Tüyap Diyarbakır Kitap Fuarında, Polat Onat kitaplarına nasıl ulaşılır?
Tüyap 9. Diyarbakır Kitap Fuarında, Polat Onat kitaplarına nasıl ulaşılır? 😃😃
Fuar 26 Ekime kadar devam edecek...👍👍
()()()()()()()()()()()()()()()
KORKU DUVARI
"Gerilim Öyküleri"
@polat.onat'ın yeni bombası...
@qyayinlari kalitesi ve özeniyle...
*******************
“Bazı duvarlar sadece taştan değil, korkudan örülür.”
Polat Onat, alışılmamış karakterlerin, absürt olayların ve kara mizahın iç içe geçtiği bu öykülerle okuru gerilimin sınırlarında dolaştırıyor.
Daha ilk sayfalardan itibaren merak duygusunu tetiklemeyi başarıyor.
Toplumun bastırdığı korkular, gündelik hayatın sıradan yüzüyle buluştuğunda ortaya çıkan bu metinler hem güldürüyor hem ürpertiyor.
Gerilim, ironi, kültürel belleğin karanlık köşeleri ve dilin sivri zekâsı bu kitapta kol kola. Her öyküde, bir başka yüzünüzle karşılaşabilir, ne zaman son sayfaya geldiğinize hayret edebilirsiniz.
“Korku Duvarı”, sadece bir duvarın değil, insanın kendi içindeki korkularla kurduğu kalelerin de hikâyesi…
******************
#polatonat#polatonatokurları#bookstagram#bookstagramturkey#polatonatkitaplari#instabook#kitaptavsiye#yenikitap#polat#instabookturkey#okudumbitti#kitapkurdu#gerilimöyküleri#qyayınları#korkuduvarı
Faysal Soysal'ın Hangi Filmi Daha Güzel? Üç Yol mu Ceviz Ağacı mı?
Batman Ahmet Güneştekin Kültür Merkezindeki özel gösterimde Faysal Soysal'ın "Üç Yol" filmini izledim. Yönetmenin daha önce izlediğim "Ceviz Ağacı" filmiyle karşılaştırmalı olarak görüş ve değerlendirmelerimi bu videoda aktardım.
Yayın Yönetmeni Veysel Altunbay'ın Anlatımıyla, Kitap Ağacı Yayınları'ndaki Polat Onat Kitapları
Kitap Ağacı Yayınları Genel Yayın Yönetmeni Veysel Altunbay, son çıkan Polat Onat kitaplarından bahsediyor:
1. Futbolcu Olmanın 10 Altın Kuralı
2. Dört Kanatlı Melek İş Başında
3. Gizemli Sırlar Kitabı
Gazeteci Yazar Arif Arslan'ın Üç Kitabı Özelinde Yazarlık Serüvenine Kısa Bir Bakış
Arif Arslan'ın yazdığı kitapları ele alıp değerlendirdim:
1. Yüz Yüze Batman
2. Redur / Uzak Yol
3. Sana Raman Güllük Gülistanlıktır Diyemem / Öykülerle Batman'ın Kısa Tarihi
Ekimin İkinci Yarısında Okuduğum 11 Kitap Hakkında
1) Sevme Sanatı / Erich Fromm
2) Son Uçuş / Nemet Metin
3) Zor Olanı Başarmak / Süleyman Demirkol
4) İnsan Yemenin Nesi Yanlış / Peter Cave
5) Oktay Rifat'a Doğru / Enis Batur
6) Rüştü Onur - Şiirleri, Yazıları, Mektupları ve Ardından Yazılanlar / Hazırlayan: İbrahim Tığ
7) Sır - Kırmızı Kalem Edebiyat Öykü Seçkisi / Derleyenler: Duygu Değirmenci – Deniz Çağlar
8) Yıldızın Son Işığı / Hüseyin Işık
9) Tutunacak Dalım Mı Var? / Abdulkadir Tuncay
10) Saklı Gerçekler / Sabri Akbel
11) Gök / İbrahim Tığ
Kitap Ağacı Yayınlarından son çıkan Polat Onat kitapları:
1. Futbolcu Olmanın 10 Altın Kuralı
2. Dört Kanatlı Melek İş Başında
3. Gizemli Sırlar Kitabı
*****************************
Yenilenmiş 2. Baskı çıktı...
"FUTBOLCU OLMANIN 10 ALTIN KURALI"
@polat.onat'ın sıra dışı kaleminden...
@kitapagaciyayinlari kalitesiyle...
☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆
Futbolcu olmak ister misiniz?
“Eveeet!” diye cevapladığınızı duyar gibiyiz.
O zaman bu kitabı mutlaka okumalısınız.
“Futbolcu Olmanın 10 Altın Kuralı”nı öğrendiğinizde, futbolcu olmak için gereken ilk adımı atmış olacaksınız.
Kitabımızı dikkatle okuyan her gencin “futbolcu” olmayı başaracağına tam garanti veriyoruz!
Şaka şaka… Bir kitap okumakla hemen futbolcu mu olunurmuş yahu!
Futbolcu olmak öncelikle yetenek işidir arkadaşlar.
Futbolcu olma konusunda elbette garanti veremeyiz.
Ancak bu kitabı okuyanların, keyifli bir okuma serüveni geçireceğini ve vaktin nasıl geçtiğini anlamayacağını iddialı bir şekilde söyleyebiliriz.
○●□■○●□■○●□■
#polatonat#polatonatokurları#yenikitap#bookstagramturkey#polatonatkitaplari#instabook#instabookturkey#kitaptavsiye#yerliroman#romantavsiyesi#okudumbitti#kitapkurdu#kitapoku#kitapaşkı#polat#futbolcu#alaskayayınları#gençlikromanı#futbolcuolmanın10altınkuralı#futbolkitapları#futboldersi
Ekmek Almak İçin Gidilen BİM'de Kendi Kitabına Rastlamak
YATILI OKULDA MÜKEMMEL BİR GÜN
Yaşam mükemmel günlerle doludur.
Her zaman hatırlanacak bir başarının elde edildiği, sevilenlerin sağlık haberlerinin alındığı,
doğayla iç içe geçen bir günde suları berrak bir derenin kenarında oturulan ya da arkadaşlarla sıcacık birer bardak çayın paylaşıldığı gün mükemmeldir.
💛💛💛💛💛💛💛
#yatılıokuldamükemmelbirgün#işbankasıkültüryayınları#polatonat#polatonatkitaplari#polatonatokurları#okumanınyaşıyok#okumakgüzeldir#okuyorum#kitaphayattır#instabook#bookstagram#kitapkurdu#kitaptavsiye
YATILI OKULDA MÜKEMMEL BİR GÜN
Yaşam mükemmel günlerle doludur.
Her zaman hatırlanacak bir başarının elde edildiği, sevilenlerin sağlık haberlerinin alındığı,
doğayla iç içe geçen bir günde suları berrak bir derenin kenarında oturulan ya da arkadaşlarla sıcacık birer bardak çayın paylaşıldığı gün mükemmeldir.
💛💛💛💛💛💛💛
#yatılıokuldamükemmelbirgün#işbankasıkültüryayınları#polatonat#polatonatkitaplari#polatonatokurları#okumanınyaşıyok#okumakgüzeldir#okuyorum#kitaphayattır#instabook#bookstagram#kitapkurdu#kitaptavsiye
Yazar Bülent Kocakaya'dan gençler için 4 çarpıcı kitap:
1. Vampir Çocuk
2. Huzursuz Ruhlar / Sırlar Feneri
3. Tarhunza / Bir Arslantepe Efsanesi
4. Zaman Kaçkınları
BİM Marketlerde Satılan "Yatılı Okulda Mükemmel Bir Gün" Kitabımız Hızla Tükeniyor
YATILI OKULDA MÜKEMMEL BİR GÜN
Yaşam mükemmel günlerle doludur.
Her zaman hatırlanacak bir başarının elde edildiği, sevilenlerin sağlık haberlerinin alındığı,
doğayla iç içe geçen bir günde suları berrak bir derenin kenarında oturulan ya da arkadaşlarla sıcacık birer bardak çayın paylaşıldığı gün mükemmeldir.
💛💛💛💛💛💛💛
#yatılıokuldamükemmelbirgün#işbankasıkültüryayınları#polatonat#polatonatkitaplari#polatonatokurları#okumanınyaşıyok#okumakgüzeldir#okuyorum#kitaphayattır#instabook#bookstagram#kitapkurdu#kitaptavsiye#bim#bimmarket#bimkitapları#bimkatalog
Değerli @birmulhem_ 'e paylaşım için teşekkürler...
GÖMDÜĞÜM ÖLÜLERİN SESLERİ
"50 Ölüm 50 Kısa Öykü"
@polat.onat'ın şaşırtıcı kaleminden...
@yayinevimavinefes bünyesindeki
@narsist.kitap etiketiyle...
*************************
Bir ölünün sesini hiç duydunuz mu? Duymadıysanız bir şey kaybetmiş sayılmazsınız. Keşke ben de duymasaydım. Ama artık çok geç. Böyle tuhaf bir olguyu tecrübe etmenizi istemem. Tüyler ürpertici bir deneyimdir. Umarım hayatınız boyunca bu kâbusu hiç yaşamazsınız.
Ölümün getirdiği şartlardan memnun kalan bir ölüye kolay kolay rastlayamazsınız. Bu kitapta, vefat etmiş kişilerin birbirinden ilginç monologlarına şahitlik edeceksiniz.
Ölülerin sesleri ve şikâyetleri, sizi daha önce tatmadığınız tuhaf duygulara, ilginç düşüncelere sevk edecek. Kendi ellerinizle gömdüğünüz ölüleriniz gözünüzün önüne gelecek. Belki ürpereceksiniz belki de pek umursamayacaksınız. Bu sizin bileceğiniz iş! Orasına ben karışmam, karışamam. Haddim değil.
50 ölüm, 50 kısa öykü... "Gömdüğüm Ölülerin Sesleri" benzeri olmayan ve kategorize edilmesi zor bir kitap. Buradaki öyküleri okurken bir an için kendi ölünüzün sesini duyar gibi olursanız hedefime ulaşmışım demektir. Ki bu da bir yazar için az şey değil.
☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆
#mavinefesyayınları#narsistkitap#gömdüğümölülerinsesleri#öykü#50ölüm50kısaöykü#polatonat#polatonatokurları#polatonatkitaplari#polat#oku#fantastikkitap#edebiyat#kitaptavsiyesi#kitap#bookstagramturkey#kitapönerisi#instabookturkey#okudumbitti#kitaphayattır#yenikitap#okumatavsiyesi#okumakgüzeldir
2011 yılında açtığım bloğumda paylaşımlar yapmaya şu an itibariyle tamamen son veriyorum.
Nedeni, sekiz yıldır kullandığım bu platform, benim için gereken işlevini yerine getirdi. Geri kalan hayatımda sosyal medyasız bir hayatı deneyimleme hedefindeyim. Tüm sayfa arkadaşlarıma çok selam ederim. Hoşça kalın.
AHLAT AĞACI FİLMİNDE, POLAT ONAT'IN
YAZDIĞI "TAŞRA MEKTUBU"NUN İZİNSİZ KULLANIMI, HABER VERİLMEMESİ ve
TELİF HAKKI SORUNU KONUSUNDAKİ NİHAİ AÇIKLAMA
"Ahlat Ağacı" filminde, 6
dakikalık bir sahne boyunca alıntı yapılan ve tartışılan, benim kaleme aldığım
"Taşra Mektubu"nu, Sayın Nuri Bilge Ceylan'ın, bana haber vermeden,
iznimi almadan ve telif ödemesi yapmadan kullanması hakkında, gerekli hukuki
yollara başvuracağımı belirtmek isterim.
Böylesi üzücü bir olayın, bu
kıymetli filmin adını lekelemeden, kamuoyu gündemine gelmeden, karşılıklı
mutabakatla, sulh içinde çözülmesi için, yapımcı ve yönetmene defalarca
gönderdiğim maillere, olumlu ya da olumsuz hiçbir yanıt gelmemesi, tam bir
sessizlikle karşılanması, son derece şaşırtıcıdır.
Filmde "Polat Onat"tan
yapılan alıntı konusunda, gündeme getirdiğim mevzu, bir iddia değil,
ispatlanmış bir olgudur. Merak edenler, yönetmenin resmi sitesine bakıp, Sayın
Nuri Bilge Ceylan'ın "yaptığı alıntıyı itiraf ettiğini"
göreceklerdir. Söz konusu listede, alıntı yapılan yazarlar içinde "halen yaşayan ve telif
hakkı bulunan" tek yazarınPolat Onatolduğunu
fark edeceklerdir:www.nbcfilm.com
Böylesi önemli, uluslararası bir
filmin, bunca hassas bir konu olan ve yürürlükteki kanunlarla titizlikle
korunan "Telif Hakları" hususunda gereken hassasiyeti göstermemesi
ziyadesiyle üzücü bir durumdur.
Merak ettiğim nokta, söz konusu filmde,
Orhan Pamuk, Enis Batur, Murathan Mungan gibi dev yazarlardan birinin yazdığı
mektuptan alıntı yapılsaydı ve filmde 6 dakika boyunca tartışılsaydı, yazardan
izin istenir miydi?
Alıntı yapılan kişi, Polat Onat
gibi tanınmamış bir taşralı yazar olunca işin etiği değişiyor mu? "Taşra Mektubu"mun içeriğindeki prensiplerimle, telif talebimin çeliştiği iddiası ortaya atılarak, şahsıma yapılan eleştirilere ise gülüp geçiyorum. Edebiyat hususunda münzevi bir anlayışı savunmam, mevcut kanuni hakkımın yok sayılmasına göz yummamı elbette gerektirmez. Haklı olduğum bir konuyu, tüm dünya karşı olsa da tek başıma savunmayı, en az, edebiyat alanındaki mutlak sessizlik prensibim kadar değerli kabul ederim.
Kanunun bana vermiş olduğu, bir
sanatçı için en doğal ve yaşamsal hak olan telif hakkımı talep ettim diye, bana
öfkelenen, değerli Nuri Bilge Ceylan hayranlarının, sayın yönetmenin, konu
hakkında yapacağı açıklamayı beklemelerini salık veririm.
Nuri Bilge Ceylan'ın "Ahlat Ağacı" filminin ilk yarısının sonlarında uzun bir kitapçı sahnesi var.
Filmin baş karakteri Sinan (Doğu Demirkol), kitapçıda oturan yazar Süleyman (Serkan Keskin) ile "taşra ve edebiyat" hakkında konuşup tartışıyorlar. Sonrasında kitapçıdan çıkan Sinan ve Süleyman birlikte yürümeye başlıyor.
Ve bu yürüyüş esnasında beş dakikadan fazla bir süre boyunca "Taşra ve Edebiyat Sempozyumuna katılmak istemeyen bir yazarın mektubu" hakkında konuşuyorlar. Sinan, "Su katılmamış taşralı" başlıklı mektupta yazılanları hararetle savunurken, yazar Süleyman karşıt görüşlerini öne sürüp tartışıyorlar.
Polat Onat'ın 2013 yılında yazdığı bu mektup Varlık Dergisi'nde ve "Edebiyatın Taşradan Manifestosu" kitabında yayınlanmıştı.
"TAŞRA ve EDEBİYAT SEMPOZYUMU"
DAVETİNE CEVAP MEKTUBU
Değerli
Mesut Varlık Bey,
Benim
için hoş bir sürpriz oluşturan, büyük onur ve mutluluk duyduğum bu sempozyum
daveti için öncelikle çok teşekkür ederim. İstanbul Bilgi Üniversitesi gibi
saygın bir kurumun organizasyonu vasıtasıyla, değerli üstatlar Hasan Ali Toptaş
ve Şükrü Erbaş ile beraber aynı platformda yer alarak, böylesi önemli bir etkinlikte
bulunabilme ihtimali, pek öyle herkese nasip olabilecek bir lütuf değil
doğrusu.
Bu
nazik jestiniz karşısında, müsaade ederseniz, sempozyumunuza neden
katılamayacağım hususunu biraz ayrıntılandırarak anlatmak ve taşra kavramı
hakkında bazı fikirlerimi kısaca paylaşmak istiyorum.
Yazma
serüvenime ciddi anlamda başlamadan önce kendime bir yol haritası çizdim,
belirlediğim bazı hususları prensip edinme gereği duydum. Temel mantık olarak,
çoğunluğun yaptığı şeylerin tam aksini yapma motivasyonuna dayanan bu
maddelerin hepsini burada tek tek anlatarak başınızı ağrıtmak istemiyorum. İzniniz
olursa konumuzla ilgili olanlara kısaca değineyim:
Birincisi:
“Hayatım boyunca hiçbir edebiyat dergisinde şiir ya da öykü yayımlamayacak,
ürünlerimi sadece kitap halinde paylaşacağım.” Müstakil bir yazıyla, bu
kararımın farklı nedenlerini uzun uzun anlatmam elbette mümkün. Tek bir
cümleyle açıklamam gerekirse; en görünür olma yolunun farklı yöntemler denemek
olduğunu, herkesin gittiği garanti yolu tercih etmektense az kişinin tercih
ettiği riskli yolu tercih etmenin edebiyat açısından farklı bir ufka yaklaşmaya
vesile olabileceği gibi tuhaf bir düşünceyi (yoksa kuruntu mu demeliyim?) kabullenmem
olduğunu varsayabiliriz. Tabii ki ayırdındayım, bu yolu uygulayıp da başarıya
ulaşan yazarlar yok denecek kadar az. Ama işin merak uyandırıcı dolayısıyla
ilgi çekici yönü de bu. Hayatta değil ama edebiyatta riski seviyorum. Normal
bir başarı yerine görkemli bir hezimeti daha tercih edilebilir mahiyette bulmuşumdur
hep.
İkincisi:
“Hiç kimse ile sanatsal birlikteliğe, kolektif akıma, ortak projelere, takım
çalışmasına girmeyeceğim ve benzeri bir grup oluşumuna asla katılmayacağım.”
Sanatın en temel motivasyonunun bireysellik, hadi daha iddialı söyleyeyim
mutlak yalnızlık olduğu kanısındayım. Mantıklı açıdan bakan birisi, Türk ve
dünya edebiyatından yığınla örnekler vererek benim bu savımda ne kadar haksız
olduğumu rahatlıkla kanıtlayabilir kendince. Ancak zamanın ötesine kalabilmek
için büyük bir avantaj oluşturan bu faktörleri, şayet karşılaşırsam bilinçli
olarak reddetmeyi tercih ederek, kendi dikenli yolumda sevinçle sürünmeyi devam
ettirmek kararında sonuna dek ısrarlı olduğumu bu vesile ile vurgulamak istiyorum.
Üçüncüsü:
“Ölene dek hiçbir imza gününde, şiir dinletisinde, kitap fuarı etkinliğinde,
panelde, sempozyumda katılımcı olarak yer almayacağım.” Kabul ediyorum,
tamamıyla mantıksız, hiçbir tutarlı dayanağı olmayan bir prensip bu. Edebiyat
netice itibariyle; okurlara ulaşmak, mümkünse kavuşmak, onlarla düşünsel açıdan
bütünleşebilmek için yapılan bir sanatsal çalışma. Bu bahsi geçen sosyal
etkinlikler de doğası itibariyle yeni okurlarla etkileşime geçebilmek için
önemli bir fırsat barındırıyor. Ama samimi olmak gerekirse; ben kendi egomu ve
kişiliğimi geri planda silikleştirerek, salt ortaya koyduğum yapıtlar
vasıtasıyla bir etki oluşturabilmeyi çok daha kutsal ve değerli addediyorum. Bu
söylediklerimi saçmalık olarak nitelemesi muhtemel kimi sanatçılara ise büyük
saygı duyduğumu, ama en ufak bir sevgi emaresi hissetmediğimi müsaadeniz olursa
burada ayrıca ifade etmek isterim.
Şöyle
bir durup baktığımızda, yukarıdaki satırlarımda dillendirdiğim olguların hemen
hepsinin yoğun bir taşralılık kompleksinin dışavurumu olduğunu iddia etmek de elbette
mümkün. Hayatım boyunca ben taşramı her zaman yanımda taşıdım. Benim taşram
içinde yaşadığım odamdır. Sabah kahvaltısını Batman’ın Tilmiz köyünde yapıp,
akşam yemeğini İstanbul Beyoğlu’ndaki bir lokantada yemenin hiçbir zorluk
içermeyen, gayet sıradan bir olay mahiyeti taşıdığı zamanlarda yaşıyoruz. Taşra
olgusunu 19. yüzyılın başlarında ortaya konmuş yerel kısıtlanmışlık mahiyetiyle
ele alan yaklaşım, günümüzde bence tuhaf duruyor, dahası komik kaçıyor. Kanımca
taşra kavramı, mekânla sınırlanamayacak bir zihinsel algı biçiminin farklı
varyasyonlarını tanımlayıp sınıflandırmadan somut olarak teşhis edilemez. Olayı
sadece mekan algısı boyutuyla ele alma yanlışına düşülürse en temel paradigma
konusunda vahim bir yanılgı içine girilmiş olur diyeceğim. Örneklemem gerekirse
şöyle bir soru sorardım: İstanbul’un Sultanbeyli Mahallesi’nin Kengirli çıkmazı
mı, Ankara’nın Kızılay Semti’nin Konur Sokağı mı? Sizce acaba bu iki mekan seçeneğinden
hangisi taşra vasfıyla kategorize edilerek tanımlanmaya daha müsait?
Teknolojinin
önemi tartışmasız tahakkümünü kimi zaman gönüllü, kimi zaman zorunlu olarak
hayatımızda başat öge haline getirdiğimiz bu çağda, taşra kavramını sözlük
manasındaki dar anlamıyla tartışmak bence abesle iştigal olur. Taşra olgusu,
zihinsel olarak güçlü bir kısıtlanmışlığın tezahürünü, sınırları belirsiz
muğlak yalıtılmışlıkları bünyesinde yoğun olarak barındırıyorsa gerçek manasına
kavuşur. Böylesi bir sürecin, ortaya konan sanatsal verimin kalitesine ve
niteliğine yansımaları olumlu mu olur, olumsuz mu olur? Her konuda olduğu gibi
bu konuda da genellemeye gitmek yanlış olacak. Ama ben taşradan nadiren iyi
edebiyat çıkacağına inananlardanım. Ancak bu nadir çıkan iyi edebiyatın da
taşra haricinde üretilen diğer üst düzey yapıtlardan çok daha kalıcı nitelik
taşıyacağını savını dillendireceğim.
İstanbul doğumlu
ve ömrünün bir kısmını İstanbul’da geçirmiş, ama hayatının sanatsal bilince erişme
çabası taşıyan kısmının tamamını Güneydoğu Anadolu’da yaşamış, bundan sonraki
ömrünü de herhangi bir aksilik olmazsa aynı mekânda geçirmeyi planlayan biri
olarak, taşralı olmamı yaşadığım mekana veya ortama değil, içimde gittikçe
büyüyen devasa yalıtılmışlık hissine bağlıyorum. Aslına bakarsanız taşra olgusu
kendi mahiyeti hakkında derinlikli konuşmalar yapacak, orijinal analizlerde
bulunacak bir zihni zenginlik sürecini bünyesinde taşıyamaz. Kendisi hakkında
net teşhislerde bulunacak global bir perspektife oturmuş bir taşralılık,
kavuşulması en uzak bir hedef olarak hep önümüzde duracak gibi.
Kusura bakmayın
laf lafı açtı, vaktinizi aldım Mesut Bey. Ama bunca lütufkâr bir şekilde davet
ederek beni onurlandırdığınız bu nazik teklifinizi kısa bir cevapla reddetmek
büyük kabalık olurdu muhakkak. Neden kabul edemeyeceğimi size ana hatlarıyla böyle
açıklayarak gerekçelendirmek istedim.
Ben su
katılmamış, has bir taşralıyım! Yoksa böyle değerli bir davete nasıl icabet
edilmez ki? Bunu ancak bir taşralı yapabilir! Oraya gelip taşra hakkında
görüşlerimi sunsaydım, kimliğimin önemli ve zavallı bir parçası olan
taşralılığımı kaybedecektim. Bunu asla göze alamam!
Satırlarıma
burada son verirken çalışmalarınızda kolaylıklar diliyor, yürekten selamlarımı
iletiyorum. Hoşça kalınız.
POLAT ONAT
20.03.2013 / Batman
- Varlık Dergisi, Sayı: 1271, Ağustos 2013,
sayfa: 6
Batman’da
yaşayan, “Son” ve “İhtiyarın Vefatı” adlı şiir kitapları ilgiyle karşılanmış
olan şair Polat Onat, imzalı kitap aramak için uğradığı sahafta, Adem Yoksun
adlı bir berbere ait şiir dosyasına rastlamış ve dosyanın içeriğindeki
birbirinden ilgi çekici tespitleri fark edince çok heyecanlanıp bize yollamıştı.
Adem Yoksun
intihar ederek bu dünyadan ayrılmadan önce, şiir dosyasının başında önsöz
olarak yer verdiği, ilginç bir roman olarak da okunabilecek müthiş bir metne
imza atmış meğerse.
Adem Yoksun’un
genelde insanlara, özelde edebiyat çevrelerine karşı, yeri geldiğinde içtenlik
ve sevecenlik, yeri geldiğinde eleştiri ve öfke dolu duygularını saçtığı,
ayrıca birçok orijinalolay ve tespiti
de paylaştığı bu özgün çalışmasından nemalanır hüviyette gözükmek istemediği
için, dosyayı keşfedip bize gönderdiğinde 'Polat Onat' adı altında
yayınlanmasını istemeyen, fakat sonradan ikna olup fikrinden vazgeçen
yazarımıza bu vesileyle teşekkür ederiz.
Trajik bir sonla
aramızdan ayrılan değerli şair Adem Yoksun'u ise saygı ve minnetle anıyoruz.
"Ben onları öldürmedim.Sadece kendilerini bekleyen sona
ulaşmalarına aracılık ettim.Olsa olsa kader muhafızlığı denebilir buna.Cinayet
asla denemez."
Değerli Yazarımız Polat Onat Bey'in okuduğum ikinci
kitabıydı.İlk okuduğum kitabı Kurtalan Ekspresinde Tuhaf Bir Yolculuktu ve
yazarımızın kalemine hayran kalmıştım.
ve
Durmadım ikinci kitabıyla yol aldım.
Şimdiye kadar yerli ve yabancı çok yazarımızdan polisiye roman okudum.
Okuduğum kitap diğerlerinden çok farklıydı.Kurgu bakımından tutunda romandaki
karakterlerin isimlerini vermeyip ( Dedektif,Olay Yeri İnceleme
Görevlisi,Otopsi Doktoru,Rüyadaki Sakallı Adam,Profesörün Kocası Ressam vb )
gibi tanımlamalarla anlatılmış kitapta
Dili sürükleyici okurken alıp sizi götürüyor.Katilin yazdığı şiirlerde onun ruh
halini tamamlıyor.Şiirleri çok beğendiğimi söylemeliyim.
Yazarımı ölenlerin dış görünüşlerinde ünlülere yer vermiş ki bildiğim ve
bilmediğim çok ünlüler
bu da kitaba renk katmış.Benimde çok sevdiğim isimlerle karşılaşmak hoşuma
gitti.( Morgan Freeman, Gerard Depardieu,Robin Williams,Jack Nicholson )
Bilgilerle donatılmış bir kitaptı (tıpla ilgili,bitkilerle ilgili ) birçok
kavram öğrendim.
Yazarımıza duyarlılığından dolayı çok teşekkür ederim.(Kitap okumanın önemini
vurguladığı ve kitabında yer verdiği için)
Ünlü yazarlar ve şairleri görmek hoştu.
Kitaplarını ve şiirlerini not aldım.
Kaçırır mıyım?
Meraklı mı meraklı dedektifimizin apartmanındaki kapı komşusu beni gülmekten
kırdı.Karnıma gülmekten ağrı girdi.Çoooook hoştu. :)
Teşekkürler Değerli Yazarım
Gelelim yorumuma
Son üç haftada öldürülen üç kişi
Ortak noktaları eğitimci olmaları
(İlkokul Öğretmeni,Üniversite Profesörü ve Lise Müdürü)
Dedektifimiz ve yardımcısı katili bulacak mı?
Peki siz bulacak mısınız ?
Ben yine katili kıl payı kaçırdım.
Ama katile de hak vermediğim değil
Sebebinde haklı
Polisiye sevenlerin ilgisini çekeceği gibi polisiye sevmeyenlerin bile hoşuna
gidecek bu harika kitabı kaçırmayın derim.
Yazarımızın emeğine yüreğine ve kalemine sağlık
Buradan çok sevdiğim ünlü şairimiz Fazıl Hüsnü Dağlarcayı da saygıyla yad
ediyorum.
Alıntılar
Bazı insanların karanlıktan korkmasına ise hiç anlam
veremiyorum.Görecek bir şey olmayınca korkacak bir şey de olmaz ki!
Ünlü yazar Thomas Wolfe'un beyin tümörü nedeniyle hastanede
yatarken,ölmeden önce söylediği son sözler ne olmuş biliyor
musunuz?"Lütfen bir kalem..."
Hiçbir şey ,bir anıyı hafızaya,unutma arzusu kadar güçlü
yerleştiremez.
Michel de Montaigne
Sadece aşkta ve cinayette gerçekten içten olabiliriz .
Friedrich Dürrenmatt
Bir gün daha geçti.Bir gün deyip geçmeyin.Bazen bir ömürdür
bir gün.
Sokağınızdan aheste geçip gidecek içinde olduğum tabut ve
aniden geçip gitmeye başlayacak hiç geçip gitmeyen.
Ey insanlar! Sizi bitimsiz acılarınızla baş başa
bırakıyorum.
Benim gitmem gerek...
Sayın
Polat Onat'ın "Kurtalan Ekspresinde Tuhaf Bir Yolculuk" isimli
kitabından sonra okuduğum ikinci kitabıydı "Ölümsüz Cümleler". Birkaç tane yazarın
kitapları haricinde aslında bu zamana kadar çok fazla polisiye okumadım. Hatta
en son okumuş olduğum seri şekildeki polisiye tarzı kitabı çok beğenmiş uzun
bir süre de etkisinde kalmıştım. Polat Onat'ın bu kitabını da okumaya başlamadan
önce tereddüt ettim bir an aynı keyfi alabilecek miyim diye. " Alabildim mi
peki?" sorouna "Fazlasıyla." diye cevap vererek yorumumu buraya bırakıyorum:
Romanın
işleniş tarzı ve olay örgüsü bir hayli değişik geldi bana. Bu da okurken
insanda merak ve kafalarda bolca soru işareti bıraktırıyor. Bir şehirde arka
arkaya işlenen seri cinayetler ve bu cinayetlerin ortak noktası ise hepsinin de
eğitimci olması. Bu gizemli cinayetleri çözmek için görevli dedektif ve polis
memuru. Ama işleri sanıldığı kadar kolay değil.
Kitabı okurken daha doğrusu
işlenen cinayetler hakkında varsayımlarda bulunurken kendi içsesimle öyle
şeyler ortaya attım ki kitabı okuyup bitirdikten sonra kendime kocaman bir
aferin verdim. Öyle kişileri katil yaptım ki hatta üniversitenin temizlik
işlerinden sorumlu kişiden tutun da öldürülen öğretim görevlisinin oğluna
kadar... Peki katil kim mi? Hiç olmayacak biri ve öldürme nedenini de
düşündüğüm de azıcık da olsa haklı mı ne diye düşünmedim değil hani!
Kitabın en farklı yanı ise
kitaptaki karakterlerin hiçbirinin isminin verilmemiş olması. Roman boyunca
onları Dedektif ,Polis Memuru, Garson Kız , Veteriner Hekim şeklinde
meslekleriyle isimlendiriyor ve kişilerin dış görünüşleri ile ilgili tanımlama
yapılırken de sanat dünyasındaki popüler kişiler örnek gösteriliyor. Kitabı
okurken kim neye benziyor diye sık sık Google'dan yardım aldığım doğrudur. Çünkü
Bu konuda epey cahil kaldığımın farkına vardım! Ayrıca katilin kitap aralarında
kendi dünyasını yansıttığı şiirleri de bir hayli ilginç geldi bana.
Ve
son söz olarak: Hem eğlence dolu hem de polisiye türünde bir kitap okumak
isterseniz bu kitabı sakın kaçırmayın diyerek, sayın Onat'ın kalemine sağlık
diyorum.
"Yatılı okul hayatının dostluk
ve dayanışma ile yoğrulmuş samimi ortamında bir araya gelmiş üç arkadaş,
inanılmaz bir maceraya yelken açıyor..."
Çok eğlenceli bir çocuk hikâyesi.
Ama ben bunu sadece çocuklar için değil yetişkinler içinde okunabilir görüyorum
çünkü ben okurken hem eğlendim hem ilkokul yıllarıma bir yolculuk yaptım böyle
hatıralarım gözümün önüne geldi çok farklıydı.
Genelde hep uzun ve kalın romanlar okuduğum için arada böyle kısa hikâyeler
okumak çok iyi geliyor zaten.
"Yatılı Okuldaki Hazine" de hem çocukluk dostluğunun hem böyle küçük gizemli
maceralı bir yolculuğu anlatıyor.
Kitabın devamı da olacak ve çıktığı zaman devamını da hemen okumak istiyorum
açıkçası. Çünkü asıl beklenen yerde son buluyor. En heyecanlı bölümün böyle
bitmesi daha da merak ettiriyor tabii.
Özgür ve Soner yatılı okulda kalan iki arkadaşlar.
Bir gün kütüphaneye giderler ve orada son sınıflardan bir çocuk ile tanışırlar.
Aralarında Sır Kardeşliği Kulübü kurarlar
Üçünün de buldukları gizemli bir kitap var. O kitaptan buldukları hazine
haritası ile küçük bir plan yaparlar. Sonucunda ellerine geçen şey şu an
belirsiz devamında göreceğiz artık.