8 Mart 2015 Pazar

2 Mart 2015 Pazartesi

Cahillik Nedir?



Cahillik üç türlüdür:

1. Hiçbir şeyi bilmemek.
2. Gerekenleri bilmemek.
3. Bir sürü gereksiz şey bilmek.

Thomas Fuller

1 Mart 2015 Pazar

Taşradan Gelenlerin Manifestosu (Sanat Sayfası İçin Sempozyum Kitabının Tanıtım Yazısı)



TAŞRADAN GELENLERİN MANİFESTOSU

            2013 yılı mayıs ayında Kadir Has Üniversitesinde yapılan "Taşra ve Edebiyat Sempozyumu"nda sunulan bildiriler, Mesut Varlık'ın hazırlaması sonucu İletişim Yayınları tarafından "Edebiyatın Taşradan Manifestosu" adıyla kitaplaştırılarak geçtiğimiz günlerde okurlara sunuldu. Taşra ve sanat olgusu üzerine kafa yoranların muhakkak ilgisini çekecek zengin bir içeriğe sahip bu eser, farklı kuşaklardan edebiyatçıların konuyu değişik eksenlerden ele aldıkları kuşatıcı denemelerden oluşuyor.

            Kitap, sempozyumun nihayetinde, katılımcılar tarafından kaleme alınmış önemli bir metin olan Edebiyatın Taşradan Manifestosu ile açılıyor. Hazırlayan Mesut Varlık'ın Önsöz Niyetine yazısının ardından, sempozyumda sunulan çalışmaları okumaya başlıyoruz. Kerem Işık, Ömer Solak, Abdullah Ataşçı, Asuman Susam, Arın Kuşaksızoğlu, Vedat Ozan, Nesra Gürbüz, Ethem Baran, Mehmet Said Aydın gibi başarılı edebiyatçıların yazıları, önemli tespitleri bünyesinde barındıran bir hüviyete sahip. Taşra gibi epeyce girift, ancak bir o kadar da hafifsenme potansiyelini barındıran bu sosyokültürel olgu hakkında, zihin açıcı ve derinlikli yorumlarla karşılaşıyoruz.

            Necati Mert'in otobiyografik ögelerle bezeli, bir nevi lezzetli bir öykü tadını da ziyadesiyle içeren "Taşra Ötekidir" yazısı ve genç yaştaki Eyüp Tosun'un anılarının yönlendirmesiyle nostaljik bir anlatımla kotardığı "Bir Angaralı'nın Taşrasal Günah Çıkarması" adlı ürünü, kitaptaki diğer çalışmalardan farklı bir noktada konumlanıyorlar.

            Şükrü Erbaş'ın yoğun bir şiirsellik ve lirizm içeren "Yağmur Damlasından Dünyayı İçmek" adlı kısacık ama vurucu metni ile nihayete eren bu sempozyum kitabı, hızla metropollere akan bir nüfus yoğunluğuna sahip ülkemizin edebi serencamını net olarak ortaya koymuş. "Edebiyatın Taşradan Manifestosu"nda  bir okur olarak eksikliğini hissettiğim en somut olgunun, taşradan metropollere yoğunlaşan göç dalgalarının, sosyolojik değerlendirmeler ışığında toplumsal katmanlara yayılan uyuşmazlıklarının, cumhuriyet dönemi romanlarındaki karakterlere yansımalarına yeterince değinilmemesi olduğunu belirtebilirim.

            "Taşra" gibi anlamsal bir akışkanlığa sahip bir kavramın, günümüz Türk Edebiyatının önemli yazarlarının perspektifinden sanatımızdaki yansımalarını derli toplu olarak bulabileceğimiz Edebiyatın Taşradan Manifestosu kitabındaki metinler, bir nevi "Arkadaşlar! Bambaşka bir edebiyat da mümkün olabilir!" şeklinde nida ediyor. Bence bu çığlığa kulak vermekte önemli bir fayda var. Çağımızın tektipleştirme yolunda hızla ilerlediği mekansal olgular, şayet yeterince güçlü estetik tercihlerle desteklenebilirse, bambaşka duyarlıklara da kapı aralayabilme potansiyeline sahip. Yeter ki zihinlerdeki kodlanmışlığı aşabilecek geniş bir ufka sahip olunabilsin.

            Bu kısa yazıyı sona erdirirken dikkat çekici bir söyleyiş benzerliği içeren taş ve taşra kelimelerindeki yakınlık ilgimi çekti. Ve aniden şunu fark ettim: Taşrada her boyutta "taş"a rastlamak, istendiği takdirde yerden kaldırıp eline almak ve rastgele bir yere fırlatmak çok kolaydır. Betonlar ve asfaltlarla bütünleşmiş metropollerde taş bulmak ise artık neredeyse olanaksız.


                        POLAT ONAT / 13 Şubat 2015

                                 

25 Şubat 2015 Çarşamba

Türkçenin En Önemli Yazarlarıyla Aynı Paragrafta Yer Almak Güzel


     Ulysses ve Türkçe bağlamında Leyla Erbil ve Ferit Edgü'nün eserlerine dair bazı tespitlerimi paylaşmak istiyorum: James Joyce ve Ulysses bağlamında, Oğuz Atay, Ferit Edgü, Bilge Karasu, Hasan Ali Toptaş ve Polat Onat'ı, Joyce ve Ulysses'in Türkçedeki akrabaları olarak değerlendirmek mümkün. Bu soy yazarlarımız dışında Türkçede alelacele ve alelade taklitler pıtrak gibi çoğalmıştır.

             Hüseyin Avni Cinozoğlu
             Zalifre Yazıları Dergisi,
             Şubat 2015, Sayı:21, Sayfa:30


19 Şubat 2015 Perşembe

Gazeteci Nuh Köklü'nün Son Sözleri


Geçen gün rüyamda bıçaklanmıştım ve ölmek üzereydim.
"Allahım, Ne olur bu bir rüya olsun!" diye yalvarırken uyandım.
Uyanınca çevreme bakıp "Oh, çok şükür rüyaymış." diye sevindim.


Bugün gazetede, vitrinine yanlışlıkla kar topu attığı için bir esnaf tarafından bıçaklanarak öldürülen gazeteci Nuh Köklü'nün ölmeden önce söylediği son sözleri okuyunca çok şaşırdım:


"Ölmek istemiyorum.
Ne olur bu bir rüya olsun."

Yazık ki onunki bir rüya değil gerçekti.
Hayat hakikaten tuhaf. Şaşırmamak elde değil. Üzgünüm.

10 Şubat 2015 Salı

1 Şubat 2015 Pazar

Yalanlara Karşı Hassasiyetim Neden Arttı?

 

Yalanlara Karşı Hassasiyetim Neden Arttı?
                                                            
            Bir yalanı insanların gözünde güçlendirmenin, yani gerçek sanılmasını sağlamanın en etkili yolu, belirli periyotlarla benzer yalanlarla, kimi zaman da kendi içinde çelişen ifadelerle desteklemektir, diye aklıma geldi ve sonra, yakın zamanda yalana karşı olan bu hassasiyetimin artmasının temel nedeninin, etik kaygılarımdaki gelişimden değil de, kendi ilkesel değerlerime karşı söylenen sistemli yalanlara karşı olan tepkimden kaynaklandığını kendi kendime itiraf edip, bu durumdan büyük bir utanç duydum.
 
Yüz Kelime Tek Cümle-16
POLAT ONAT

21 Ocak 2015 Çarşamba

İmzalı Kitaplar Müzesi: Bloğunda Bin Adet İmzalı Kitap Var (Batman Çağdaş Gazetesi)


Bloğunda Bin Adet İmzalı Kitap Var  

Batman’da yaklaşık 10 yıldır farklı okullarda çalışan
eğitimci Polat Onat, oluşturduğu imzalikitap.blogspot.com
sitesinde imzalı bin kitabı arşivledi.
 

ARİF ARSLAN’IN KİTABI DA BLOGTA

Aslen İstanbullu eğitimci-şair Polat Onat, üç yıl önce oluşturduğu İmzalı Kitaplar Müzesi sitesinde bin civarında kitabı arşivledi.
 
1930 Yıllardan bu yana başka isimler adına dahil, imzalı kitapları arşivlediğini belirten eğitimci-şair Onat:
“Kitaplara ayrı bir sevdam var. Üç yıl önce oluşturduğum blogda sahaflar ve müzayedelerden elde ettiğim kitaplar ile, adıma imzalı iki yüz kitapla birlikte, yaklaşık bin civarında kitabı arşivledim. 1930'lu yıllara ait bazı kitaplar da sitede mevcut. En son adıma imzalanan oldukça orjinal bir eser olan, Arif Arslan’ın yazdığı Yüz Yüze Batman kitabını da bloguma ekledim.”
diye konuştu. 
 
                  14 Ocak 2015

16 Ocak 2015 Cuma

İntihar Etmiş Bir Taşra Berberi (Sivas İrade Gazetesi / İlkay Coşkun)



İntihar Etmiş Bir Taşra Berberi
 
            Polat Onat, imzalı kitap bulmak ümidiyle uğradığı sahafta, Âdem Yoksun adında bir berbere ait olan farklı içerikli bir şiir dosyasına rastlamış ve ilgisini çeken o dosyayı kitaplaştırmak için yayınevine göndermiştir.
             Berberin intihar etmeden önce hazırladığı şiir dosyasının başında, önsöz olarak yazdığı yazıda ilginç bir roman olarak da okunabilecek bir manifestoya imza attığı fark edilir. Âdem Yoksun 1972 Nevşehir Kozaklı, Yunak Kasabası doğumlu, 2010 yılında bilinmeyen bir nedenle intihar ettiği iddia edilen bir taşra berberidir. Eser, öğretmen Polat Onat’ın üçüncü kitabı olarak kitaplıklarda yerini almıştır.
             “İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü”nün başında yer alan “Kendimi şiirin o dipsiz uçurumunda yapayalnız hissettiğimi belirtmek isterim.” cümlesi ilk anda, Âdem Yoksun adlı şairin içinde bulunduğu ruh halinin bir özeti niteliğinde adeta.
“Politik şiirin denklemini, dağarcığındaki kof imgelerle kurtarabileceğini sanan zavallılara söyleyecek sözüm yok.”
 “Bırakın bazıları kumda oynamaya devam etsinler.” gibi tespitlerinde ise şairin bu konudaki bakış açısını görmekteyiz.
“Yenilmek. Şiirin o zümrüt damarının ince kıpırtısı.” tabiri ile derinliği, yoğunlaşmayı ve bütünselliği çok güzel betimlemiş.
 “Mamafih dolaşımda olan şiirlere şöyle açıp bir bakın. Kandırılmış ufkun yoğun karartısını yeterince idealize etmekten uzak olacaksınız.” İfadesindeki derinlik etkileyici.
“Biz şairler, en büyük düşmanımızın okurlarımız olduğunu hep söylemez miyiz zaten.” cümlesi, okurluğun aforizmik boyutunu imliyor.
 “Bazı şiirlerimde var ki, onları kesinlikle kimseye okutmaya niyetim yok, kendime bile. Çünkü günümüz beşeriyetinin hassasiyet ve algı motivasyonu buna hazır değil, yeterli olgunluğa ulaşması ise yaklaşık bir asrı bulur diye tahmin ediyorum.” ifadesi oldukça iddialı bir söylem.
“ ‘Kalan’ şiirimi tam sekiz tane farklı dergiye, ayrı ayrı ikişer ay arayla gönderdiğim halde hiçbir dergiden yanıt alamadım.” diyor şair. Âdem Yoksun Bey’in dergilerden yanıt alamama sıkıntısı, dergi editörlerin şiire ve şaire karşı ilgisiz tutumları, hep gündemde olan mevzular. Ayrıca 'Kalan' şiirindeki ses ve şiir kurgusu çok güzel bence.
Bunun gibi daha birçok bölüm dikkatimi çekti berberin bu ilginç şiir dosyasında.
            Kitabın, Önsöz bölümünü okurken on sayfanın sonrasında okuma akıcılığı doludizgin artıyor. Bölüm bölüm anılar, şiir ve şair hakkında yapılan tespitler, şairin serzenişleri, hayalleri, keyifle okutuyor kitabı.
Kitabın arka kapağında şu ifadeler kaleme alınmış:
-“Bu kitap acaba ne? Monolog tarzı tuhaf bir oyunsal uzun hikâye mi? İronik bir postmodern kısa roman mı? Mükemmel imgelerin billurlaştığı bir şiir dosyası mı? Manifestovari bir poetik metin çalışması mı? Dramatik bir intihar mektubu mu? Spesifik bir novella denemesi mi? Ben, bunların hepsi de doğru, demeyi tercih ederim. Ama son kararı her zaman olduğu gibi yine siz vereceksiniz. Evet siz. Âdem Yoksun”-
            Ufakta bir eleştirim olacak kitapla ilgili; “Önsöz” kısmı 115 sayfadan oluşmakta ve hiç paragraf kullanılmamış. Bu tercihin, okuru sıkarak yorabileceğini düşünüyorum. Ara ara kitap sayfalarında boşluklar bırakılabilirdi.
            'İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü' adlı yapıtı eşimle birlikte okudum. Doğrusu şöyle bir düşünce belirdi bizde; Acaba Polat Onat’ın kitabın ‘Önsöz’ kısmına müdahalesi oldu mu? Daha açık bir ifadeyle, eser tamamen Polat Onat’ın kurguladığı bir kitap mı diye de çok düşündük. Okuru bu şekilde düşünmeye sevk etmek, yazarımızın hedeflediği bir durumdu belki de. Bilemiyoruz. Âdem Yoksun hayali bir karakter olabilir diye de düşünüyoruz.
            Eğer berber Merhum Âdem Yoksun hayali bir karakter değilse sakladığı diğer şiirlerine ve şiirlerinin yayınladığı arşivdeki yerel gazetelere ulaşılabilir diye düşünüyorum. İlgisini çekenler için bir dip not.
Yazımı kitaptan bir şiirle sonlandırmak istiyorum:
YANGIN
ağaçlar fidana
fidanlar ormanı
ormanlar tarlaya
dönmeli yurdumda,
yangın izmaritten kaynaklanırsa
hiç mi vicdan taşımaz tiryaki
dejenere yetişti burjuva veletler
şımarıklık almış başını yürümüş
kundakçı çıkarmadı yangını
çakar çakmaz çakan çakmak
ADEM YOKSUN 
 * "İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü"
Komşu Yayınlar, Kasım 2012

                                          İLKAY COŞKUN
                    13 Ocak 2015 / Sivas

                               www.sivasirade.com

                                gazeteyazisi.blogspot.com



11 Ocak 2015 Pazar

İstanbul İstiklal Caddesinde Koyundan Korkup Kaçan Köpek (Video)

 
 
 
İstanbul İstiklal Caddesinde gezen kınalı koyun,
yanına yaklaşan iri köpeği korkutup kaçırıyor.

1 Ocak 2015 Perşembe

Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun Son Sözleri



Pankreas kanserinden gitti Bedri Rahmi. Hastalığı bildirilmedi kendisine. Daha mı iyi oldu acaba? Ama benimkinin gizlenebilecek yanı yok. Son kez Cerrahpaşa'ya dolaşmaya gittiğimizde, tam da "Kalanlara selam olsun" dediği ana rastlamıştık. Mehmet'le ikimiz kapattık gözlerini.

Hatun Birsen Başaran
Canevimde Mor Isırgan, Sayfa: 34

24 Aralık 2014 Çarşamba

3 Aralık 2014 Çarşamba

Bilgili Sahafları Neden Sevmiyorum?



Bilgili Sahafları Neden Sevmiyorum?
 
            Bilgili ve kültürlü insanları her zaman sevmişimdir ancak bunun bir istisnası var, bilgili ve kültürlü sahafları hiç sevmiyorum, çünkü kendini yetiştirmiş ve kitaptan anlayan sahaflar sattıkları kitapların değerini iyi bildikleri için, kıymetli ve nadir kitapları satarken fazla ücret talep ediyorlar, oysa bazen cahil ve bilgisiz sahaflara rastladığımda son derece kıymetli, imzalı, eski bir kitabı, karalanmış ve yıpranmış gerekçesiyle gazete fiyatına sudan ucuza sattıklarında, o kitabı ellerinden çıkardıkları için sevinç duyduklarını görüyorum ve ben de tarihsel değere sahip nadir bir eseri yok pahasına satın aldığım için mutlulukla eve dönüyorum.
 
Yüz Kelime Tek Cümle-15
POLAT ONAT


27 Kasım 2014 Perşembe

Yahya Kemal'in Son Sözleri

  

Rivayet edilir ki Yahya Kemal'ın son söz olarak söylediği, 
Baki'nin "Allah'adır tevekkülümüz, itimadımız"
 mısraı olmuştur.


25 Kasım 2014 Salı

Türk Edebiyatçılar Birliği 1962 Yıllığından Seçilmiş Şiirler

Türk Edebiyatçılar Birliği
1962 Yıllığından Seçilmiş Şiirler,
 

Selahattin Batu / Karanlık Gemi,
 

Oğuz Kazım Atok / Düşlü Düzen,
 

Oktay Rifat / Her Şiirin Sonu,
 

Fazıl Hüsnü Dağlarca / Toprağı Sevmek,
 

İlhan Berk / Balad,
 

Behçet Necatigil / De,
 

İlhan Geçer / Kenar Mahalle,
 

A. Kadir / Ekmek,
 

Nahit Ulvi Akgün / Mavi Türkü,
 

Sabahattin Kudret Aksal / Güzelleme,
 

Berin Taşan / Gözlerine Doğru,
 

Edip Cansever / Bakır Heykel,
 

Gülten Akın / Herşey Ölümün,

22 Kasım 2014 Cumartesi

Nelere Kafa Yormalıyız?

 
Nelere Kafa Yormalıyız?

            Hayattaki değiştiremeyeceğimiz binlerce global soruna kafa yormak doğal olarak, sınırlı enerjimizi boşa harcamamıza yol açabilir, dolayısıyla yetki ve müdahale alanımızın dışındaki mevzulara odaklanmak kanımca zararlı olmasa bile büyük olasılıkla gereksizdir ve değiştirebileceğimiz sorun odakları hakkında fikir üretmemek ise kabahat, hatta acımasızlıktır diye düşünseydim, bu söylediğimi şöyle bir örnekle somutlamak mümkün olurdu, bir ilkokul öğretmeninin, ülkenin eğitim politikalarındaki devasa çıkmazlara kafa yormasındansa, kendi görevini oluşturan, sınıfındaki öğrencilerine en mükemmel eğitimi vermek için kafa yorması daha verimli çalışmasına vesile olur büyük olasılıkla, neticede elbette bu bir karakter ve tercih meselesidir, kimi şahıslar idealizmi tercih eder, kimisi pragmatizmi benimser, kimisi realizmi ve çok az bir kısmı da nihilizmi.
 
Yüz Kelime Tek Cümle-14
POLAT ONAT

8 Kasım 2014 Cumartesi

Okurun Sevmediği Kitabı Yarıda Bırakma Hakkı Var Mıdır?




Okurun Sevmediği Kitabı 
Yarıda Bırakma Hakkı Var Mıdır?


            Böylesi bir sorunun, sadece sürükleyici kitapların okunmaya değer olduğu gibi  savunulması zor bir varsayımdan hareketle ortaya atıldığını savlamak zor olmasa bile, okur elbette sevmediği kitabın tamamını okumamakta özgürdür, ancak tamamını okumadığı bir kitabı sevip sevmeyeceğini kesin olarak bilemeyeceği için, yarım bıraktığı o kitap hakkında okurun net görüş bildirmesi de yanlış olur, çünkü kimi kitaplardaki kurgusal yapının giriftliği nedeniyle, eserin sonlarında yazarın bilinçli olarak geç sunduğu kimi değişik şaşırtmacalı bilgilerle kitabın tamamı aniden bambaşka bir yörüngeye oturup, derin anlamsal değişim ve başkalaşımları barındırarak okuruna ani şoklar yaşatabilir, yani kısacası kitapları, sanki tadılması gereken bir yiyecekmiş gibi değerlendiremeyiz, birkaç lokma yemek suretiyle tabaktaki yemeğin tamamı hakkında kesin kanaat sahibi olabiliriz, fakat birkaç sayfasını okumakla bir kitabın estetik ve sanatsal değeri hakkında kesin kanaate sahip olamayız, hatta belki iddialı bir söylem olacak ama üç yüz sayfalık bir kitabın iki yüz doksan beş sayfasını okusak, sadece son beş sayfasını okumasak bile o eser hakkında kesinleşmiş yorumlarımızı bildirmemizin yeterince doğru olmadığı kanaatindeyim.

Yüz Kelime Tek Cümle-13
POLAT ONAT

1 Kasım 2014 Cumartesi

Adı Nedeniyle Cinsiyeti Yanlış Bilinen Yazarlar


ADI NEDENİYLE 
CİNSİYETİ YANLIŞ BİLİNEN YAZARLAR

            Genel itibariyle bir insanın ismi, o kişinin cinsiyeti konusunda hemen hemen kesin bir kanaat verir. Bazen toplumuzda İsmet, Deniz, Özgür, Ayhan, İlkay, Yaşar, Ümit, Yüksel vb. gibi hem erkeklerde, hem kadınlarda kullanılabilen isimlere rastlansa da, bu adlar çok yaygınlaşmamıştır. Çünkü kültürümüzde çoğunlukla, eril karakterli isimler ile dişil özellikli adlar net çizgilerle birbirinden ayrılmıştır.

            Yazarları genellikle kitaplarından ve eserlerinden tanırız. Aşırı bir popülerliğe sahip değillerse genellikle edebiyatçıların yüzlerini ve resimlerini görmeyiz. Dolayısıyla isimlerinin ya da yazdıklarının çağrışımlarıyla cinsiyetlerini yanlış bilebiliriz.

            Yıllar önce üniversitede okurken Harper Lee'nin "Bülbülü Öldürmek" romanını okumuştum. Kitabı bitirdiğimde çok beğenmiş ve "Adam hakikaten esaslı roman yazmış." diye düşünmüştüm. Bir süre sonra bir gazete haberindeki fotoğrafı sayesinde öğrendim ki Harper Lee meğer bayanmış.

            Edebiyat öğretmeni bir arkadaşımın ödünç verdiği bir kitapla tanıştım Rainer Maria Rilke şiirleriyle. Seçme şiirlerin derlendiği kitabı bitirdiğimde "Kadın doğrusu muazzam şiirler kotarmış." yorumunda bulunmuştum. Yıllar sonra bir ansiklopediye göz atarken Rainer Maria Rilke'nin fotoğrafına tesadüf edince, bu şairin kadın değil erkek olduğunu anlamıştım. İsminin bende oluşturduğu çağrışım şairin cinsiyeti konusunda beni yanıltmıştı. 

            İngeborg Bachmann'ın adına ve şiirlerine ilk kez bir edebiyat dergisinde tesadüf etmiştim gençlik yıllarımda. Yazarın adının benim zihnimdeki oluşturduğu ilk imgesiyle  İngeborg Bachmann'ı epeyce bir süre erkek sanmıştım. Seneler sonra, Paul Celan ile mektuplaşmalarını aktaran kitap tesadüfen elime geçince, İngeborg Bachmann'ın kadın olduğunu öğrenmiştim.

            1993 yılında Nobel edebiyat ödülü kazanan yazar Toni Morrison'u da adı dolayısıyla erkek sanıyordum. Ve bu konuda hemen hemen emindim. Geçtiğimiz yıl televizyonda yayınlanan bir edebiyat programını izlerken, görüntüsü ekrana gelince, Toni Morrison'un kadın olduğu gerçeğiyle yüzleştim. Ve doğrusu epeyce şaşırmıştım.

            Kırmızı Leke adlı romanı sinemaya da başarılı şekilde uyarlanmış Nathaniel Hawthorne adlı ünlü Amerikalı yazarı, ince nazik bir bayan sanırken, internette, pala bıyıklı sert bir adamın fotoğrafıyla karşılaşmak beni şok etmişti. 

            "Bir Son Duygusu" adlı kitabıyla dikkatimi çeken, çağdaş İngiliz roman yazarı Julian Barnes'i de genç bir kadın sanıyordum. Meğer ki yaşlı bir adammış kendisi.

            Natüralizm akımının öncüsü, ünlü Fransız yazarlardan Emile Zola'nın adının, bizim dilimizde sıkça kullanılan "Emine" ismini bana çağrıştırması nedeniyle,çocukken, uzun süre yazarın kadın olduğunu düşünmüştüm. Sonraları, bu vahim hatamı anlayıp, Emile Zola'nın erkek olduğu gerçeği ile yüzleştim.

            Dünya edebiyatından verdiğim bu örneklerden sonra biraz da Türk edebiyatından örnekler sunayım:

            Ülkemizin değerli öykü ve roman yazarı Bilge Karasu'yu uzun yıllar boyunca bir kadın sanmıştım. Sonradan Bilge Karasu'nun erkek olduğunu öğrenince, bu cehaletimden dolayı epeyce utanmıştım.

            Yine çok kıymetli bir yazar olan Tezer Özlü'yü erkek sanıyorken, yazarın kadın olduğu gerçeğini yüzüme vuran, edebiyat dergisinde gördüğüm bir fotoğraf, beni çokça şaşırtmıştı.

            Genç şair Özge Dirik'in şiirlerini ikibinli yılların başlarında dergilerde ilgiyle takip ederken, onun bir kadın olduğu konusunda bir tereddüdüm yoktu. Ta ki 2004 yılında bir gazetede genç şair Özge Dirik'in intihar ederek hayatına son verdiği haberini okuyana kadar. Bu üzücü haberin fotoğrafında bir kadın değil, yakışıklı genç bir adamın vesikalık resmini görünce epeyce sarsılmıştım.

            Değerli yazar Cahit Uçuk'un 1968 yılında bir okuruna imzaladığı "Dikenli Çit" romanına bir sahafta denk gelince satın almıştım ve ilgiyle okumuştum. Tanığım ve bildiğim bütün Cahit'ler erkek olduğu için doğal olarak, onu da erkek sanıyordum. Dikenli Çit romanını beğendiğim için yazarın hayatını internette araştırmak istedim. Ve şaşırtıcı sonuç, Cahit Uçuk bir adam değil, şık giyimli, yaşlı bir hanımefendiydi.

            Şiirimizde önemli bir yeri olan şair Şükran Kurdakul'u isminin çağrışımı nedeniyle bayan sanıyordum. Uğradığım kitapçıda şiir rafını karıştırırken "Seçme Şiirler" kitabının kapağında yer alan, düşünceli, beyaz saçlı adam fotoğrafı, Şükran Kurdakul'un erkek olduğu gerçeğini bana öğretti.

            Şair Ece Ayhan'ın ve şair Ülkü Tamer'in isimleri net bir şekilde bayan adını çağrıştırsa da, sanatçıların popülerliği nedeniyle resimlerini yıllardır sık sık gördüğüm için, Ece Ayhan'ın da, Ülkü Tamer'in de erkek olduğunu zaten hep biliyordum.

            Felsefeci yazar Nermi Uygur'u kadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Şair Müştak Erenus'u kadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Yazar Selçuk Baran'ı erkek sanıyordum... Meğer kadınmış.
           
            Sinema yazarı Alin Taşçıyan'ı erkek sanıyordum... Meğer kadınmış.

            Şair Özgen Seçkin'i kadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Yazar Tuna Kiremitçi'yi kadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Şair Günel Altıntaş'ı kadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Eleştirmen Deniz Berat'ı kadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Şair Tozan Alkankadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Yazar Gürsel Koratkadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Şair Sunay Akın'ı kadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Sinema yazarı Burçin S. Yalçın'ı kadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Şair Süreyya Evren'i kadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Yazar Yağmur Atsızkadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Yazar Tanşuğ Bleda'yı kadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Şair Berin Taşankadın sanıyordum... Meğer erkekmiş.

            Ve bu yazıyı yazarken, bir arkadaşım, "Berna Moran'ı sakın unutma!" hatırlatmasında bulundu. Benim için bu bağlamdaki şimdilik son sürpriz de bu oldu. Türkiye'deki modern edebiyat eleştirisinin öncülerinden Berna Moran'ı ben hep, yaşlı, gözlüklü, şişmanca bir kadın olarak hayal etmiştim. Heyecanla google'a girip Berna Moran görsellerine baktım. Bir jön edasıyla saçlarını yana taramış, ihtiyar ve yakışıklı bir adam, bana hınzırca gülümsüyordu...


                        POLAT ONAT
                  Eylül 2014 / Batman

21 Ekim 2014 Salı

Hangi Kitabımı Ne Kadar Zamanda Yazdım?


HANGİ KİTABIMI 
NE KADAR ZAMANDA YAZDIM?

            "Son" üzerinde en fazla çalıştığım kitabımdır. 64 sayfalık bu küçük şiir kitabı için beş yıl uğraştım. Eğer yeryüzünde tek bir kitabım kalacaksa "Son"un kalmasını tercih ederdim.

            "İhtiyarın Vefatı" kitabımı bir buçuk senede yazdım. Fakat bu süre içinde, yoğun bir şekilde, hemen her gece birkaç saat kitaptaki şiirlerle uğraştım. Kendi kitaplarımı okumayı sevmem, ama "İhtiyarın Vefatı" hariç.

            "İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü"nü iki senede tamamladım. Kitabın hepsini, gece yarısından sonraki zaman dilimlerinde yazdığımı ifade edebilirim. En etkili ve dikkat çeken kitabım olan " İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü"nü yazdığıma şu an için pişman olduğumu söyleyebilirim. Bu kitabımın yeni baskısına asla izin vermeyeceğim. Adem Yoksun'un tamamen unutulmasını isterdim.

            "Şiir Madalyonunun Gizemi" kitabımı üç ay içinde hazırladım. Sınıftaki öğrencilerime bazen son derslerde doğaçlama masal anlatıyordum. Öğrencilerime anlattığım bu masallarımın bazı bölümlerine çocuk şiirleri ekleyip kurgulayarak hazırladım "Şiir Madalyonunun Gizemi"ni. Kızımın ve oğlumun en sevdikleri kitabım olması nedeniyle en gurur duyduğum çalışmamdır.


            "En Sevgili'ye Kelimeden Çiçekler"i bir senede bitirdim. Nedenini ben de bilmiyorum ama okurlar ve eleştirmenler nezdinde en az ilgi gören kitabım oldu. 

                 POLAT ONAT