Karda Oyun Sevinci
15 Ocak 2016 Cuma
1 Ocak 2016 Cuma
30 Aralık 2015 Çarşamba
Sandalye (Kısa Hikaye)
SANDALYE
Z.'nin eski nişanlısının düğünündeki sandalyeler ile, Z. için
yapılan taziyedeki sandalyelerin aynı marka olduğunu, fark edemedi hiç kimse.
Polat Onat
30 Kasım 2015 Pazartesi
29 Kasım 2015 Pazar
Fotoğraf / Melih Cevdet Anday
FOTOĞRAF
Dört kişi parkta çektirmişiz,
Ben, Orhan, Oktay, bir de Şinasi...
Anlaşılan sonbahar
Kimimiz paltolu, kimimiz ceketli
Yapraksız arkamızdaki ağaçlar...
Babası daha ölmemiş Oktay’ın,
Ben bıyıksızım,
Orhan, Süleyman Efendiyi tanımamış.
Ama ben hiç böyle mahzun olmadım;
Ölümü hatırlatan ne var bu resimde?
Oysa hayattayız hepimiz.
MELİH CEVDET ANDAY
(1915 - 2002)
Dört kişi parkta çektirmişiz,
Ben, Orhan, Oktay, bir de Şinasi...
Anlaşılan sonbahar
Kimimiz paltolu, kimimiz ceketli
Yapraksız arkamızdaki ağaçlar...
Babası daha ölmemiş Oktay’ın,
Ben bıyıksızım,
Orhan, Süleyman Efendiyi tanımamış.
Ama ben hiç böyle mahzun olmadım;
Ölümü hatırlatan ne var bu resimde?
Oysa hayattayız hepimiz.
MELİH CEVDET ANDAY
(1915 - 2002)
25 Kasım 2015 Çarşamba
Eksik Parça Belgeseli / Taşra Bölümü Fragmanı (VİDEO)
Konuklarımdan biri olduğum, Eksik Parça belgeseli,
27 Kasım 2015 Cuma günü, saat: 12.30'da
TRT-HD kanalında yayınlanacak.
Eksik Parça belgeselinin "Taşra" temalı,
6. ve son bölümünün fragmanı.
9 Eylül 2015 Çarşamba
Safranbolu'nun Tek Deniz Feneri Söndü
SAFRANBOLU'NUN TEK DENİZ FENERİ SÖNDÜ
Şair
yazar Hüseyin Avni Cinozoğlu, tedavi gördüğü Zonguldak Bülent Ecevit
Üniversitesi araştırma hastanesinde, 4 eylül 2015 tarihinde hayatını kaybetti.
Cenazesi 5 eylül cumartesi günü Karabük'ün Safranbolu ilçesindeki Dedeloğlu
camiinde, öğle namazına müteakip kılınan cenaze namazının ardından
Meşeliboğaz'daki aile mezarlığına defnedildi.
Hayatını
şiire ve edebiyata vakfetmiş, Anadolu'daki bir kasabada sanat ve edebiyatın
güçlenmesi ve hayata daha kuvvetli aksedebilmesi için uzun ve zorlu mücadeleler
vermiş değerli bir şairdi.
Cinozoğlu
1955 yılında Karabük'te doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden
1977'de mezun oldu. Şiirleri ve yazıları, 1978 yılından başlayarak, önde gelen
birçok edebiyat dergisinde uzun yıllar yayınlandı. Yazdığı denemeler, öyküler,
şiirler, belgesel senaryoları, çeşitli ulusal ödüllere değer görüldü. Şairin on
dokuz şiir kitabı yayınladı. İlk şiir kitabı 1977 yılında yayınlanan "Her
Şafakta Büyüdüler", son şiir kitabı 2011'de çıkan "Makam-ı Aşk Her
Dem Ali" adlı eseridir.
Hüseyin
Avni Cinozoğlu edebiyatın çoğu alanında çalışan üretken bir sanatçıydı.
Deneysel roman, öykü seçkisi, eleştirel deneme, monografi, belgesel
senaryoları, çocuk hikayeleri içeren çeşitli kitaplar da yazmıştır. 2009 yılında
çıkarmaya başladığı "Zalifre Yazıları" adlı dergiyi Temmuz 2015'e
kadar 24 sayı boyunca okuruna ulaştırmıştır.
Ben
şahsen kendisini kişisel olarak tanımam, hiç görmedim. O Safranbolu'da ben
Batman'da. Birbirinden epeyce uzak mekanlarda ikamet ettik. Zalifre Yazıları
dergisine aboneliğim ve imzalı kitap koleksiyonculuğum nedeniyle tanışmıştık. Yüz
yüze konuşmak hiç nasip olmadı. Sadece edebiyat ortak paydasında, nadir olarak
yazıştık.
Yaklaşık
iki hafta önce telefonumu aramıştı. Müsait olamadığım için açamamış, ertesi gün
ben onu aramıştım. Hemen hiç görüşmediğimiz için, neden aradığını epeyce merak
etmiştim. Telefonda rahatsızlığından bahsetti, hastanede yattığını ifade etti.
Helalleştik. Dua edeceğimi tekrar tekrar ifade ettim. Sevindi. Bunu şunun için
anlatıyorum. Yaşlı bir şairin, kendisine hiç hakkı geçmemiş, yüz yüze dahi
görüşmediği benim gibi bir okuruyla telefon etme nezaketini gösterip,
helalleşme inceliği, beni ziyadesiyle etkilemişti.
Bugün
Hüseyin Avni Cinozoğlu'nun vefatını öğrenip, büyük bir teessür içinde bu yazıyı
yazarken, şairin kişisel sosyal medya hesabında paylaşılmış bir video
röportajındaki sözleri, beni daha da sarstı:
- Allah geçinden versin ama yarın Hüseyin Avni
Cinozoğlu öldüğü vakit nasıl anılmak ister?
- Ben öldükten sonra, benden
bahseden kişilerin "Yahu ne iyi adamdı, keşke burada olsaydı." demelerini
isterdim. İnsan böyle şeyleri istiyor. Bir de şunu hayal ediyorum. Bizim gibi
yazarların asıl doğumu ölümünden sonradır. Bunu ben hissedebiliyorum. (...) O
da Allah'ın bir ikramı. Mesela, şu duayı hep ederim ben: "Allahım, ne
olur, iyi bir insan olmam için bana yardımcı ol."
Bence,
Hüseyin Avni Cinozoğlu her şeyden öte, kendi dualarında istediği gibi, iyi bir
insan olmayı başardı. Ki bu herkese nasip olmayacak büyük bir haslettir.
Ayrıca, tutarlı çabaları olan değerli bir sanatçıydı. Şiirimize katkı sunmuş
önemli bir şairdi. Yüce Allah, bu şairimizin ebedi mekanını cennet eylesin.
POLAT ONAT / 9 Eylül 2015
20 Ağustos 2015 Perşembe
Aytuğ Uslutekin'in Babasının Son Sözleri
Hasan Sururi Uslutekin'in
Son Sözleri:
"Yolun ve ufkun açık olsun evladım."
"...ile Konuşmalar", Aytuğ Uslutekin, Sayfa:311
18 Ağustos 2015 Salı
İngilizceye Çevrilen Bir Şiirim: Yol / The Road
İngilizceye çevrilerek, Londra'da yayınlanan "Turkish Poetry Today" seçkisinde yer alan beş şiirimden biri:
YOL / THE ROAD
gerçek hayattaydık yolun siyah çölünde
unutamadığın anılar olmamış şeyler yani
sıkıntı yazgımızdır ömrün sonuna dek yaşamak
hep şair kadar acemi hazırlandım ölüme
sabah ıssız rüzgârı gözleriyle duyunca
anlıyorum beni hiç sevmediğinizi yapayalnız
bir yürek gibi dalgalanıyordu ipteki çamaşırlar.
YOL / THE ROAD
gerçek hayattaydık yolun siyah çölünde
unutamadığın anılar olmamış şeyler yani
sıkıntı yazgımızdır ömrün sonuna dek yaşamak
hep şair kadar acemi hazırlandım ölüme
sabah ıssız rüzgârı gözleriyle duyunca
anlıyorum beni hiç sevmediğinizi yapayalnız
bir yürek gibi dalgalanıyordu ipteki çamaşırlar.
POLAT ONAT
Çevirenler: Nesrin Eruysal & Ken Fifer
Çevirenler: Nesrin Eruysal & Ken Fifer
5 Ağustos 2015 Çarşamba
Muhabirimiz Serkan Çelik Yazdı: "Polat Onat'ın Yeni Kitabının Büyük İzdihamı"
Muhabirimiz Serkan Çelik İstanbul'dan bildiriyor.
Basın tarihine geçecek bu haber, BBC ve CNN gibi uluslar arası ajanslarca "Son Dakika - Flaş Haber" olarak duyuruldu :
"İlk kitabı 'Son' ile, evet yanlış okumadınız Son ile 2009 yılında okuyucuyla buluşan, sonra İhtiyarın Vefatı, İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü kitaplarıyla, alışılmışın dışındaki tarzıyla şiirdeki başarısını sürdüren, daha sonra galiba öğretmen olmasından dolayı çocuklar için yazdığı Dias’ın Maceraları: Şiir Madalyonunun Gizemi ile sadece öğrencileri için değil bütün çocukların, çocukluklarını kaybetmeyenlerin, hatta bazı yetişkinlerin sevgisini kazanan ve en son 2014 yılında En Sevgili’ye Kelimeden Çiçekler ile sadece şiir değil hikaye alanında da kendini ispatlayan şair, öğretmen yurdumuzun değerli aydınlarından olan Polat ONAT suskunluğunu bozdu.
Uzun zamandır merakla beklenen son kitabının yarın satışa sunulacağını duyan binlerce kişi, bugünden itibaren kitap satış noktalarında kuyruğa girmiş bulunmakta. Yarın saat sekizde dükkanların açılmasıyla başlayacak olan kitap satışında izdiham çıkmaması için polis tüm birimleriyle güvenlik önlemlerini almış bulunuyor. Hatta Emniyet Genel Müdürlüğü bir çok ilde izinlerin kaldırıldığını hususunda açıklama yaptı. Çoğu zaman iPhone kuyruklarında gördüğümüz kuyruklar değerli yazar Polat ONAT’ın yeni kitabının oluşturduğu kuyruğun yanında solda sıfır kalacağa benziyor."
3 Ağustos 2015 Pazartesi
11 Temmuz 2015 Cumartesi
6. Kitabımın Yayıncısı Belli Oldu
6. kitabımın yayıncısı belli oldu.
Bugün, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
ile sözleşme imzaladım.
8 Temmuz 2015 Çarşamba
Kıyamet Şiiri (İhtiyarın Vefatı, Polat Onat)
KIYAMET
bugün kıyamet günü kimse farkında değil
yapışkan bir sıcak kaplamış ortalığı
eskici sessizce geziyor el arabasıyla
güvercin uçuruyor iki delikanlı
dondurmasını yalıyor sevimli çocuk
asıyor çamaşırları yeni gelin balkonda
araba hızla geçiyor sokaktan
bahçede toprağı eşeliyor tavuklar
sallanarak uzaklaşıyor berduşun biri.
oturduğu bankta tüm bunları
gülümseyerek izleyen yaşlı bilge,
terini siliyor elinin tersiyle
ve hızla kararan ufka bakarak
uzun zamandır seni bekliyorduk, diyor
hoş geldin ey kıyamet günü
ey kıyamet günü hoş geldin.
POLAT ONAT
İhtiyarın Vefatı, 2011, sayfa: 47
2 Temmuz 2015 Perşembe
Oğlum Said Fazıl'ın İftar Duası
Allah'ım, tüm ölmüşlerimizi cennete eyle.
Bizi de cennete eyle. Orada bize güzel yiyecekler ısmarla.
Bana ailemi verdiğin için çok teşekkür ederim.
Büyüyünce bakkalcı, futbolcu ve doktor olayım.
AMİN.
Said Fazıl Onat / Batman
Ramazan Sayfası, 1 Temmuz 2015 Çarşamba
12 Haziran 2015 Cuma
Mevlana'nın Tartışmalarda Sıkça Kullanılan Meşhur Sözü
Mevlana'nın Tartışmalarda Sıkça Kullanılan Meşhur Sözü
"Suskunluğum asaletimdendir.
Her lafa verecek bir cevabım var.
Lakin bir lafa bakarım laf mı diye,
Bir de söyleyene bakarım adam mı diye!"
MEVLANA
6 Haziran 2015 Cumartesi
Gelmeyen Geyik Masalı
GELMEYEN GEYİK
On iki yokmuş,
on bir varmış. Boş umutlar her zaman kaçarmış.
Ormanın kıyısında
bir kulübede ihtiyar bir kadıncağız yaşarmış. Bu yaşlı kadın, uzun yıllar önce
bir geyik yavrusu bulmuş. Bu kimsesiz yavruyu kendi eliyle beslemiş, özenle
büyütmüş. Aylarca bir arada kalmışlar. Sonra bir gün geyik kaybolmuş. Çevredeki
herkes, kadına, geyiğin ormana kaçtığını, artık geri gelmeyeceğini söylemiş.
Kadın bu
sözlere inanmamış. Tahta kulübesinin kapısının önünde, örgü örerek, her gün
geyiğin geri gelmesini beklemiş. Kadının günleri ve geceleri bu hayalle
süslenmiş. Böylece uzun yıllar geçmiş. Kadın iyice yaşlanmış ama geyiğin geri
döneceğine inancını hep korumuş.
İhtiyarlığın
zorluklarıyla uğraşan kadıncağız bir gün ağır hastalanmış. Yakın arkadaşları ve
komşuları, yatakta hasta yatan ihtiyar kadının başına toplanmışlar. Kadın
zorlukla nefes alarak şu sözleri fısıldamış:
"Bekledim ama gelmedi, ben ona hiç
kötü davranmadım ki,
Gözleri ne güzeldi, bana bir kez baksaydı mutlu olurdum
belki."
İhtiyar
kadın son kez uykuya dalmış. Rüyasında gelmeyen geyiği görmüş. Gülümsemiş.
3 Haziran 2015 Çarşamba
30 Mayıs 2015 Cumartesi
Kendi Düşüncemin Ne Olduğunu Nasıl Keşfediyorum?
Nasıl Keşfediyorum?
Çoğu
kavramsal konuda şahsi düşüncemin fikri sınırlarını net olarak bilemiyorum ve
bu durumda, karşıt görüşlü bir arkadaşla yapacağım hararetli bir polemik, her
şeyden öte kendi düşüncemin genel çerçevesini daha somut şekilde keşfetmemi
sağlıyor sanki, yani kısacası birisiyle o konuyu tartışmadan, o konu hakkında
ne düşündüğüm hususunda kendim de tam olarak emin olamıyorum ve bu bahsettiğim
olgunun toplumdaki bireylerin genelinde görüldüğü iddiasının doğruluğu hakkında
epeyce güçlü bir kanaatim var.
Yüz Kelime Tek Cümle-17
POLAT ONAT
4 Mayıs 2015 Pazartesi
Yalan / Melih Cevdet Anday (Şiir)
YALAN
Ben güzel günlerin şairiyim Saadetten alıyorum ilhamımı Kızlara çeyizlerinden bahsediyorum Mahpuslara affı umumiden... Çocuklara müjdeler veriyorum Babası cephede kalan çocuklara... Fakat güç oluyor bu işler Güç oluyor yalan söylemek...Melih Cevdet ANDAY
2 Nisan 2015 Perşembe
Eksik Parça Yolculuğum: Taşradan Uzaklaşmak
EKSİK PARÇA YOLCULUĞUM:
TAŞRADAN UZAKLAŞMAK
Evi,
işi ve tüm sosyal çevresi iki kilometrekare içinde sıkışmış, bir taşra
münzevisine en zor gelen şeylerden biri nedir bilir misiniz? Yolculuk. Hayatın
rutin akışından büyük bir keyif alan, monotonluğu bozucu sürprizlerden pek hoşlanmayan
bir taşralı için, İstanbul seyahati ancak zorunluluk içeriyorsa ya da önemli
bir işlev taşıyorsa katlanılırdır. TRT'deki "Eksik Parça" programı
yapımcılarından Alev Çağlayan hanımın davetini de bu nedenle kabul ettim.
Taşradan birkaç günlüğüne çıkış gerekçem, televizyonda "taşra hakkında
konuşmak" gibi, bir nevi tuhaf bir paradoksu içeriyordu.
Öğleden
sonra Batman'dan uçağa bindim ve bir buçuk saat sonra, bin yüz on bir kilometre
ötedeki İstanbul'daydım. Havaalanında beni bekleyen TRT'nin aracıyla, on
kilometre ilerideki Ortaköy'deki çekim stüdyosuna varmamız ise, trafiğin
yoğunluğu nedeniyle iki buçuk saat sürdü. Yani kısacası, Türkiye'nin bir
ucundan diğer ucuna uçakla gitmek, İstanbul'da birkaç semt ileriye arabayla
gitmekten daha az yorucu oluyor. TRT'nin servis aracını süren şoförle, sıkışık
trafikteki bu iki buçuk saatlik yolculuğumuz sırasında güzel bir sohbet ortamı
oluşturduk. Şoför arkadaşın memleketi Batman'mış. Yol boyu hep ilgi çekici
konularda konuştu, ben de dinledim.
TRT'nin
binasına vardığımızda hava kararmıştı. "Eksik Parça" belgeseli
program ekibi Alev Çağlayan hanım, Birsen Hatipoğlu hanım, Zafer Sevener bey,
beni güler yüzle karşıladılar. Sıcakkanlı ve samimi yaklaşımları ile hemen
ortama adapte olmamı ve yabancılık çekmememi sağladılar. Kameraman Zafer bey
stüdyodaki gerekli düzenlemeleri çabucak tamamladı. Kısa bir hazırlıktan sonra
program çekimine başladık. Alev hanım ve Birsen hanım taşra olgusu hakkında
birbirinden orijinal ve ufuk açıcı sorularıyla programı yönlendirdiler. Ben de
yolculuk nedeniyle ağrıyan başıma rağmen, yöneltilen soruları mümkün olduğunca
ayrıntılı cevaplamaya çalıştım.
Çekimleri
tamamladıktan sonra ekiple vedalaşıp, kalacağım otele gittim. Taksim'deki otele
eşyalarımı bırakıp, İstiklal Caddesinin o susmaz uğultusu içine attım kendimi.
Benim gibi taşradan gelmiş melankolik biri için, İstiklal Caddesinin ışıkları
ve gürültüsü ilk on dakikalık şaşkınlığın ardından her zaman bir eziyete
dönüşür. O saatlerde, cadde üstündeki YKY kitabevinin sessizliği ve tenhalığı,
benim için hoş bir sığınak olmuştu. Kitapların arasında epeyce dolaşıp durdum.
Ve uzun zamandır aradığım ama bir türlü edinemediğim Oktay Rifat'ın bende
olmayan bir şiir kitabına rastladım. Kitabı sevinçle satın alıp, yavaş
adımlarla kalacağım otele doğru yürümeye başladım. Otel odasının hissettirdiği
gurbet duygularının mayhoş lezzetiyle Oktay Rifat'ın kitabını heyecanla açtım.
Nihayet İstanbul'un göbeğinde, biricik taşrama geri dönmüştüm: Kitaplara ve
şiirlere. Ve ardından, bir otel odası uykusunun o serin karanlığı.
İstanbul,
kendini uzakta hissedenlere, devasa bir yalnızlık duyurmakta son derece mahir
bir şehir. Ve İstiklal Caddesi, Anadolu'daki tenha bir dağ köyü yolundan daha
ıssız. Neden derseniz, dağ köyü yolunda tesadüfen bir insana
rastlayabilirsiniz. Ve bu durumda karşılaştığınız o kişiye, sanki bir tanıdıkla
karşılaşmışçasına samimi bir ilgiyle selam verirsiniz. Beraber yol alıp samimi
bir muhabbete yelken açarsınız büyük ihtimalle.
Tedirgince şimdi farkına varıyorum ki, kalabalık içinde bir yalnızlık
daha sancılıymış. Çünkü Taksim'deki muazzam insan seli ve devasa kitle,
birbirine tamamen yabancı ve metropolün olağan gerilimiyle potansiyel öfke
yüklü bir edayla hareket ediyormuş gibi gözüküyor ürkek gözlerime. Yarın
İstanbul'dan ayrılıp taşrama geri döneceğim ve eminim ki İstanbul'dan hiçbir
şey eksilmeyecek.
POLAT ONAT
28 Mart 2015 Cumartesi
14 Mart 2015 Cumartesi
Kısa ve Derin Bir Umutsuzluk (Kurte Film / Ali Kemal Çınar)
KISA ve DERİN BİR UMUTSUZLUK
(Kurte Film / Ali Kemal Çınar)
Başarılı ve ilgi çekici kısa filmleriyle tanıdığımız Ali Kemal Çınar'ın ilk uzun metraj çalışmasının adının ve ana izleklerinden birinin "Kısa Film" olması hoş bir ironi barındıyor. Bu yapıtta beni çok etkileyen olgulardan biri, etkileyici bir görüntü çalışmasının, sakin ve duru bir kamera işçiliğinin kendini belli etmesi oldu. Bilirsiniz, sanatsal içerik yüklü filmler, benim gibi, çoğunlukla popüler sinema diline alışmış seyircilere, genelde epeyce sıkıcı gelir. Ancak yönetmen Çınar'ın bir saati aşkın süreli bu yapıtının sonunda, bana sanki bu film yirmi dakikalık bir kısa filmmiş gibi geldi. Bunun nedeni de filmin yoğunluğudur diye düşünüyorum. Hemen hiçbir fazla kare barındırmayan bir çalışma kotarmaya çalışmış Ali Kemal Çınar. Ürününü tüm fazlalıklardan ve safralardan arındırmayı planlamış, nihai amacına hizmet etmeyen hiçbir sahneye yer vermemiş kanısındayım.
Benim dikkatimi çeken bir diğer yön de, filmin, yönetmenin varoluşsal kaygılarını izleyenlere aktarmakta son derece başarılı olduğudur. Hastalık, vücut, acı, korku gibi evrensel kavramlar üzerine, kimi açık kimisi örtük göndermelerle, sağlam bir bakış açısını, kendine has yerel argümanlarla bezeyerek seyircilere sunmada, Ali Kemal Çınar'ın hedefine ulaştığı görüşünü taşıdığımı ifade edebilirim.
Kısa Film'in, aile kavramı üzerine, dingin ama sarsıcı, çoğunlukla örtük tespitlerine ise ayrı bir paragraf açmak gerekiyor. Yönetmenin, kendi ailesindeki herkesin kendini canlandırdığı bu manzaraya dışardan baktığımızda, hiçbir irkiltici, yadırgatıcı, tuhaf yön bulamıyoruz. Ama cilalanmış bir sevgi atmosferi ve duygulu sahneler de göremiyoruz. Ali Kemal karakterinin, Albert Camus romanlarından çıkmış bir bakış açısını kadraja yansıttığı alttan alta kendini hissettiriyor.
Netice itibariyle, herkesin sevebileceği bir film değil Kısa Film. Ama sevenlerin de çok seveceği ve unutamayacağı bir film.
POLAT ONAT
9 Mart 2015 Pazartesi
Aranılan Esas Cevap Nedir?
Jim Carrey
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

.jpg)




















