010). Nida'nın Çeviri Kuramında "İşlevsel Eşdeğerlik" Üzerine Daha Fazla Tartışma. Xi'an Uluslararası Çalışmalar Üniversitesi Dergisi, 18, 101-104.

Newmark, Peter. "Bir Çeviri Ders Kitabı." Prentice Hall, 1988. Sayfa 85.

Nida, Eugene A. ve Charles R. Taber. Çeviri Kuramı ve Uygulaması. Leiden: Brill, 1982.

Nida, Eugene A. ve Charles R. Taber. Çeviri Kuramı ve Uygulaması. Leiden: Brill, 2004.

Nida, Eugene A. ve Jan de Waard. Bir Dilden Başka Birine: İncil Çevirisinde İşlevsel Eşdeğerlik. Nashville: Thomas Nelson, 1986.

Nord, Christiane. "Çeviride Metin Analizi: Çeviri Odaklı Metin Analizi İçin Bir Modelin Kuramı, Metodolojisi ve Didaktik Uygulaması." John Benjamins Yayıncılık Şirketi, 2005. s.26.

 

 EKLER Polat, Onat,(2023), Lanetli kasabadan kaçış, İstanbul, Q Yayınları, (1ᵗʰ edition)

 

Pelin TIK       

Mardin Artuklu Üniversitesi

 

https://haberedebiyat.com/pelin-tik-polat-onatin-romani-lanetli-kasabadan-kacisin-ceviri-surecini-yazdi/


https://www.haberlotus.com/polat-onatin-lanetli-kasabadan-kacis-romaninin-ingilizceye-cevrilmesi-surecinde-dinamik-esdegerligin-arastirilmasi/


Ömer Alkan, Polat Onat'ın yazdığı "Türkiye'nin Yaşayan En İyi Yazarı" romanını yorumluyor (Video)



Ömer Alkan, Polat Onat'ın yazdığı
"Türkiye'nin Yaşayan En İyi Yazarı"
romanını yorumluyor


"TÜRKİYE'NİN YAŞAYAN EN İYİ YAZARI" Psikolojik Roman @polat.onat'ın hünerli kaleminden müthiş bir roman... @fihr_ist Kitap etiketinin farkıyla... ☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆ “…Yaşadığım tuhaf durum, ani bir aydınlanma ve hızlı bir bilinç ışıması neticesinde olmadı. Yavaş yavaş şekillendi, aheste aheste vaziyetini duyurdu. Siz de takdir edersiniz ki bireyin, kendi şahsının var olmadığını anlaması ve kabullenmesi, öyle hemen yenilir yutulur cinsten bir durum değil…” Cem Balçöz “Türkiye’nin yaşayan en iyi yazarı” olduğunu iddia eden bir paranoid şizofreni hastasıdır. Kuzeni Tekcan ise ağır depresyonlu ve obsesiftir, etrafında gördüğü her şeyi sayma takıntısından muzdariptir. Bu iki hastanın da terapistliğini yürüten Doktor Nazife, hiç ummadığı bir şekilde şiddet sarmalıyla örülü, kıskançlıkla bezeli, tuhaf bir aşk üçgeninin ortasında bulur kendini. “Ahlat Ağacı” filminde Nuri Bilge Ceylan’ın, “Taşra Mektubu”na yaptığı referanslar ile gündeme oturan Polat Onat, özünde tutku dolu ve yazma eyleminin yüceliğine kökten bağlı bir yazar. “Türkiye’nin Yaşayan En İyi Yazarı”; Onat’ın edebi sınırları zorladığı ve karakterleri aracılığıyla yazarlık eyleminin kökenine inmek için keyifli ve trajikomik bir üslup sergilediği, şimdiden klasikler arasında kendine yer bulabilecek denli güçlü bir eser. Kısacası, sıkı bir edebiyat olayı. Bu değerli eseri Fihrist Kitap olarak siz okurlarımıza sunmanın mutluluğu ile. İyi okumalar. ☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆ #fihristkitap #türkiyeninyaşayaneniyiyazarı #polatonat #polatonatokurları #polatonatkitaplari #polatonatromanları #yenikitap #psikolojikroman #bookstagramturkey #bookstagram #instabook #instabookturkey #kitaptavsiye #yerliroman #romantavsiyesi #okudumbitti #kitapkurdu #kitapoku #cembalçöz #kitap #book #evdekalkitapoku #kitapaşkı
 

2 Şubat 2026 Pazartesi

Veysel Altunbay'ın "İnanılmaz Zaman Yolculukları" Değerlendirmeleri (Edebi Kitap)


Veysel Altunbay'ın 
"İnanılmaz Zaman Yolculukları" 
Değerlendirmeleri 
(Edebi Kitap)

Çok yönlü, geniş dünyalı, ilginç fikirli, çağdaş ve geleceğe hakim bir yazar olan Polat Onat onlarca kitabın yazarı olarak adeta günümüzün Ahmet Midhat Efendisi olarak gördüğüm bir isimdir.

Polat Onat 60’tan fazla eseri bulunan bir yazardır. Bu eserler içerisinde “İNANILMAZ ZAMAN YOLCULUKLARI” 2. Baskısını Kitap Ağacı Yayınları’ndan çıkarmıştır. Titizlikle hazırlanan eser ilgi çekici konulara değinmiştir. Ütopik olarak görülse de aslında gerçekliğinin yadsınamaz payını da yazar eserin sonunda açıklamıştır.

Zaman kavramı geri döndürülemez veya ileriye götürülemez diye inandırılmış olsak da neden olmasın sorusunun aslında cevabı niteliğinde olan eserde yer alan hikâyelere göz atalım;

 

Osmanlının ilk kurucusu Osman Bey’in yanına yolculuğa ne dersiniz? İlk öykü Hayat Memat Meselesi’nde Osman Bey’in çadırına giden bir zaman yolcusu ile başlıyor. Zeycenhan Osman Bey’e hangi adımları atması gerektiğini anlatıyor.

İkinci öykü “Geçmişotu’nda sırra vakıf olamayan Murat’ın dedesinden aldığı sihirli bir defterle başlıyor. Geçmişe götüren bir karışımın formülünün bulunduğu defteri dedesi torununa miras bıraksa da torunu Murat, karışımı nasıl kullanacağını bilemiyor.

Cezeri’nin Kara Kaplı Kitabı’nda gelecekten geçmişe uzanan uzaylılar tarafından seçilmiş kişilere verilen bilgiler yer alıyor.

Kara Delik Etkisi ile Türklerin çılgın deneyi ile uzay yolculuğuna çıkıyoruz.

Kehanet ve Kader ile yaşanılan birçok afet ve küresel kaosun aslında kader olmadığını okuyoruz.

Makarnacıdaki Işın Kılıcı ile Reşat Nuri Güntekin’in ölümünden yıllar sonra ortaya çıkması ve bir makarnacıyla edebiyat sohbetine gönülsüzce katıldığını görüyoruz. Nitekim Reşat Nuri açtır ve sadece yemek ister. Sonunda dayanamaz ve makarnacıya “Bırak gevezelik yapmayı da getir benim nevaleyi. Unutma; edebiyat karın doyurmaz!" diye bir gerçeğe değinir.

Marlon Brando olmak nasıl bir şey? Hikâyesinde Sanal Eğlence Yaşantı Paketi ile değişen hayatlar çok da uzak görünmüyor sanki.

Kaos Tamircisi Nevzuhal ile koşa koşa bir faciayı önlemeye gidiyorsunuz.

Ölümcül Telepati ile gelecekten geçmişe uzanan bir katil görüyoruz. Öyküde de anlatıldığı üzere yüzyıllar sonrasından yüzyıllar öncesine uzanan bir kelebek etkisi mümkün olamaz mı? Belki de bir insanın kurtardığı bir insan milyonlarca insanın katili olabilir.

Sahipsiz köpek öyküsünde akademisyen titizliği ile çalışan bir mezar taşı şiircisini okuyoruz.

Yine Mezar Taşı Şiircisi’nin sahipsiz köpekle olan başbakanlık serüveni diğer öyküyle devam ediyor.

Gelecekten Mesajlar gelecekteki bir gelecekten mesajlar filminin öyküsü mü? İç sesler gelecekten gelen yapay müdahale sesleri mi? Evet, karmaşık bir yapının çözümlenebilir öyküsüydü.

Venüs'teki Kırmızı Piramit ile Venüs yaşam doğasına uzanıp zamanımızdan çok uzaklara gidebiliyorsunuz.

 

Kehanet Mektubundaki Sır’da 2038 yılından gelen bir mektupla karışılacaksınız.

Robotların Özgürlüğü konusunda yazarın fikirleri doğrultusunda bir yazı okuyacaksınız. Mutfak robotlarından yapay zekâya kadar uzanan bir değini.

Ardından gizemli bir kapı aralanıyor, sanki gelecekten gelen şiirler ve eksantrik bir şekilde kitaba dahil oluyor.

Bilinmeyen Kapı’da Bay +:!;/:&;:) ile seyyar bir boyut kapısı konusunu ele alınıyor.


Eserde 17 öykü yer almaktadır. Kapak çalışması ve içerik olarak başarılı bir eser olan İNANILMAZ ZAMAN YOLCULUKLARI ufkunu genişletmek isteyenler için ideal bir eserdir.

 

Veysel Altunbay 

 

https://www.edebikitap.com/2024/06/inanlmaz-zaman-yolculuklar-polat-onat.html

 

"Türkiye'nin Yaşayan En İyi Yazarı" kitabını okumak (Video)


"Türkiye'nin Yaşayan En İyi Yazarı"
kitabını okumak

Hasan Bey'e teşekkür ederiz.

☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆ "TÜRKİYE'NİN YAŞAYAN EN İYİ YAZARI" Psikolojik Roman @polat.onat'ın hünerli kaleminden müthiş bir roman... @fihr_ist Kitap etiketinin farkıyla... ☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆ “…Yaşadığım tuhaf durum, ani bir aydınlanma ve hızlı bir bilinç ışıması neticesinde olmadı. Yavaş yavaş şekillendi, aheste aheste vaziyetini duyurdu. Siz de takdir edersiniz ki bireyin, kendi şahsının var olmadığını anlaması ve kabullenmesi, öyle hemen yenilir yutulur cinsten bir durum değil…” Cem Balçöz “Türkiye’nin yaşayan en iyi yazarı” olduğunu iddia eden bir paranoid şizofreni hastasıdır. Kuzeni Tekcan ise ağır depresyonlu ve obsesiftir, etrafında gördüğü her şeyi sayma takıntısından muzdariptir. Bu iki hastanın da terapistliğini yürüten Doktor Nazife, hiç ummadığı bir şekilde şiddet sarmalıyla örülü, kıskançlıkla bezeli, tuhaf bir aşk üçgeninin ortasında bulur kendini. “Ahlat Ağacı” filminde Nuri Bilge Ceylan’ın, “Taşra Mektubu”na yaptığı referanslar ile gündeme oturan Polat Onat, özünde tutku dolu ve yazma eyleminin yüceliğine kökten bağlı bir yazar. “Türkiye’nin Yaşayan En İyi Yazarı”; Onat’ın edebi sınırları zorladığı ve karakterleri aracılığıyla yazarlık eyleminin kökenine inmek için keyifli ve trajikomik bir üslup sergilediği, şimdiden klasikler arasında kendine yer bulabilecek denli güçlü bir eser. Kısacası, sıkı bir edebiyat olayı. Bu değerli eseri Fihrist Kitap olarak siz okurlarımıza sunmanın mutluluğu ile. İyi okumalar. ☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆ #fihristkitap #türkiyeninyaşayaneniyiyazarı #polatonat #polatonatokurları #polatonatkitaplari #polatonatromanları #yenikitap #psikolojikroman #bookstagramturkey #bookstagram #instabook #instabookturkey #kitaptavsiye #yerliroman #romantavsiyesi #okudumbitti #kitapkurdu #kitapoku #cembalçöz #kitap #book #evdekalkitapoku #kitapaşkı
 

1 Şubat 2026 Pazar

SİBEL GÜNEŞDOĞDU "Sıfırıncı Hasta" Kitabını Değerlendiriyor (YazarEvi)



SİBEL GÜNEŞDOĞDU 
"Sıfırıncı Hasta" Kitabını Değerlendiriyor

 

SİBEL HOCA’NIN BÜYÜTECİ – 

Sıfırıncı Hasta - Polat Onat

İnceleme: Sibel Güneşdoğdu


Merhabalar YazarEvi dostları, kitapların dünyasında huzur bulan edebiyat tutkunları…

Polat Onat’ın kaleminden; Spritüel Bilimkurgu türünde bir kitap; Sıfırıncı Hasta. Kitapta yer alan dokuz öykü, farklı kurgusuyla düşler ötesi dünyalara taşıyor okurunu.

İlk ve son öykü birbiriyle ilintili; başladığı gibi bitirmek istemiş yazar; Kaos Tamircisi ve Yeni Kaos… İki öykünün ana kahramanıysa Nevzuhal…

Kaos Tamircisi’nde kızı Şehvaz’ı uyandırmaya çalışan, bir yandan da kahvaltı hazırlayan bir anne görüyoruz; Nevzuhal’i… Her şey oldukça olağan. Derken…

“KT7... Acil durum! Hemen görev başı!”

Nevzuhal, gözünün önünde beliren dijital yazıyı okuyor. Anlıyoruz ki ne Nevzuhal sıradan bir kadın ne de yazarın kurguladığı dünya bilindik bir yer. Düşüncelerindeki sözler, otomatik olarak yazıya dökülüyor, Nevzuhal, göz bebeği hareketleriyle merkezle iletişimde; beynine yerleştirilmiş mikro işlemcili iletişim implantıyla...

Gönderilen mesajlar beyninde bir uyarı sesiyle gözünün önünde beliriveriyor. O günkü görevi, tanımı rapor edilen bir adamın 7/ E numaralı belediye otobüsüne binişini engellemek. Gelişmelerse öyküde…

Kalem Polisleri’nde Seul'de onkoloji hastanesinde memur Nutaf'la tanışıyoruz; hastaların kabulünü, kaydını yapıyor. Aynı zamanda üretken bir yazar. İş çıkışında evine dönüyor. Akşam yemeğini hızlıca atıştırıp odasına çekildiği bir gece çalan zille irkiliyor. Buyurgan ses kapıyı açmasını söylüyor. Gelenler Kalem Polisleri… Oysa şimdiye dek hiç yanlış bir şey yazmamış; yasaklı kelimeleri kullanmamış, sansürlenmiş temaları kâğıda dökmemiş; kalemi uysal… Ama her yazarın beynine takılı olan kayıt-gözlem çipi, yazılanları kaydediyor, veriler Kalem Polisi Merkezi’ne aktarılıyor. Geçmişten geleceğe göndermeler yaparak yasaklarla tutsaklaştırılan kalemlerden dem vuruyor yazar, düşle gerçeği sonsuz bir karabasanda harmanlıyor…

Ateşin Frekansı’nda, bir yangının ayrı ayrı yerlerdeki yansımalarını okuyoruz. Olay yerindekiler çaresiz; alevler hızla yayılıyor. Diğer yanda İtfaiye ekiplerinin telaşı. Ekrandan yangını izleyenlerin, ateşin düştüğü yeri yaktığını anımsatan konuşmaları. Yangına dışarıdan destek veren birimlerdeki karmaşa; makam, mevki, koltuk ekseninde acilen toplantıya çağırılmış şube müdürleri, bürokratların konuşmaları… Ve son olarak Michigan Teknoloji Enstitüsünün kampüsünde, görkemli bir binanın üst katındaki odayız… Ateşin Frekansı Projesi’nin beyin takımı, kimsenin bilmediği hangi plandan söz ediyor?

Makarnacıdaki Işın Kılıcı’nda Canbil’in makarna lokantasındayız; dijital para ödemesinde kullanılan, ince, saydam, elektronik levhanın tozunu alıyor Canbil. Genç bir garson, işlerin iyi gittiğini, müşteriye makarna yetiştiremediklerini anlatıyor. Hizmetçi robot masalardaki boş tabakları bulaşıkhaneye götürüyor. Garson siparişleri ışıklı panelden tuşlayıp mutfağa iletiyor… Duvarda asılı antika ışın kılıcı, lokanta açılalı beri aynı yerde. Baba yadigârı. İlgi çekiyor, hatta bu nadide parçayı satın almak isteyenler çıkıyor. Dükkânın kapısı açılıyor, Reşat Nuri Güntekin, ifadesiz bir yüzle içeriye giriyor. Canbil, tanıdık simayı görüp heyecanlanıyor:

“Siz... Okuldayken lise edebiyat kitabımızdaki fotoğrafınızdan tanıdım. Bayım, siz, Çalıkuşu'nun yazarı değil misiniz?”

“Rica ederim Çalıkuşu lafı etme bana! Bıktım, usandım!” diyor Reşat Nuri, yıllar geçtiği halde kitabının gölgesinden kurtulamadığından yakınıyor. Kurt gibi aç. Dükkânda yalnızca makarna satıldığını öğrenince durgunlaşıyor. Savaş yıllarında köylülerin sürekli hamur işi tükettiğini anımsıyor; sefalet günleri geri mi gelmiş? Sonra duvardaki antika kılıcı görüyor. Sohbet, “Çehov’un Tüfeği” kuralına dek uzuyor… Bu edebiyatlı söyleşide Reşat Nuri’yi yanımızda hissediyoruz.

Tipik Bir Kaçırılma Vakası adlı öyküde, yetmiş yaşına merdiven dayamış bir kadın, hayatın ne çabuk geçtiğini düşünürken geçmişte, henüz yirmi beş yaşında bir genç kızken uzaylılar tarafından nasıl kaçırıldığını anlatıyor.

Kozmik Zehirlenme’de, Afrika'nın uçsuz bucaksız savanlarında, genç bir antilop sürüsünden ayrılıyor. Bir krater çukurunun dibinde birikmiş tuhaf bir koku yayan yağmur suyunu içiyor. O anda dünyanın kaderi sonsuza dek değişti, diyor yazar. Bir antilobun, çukurdaki suyu içmesi nasıl bir faciaya neden olabilir? Büyük patlama, kozmik saat, Standart Genişleme teorisi, Kuantum mekaniği… Yazar geniş bir bilgi sağanağı yaratıyor… İki devasa süpernova yıldız çarpışıyor, bilinmeyen bir element grubu oluşuyor; içlerinden biri "Himpolada" elementi. Rastgele ilerleyen Saimeryo Meteoru Himpolada’yı yüklenmiş, rotasını dünyaya çeviriyor. Düştüğü kuytu köşeye minik bir çukur açan meteorun üzerinden, yeryüzü toprağına, yağmur sularına karışıyor Himpolada. Peki canlı bir organizmayla buluşursa ne olur; öyküde…

Satranç Robotunun Tedavülden Kaldırılması’nda, son teknolojiyle üretilmiş, yeni nesil insansı robot Pakzul’la tanışıyoruz… Kişiselleştirilmiş davranışlarıyla, insanlarla anlaşabilecek yapıda; özellikleri insana benziyor. Sahibinin istekleri doğrultusunda her düzeyde oyuna eşlik edebiliyor. Oyun seansından sonra yapılması gereken, Pakzul'a teşekkür edip güç kaynağını kapatmak… Bir ziyaretçi geliyor eve; Yapay Zekâ Araştırma Tespit Komisyonundan. Açıklamada bulunuyor robotun sahibine; Pakzul'un sadece bir satranç robotu olarak değerlendirilmemesini, çoklu fonksiyonlarıyla kendini sürekli geliştirebildiğini anlatıyor… Kanun hükmünde kararnameyle Pakzul dâhil, aynı modeldeki tüm yapay zekâ robotlarının kullanımı yasaklanacakmış. Dünyada başka dert kalmamış gibi yapay zekâlı satranç robotlarının kullanımı neden yasaklansın ki? Adam, robotunu yetkililere teslim etmek yerine, onun hafızasına yeni yüklemeler yapıyor; şiirle ilgili arşiv bilgileri… Öyle bir seviyeye geliyor ki robot adeta bir filozofa dönüşüyor. Öyküdeki adam ve robot arasında geçen şiir sohbetleri şiire yeni yelken açanları besleyecek nitelikte… Ama komisyon üyesinin ciddi uyarıları ya gerçekse; son araştırmalarda robotların bellek kartında ve program yazılımında ciddi hatalar gözlemlenip sahiplerine, çevrelerine sebepsizce zarar verme eğilimi geliştirebildikleri doğruysa… Sonrasında neler oluyor; öyküde…

Sıfırıncı Hasta’da panik halindeki Bakahan’la tanışıyoruz. Kız kardeşine kendisine yaklaşmamasını; dokunduğu insanları ölümcül biçimde hastalandırdığını söylüyor… Sonra geçmişe dönüyor yazar yüzünü ve Bakahan’ın çocukluğundan başlıyor… Matruşka gibi iç içe geçmiş insan hikâyeleri okuyoruz; birbirine değen, birinin bıraktığı yerden başkasının sürdürdüğü. İnsanı okuyoruz, insanı insan yapan kaosu… Sıfırıncı hasta kim? Sıfırıncı hasta okurlar mı? Yoksa hepiniz ölü müyüz? Öyküde…

Yeni Kaos’ta, Nevzuhal’in mutfağına dönüyoruz yine, kaldığı yerden sürüyor hayat… Farklı bir perspektiften bakıyor yazar; yarattığı atmosferle, karakterlerine taktığı ilginç adlarla düş gücünün sınırsız evreninde okurunu dolaştırıyor.

Yolculuğa eşlik etmek isterseniz bu öykülerle tanışın bence… Polat Onat’ın kalemine sağlık. Kitaplar ölümsüzdür; kitaplar iyi ki var…

18.09.2022

Polat Onat'tan Sibernetik Bilimkurgu Öyküleri: Tüm Kediler Uzaylıdır (Video)


Polat Onat'tan Sibernetik Bilimkurgu Öyküleri:
Tüm Kediler Uzaylıdır

TÜM KEDİLER UZAYLIDIR

"Sibernetik Bilimkurgu Öyküleri" @polat.onat 'ın kaleminden...😎😎 @bugdaykitap kalitesiyle... 👏👏 Bu kitabı mutlaka okumalısınız... ☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆ Yerli bilimkurgu edebiyatının üretken ve sıradışı kalemi Polat Onat, baş döndürücü içerikler barındıran çarpıcı öykülerinin yer aldığı Tüm Kediler Uzaylıdır ile bambaşka bilinç koridorlarında arşınlıyor. Müthiş aktör Marlon Brando ve büyük mucit Ebû'l İz El-Cezeri, gerçeküstü kurgusal perspektiflerle kitabımızın sayfalarına konuk oluyor. Konuşan uzaylı kediler, yapay zekâ mahkemeleri, Trabzon'dan kalkan tuhaf uzay mekiği, kıyamet gününün dehşetinden kaçan insanlar, robotların baskıcı hâkimiyetine başkaldıran gizemli bir klan... Bu kitabı açtığınız anda, keyifli bir okuma serüvenin ilk adımını atmış olacaksınız.




#tümkedileruzaylıdır #buğdaykitap #polatonat #polatonatokurları #okurfoto #polatonatkitaplari #okumak #polatonatbilimkurgu #bilimkurgukitapları #yerlibilimkurgu #bilimkurgu #bilimkurguedebiyatı #bilimkurguevreni #kitap #bilimkurguklasikleri #kitapvekedi #bilimkurguöyküleri #okudumbitti #bilimkurguokuyoruz #kehanetler #kitaptavsiyesi #kitapkurdu #instabookturkey #kitapfoto #bookstagramturkey #kitapokuyalım #kitapönerisi #kedi #kediler #cats






31 Ocak 2026 Cumartesi

Edebiyat ve Salgın: "Koronavirüs Karantina Günlükleri" / Mustafa Atalay (Kitaphaber)

 

Edebiyat ve Salgın: 
"Koronavirüs Karantina Günlükleri" 
Mustafa Atalay (Kitaphaber)


Koronavirüs salgını sadece sağlık boyutuyla ele alınarak gündeme gelmesi yanında, edebiyat alanında da şimdiden kendine geniş bir yer edinmeye başladı. Salgın eserleri özellikle son kırk elli yıllık dilimde ülkemiz yazarlarının gündeminde yer almazken, dünya edebiyatında ise salgın eserlerinin başlangıç evresini Gılgamış Destanı’na kadar götürebiliriz.

Albert Camus Veba eseriyle, belki de yüzyıllar süren ve Avrupa’yı nüfus olarak tüketen bir salgını, insanın varoluşsal sancısının zemininde yükseltirken; Defoe salgın zamanlarında yaşananlarla ilgili hem bir rehber olacak hem de tarihi bir perspektif ekseninden yaşananlara odaklanacak bir eser ortaya koymaktaydı. Bilim-Kurgu ekseninde baktığımızda kısmen Karel Capek Beyaz Veba ve Jack London Kızıl ile çok önemli eserler ortaya koymuşlardı. Bu noktada bıraktıkları çıtaya, son zamanlarda oluşturulan eserlerin pek de ulaşabildiği görünmemektedir.

Ülkemizde özellikle Osmanlı Döneminin son evre edebiyatında öykü ve romanlarda ana konu olarak salgın üzerinde durulmamıştır. Öyküler genelde hastalığı yaşayan birey ve toplumun sadece belli bir bölümüne odaklanırken, salgını daha geniş bir şekilde ele alma metodu olan roman yok denecek kadar azdır. Öykülerde yan konu olarak bazı hastalık türlerine yer verildiğini görmekteyiz. Bunlardan en çok kullanılan “verem rahatsızlığı”, romantizm ile irtibatı kurularak Tanzimat Dönemi Osmanlı eserlerinin en önemli ögesi haline dönüştürülmüştür. Buna müteakip Reşat Nuri’nin “Salgın” hikâyesi, tam da günümüz covid-19 pandemisini çağrıştıran, bir köyde görülen salgını konu edinir. Bu tip öykülerde hastalık ana bir tema olarak kullanılmaz, daha çok esas meseleyi pekiştirici ve ona yan konu olarak ele alınmaktadır.

Bilim-Kurgu türlerinin her alanda olduğu gibi edebiyat alanında da sonsuz bir düşünsel zeminde ilerlediğini düşündüğümüzde, salgın ve pandemi konusunda da bilim-kurgu öyküleri oluşturmanın oldukça önemli olduğu görülmektedir. Kurgusunu yaptığınız bir eserin, belki de karşılaşabileceğiniz yarının bir cüzü olmayacağını kim iddia edebilir?

Koronavirüs Günlükleri

Kitabın ismine bakınca Koronavirüs günlükleri noktasında bir yazarın pandemi şartlarında kendi çevresinde olan biteni okumayı düşünürken, kitabın kapağını açtığınızda farklı bir iklimle karşılaşıyorsunuz. Öykülerden biri günlük tarzında ele alınmasına rağmen esere sırf o öykü için bu ismi vermenin çok da anlamlı olmadığını düşünüyorum. Alt başlık olarak “aktüel-bilim kurgu öyküleri” yer almaktadır. Pandemi içerikli kitaplara bir yenisini eklerken, aynı zamanda geleceğe/tarihe bir not düştüğümüzü de unutmamamız gerekmektedir. Bu yüzden bu tür eserleri oluştururken, eski pandemi eserleriyle kıyaslandığında alelade oluşturulmuş izlenimini hissetmek okur nezdinde büyük bir olumsuz izlem olmaktadır.

Eser iki bölümden müteşekkildir. Birinci bölümde daha çok Koronavirüs pandemisi ekseninde oluşturulmuş öyküler yer alırken, ikinci bölüm pandemi şartlarından bağımsız olarak yazarın gelecek öngörüsü ekseninde şekillendirdiği bilim-kurgu öykülerinden oluşmaktadır.

Yazar ilk bölümde genellikle sade bir dil ve temel meseleyi esas alan eğlenceli bir anlatım biçimi tercih ederken, ikinci bölümün bir kısmında anlatım biçimi noktasında durağan ve dil olarak karmaşık yeni üslup biçimleri denemektedir.

Özellikle eserin ilk bölümü empati yapmamızı kolaylaştıran, pandemiyle karşılaşan insanın haleti ruhiyesine bizi götürürken aynı zamanda da düşündürmeyi de ihmal etmiyor. İlk vaka, ilk beklenti, ilk adım, ilk tedirginlik… İlk olmanın o kadar fazla olumsuzluk barındırdığı bir denklemde ilk olmanın zorluklarını öyküler üzerinden okuyuculara sunmaya çalışıyor yazar.

İkinci bölümde tek dikkat çekici öykü “Ölmeyenler Salgını Sendromu” olarak görünmektedir. Bu öyküde salgın ve bilim-kurgu tam yerinde kullanılırken, karantina günlükleri başlığına da uygun bir öykü olarak göze çarpmaktadır.

Kitap ve Pandemi

Bilim-Kurgu öyküleri alt başlığı ile oluşturulan eserde fantastik detaylarla süslenmiş gerçeklerle karşılaşabilmekteyiz. İlk iki öykünün birinde hastalığın ne olduğunun çok bilinmediği bir ortamda pozitif çıkan kahramanın hastaneden kaçışı ve kendisini görmezden gelen toplumu bir şekilde kendisi gibi yapma fikri ön planda tutulmuştur. Burada öykü kahramanının toplumdan dışlanma hissiyatı içinde olması ve bunu bastırmak için ince planlar yaparak hastalığı yayma süreci aktarılır. Burada esas mesele salgın olmaktan çok, varlığını bir türlü çevresine kabullendiremeyen hastalıklı kişidir.

İkinci öykü ise hastalığın çıkış öyküsü diyebileceğimiz, bir restoranda çalışan aşçının yaptığı özel yarasa çorbasının gün sonunda sadece aşçı tarafından yenmesi ve hastalığın bu şekilde çıkması üzerine hastanede tuttuğu günlüklerden oluşmaktadır. Bu bölümde hastalığın insan vücudundaki seyrini de görebileceğimiz bir kurgunun hâkim olduğunu görmekteyiz. Günlüklerin sonunda uzaylı ve UFO muhabbetinin bağlam ile pek ilgisinin olmadığını görmekteyiz. Fakat uzaylıların dilinden, insan nüfusunun artması, çevrenin tahrip edilmesi ve insanların bunu görmezden geldikleri ile ilgili söylemlerin içinde bulunduğumuz durum ile ilgisinin oldukça fazla olduğunu da hakkını vererek ifade etmeliyiz.

İkinci bölümün üçüncü öyküsü olan “Ölemeyenler Salgını Sendromu” adlı öyküde, İzmir Şehir Hastanesi’nde yoğun bakımda yatan hastaların son günlerde ölmemesi üzerine, bu işte bir terslik olduğunun düşünülmesi ve bunun bir salgın halinde yayılması ele alınıyor. Burada “salgın” terimi sadece yaşanan durumun bir bölgede görünmesi ve yayılması anlamında kullanılmıştır. Bu durumun aynı zamanda bir “sendrom” olarak tanımı ise mizahi bir yaklaşımla, hastalıklarla ilgili her farklı durumu bir “sendrom” olarak ifade etmek zorunda olmamıza bir atıf olarak aktarılıyor. Her yanıyla böyle bir öykünün kitabın içeriğiyle uyumu, güncel ile bağlantısı ve geleceğe dönük kurgusuyla oldukça başarılı olduğunu söyleyebiliriz.

Sonuç

Eser, özellikle üç öyküsünde ele alınan konular, salgın-sağlık bağlamı ve kurgusuyla okunmaya değer öyküler bulundurmaktadır. Buna rağmen daha fazla çalışarak, bağlamından koparmadan ve biraz daha titizlikle daha iyi bir eser ortaya çıkabilirdi. Koronavirüs pandemisini bu bağlamda ele alan eserler arttıkça geleceğin sağlık kurgusu, dijital dünyada biyolojik varlık ve insanlığa sunulan yeni projeler konularında bilim-kurgu eserlerinin bağlantısı daha da fazlalaşacaktır.

İçinde bulunduğumuz zamanları anlamak yanında, geleceğe de anlatmak üzerine kurulu her eser, biraz daha titizlikle ve meselenin sadece bugün ekseninde ele alınmayacağını hatırda tutarak oluşturulmalıdır. Bu nedenle giriş olarak eser iyi görünse de, yeni baskıda tekrardan gözden geçirilmesinin eseri daha güçlü kılacağını görmekteyiz.

Koronavirüs Karantina Günlükleri

Polat Onat

Kent Kitap

142 Sayfa

Mustafa Atalay - 13.09.2021

 

http://www.kitaphaber.com.tr/bilim-kurgu-ekseninde-pandemi-k4146.html