24 Ağustos 2014 Pazar

Şiirlerde En Sevgili’yi Bulmak / Gülcan Bağırkan



Şiirlerde En Sevgili’yi Bulmak

            Birbirinden farklı on iki kişinin yolları sıra dışı bir kitapta kesişiyor. Polat Onat imzası taşıyan “En Sevgili’ye Kelimelerden Çiçekler” kitabı, her yaş ve hayat tarzından insanların En Sevgili’nin (sas) etrafında toplanabilmesini ilginç bir anlatımla sunuyor.

            Hepsi de birbirlerinden farklı karakterlere sahip 12 ayrı şehirden 12 değişik insanın hikâyesi... Okudukları kitapla günlük hayatın içinde gizlenmiş kader planlarının ve birbirleriyle şaşırtıcı bağlantılarının ne olduğu sorularını cevaplandırıyor yazar, “En Sevgili’ye Kelimelerden Çiçekler” kitabında. Muştu Yayınları’ndan çıkan kitap, Polat Onat imzası taşıyor. Üç bölümden oluşan kitapta 24 şiir ve 36 hikâye yer alıyor. Yazar kitabın başlangıcında bir şekilde yolları kesişecek olan kişilerin hayatlarından kesitler sunarak onları tanıtıyor.

            Onat, kitabının ilk bölümünden önce Hz. Enes(ra)’ten rivayet edilen bir hadis-i şerife yer veriyor: “Sizden biri beni, babasından, evladından ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş sayılmaz.” Aynı şekilde kitap bittiğinde yani üçüncü bölüm sonunda ise okurları bu kez bir ayet karşılıyor. “De ki: ‘Allah bizim hakkımızda ne takdir etmiş ne yazmışsa başımıza ancak o gelir. Mevlâmız, sahibimiz O’dur. Onun için müminler yalnız Allah’a dayanıp güvensinler.’ (Tevbe Suresi 51. ayet)”

            “En Sevgili’ye Kelimelerden Çiçekler” kitabında okuru bekleyen sürprizlerden biri de yazarın karakterlerin hikâyeleriyle bağlantılı yazdığı şiirler. Kitapta kişilerle bağı olan bu şiirlerin her biri Efendiler Efendisi’ne ve O’nun hayatına değiniyor.

                        GÜLCAN BAĞIRKAN / 22 Ağustos 2014
                        Cuma Eki, Sayfa: 8


17 Ağustos 2014 Pazar

Yaşamak Mı Öncelikli Hatırlamak Mı?


Yaşamak Mı Öncelikli Hatırlamak Mı?

            Hayatımız belli bir yörüngede ilerlerken, içinde bulunduğumuz şartlar ve idrak ettiğimiz olaylar mevcut zaman ekseninde hızla geçip giderken, yaşadığımız kader çizgisinde başımıza gelen durumların mahiyeti, bizim onu idrak ediş perspektifimizle birebir bağlantılı olması hususiyetiyle, zihnimizde vakit geçtikçe oluşan anıların tortusu, yılların meydana getirdiği sisli belirsizliklerle, yaşadığımız olayların gerçek mahiyetinden bambaşka, hatta tamamen zıt görüntülere dönüşebilir ve işte ancak bu tuhaf gerçeği tamamen kavrayınca naif bir kanaatle ama yeni tecrübelerin ışığında kırılganlığını muhafaza edecek bir bilgi kristalinin parlaklığıyla düşünmeye başlarım yoksa hatırlamak yaşamaktan çok daha önemli mi acaba diye, ince belli bardaktaki soğumaya yüz tutmuş çayımı yudumlarken.

Yüz Kelime Tek Cümle-6
POLAT ONAT

11 Ağustos 2014 Pazartesi

Yollarda Neler Görebiliriz?


Yollarda Neler Görebiliriz?


            İnsan hayatının tamamının, geniş perspektiften bakarsak büyük bir yolculuk olduğunu varsayabiliriz ve buradan hareketle, yollarda göreceğimiz şeylerin bakış açımızla ve dikkat düzeyimizle alakalı olacağını öne sürebilirsek, herkesin aynı manzaraya baktığında farklı görüntüler algılayabileceği çıkarsamasında bulunabiliriz, nihayetinde tüm yollarda, kahverengi taşların kıpırtısızlığını, bulutların sakin dağınıklığını, annesinin elini tutmuş çocuğun güvenini, gökyüzünün maviliğini yırtan bir kuşu, sabitliğin yalnızlığını sırtlamış bir ağacı, gelip geçiciliği anımsatan tekerlek izlerini, rüzgâra kapılıp havada savrulan kurumuş yaprakları, uzak dağların eteklerine kurulmuş kasabalardaki evlerin solgun ışıklarını, terkedilmiş ıssız benzin istasyonlarını, yolunu kaybetmiş yavru bir tilkiyi, hiç kimsenin ilgisini çekmeyen paslanmış reklam tabelalarını görebiliriz elbette, fakat bunun tek şartı var: tamamen kör olmamak.

Yüz Kelime Tek Cümle-5
POLAT ONAT

9 Ağustos 2014 Cumartesi

Kimden Korkmalıyız?




Kimden Korkmalıyız?

            Korkunun gittikçe ciddi oranda, toplumsal hususlarda itaat oluşturucu mahiyette ön plana çıkan bir argüman olarak kullanılmaya başlandığı günümüzde, bireylerin ilkeli ve kişilik sahibi davranışlarda bulunma ihtimalinin giderek azaldığı ve en temel haklarının bile çiğnenebileceği çekincesi taşıyan kişilerin devasa zulümleri bile gönül rahatlığı ile görmezden gelebileceği gerçeği, vicdanlardaki suskunlaşmanın belki kaba bir açıklamasını teşkil edebilir gibi gözüküyor, ancak şunu rahatlıkla ifade edebilirim ki, ne zalim yöneticilerden, ne hain düşmanlardan, ne vahşi hayvanlardan, ne ruhani varlıklardan, ne ölümden, ne hapsedilmekten, ne zulümden, ne işkenceden korkmamak gerektiğini kendi kendime düşünürken, kimden korkmalıyız sorusuna verilecek en gerçekçi cevabı küçük bir çocuğun bile kolayca bileceğini şaşkınlıkla fark ediyorum, Allah'tan başka kimseden korkmadığıma kendi ruhumu şahit tutarken.

Yüz Kelime Tek Cümle-4
POLAT ONAT

Bursa Hayvanat Bahçesi Fotoğrafları

Bursa Hayvanat Bahçesi


20 Temmuz 2014 Pazar

Öldüğünüz Zaman Kim Ne Kadar Üzülecek?


Öldüğünüz Zaman Kim Ne Kadar Üzülecek?


            İnsanın vadesi tükenince, ecel soğuk yüzünü gösterdiğinde, vefatının sonrasında kimin ne kadar üzüleceği mevzusu hiçbir önem arz etmese bile, birey ölümü kendisine uzak telakki ettiği vakitlerde kendi cenazesini hayal etmeye kalkarsa fark edecektir ki, ölüm haberi, onun adını duymamış ve yüzünü görmemiş kişiler için bir karıncanın ölümünden farksız, adını duymuş ama yüzünü görmemiş kişiler için birkaç dakikalık şaşkınlıktan ibaret, hem adını duymuş hem yüzünü görmüş kişiler için birkaç saatlik yüzeysel tefekkür kaynağı, eski arkadaş ve uzak akrabaları için birkaç günlük hafif üzüntü sebebi, samimi dostları ve yakın akrabaları için birkaç haftalık psikolojik sarsıntı ve travma nedeni, ailesi için ise birkaç aylık ruhsal şok ve ağır depresyon sebebinden ibaret, yazık ki sonrası uzun beyaz bir unutuş.

Yüz Kelime Tek Cümle-3
POLAT ONAT

19 Temmuz 2014 Cumartesi

Zihinsel Atmosferimizi Kısırlaştıran Nedir?


Zihinsel Atmosferimizi Kısırlaştıran Nedir?

            Kolay tüketmeye, hemen anlamaya, anlamlandırdığını ise içselleştirmemeye odaklanmış, yaşadığı çağın getirisi olan konforu, hem fiziksel hem zihinsel açıdan bir tembellik vasıtası olarak kullanmaya alıştırılmış, kendi haricindeki yaşamları popüler medya kültürünün dayatmasıyla kurgusal bir yapaylık çerçevesinde algılayan, geçmişimizin toplum hayatındaki hoş yansımalarını içeren naif sevgi ve samimi saygıyı bir nostalji ögesi olarak anlamlandıran, kendisini gerçekleştirmeye adadığı hedeflerini ve hayallerini özgün kişiliğinin parıltılarıyla değil, yakınlarının gerçekleştiremediği sosyal beklentilerin donmuş ve tamamen matlaşmış yansımalarıyla tanımlayan, gerektiği zaman ve ihtiyaç dahilinde konu çerçevesinde paylaşılan detaylı, dahası bilgece ifadelerin yerine, kısa ve öz ama içi boş, hiç susmayan, sürekli zırvalayarak gevezelik etmekten haz alan anlayışın muazzam yaygınlaşması nedeniyle kısırlaşıyor zihinsel atmosferimiz.

Yüz Kelime Tek Cümle-2
POLAT ONAT

18 Temmuz 2014 Cuma

İsrail'in Zulmüne Karşı Ne Yaptım?





            Masum Filistinlilere yapılan bu orantısız şiddet ve küçücük çocuklara reva görülen iğrenç vahşetin, eninde sonunda İsrailli zalimlere ve onların gönüllü destekçilerine geri döneceğine olan inancım ve güvenim, beni tüm bu yaşanan katliamlara karşı dua kılıcına sarılmaya davet ediyor, aktif sabır mülahazası çerçevesinde her şeyi gören ve duyan Yüce Rabbime iltica edip, zulümlerini artırarak sürdüren tüm köpekleşmiş zalimlere karşı, Alemlerin Rabbi Yaratıcımızın "Kahhar" ve "Cebbar" ismi şerifleri ile muamelede bulunmasını niyaz ediyorum, küçük kahverengi seccademin üzerinde zavallı ellerimi dua için kaldırmış, ağlamaya çalışarak ama bir türlü ağlayamayarak kurumuş gözyaşlarım ve kararmaya yüz tutmuş riyakâr kalbimle ben.


Yüz Kelime Tek Cümle-1
POLAT ONAT

12 Temmuz 2014 Cumartesi

Baba ve Oğlu Neşeyle Top Oynarken (VİDEO)



Polat Onat ve oğlu Said Fazıl birlikte neşeyle top oynuyorlar. 
Yıllar sonra bu videoyu tekrar izlediklerinde ne hoş olacak...
Kim bilir!

11 Temmuz 2014 Cuma

Gecelerce Uykusuz Bir Şair: Adem Yoksun


Gecelerce Uykusuz Bir Şair: 
Adem Yoksun


GÜNEŞ

ısıt kaldırımları, vitrinleri, çimenleri
gökyüzüne bakınca gündüz hep oradasın
güneşsin üzmezsin karıncaları var ol
gezegenlerle çevrilisin ne mutlu sana
canın sıkılmaz dönüyorsun kendince
uzay gizemli gözüküyor rahat mısın?
hararetin müthiş olmalı tahminimce
bahse girerim karanlık nedir bilmezsin
o benim hayatım.

                             ADEM YOKSUN




Şiirleri ile tanınan Polat Onat, uğradığı bir sahafta Adem Yoksun adlı bir taşra berberine ait şiir dosyasına rastlamıştır. Bu dosyanın içeriğindeki birbirinden ilginç tespitleri fark edince bu dosyayı yayın evine gönderir.

Kitapta Adem Yoksun'un genelde insanlara, özelde edebiyat çevrelerine karşı yeri geldiğinde içtenlik ve sevecenlik; yeri geldiğinde eleştiri ve öfke dolu duygularını paylaştığı bölümlere bunların yanı sıra orijinal poetik tespitlere yer verilmiştir.

Şair, şiirlerini bir önsöz ile beraber aktarırken, edebiyat çevrelerinde yaşanan ayrımcılığa karşı tepkilerini de yansıtmıştır. Hiç arkadaşı olmayan, az konuşan ve küçük bir kasabada berbercilik yapan Adem Yoksun şiir üzerine çok kafa yormuştur. Yazdığı, yazmaya çalıştığı şiirler için gecelerce uykusuz kalmıştır. Sanat ve edebiyat dergilerinden koca bir arşiv oluşturmuştur. Şiirlerini defalarca dergilere göndermiş ancak hiç bir yanıt almamıştır. Ama yazmaya devam etmiştir. 

Adem Yoksun, şiirin hayatın içinden koparılması gerektiğini dile getiren, bir çok tekniği şiirinde kullanmaya çalışan, şiir konusunda meraklı insanlar için Genç Şairler Akademisi'nin kurulmasını isteyen, bu anlamda şiir adına büyük düşler kuran bir şairdir. Ne yazık ki, kitabı yayınlanmadan yaşamına son vermiştir.

Kitap şiirlerle harmanlanmış monolog tarzı bir hikayeyi andırıyor. Sanki biraz şiir, biraz hatıra, biraz mektup, biraz eleştiri, biraz hayal...

Bahar Gülce / 6 Temmuz 2014
Maviye İz Süren Blog

Huzurlu, Masum ve Güzel Bir Kitap: Şiir Madalyonunun Gizemi


Huzurlu, Masum ve Güzel Bir Kitap: 
Şiir Madalyonunun Gizemi


şiir mi güzel, masal mı?
masal mı güzel, şiir mi?..
hem şiir hem masal diyorsanız... kitaplığınızda bu kitap mutlaka olmalı derim ..
gölgelik sakini Polat Onat'ın bana armağanı olan bu kitap epeyce bekledi baş ucumda .. hani bazen okuyamazsınız alıp alıp bırakırsınız öyle zamanlar geçti.. dün sabahın erken vakti .. elime aldım ve şimdiye kadar nasıl okumadım ah seçil! dedim..(diğer kitabı ise başka bir başlıkta anlatacağım .. bekleyin ...)
nasıl huzurlu nasıl masum .. nasıl güzel bir kitap ..
hele resimleri.. kraliçe penguen gördünüz mü hiç? pelerinli... elmas tacı da var üstelik...
Dias ın maceraları var kitapta..
ve minik yüreklerin tanımlamaları için başlıklı boş yapraklar ..hani bi an kalemi elime aldım doldursam dedim .. mutluluk ve rüya sayfasını .. yapmadım .. miniğim Mirza ya saklamak istiyorum çünkü... 
asıl beni huzurla duygularından kısmı ise..
Polat 'ın bu kitabı çocukları Meryem ve Said Fazıl'a ithafı..
bir babanın çocuklarını "küçük bir hediye" diyerek böyle güzel böyle büyük böyle unutulmaz ve asla değerini yitirmeyecek bir armağan vermesi beni çok duygulandırdı ..
ve itiraf ediyorum ..Meryem 'i kıskandım ... ben zaten babası olan kızları genelde kıskanıyorum 
Meryem'i biraz daha fazla kıskandım ..
Meryem ; seninle tanışmadım ama blogda fotoğrafını görmüştüm okul yolunda yürürken ...sana çok şanslı olduğunu söylemek istiyorum ...umarım büyüdüğünü ailenle birlikte, bende burada gölgelikte görmeye devam ederim ..
ve Polat .. Böylesi güzel yüreğini bizimle paylaştığın için ..
"öğretmenim!"sıfatını sonuna kadar hakettiğin için..
bu güzel hediyen için ..
binlerce kez teşekkür ederim ..
Meryem ve Said Fazıl .. gözlerinizden öpüyorum..
ve Polat'ın  son sayfa da dediği gibi...
"hayatı bir şiir gibi yaşayın ...

Seçil Özkan / 4 Temmuz 2014
Gölgelik Blog




4 Temmuz 2014 Cuma

Yeni Romanım "Son 99 Gün"ü Yazmaya Başladım




Yeni Romanım 
"SON DOKSAN DOKUZ GÜN"ü 
Yazmaya Başladım 

   2030 yılında geçen bu distopik çalışmamda, çok farklı bir konu, ilginç bir anlatım, orijinal bir kurgu ve heyecanlı olay örgüsü çerçevesinde, benzersiz ve kapsamlı bir kitap oluşturmayı amaçlıyorum.

   Yoğun bir çalışma gerektiren zor bir projeye sıvandım. Çünkü zor işleri her zaman sevmişimdir.

22 Haziran 2014 Pazar

En Sevgili'ye Kelimeden Çiçekler'den Bir Şiir: "Mutlu"

  

MUTLU

            senin zamanında yaşasaydım
            yürürdüm kumlarda geceleri
            arardım ayak izlerini sokaklarda
            çobansam kaybederdim koyunları
            tüccarsam mallarımı satamazdım
            yüzüne bakardım, gülümserdim, susardım
            yanından geçerdim, soru sormazdım
            çağırsaydın gelirdim, şaşırırdım
            senin zamanında yaşasaydım
            en mutlu kişisi olurdum dünyanın.

                                                        POLAT ONAT
                                       "En Sevgili'ye Kelimeden Çiçekler"
                                              Muştu Yayınları, Sayfa: 40


27 Mayıs 2014 Salı

16 Mayıs 2014 Cuma

Sana Söyleyeceklerim Var Anne (Mektup)


     Anneler günü hediyesi olarak anneme yazdığım mektup, 
E Yayınları tarafından yayınlanan 
"Sana Söyleyeceklerim Var Anne" 
adlı mektup seçkisinde yer aldı. 
Aşağıda bu mektubumu paylaşıyorum. 

     Bu kitabı hazırlayan Özlem Çetinkaya'ya teşekkür ederim.   


            Sevgili Anneciğim,

            Bu sana yazdığım son mektup… Sana ilk mektuplarımı yatılı lisede okurken yazmıştım. Üniversite yıllarımda ve askerlik dönemimde de az da olsa yazmaya devam ettim. Sonra teknolojinin hayatımıza soktuğu telefonların meydana getirdiği rahatlıkla yavaş yavaş kestim mektuplarımı.

            Anneciğim, 

            Sana 2003 yılında, yani 11 yıl önce, yine gurbetteyken, Elazığ’da veteriner teknisyen olarak çalışırken yazdığım bir mektup ise halen eline ulaşmadı. PTT’nin açmış olduğu “2023 Yılına Mektup” kampanyasına katılmış ve sana hitaben 3 - 4 sayfalık bir mektup kaleme almıştım. O mektupta neler yazdığımı şimdi tam hatırlamıyorum ama çokça umuttan ve yaşama sevincinden bahsetmiştim galiba. Seninle 2023 yılına sağ salim ulaşabilirsek, 2003’teki duygularımla yazdığım o mektubu elimize alıp neşeyle okur, tatlı tatlı gülüşürüz inşallah.

            Çok sevdiğim yazar Ali Çolak’ın kıymetli annesinin, bir gün oğluyla konuşurken “Birbirimizi görmeden yaşlanıyoruz.” dediğini okumuştum bir yazısında. Bu söz epeyce sarsmıştı beni. Geçen gün aynaya baktığımda, zaten epeyce seyrelmiş saçlarımın arasında kendini göstermeye başlayan beyazlıkları fark edince, bu derin söz hatırıma düştü. “Biz de birbirimizi görmeden yaşlanıyoruz be anacığım.” Ben daha senin o güzel saçlarındaki beyazlara bile alışamamışken, kendi saçlarımın beyazlıklarını görüyorum ya, zamanın bu yıpratıcı hızı karşısında hüzünlenmeyeyim de yapayım, sen söyle?

            Şimdi bazen düşünüyorum ve soruyorum kendi kendime; "Bu fani hayat, benim tatlı anneme, fazlasıyla layık olduğu güzellikleri sunmakta neden bunca cimri davrandı?" diye. Çünkü sen her zaman herkese karşı, fazlaca samimi ve yürekten cömert yaşadın. “Can çıkar huy çıkmaz.” demiş atalarımız. Geri kalan ömrünü de aynı doğrultuda geçireceğinden hiç kuşkum yok.

            Senin şüphesiz hak ettiğin tüm mükemmelliklere, yeterince sahip olamaman çok da yıpratmıyor beni. Neden dersen, ölümden sonrası yaşanacak başka bir dünyaya inanıyorsak, ki şüphesiz inanıyoruz, o halde bu dünyada çektiğin tüm sıkıntı ve haksızlıklara karşılık, o cennetin en güzel köşklerinden birinin, sonsuza dek sana ait olacağına ben yürekten inanıyorum.

            Herneyse... Kalemden neler döküldü görüyor musun anne? Sana hitaben yazılan her satır böyle hüzünlü olmak zorunda mı, inan ki bilmiyorum. Bu hüznün belki de en önemli nedeni, ömrüm boyunca senin gülümsediğini çok az görmemdir. Belki yüzlerce fotoğrafın var bende, ama o kadar azında gülümsemişsin ki… Seni net gülümserken gördüğüm en yakın fotoğraf sekiz yıl öncesine ait. Torunun Meryem’i ilk kez kucağına aldığında gizlice çektiğim bir kare. Oysa gülümsemek sana ne çok yakışıyor bir bilsen ve daha sık gülümsesen…

            Başta da söylediğim gibi, bu sana yazdığım son mektup anne. Çünkü mektup, bir iletişim aracı olarak, günümüz şartlarında tüm geçerliliğini yitirdi. Örneğin benim çocuklarım büyüdükleri zaman, bana hiçbir zaman bir mektup yazmayacaklar. Bunu bilmek acı. Ama zamanın şartlarına uymak zorundayız.

            Satırlarıma burada son verirken, ellerinden hasretle öperim canım anam. Hoşça kal.
                                                        Oğlun
                                                 POLAT ONAT

11 Mayıs 2014 Pazar

Poetik Haber: En Sevgili'ye Bir Demet Çiçek (Nurullah Hiçyılmaz)



EN SEVGİLİ’YE
BİR DEMET ÇİÇEK

      Klasik anlatıların tekdüzeliğinden sıkılan, eskimez his ve düşünceleri yeni bir ses, yeni bir üslupla okumak isteyen tüm okuyucular için kaleme alındı bu çalışma.

   Bu romanın kurgusu içine, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s) için kaleme alınmış, birbirinden nitelikli 24 şiir yerleştirilmiş.   

   Günlük hayatın içinde gizlenmiş kader planı hakkında benzersiz bir kitapla karşı karşıyayız: “En Sevgili’ye (s.a.s) Kelimeden Çiçekler”

   Birbirinden farklı on iki kişinin yollarının sıra dışı bir kitapta kesişmesi, her yaş ve hayat tarzından insanların En Sevgili’nin (s.a.s.) etrafında toplanabilmesini etkileyici bir kurgu ve sürükleyici bir anlatımla sunuyor bu eser.

   Hikâye ve şiirler ile örülen, her bir ilmiğin ayrı bir önem taşıdığı, dikkatle okunması gereken şaşırtıcı bir kitap okumak isteyenler için: 
Polat Onat’ın kaleminden… “En Sevgili’ye Kelimeden Çiçekler”

      Nurullah Hiçyılmaz





4 Mayıs 2014 Pazar

İsimlerinden Dolayı Cinsiyetlerini Yanlış Bildiğim Edebiyatçılar


Harper Lee'nin "Bülbülü Öldürmek" romanını yıllar önce üniversitede okurken, fakülte kütüphanesinden temin edip okumuştum. Bitirdiğimde "Adam hakikaten güzel roman yazmış" diye düşünmüştüm. Yıllar sonra okuduğum bir gazete haberindeki fotoğrafı sayesinde öğrendim ki, Harper Lee meğer bir bayanmış.


Elazığ'da veteriner teknisyenlik yaparken, edebiyat öğretmeni bir arkadaşımın ödünç verdiği bir kitapla tanıştım Rainer Maria Rilke şiirleriyle. Seçme şiirlerin derlendiği kitabı bitirdiğimde "Kadın muazzam şiirler yazmış" yorumunda bulunmuştum. Yıllar sonra bir ansiklopediye göz atarken Rainer Maria Rilke'nin fotoğrafına tesadüf edince, bu şairin kadın değil erkek olduğunu anlamıştım. İsmindeki çağrışım cinsiyet konusunda yanıltmıştı beni.   


İngeborg Bachmann'ın adına ve şiirlerine ilk kez bir edebiyat dergisinde tesadüf etmiştim gençlik yıllarımda. Adının bende uyandırdığı çağrışımla erkek sanmıştım. Yıllar sonra, cinsiyetinin kadın olduğunu öğrendim bu değerli şairin.


Nobel ödüllü yazar Toni Morrison'u da adı dolayısıyla erkek sanıyordum. Geçtiğimiz yıl televizyondaki bir edebiyat programını izlerken yazarın kadın olduğu gerçeğiyle yüzleştim.

******

BİRKAÇ TANE DE TÜRK EDEBİYATINDAKİ İSİMLERDEN ÖRNEK VEREYİM:

Bilge Karasu 
(Kadın sanıyordum, meğer erkekmiş)


Tezer Özlü 
(Erkek sanıyordum, meğer kadınmış)


Özge Dirik 
(Kadın sanıyordum, meğer erkekmiş)


Cahit Uçuk 
(Erkek sanıyordum, meğer kadınmış)


Şükran Kurdakul 
(Kadın sanıyordum, meğer erkekmiş)


Selçuk Baran 
(Erkek sanıyordum, meğer kadınmış)


Günel Altıntaş 
(Kadın sanıyordum, meğer erkekmiş)

23 Nisan 2014 Çarşamba

En Sevgili'ye Kelimeden Çiçekler'i İlk Okuyanın İlk Yorumu


EN SEVGİLİ’YE KELİMEDEN ÇİÇEKLER’İ
İLK OKUYANIN İLK YORUMU

Oğlum Umut “Baba” diye bağırdı:
"Çok susadım bana su verir misin?"
Saat gece 03:30’u gösteriyordu.
Su bitti, Umut uykuya devam etti.


Başımı yastığa koyduğumda,
Sağımda "En Sevgiliye (s.a.s) Kelimeden Çiçekler” 

kitabı duruyordu.
Sevgili dostum Polat Onat’ın kaleminden akanları 

okumaya başladım:

 "Ağlamak ve gülmek, kardeşmiş meğer..."

Umut'un babası Özgür Bey;
Kitaba devam ederken karar verememişti.
Şiir kitabı mı okuyordu?
Yoksa bir roman mı?
Saatler sabah 06:00’ı gösterdiğinde,
Kitabın son sayfasını okuduğunda 
artık kararını vermişti.

Aslında farklı hayatların, ama bir kalplerin romanını okuduğundan artık emindi.
Ve emin olduğu konuyu yine hatırlamıştı:
Yani bu dünyada kime güvenebileceğini yeniden hatırlamıştı...

Ben de, bu eseri yazdığın için, emeğine ve sana, 
yani arkadaşım Polat’a;
Bu eseri okumama; susayıp vesile olup uyandıran, 
oğlum Umut'a ,
Umut 'un yatmadan önce yediği ve 

onu susatan çikolataya teşekkür ederim.

ÖZGÜR CEBECİ
18 Nisan 2014 / Sinop 

19 Nisan 2014 Cumartesi

"En Sevgili'ye Kelimeden Çiçekler" Kitabındaki 12 Kişi




KİŞİLER

            Necla : 48 Yaşında / Ev Hanımı / İzmir

            Ayşe : 12 Yaşında / Orta Okul Öğrencisi / Erzurum

            Ahmet : 36 Yaşında / Esnaf / Bilecik

            Serdar : 19 Yaşında / Üniversite Öğrencisi / Bursa

            Meryem : 15 Yaşında / Lise Öğrencisi / Ankara

            Ali : 10 Yaşında / İlkokul Öğrencisi / Elazığ

            Akif : 26 Yaşında / Şair / Adana

            Berat : 43 Yaşında / Öğretmen / Batman

            Rana : 29 Yaşında / Doktor / Zonguldak

            Melek : 32 Yaşında / Açık Öğretim Fakültesi Öğrencisi / Isparta

            Hasan : 24 Yaşında / Özel Güvenlik Elemanı / İstanbul

            Fazıl : 59 Yaşında / Emekli General / Antalya

13 Nisan 2014 Pazar

100.Yaşında Fazıl Hüsnü Dağlarca Günlüğü ve Evrak-ı Metrukesi



DAĞLARCA’NIN EVRAK-I METRUKESİ

            Gelmiş geçmiş en büyük Türk şairlerinden biri olan Fazıl Hüsnü Dağlarca bu dünyadan ayrılalı yaklaşık altı sene oldu. 1914 yılında doğan Dağlarca, bugün yaşasaydı 100 yaşında olacaktı. 1933 yılında 19 yaşındayken İstanbul Dergisinde yayımladığı “Yavaşlayan Ömür” adlı ilk şiirinden, 18 Aralık 2008 tarihinde hastanede yazdığı “İkinci Anne” adlı son şiirine kadar, aralıksız 75 yıl boyunca şiir yazan ve irili ufaklı 114 kitaba imza atarak, birçok uluslararası ödülün de sahibi olan velut şair, arkasında sanatsal verim açısından doldurulması çok güç bir boşluk bırakmıştı.

            Şairin ölümünden bu yana geçen sürede, Ahmet Soysal’ın, Yasemin Arpa’nın ve Türkan Yeşilyurt’un kaleme aldığı yapıtlar haricinde, Dağlarca hakkında ciddi bir çalışma ortaya konmamasını edebiyatımız adına büyük bir eksilik olarak görüyordum. Kültür sanat değerlerine önem veren bir ülkede yaşasaydı hakkında onlarca cilt kitap yazılması muhtemel böyle muazzam bir şair için hazırlanmış yeni bir kitapla karşılaşmak ise bana tarifsiz bir heyecan verdi: “Fazıl Hüsnü Dağlarca Günlüğü”

            Ertan Mısırlı'nın yazdığı, son derece zengin içeriğe sahip bir çalışmayla karşı karşıyayız. 327 sayfalık bu nitelikli kitapta neler yok ki! Adeta Dağlarca’nın bir ayakkabı kutusunda sakladığı evrak-ı metrukesini inceliyormuşçasına merakla sayfaları karıştırdığımı itiraf etmeliyim. Şairle yapılmış ve yayınlanmamış röportajlar, capcanlı hatıraları betimleyen anılar, şair dostlara gönderilen ve cevaben alınan mektuplar, şaşırtıcı anekdotlar, yayımlanmamış elyazısı şiirler, sorulmamış sorular, solgun siyah beyaz fotoğraflar… Kısacası, her sayfası, edebiyat tarihine ilgi duyan okurları şaşırtma ve sevindirme potansiyeli taşıyan bir yapıt “Fazıl Hüsnü Dağlarca Günlüğü”.

            Dağlarca, bu kitabı hazırlayan Ertan Mısırlı’ya çocukluğundan başlayarak, hayatının önemli dönemeçlerine ilişkin çarpıcı bilgiler vermiş. Bu vesileyle Fazıl Hüsnü’nün yeterince ayrıntılı bilinmeyen biyografisi hususunda ilk elden doyurucu bilgiler öğreniyoruz. Ayrıca Enis Batur’un yirmi yaşındayken şaire yazdığı mektuplar, Cemal Süreya’nın Paris’ten yolladığı mektup, Tahsin Saraç’ın samimiyet yüklü mektupları gibi onlarca önemli yazışmayı okumak güzel bir deneyim oluşturuyor.

            Ayrı bir bölüm halinde, Dağlarca’nın otuzlu yıllarda elyazısıyla Osmanlıca yazılmış ve hiçbir yerde yayımlanmamış yirmi dört tane şiiriyle karşılaşmak ise muazzam bir sürpriz oluyor doğrusu. Kitabın en sonundaki fotoğraf albümü de zengin bir görsel arşiv sunmuş okurlara.

            Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın yaklaşık seksen yıl önce yazdığı ve ilk kez bu kitapla gün yüzüne çıkan bir şiirini paylaşarak yazımı bitirmek isterim:

DUA     

Bu tanrı yolunda en güzel şeyim,
Bazen rüzgâr bazen yıldız ışığı
İmanın karanlık gecesindeyim
Şimdi bütün zaman yıldız ışığı

Allahım, duamı söyler havaya,
Ağlarım ruhuma doğmayan aya,
İndikçe beni sarmaya,
Eser yıldızlardan yıldız ışığı

Gökler benim oldu duama bedel,
Koptu varlık denen, ölüm denen tel
Ne kadar samimi, ne kadar güzel,
Ellerime yağsan yıldız ışığı

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA 
(30 Mart 1936)
Ertan Mısırlı, "Fazıl Hüsnü Dağlarca Günlüğü" sayfa: 273


                   POLAT ONAT / 13 Nisan 2014




Dağlarca ve Ertan Mısırlı

29 Mart 2014 Cumartesi

Nurullah Ataç'ın Son Satırları

Nurullah Ataç'ın Ölmeden Önce 
Kaleme Aldığı Son Satırlar*
   
   (...)
   Gençlerimizin çoğu böyle beylik düşüncelerle yetindikleri için alık oluyor. Beylik düşünceler onları alıklığa alıklık da beylik düşüncelere götürüyor.

   Sayrılarevine düştüm. Bu kez önemliye benziyor. Öldürür mü? Öldürmez mi? Orasını bilemem ya, İstanbul'a gidecektim, hekimler bırakmıyor.

   Bir süre yazı yazamayacağım. Ben de yazmayacağım Kavafoğlu da yazamayacak. Ayrılmaz benim yanımdan.

   Kim bilir? Ola ki son yazdığım çizeklerdir bunlar, öyleyse ne yapalım? Bunca yıl yaşadım, yeter bana...

          Nurullah ATAÇ
          12 Mayıs 1957
          Ulus Gazetesi, "Ataç'ın Güncesi"

*Ertan Mısırlı'nın "Dağlarca Günlüğü" kitabı, sayfa: 105