Bursa Uludağ Teleferik Fotoğrafları
20 Ocak 2013 Pazar
17 Ocak 2013 Perşembe
Serdar Çelik ile Röportaj (Tam Metin)
BİR EDEBÎ OYUN MU, VEDA MEKTUBU MU?
Serdar Çelik / 13 Ocak 2013
SERDAR ÇELİK: Âdem Yoksun
metnin bir yerinde şöyle bir cümle kurar: “Zor olan şiir yazabilmek değil,
hayatın içindeki şiiri görebilmektir.”
Ardından da Türk Şiiri’nde “kaybeden tripleri takınmış yazarlar” diye
ironiyle yaklaştığı ve daha çok bağlamına İkinci Yeni’yi oturttuğu estetiksel
bir yaklaşımdan bahseder. “Estetiksel biçemlerin kanserojen öğeler eklenmek
suretiyle lineer hale getirilmesi” diye de özetlediği düşüncenin ne olduğunu
biraz açıklayabilir misiniz?
POLAT ONAT: Öncelikle bu ilginç
sorunuzun asli muhatabının ben değil Âdem Yoksun olduğunu ifade ederek “İntihar
Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü” (Komşu Yayınları – 2012) adlı
yapıtın paradoksal ve kaotik yapısına vurgu yapmak istiyorum müsaadeniz olursa.
Açıklamamı istediğiniz hususun giriftliğini göz önüne alarak, bahsi geçen kitapta
kendine yer bulan poetik argümanların belirli bir kısmını düşünsel ve ilkesel
bazda bütünüyle tasvip edemediğimi, dolayısıyla samimiyetle savunamayacağımı
belirtirsem, yanlış anlaşılmaya mahal vermeyecek kertede net bir tavır ortaya
koymuş olacağım kanısındayım.
SERDAR ÇELİK: Kitabınız
için; ‘şunu yazmış’ demek gibi net bir ifade kullanmak, romanın yazılış
biçimine aykırı gibime geliyor. Nitekim
bu düşünce metnin yaslandığı ana izlek açısından Postmodern bir yapıt olduğu
düşüncesini akla getiriyor. Metninizi Postmodern
bir metin olarak düşünüyor musunuz?
POLAT ONAT: Metni Postmodern bir
yapıt olarak tanımlamam durumunda metnin Postmodern yapısına aykırı bir
yaftalamaya girişmekten ciddi manada çekindiğimi samimiyetle belirtmeliyim.
Sanatın tüm dallarında ama özellikle edebiyat alanında tanımlama ve
sınıflandırma gibi sınırlayıcı olması muhtemel ögelerin gittikçe geçersizlik
kazanacağına, silikleşeceğine, kategorizasyonların tümüyle demode olacağına
inandığım devirlere girmeye başladığımızı düşündüğümü söylersem, bu düpedüz
safdillik mi olur, bilemiyorum.
SERDAR ÇELİK: Türk
edebiyatından metninize akrabalık edeceğini düşündüğünüz bir yapıt var mı?
POLAT ONAT: Görece olarak iyi bir
okur olduğum varsayımıyla hareket ederek, edebiyatımız içinde üslup ve kurgu bağlamında
kitabımla benzeşim gösteren bir yapıta şimdiye dek rastlayamadığımı içtenlikle
ifade edebilirim. Ama madem lafı açıldı, neden gizleyeyim: Literatürde “Sokal
Vakası” olarak anılan, bilim çevrelerinde önemli sansasyonlara sebep olmuş
entelektüel skandalın farklı bir versiyonunu, dar çerçevede edebiyat ve şiir
özelinde gerçekleştirebilme çabasının bir ürünü olarak da okunabilir “İntihar Etmiş
Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü”.
SERDAR ÇELİK: Kitabın
arkaik yapısına bakınca, Dil felsefesi, Yapısalcılık, Antropoloji, Marksizm ve daha
adını sayamadığım bir dizi temel disiplinle bir şekilde hesaplaştığı izlenimini
veriyor. Âdem Yoksun’un yaşadığı çağla
alıp veremediği ne olabilir?
POLAT
ONAT: Ben
burada ne desem, ne söylesem eksik kalacak. Âdem’i tanımak ve tanımlamak için yazdığı
şiir kitabını ve önsözünü dikkatle okumak kesin bir zorunluluk içeriyor. Âdem
Yoksun kendine has, takıntılı, tuhaf ve eksantrik bir kişiliğe sahip. Edebiyat
dünyasındaki klasikleşmiş örneklerden benzetme yapmam gerekirse, karakter
bazında; Kâtip Bartleby, Yabancı, Düşüş, Yeraltından Notlar, Bir Delinin Hatıra
Defteri, Aylak Adam, Cyrano De Bergerac, Amok Koşucusu, Genç Werther'in
Acıları, Martin Eden, Bitik Adam, Tutunamayanlar, Anayurt Oteli, Beyaz Geceler vb.
gibi unutulmaz yapıtlardaki kahramanlarla bazı yönlerden benzeştiğini
söyleyebilmek mümkün. Bana kalırsa Âdem Yoksun kendini fazlaca kasmış, oldukça
gergin birisi. Zihnini gereğinden çok yormuş, hayatı olduğu gibi ele almamış,
olması gerektiği gibi de yaşayamamış, çağın gereksindiği vurdumduymazlığı
bünyesinde bulunduramamış, dolayısıyla kendisi dahil hiç kimseyi gereğince
tanıyamamış, hiç kimse ile biraz olsun yakınlaşamamış, sonuçta da, böylesine
hilkat garibesi bir metni geride bırakıp, kendi isteğiyle çekip gitmiş öteki
dünyaya. Ama hayat biz yaşayanlar için devam ediyor, olan olmuş artık, ölenle
ölünmez ki, artık rahmetli berber - şair Âdem Yoksun için üzülmekten ve dua
etmekten başka yapacak hiçbir şey yok! Kendi açılarından haklı olarak birçok
arkadaşım bana soruyor: “Âdem Yoksun gerçekten yaşadı mı?” diyerek. Bence bu soru
ve cevabı kesinlikle hiçbir önem taşımıyor, taşımamalı. Çünkü nihayetinde, önemli
olan tek şey yazar değil metin, şair değil şiirdir.
SERDAR ÇELİK: Kayboluş, yalnızlık, şizofreni gibi yaşadığımız çağın belki
de kaderi sayılan ve bir tür delilik haliyle metinde kendisine yer bulan
olgular hakkında ne söylemek istersiniz?
POLAT ONAT: Sözünü ettiğiniz
olgular, bahsettiğiniz gibi, yaşadığımız sanallığa doğru hızla evrilen, gerçekliğinin
derinlemesine irdelenmesinin zorunluluk haline geldiği, kaos çağında, bütünüyle
hayatı kapsayan bir yoğunluğa ulaştıysa da, ta ilk çağlardan beri varoluş
sancılarını harmanlayarak, tümüyle evrenselliğe bürünmüş halde varlığını sürdüregelmiştir.
Kayboluş, yalnızlık, şizofreni, aşk, ölüm, sonsuzluk vb. kavramların sanatı,
edebiyatı, şiiri besleyen ana kaynaklar olduğu; ticari değil, hakiki sanatın da
bütün dallarıyla bu ve benzeri kadim kavramları sorgulamayı, didiklemeyi başat
amaç olarak kabul ettiği kanaatindeyim. Nihai sonuca ulaşamayacak, net bir
cevabı bulunamayacak soruları her zaman sevdim.
SERDAR ÇELİK: Daha önce
iki şiir kitabıyla okurun karşısına çıkmıştınız, sizi böylesi melez
sayılabilecek bu metne yönlendiren düşünce neydi?
KÜLTÜR SANAT SAYFASI
16 Ocak 2013 Çarşamba
F.Gül Yanık: "Âdem Yoksun'un Şiirleri Beni Güldürüyor"
Âdem Yoksun’un Şiirleri Beni Güldürüyor
Şiirin ne olduğunu ya da
nasıl olması gerektiğini anlatmak neredeyse imkânsızdır, ne kadar anlatsanız
eksik kalır. Ama bir şeyin ne olduğunu, ne olmadığı üzerinden anlatırsanız
oldukça açıklayıcı olduğu gibi geride neredeyse eksik bir şey bırakmazsınız.
“İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir
Kitabı ve Önsözü”nün bende ilk uyandırdığı izlenim bu oldu: Bir şiir nasıl
yazılmamalıdır?
“Bir şiir nasıl / ne olmamalıdır?” sorusuna cevap bulunca, otomatikman nasıl olması gerektiği de dökülüyor ortaya. Bu yüzden bence şiir dünyasının Âdem Yoksun’a bir teşekkür borcu var. Onun şiir kitabı ve önsözünü deneysel, farklı ve ironik buldum.
Bir şiiri yazmak kadar yazamamanın da özel yetenek gerektirdiğine inanır oldum bu kitabı okuyunca. O yüzden bazı şiirlere yıldız işareti koydum, dönüp okudukça, absürtlüğü beni güldürüyor.
Âdem’in kendi şiiriyle ilgili ortaya koyduğu
çarpıcı açıklamalar, okuru şok edeceğine inandığı dizeler, poetika ile ilgili
ortaya koyduğu entelektüel yorumlar aslında toplumumuzda ne kadar çok kişinin
edebiyatı bilinçsizce kullandığını, onu amaç değil araç edinirken bile
kendilerini nasıl kaybettiklerini, hatta önceleri başkalarını kandırmaya
çalışırken, kendilerini de bütünüyle kaybedip aynı aldatmacaya dâhil
olduklarını vurguluyor.
Ben bazı şiir dergilerinde yayımlanmış
şiirleri okurken öfkeleniyorum. Bu şiir sadece bana mı saçma geliyor yoksa
gerçekten saçma mı diye kendimden şüpheye düşüp, şiirleri abime okuduğum da
oluyor. Ondan da benzer tepkiyi gördüğümde öfkem yatışıyor. O şiirlerin anısına
yer yer abimle birbirimize böyle abuk sabuk satırlar karalayıp gönderiyoruz. Yazdığımız
"şiirimsi"leri okuyup kahkahalara boğulmamız da cabası. Şimdi
yapacağım ilk iş Âdem Yoksun'un şiirlerini abime okutmak olacak, eminim
kendinden çok şeyler bulacaktır.
Bu arada, son bir kaç haftadır içinde
şiirlerin de yer aldığı öykümsü bir kitap yazmaya başlamıştım ben de. “İntihar
Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü”nü şu dönemde okumak iyi
geldi. Öykü ile şiiri birleştirmek hiç kolay değil, bu yapıt beni cesaretlendirdi.
F.Gül
Yanık
15 Ocak 2013
/ İstanbul
14 Ocak 2013 Pazartesi
İsa Kahraman'dan "İhtiyarın Vefatı" İçin Mektup
Değerli büyüğüm İsa Kahraman Beyefendi'ye, "İhtiyarın Vefatı" kitabım hakkında, bana moral ve güç veren böylesine candan bir mektup yazmaya zahmet ettiği ve bu mektubu burada yayınlamama izin verdiği için çok teşekkür ederim.
12 Ocak 2013 Cumartesi
Cafer Yıldırım: "Her Şair Sonuçta Bir Âdem Yoksun'dur" (Aydınlık Kitap - Sayı: 46)
İNTİHAR ETMİŞ BİR TAŞRA BERBERİNİN
ŞİİR KİTABI VE ÖNSÖZÜ
ŞİİR KİTABI VE ÖNSÖZÜ
İçeriği, ortaya çıkış biçimi, yazılış amacı ve yazarının dillendirdiği hedefleri bakımından okuduğum en ilginç kitap oldu.
Yazının başlığı aslında sözünü ettiğim kitabın adıdır. Bunun yayınevinin bir satış tercihi olduğunu düşünmemi gerektirmeyecek bir emare yer almıyor kitapta.
Kitabın yazarı: Âdem Yoksun. Yüz on beş sayfalık bir önsöz ve kırk beş sayfada yer alan kırk beş şiirden oluşuyor kitap. Türk edebiyatının muhtemelen en uzun ön sözünün ilk sayfasında şöyle diyor Âdem: “Şiir varken bunca söze ne hacet, diyebilirsiniz. Lakin bu eserimi tamamladıktan sonra intihar edeceğimi sizlere daha en başta belirtmek istiyorum. Ki tüm yazdıklarımı mümkün olduğunca özenli okuyasınız.”
Polat Onat’ın bana gönderdiği kitaptaki ithaf yazısında ise dikkat çekici bir ifade var: “Âdem Yoksun diye biri yok diye düşünüyorum… Ama belki de yalan söylüyor olabilirim…”
Polat Onat’ın çetrefil bir bulmacayı andıran bu ithaf yazısına daha sonra döneceğim. Öncelikle kitaptan söz edeyim. Âdem Yoksun, yaşamıyla ilgili verdiği karardan bir daha hiç söz etmiyor. Sürükleyici bir roman kurgusu içinde akıp giden anlatımında kararıyla ilgili dramatik bir imada da bulunmuyor. Bu durum intihar gibi bir kararın okuyucu üzerine bıraktığı ağır yükü tabii ki ilerleyen sayfalarda bütünüyle almasa da hafifletiyor.
Âdem Yoksun’un önsözünde neler yok ki! Onunki ön söz değil, âdeta bir son söz sanki. Belki her ikisi de.
Okuru şaşırtan ve önsözü farklı kılan da içeriğinin barındırdığı zenginlik. Âdem’in önsözünün şiirlerinden daha ilginç ve dikkate değer olduğunu öncelikle belirtmeliyim. Şairimiz öyle bir kurgu yapmış ki bu metin içinde kendisinin edebiyatla ilgili şaşırtıcı ve zihin açıcı düşüncelerinin yanında şiirlerinin yazılış süreci ve anlam değerleriyle ilgili bilgi, uyarı ve ipuçları da yer alıyor. Şiir sanatı ve Türk şiiriyle ilgili tahlil, saptama ve öneriler bulunuyor. Bunlardan bazılarını paylaşmadan geçmek istemem:
“On dokuzuncu yüzyılın son çeyreğinde yaşanan Fransız şiirindeki devinimsel çıkarsamaları bir tuzak olarak değil, hükümsüz zenginlik olarak kültürel dokusundan bağımsız şekilde harmanlayabiliriz.”
“Kalıplaşmış sanat formüllerinin sahte bir sinyalizasyonla ekarte edildiği günümüzde nereye doğru yol alıyoruz ki? İşte böylesi sorular yanıt bulmalı sanat çevrelerinin unuttuğu karanlık dehlizlerin nemli kuytusunda vahşi kahkahaları öfkeyle boğarak.”
“Zor olan şiir yazabilmek değil, hayatın içindeki şiiri görebilmektir.”
“Geri getirilmesi imkânsız zaman süzgeçlerinde, kendini hırpalamış şiirsel imgelerin acımasızca kullanılmak suretiyle katledildiği günümüzde, insan artık sanat-hayat düzleminde önüne çıkan yapay engellerin hesabını sormasını bilmelidir.”
“Üretilen yapıt, bodrum katta küflenen şemsiye kadar olsun ekseni haricinde zıplama yapamıyorsa bırakalım bu işi birader!”
“Hayat anlamını edebiyatın parlak kılıcını savurmakla biçimlendirmez.”
Âdem’e kelimelerin yetmediğini, düşüncelerinin cümlelere sığmadığını söyleyebilirim. Meslek lisesi ikinci sınıftan terk bir berber çırağı olarak edindiği birikim, keskin zekâsı ve şiir idealiyle onun, taşranın insan sıcaklığı taşıdığı söylenen dar ve sığ kazanı içinde nasıl bir ıstırapla kavrulduğunu öngörebiliyorum. Anlayamadığım, oralarda, o şartlar içinde böylesi bir birikimi ve seçkin ideali nasıl edindiğidir.
Âdem Yoksun’un öyle betimlemeleri var ki değme romancılara taş çıkartır. Konunun ruhunu yansıtan bir kelime seçimine dayanan anlatımı eski kelimelerin ağırlığını taşısa da o bu yükü gündelik deyişlerle hafifletiyor. Düşünce yoğunluğu içinde kıvranan dilini mizahi söyleyişlerle soluklandırmayı biliyor.
Yazdığı şiirlerle ilgili verdiği bilgileri, yaşamından bazı kesitleri, bazı kişi ve çevre betimlemelerini şiir kitabının ön sözüne ustaca yerleştirmiş olması onun edebi yeteneğini gösterdiği kadar ön sözünü de seçkin ve muteber kılıyor.
Evet, sanırım böylesi bir ön söz Türk şiir tarihinde ilk kez okur karşısına çıkıyor. Âdem Yoksun şöyle yazıyor bir yerde: “Şiirsellik temayülü bünyende temerküz etmişse adımların cehennem istikametine hafiften yönlenmiştir, ben bunu bilir bunu söylerim kanka! Şahsen, anlattığım olguların yaşanabilir tiksintilerini incelikle hesaplayamadığım için giriştim böyle bir kitap projesine. Bu çabamda başarılı olamayacağımı da elbette adım gibi biliyorum. İşin kusursuz ütopyaları işlevsizleştiren büyük revizyonu burada düğümleniyor işte: Yenilmek.”
Aslında Âdem Yoksun kendi şiirine çok güveniyor ve ön sözünü de bir şaheser olarak görüyor. Fakat bu ifadelerinde ne denli samimidir ne denli ironiktir ya da mizaha yaslanmaktadır, karar veremedim. O ifadelere işte birkaç örnek:
“Edebiyat dünyasının beni ne büyük şevk ve heyecanla beklediğini, ortaya koyacağım başyapıtların hayalinin zihinlerde tortulaştığını, değişmesi gereken tarihsel sürece öncülük etmemin beklentisinin gövdeleştiğini kavradım.”
“Gittikçe arttıktan sonra sisli zirveye ulaşma temayülündeki estetik beğenimin, kimi yadırgamalara maruz kalacağı muhakkak.”
“Şiirimizi tek başıma muasır medeniyetler seviyesine yükseltemem ki!”
Âdem Yoksun gerçek bir kişi midir yoksa kurgusal bir karakter midir, bilemiyorum. Eğer gerçek değilse bir kurgu ürünüyse buna sevinirim. Çünkü onun kurgusal bir karakter olması bu kurguyu yapan şairimizin intihar etmemiş olduğunun, yaşadığının delilidir. Eğer gerçek bir kişiyse ülkemizde bu denli bir donanıma sahip nice Âdem Yoksun’ların bulunduğunu bize düşündürdüğü ve bu düşünceye hayatiyet kazandırdığı için ona teşekkür etmeliyiz.
Burada Polat Onat’ın yazının başlarında aktardığım sözüne dönmek isterim. Polat Onat’ın ithaf yazısındaki “Âdem Yoksun diye biri yok diye düşünüyorum.” sözü, kitabı okuduktan sonra aklıma düşen şüpheyi bir kez daha kışkırttı. Yeniden kitaba döndüm. Kitabın 164. sayfasında Âdem Yoksun’un kısa biyografisi yer alıyor. Ve bu biyografide 2010 yılında bilinmeyen bir nedenle yaşamına son verdiği bilgisi veriliyor. Bütün bunlar ister bir düzenleme isterse gerçeğin anlatımı, Âdem Yoksun’sa ister kurgusal ister somut bir kişi olsun, edebiyat dünyamız onun yazdıklarını tartışma masasına taşımalıdır. Âdem’in değindiği birçok konu günümüz şirinin yakıcı sorunuyla ilgilidir ve daha önemlisi günümüz şairlerinin birçoğu gerçekte birer Âdem Yoksun değil midir? Şöyle de söyleyebilirim: Toplumsal alandaki konumu, işlevi, şiir alanında yaşadığı sorunlar, çektiği sıkıntılar, şiirsel kimliğiyle ilgili umut ve beklentileri, düş ve hayalleriyle ve kendi evreninde sıkışıp kalmışlığın huzursuz ruhu ve yalnızlıkla beslenen ruh yaralarıyla Adem Yoksun’un gerçekliği bir tarafıyla da bugünün şairinin alegorik düzlemde temsilidir. Toplum katında var oluşunu gerçekleştirememiş, kabulünü onaylatamamış her şair sonuçta bir Âdem Yoksun’dur.
“Kalem” bir bakıma adsız ve kürsüsüz şairin şiiridir:
KALEM
geziyordu sahilde saatlerin tekinsizliği
beş dakika nedir ki gelir geçer
ses kuruyor boğazımda
otların içinde açmaz ki şiirler
çekilmesi dolaysız değilse
sakin çalışıyorum renk vermeden
kalemimin ucuna dolan yara tükenmez
gönlüne buz düşer artık yazma
sana söylüyorum evet sana
kitabını dünya gözüyle görmeyen.
Âdem Yoksun (Syf: 154)
İntihar Etmiş Bir Taşra
Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü
Komşu Yayınları, Sıcak Nal Dizisi
/ Kasım 2012 / 168 Sayfa
CAFER YILDIRIM
Aydınlık Gazetesi Kitap Eki, 11 Ocak 2013
Sayı: 46, Sayfa: 16
8 Ocak 2013 Salı
Bir Berberin Manifestosu / Serdar Çelik
Polat Onat’ın İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir
Kitabı ve Önsözü adlı eseri ilk cümlesiyle farklı olduğunu hissettiriyor.
Kitap hakkında hem ayrıntılı hem de anlaşılır bir okuma yapabilmek için sanırım
ellili yıllarda ilk nüvelerini veren “postmodern durum” hakkında bilgi sahibi
olmak gerekiyor. Malum olduğu üzere o dönemin postmodern yazarları, modernizme
karşı geliştirdikleri düşüncelerini, bir tanım yapmaktan kaçınarak ortaya
koymaya çalışıyorlardı. Belki de o nedenle, David Harvey postmodernlik hakkında yazdığı kitabın adını Postmodernliğin Durumu koymuştur.
Postmodern durum bir düşünce midir? Yoksa bir muamma mı? Bugün hâlâ
tartışılan bir konuysa da, birçok zor metin için (kolayından olsa gerek) bu
tanım uygun görülmektedir. Dolayısıyla postmodernliğin belirsizlik, parçalanma,
kurallığın bozumu, ironi, benin yitimi, melezleşme, katılma, karnavallaşma,
metinsellik, bir durum analizi, eleştirisi ve bir döneme karşı çıkışı şeklinde
biçimlendiğini söylemek yerinde olur sanırım.
Onat’ın kitabını da
bu tartışmanın eksenine oturttuktan sonra okumak, sağlıklı bir okumanın
kapılarını açacaktır. Nitekim kitap, henüz giriş cümlesiyle bu yönlü bir
eksende olduğunu hissettiriyor bize. Polat Onat’ın bu kitabı için, “Şunu
yazmış” demek gibi net bir ifade kullanmak sanırım metnin yaslandığı düşünce
açısından bir paradoksu barındırır. O nedenle, “Neyi anlatıyor?” gibi bir soru
sormak metnin okunmasını daha bir kolaylaştıracaktır. Nitekim yazarın
yazdıklarından ziyade, okurun ne anladığının önemli olduğu bir yapıttan
bahsetmek daha doğru olur kanımca. Tam da bu noktada metnin, “Önsöz”
bölümündeki parçalı iç dökme hali için, ayrı ayrı bir analizi hak ettiğini
söylemek yanlış olmaz herhalde. Her parça için de ayrı bir okuma atlası
çıkarmak ve ikinci bölümdeki şiirleri de bu düşünce üzerinden okumak yerinde
olacağı gibi şiirleri de anlaşılır kılacaktır. Aksi halde okurun, yazılanın ne
olduğu konusunda, bir muamma ile karşılaşacağını söylemek yanlış olmaz. O
nedenle İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin
Şiir Kitabı ve Önsözü’nün bir roman mı, şiir mi, yoksa bir anlatı mı
olduğunu söylemek güç. Zaten yazılan metnin adını koyup ne olduğunu
söylemek, ortaya çıkan metnin amacının da dışına çıkmak olur. Kitap iki bölüm
olarak kurgulanmış; birinci bölüm Önsöz, ikinci bölüm ise Şiirler kısmından
oluşuyor. Romanın birinci bölümünde yazar, sanat, roman, şiir, kültür, hayat
hakkındaki görüşlerini eleştirel bir üslupla kaleme alırken, ikinci bölümde,
birinci bölümde ele alınan konuların adım adım nasıl şiire dönüştüğünden
bahsediyor.
Yazarın metin
boyunca, karakteri Âdem Yoksun
üzerinden bir sanat anlayışı geliştirdiğini, bu durumun da metnin arkaik
yapısını eleştirel bir zemine doğru kaydırdığını görüyoruz. Nitekim yazarın
ortaya koyduğu eleştirel sanat anlayışı, gücünü postmodern durumdan aldıktan
sonra gizliden gizliye bir melez manifestoya dönüşüyor. Yazar, ruhsal sorunları
olan biri üzerinden bunu yapıyor olması metnin gücünü artırdığı gibi
eleştirilebilirliğini de ortadan kaldırıyor. Yazarın karakterine yüklediği
kendilik, yalnızlık, küskünlük, delilik hali bu melez manifestoyu tamamlıyor
gibi.
Bütün bunların
yanında bir de, Âdem Yoksun’un sanat
görüşü dışında insani bir hikâyesi var ki, belki de metnin soğuk ve
tumturaklı anlatısının yanındaki en dikkat çekici durum bu. Birinci bölümün
sonuna doğru, bütün o kargaşanın, iç dökmenin, yalnızlık sözlerinin ardından
bir insanla karşılaşırız. Sanırım o da günümüzün yalnız ve anlaşılmadığını
düşünen insanıdır. Adı konamayan, yaşadığı yüzyılı bir yalnızlıklar toplamından
başka bir şey olarak göremeyen insanı yani. Bu noktada İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü
için, postmodern durumla bütünleşmiş bir hal aldığını söylemek yerinde
olur. Yazar, Âdem Yoksun’un iç
sesine ait kaotik ve kaybolmuşluk durumunun çoğul bir yalnızlığa - hiçliğe
işaret ettiğini ve ortaya çıkan bu yalnızlığın- hiçliğin de ancak aşkla sağaltılabileceğini
gösteriyor bize.
SERDAR ÇELİK
Kitap
Zamanı, 7 Ocak 2013,
Sayı: 84, Sayfa: 24
6 Ocak 2013 Pazar
İhtiyarlığın Güzelliği: Anneannem
Sevgili anneannem,
ne sabırlı ne iyiliksever insandır o...
Ne zaman başbaşa kalsak eski günlerden açar konuyu,
geçmişte kalmış güzel günlerden...
Tatlı anıları anlatmak kadar hüzün verici bir şey
var mıdır ki şu dünyada?
Geri gelmeyecek hatıraları özler hep anıların saklandığı zihnimizdeki mağara...
Sonra hayat bizi içine çağırır.
Umutla gülümser o gül yüzün...
5 Ocak 2013 Cumartesi
Sedat Sezgin ile "Taşra Berberi" Hakkındaki Söyleşimiz (İnceeleyen Dergisi)
Sedat Sezgin ile "İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü" hakkında yaptığımız İnceeleyen Dergisi 'nde yayınlanan söyleşimiz:
Sedat Sezgin: Âdem Yoksun kimdir, bize biraz ondan bahseder misiniz?
Polat Onat: İnanın
bu konuda size yeterince sağlıklı bilgi verecek kaynaklardan mahrum olmam
sebebiyle net ifadelerle Âdem Yoksun’u tanıtmam çok zor, dahası riskli olacak.
Çünkü Âdem hakkında yaptığım araştırmalar hep belli bir yerden sonra sanal
bilgi okyanusu olan google’daki güvenilirliği tartışmalı bazı küçük malumat
kırıntılarını toplamaktan öteye gidemedi. Aslında farklı bir açıdan bakacak
olursak da Âdem Yoksun’un kim olduğundan çok ne söylediği, ne yapmaya çalıştığı,
onun trajik intiharının edebiyat ve şiir dünyasına etkisinin ne olduğu gibi
sorunsallar biz okurları daha çok ilgilendirmeli diye düşünüyorum. Ama sanatçı
insanları etiketleyip, zihnimizde sınıflandırdığımız raflara yerleştirmeye
oldukça meyyal yapıda bir bakış açısı toplum nezdinde daha baskın olduğu için,
tüm bu söylediklerim ne kadar kabul görücü mahiyettedir tam emin değilim.
Sedat Sezgin: Bir berberin değil de daha çok bir eleştirmenin, bir şairin yakınmaları,
düşünceleri ve şiir üzerine görüşlerini okuduğumu söylemeliyim bu kitapta. Bunu söylememim en önemli nedeni kitaptaki
ilk bölümün, önsöz bölümünün, dili. Elbette ki bir berber bir filozof olabilir,
buna hiçbir itirazım yok. Ama kitabın ismine bakıp daha çok bir berberin sanat
ya da şiir üzerine fikirlerini ya da düşüncelerini okumak isteyen okur
aradığını bulamayacaktır, hatta okunması bir hayli sabır gerektiren bu kitap
karşısında hayal kırıklığı yaşayacaktır. Bir başka durum da, bu kitabın az önce
söylediğim nedenden ötürü gerçek edebiyat meraklılarının eline geçmemesi
tehlikesi. Bunun üzerine hiç kafa yordunuz mu?
Polat Onat: Öncelikle
şunu ifade etmek istiyorum ki, bu kitabın tüm berber esnafı tarafından
okunmasını çok isterdim. Hatta Türkiye Berberler Federasyonu’nun kültürel
konularda kullanılmak üzere ayrılmış bir fonu bulunsaydı ve bu yapıtın yayıncıdan
topluca temin edilip taşradaki berberlere dağıtımında sponsor desteği ile bir
çalışma içine girilseydi büyük isabet olurdu. “İntihar Etmiş Bir Taşra
Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü” isminin, muhtemel okurları yanlış
yönlendirebileceği konusundaki görüşünüze kısmen katılıyorum. Ancak ortada okur
nevinden bir potansiyeli net olarak görmediğim için bu tespitinize yeterince
destek veremeyeceğim. Edebiyatseverleri mutlu eden, heyecanla okunan, güçlü
kurguya sahip, olay örgüsünü müthiş kotarmış yapıda, piyasada yeterince kitap
mevcut olduğu için, bu kitabın okurlarını bazı yönlerden sizin tabirinizle
hayal kırıklığına uğratmasının istenmeyen bir durum değil, tam tersine, hedeflediği
asıl amaç olduğunu vurgulamalıyım. Okurların arada sırada hayal kırıklığı
duygusunu tatmine yarayan kitapları okumasına da ihtiyaç, hatta zorunluluk
olduğu kanısındayım. Ben şahsen kendi okuma deneyimlerimden şu sonucu
çıkardığımı söylemeden edemeyeceğim. Heyecan ve ilgiyle bir solukta okuduğum
kitapların büyük çoğunluğunu kısa bir süre içinde tamamen unuttum, zihnimden
silinip gittiler. Ama zorlukla ve sıkılarak okuduğum kitapların ise isim ve
içeriklerini büyük oranda hatırlıyorum. Belki de bu vaziyet bana has bir
tuhaflık da olabilir. İhtimal dahilidir, kabul ederim, itirazım olmaz.
Sedat Sezgin: Sonuçta kitap şiir üzerine yazılmış bir deneme gibi duruyor. Âdem Yoksun’un
sorduğu gibi size sormak istiyorum:“Her şeyin resmi var, peki şiirin resmi
olabilir mi?”
Polat Onat: Kitap
“şiir üzerine yazılmış bir deneme” ya da tam zıttı “deneme üzerine yazılmış bir
şiir” olarak da okunmaya müsait kaygan bir zemin üzerine oturtulmaya çalışılmış
intibaını ciddi manada bende de uyandırdı. Bana kalırsa bu kitabın temel sorunu
şu; Âdem Yoksun kendini fazla kasmış, zihnini gereğinden çok yormuş, hayatı
olduğu gibi ele almamış, olması gerektiği gibi de yaşayamamış, sonuçta
böylesine hilkat garibesi bir metni geride bırakıp, çekip gitmiş. Ama hayat biz
yaşayanlar için devam ediyor, olan olmuş artık, ölenle ölünmez ki, herkesin işi
gücü var! “Şiirin resmi olabilir mi?” sorunuz ise, Âdem Yoksun gibi insanlar
için ciddi bir hevesle yanıtlanabilir mahiyette belki ama benim yeterince
malumatım olmayan bir husus olduğundan kesin bir yanıt vermekten kaçınacağım.
Sedat Sezgin: Okur, pençelerini kaldırmış kitabı parçalamaya hazır bekleyen bir aslan mı?
Âdem Yoksun’un cevabı belli, ya sizinki?
Polat Onat: Yoksun örneğinden yola çıkarsak “okur” kavramı üzerine ahkâm kesen bütün
yazarların okunmaya değer görülmemiş eserler ortaya koyduğu genellemesine
gidilmesi epeyce ironik olurdu. Benim bu husustaki cevabım, bağışlayın, biraz
kısa ve basit olacak: “Okurdur okur.”
Sedat Sezgin: Kitap, Âdem Yoksun’un monoluğu gibi duruyor. Bir de bu şahsı biraz sizden
öğrenebilir miyiz?
Polat Onat: Ben
burada ne desem, ne söylesem eksik kalacak. Onu tanımak için kitabını okumak
bir zorunluluk içeriyor. Âdem Yoksun kendine has, takıntılı, tuhaf bir kişiliğe
sahip. Edebiyat dünyasındaki örneklerden benzetme yapmam gerekirse karakter
bazında; Kâtip Bartleby, Yabancı, Düşüş, Yeraltından Notlar, Bir Delinin Hatıra
Defteri, Aylak Adam, Cyrano De Bergerac, Amok Koşucusu, Genç Werther'in
Acıları, Martin Eden, Bitik Adam vb. gibi önemli yapıtlardaki kahramanlarla
bazı yönlerden benzeştiğini söyleyebilmek mümkün.
Sedat Sezgin: Âdem Yoksun intihar etmemiş olsaydı, sizce ilerde Türk şiirindeki yeri neresi
olurdu?
Polat Onat: Âdem
Yoksun intihar etmemiş olsaydı şiir dünyasında elbette ki hiçbir yeri
olmayacaktı. Acı ama gerçek. Yazık ki Âdem’in estetik ve poetik bazda
kapasitesi son derece sınırlı. Ancak kendisi açısından intihar gibi dikkat
çekici ve dramatik bir sonu tercih ettiği için, bunun vesilesiyle, belki
ileride küçük de olsa bir yer edinebilir şiir dünyasında. Tahmin yürütmek güç.
Sedat Sezgin: “Verimli çağımdayken elimden tutun” diyor Âdem Yoksun. Sonra, “Genç Şairler
Akademisi” adında dev bir eğitim kompleksinden bahsetmektedir. Nice şair ve
yazarın kastedilen bu olumsuz nedenden ötürü kaybolduğunu hatta hiç ortaya
çıkmadığı muhakkaktır. Âdem Yoksun’un bu çağrısını hiçbir yetkiliye
ulaştırdınız mı, ulaştırmışsanız aldığız tepki nasıl oldu?
Polat Onat: Âdem
Yoksun’un son bir vasiyeti olarak telakki ettiğim için bahsettiğiniz hususu
kimi önemli yetkililerimizle bizzat paylaşmak isterdim. Ama buna cesaret
edemedim. Yetkililere bu hususu iletseydim büyük ihtimalle “Hadi güzel kardeşim!
Bak burada meşgulüz, bizim değerli vaktimizi böyle boş beleş isteklerle çalma.
Çıkış sağ taraftan!” yanıtını duyacağımı düşünmem, şevkimi kırdığı için böyle
bir girişimde bulunmadım.
Sedat Sezgin: Son sözü rahmetli Âdem Yoksun’a bırakalım istersen:
“Neyse
ki zaman en adil edebiyat eleştirmeni olmuştur.”
Teşekkürler...
İntihar
Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü / POLAT ONAT
Komşu
Yayınları, Sıcak Nal / Kasım 2012 / 168 Sayfa
29 Aralık 2012 Cumartesi
İlkay Coşkun: "Acaba Polat Onat'ın Kitabın Önsöz Kısmına Katkı Ya Da Müdahalesi Oldu Mu?"
İlkay Coşkun
Acaba Polat Onat'ın Kitabın Önsöz Kısmına Katkı Ya Da Müdahalesi Oldu
Mu?
“İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü”nün
başında yer alan “Kendimi şiirin o dipsiz uçurumunda yapayalnız hissettiğimi
belirtmek isterim.” cümlesi ilk elde, Âdem Yoksun adlı şairin ruh halinin
vurucu bir özeti olmuş.
“Politik şiirin denklemini, dağarcığındaki kof imgelerle
kurtarabileceğini sanan zavallılara söyleyecek sözüm yok.” “Bırakın bazıları
kumda oynamaya devam etsinler.” gibi tespitler, şairin bakış açısını ve
yönelişini çok güzel betimlemiş.
“Yenilmek. Şiirin o zümrüt damarının ince kıpırtısı.” tabiri
ile derinliği, yoğunlaşmayı ve bütünselliği çok güzel betimlemiş Âdem Bey.
“Mamafih dolaşımda olan şiirlere şöyle açıp bir bakın.
Kandırılmış ufkun yoğun karartısını yeterince idealize etmekten uzak
olacaksınız.” ifadesi epeyce derinlik içeriyor.
“Biz şairler, en büyük düşmanımızın okurlarımız olduğunu hep söylemez miyiz zaten.” cümlesi, okurluğun aforizmik boyutunu imliyor.
“Bazı şiirlerimde var ki, onları kesinlikle kimseye okutmaya
niyetim yok, kendime bile. Çünkü günümüz beşeriyetinin hassasiyet ve algı
motivasyonu buna hazır değil, yeterli olgunluğa ulaşması ise yaklaşık bir asrı
bulur diye tahmin ediyorum.” ifadesi oldukça iddialı doğrusu.
“ ‘Kalan’ şiirimi tam sekiz tane farklı dergiye, ayrı ayrı
ikişer ay arayla gönderdiğim halde hiçbir dergiden yanıt alamadım.” diyor şair.
Âdem Yoksun Bey’in yanıt alamama sıkıntısı, dergi editörlerin zamansızlık
dertlerinin olması, şiire ve şaire yapılanlar, hep gündemde olacak mevzular.
Ayrıca 'Kalan' şiirindeki ses ve şiir kurgusu çok güzel bence.
Bunun gibi daha birçok bölüm dikkatimi çekti Âdem Yoksun’un bu ilginç kitabında.
Kitabın, Önsöz bölümünü okurken on sayfa sonra okuma
akıcılığı doludizgin artıyor. Bölüm bölüm anılar, şiir ve şaire yapılan, tespitler,
şairin serzenişleri, hayalleri, keyifle okutuyor kitabı.
Ufakta bir eleştirim olacak kitap hakkında, “Önsöz” kısmı
115 sayfadan oluşmakta. Hiç paragraf kullanılmamış, ara ara kitap sayfalarında
boşluklar bırakılabilirdi. Buralar da okuyucuyu dinlendirirdi. Okuyucunun “Kitapta
nerede kaldım?” bölümleri olurdu. Ayracın konduğu sayfalarda bir işaret işlevi
görürdü okuyucu açısından.
'İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü' adlı
yapıtı eşimle birlikte okudum, doğrusu şöyle bir düşünce belirdi
bizde: “Acaba Polat Onat’ın kitabın ‘Önsöz’ kısmına bir cümle de olsa katkısı veya
müdahalesi oldu mu?”
Merhum Âdem Yoksun’un sakladığı diğer şiirlerini, şiirlerinin
yayınladığı yerel gazete kupürlerini de merak ediyorum. Arşivdeki gazetelere ulaşmak
çok zor olmasa gerek.
Ama belki bilinmezlikler ve gizem daha iyidir okuyucu
açısından.
Bunu asla bilemeyiz.
İlkay Coşkun
28.12.2012 / Sivas
Batman Gazetesi: "Onat'tan Her Yazı Türüne Yakın Bir Kitap"
Yörenin en etkili yayın organlarından Batman Gazetesi "İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü" hakkında yaptığım bir yorumu haberleştirip, yer vermiş.
Kendilerine çok teşekkür ederim.
Aşağıdaki linke tıklayarak ulaşabilirsiniz:
28 Aralık 2012 Cuma
Türü Belli Olmayan, Tuhaf Bir Kitap: İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü
Yeni kitabımı, yayınevi
"ÖYKÜ" etiketiyle sundu.
İnternetteki bazı kitap satış siteleri
"DENEME" kategorisine koymuş.
Kitabevleri ise "ŞİİR"
rafına yerleştiriyor.
Arkadaşlarımın çoğu, ilk
"ROMAN"ın hayırlı olsun Polat, diyorlar.
Oysa ben sadece uzun bir "MEKTUP"
yazmaya çalışmıştım.
Hiç gönderilmeyecek, bir çekmecede
unutulup solacak bir mektup...
"İNTİHAR ETMİŞ BİR TAŞRA
BERBERİNİN ŞİİR KİTABI VE ÖNSÖZÜ"nü okurken, ilk yirmi beş sayfada sıkılıp
ve bunalıp kitabı okumaktan vazgeçmeyi cidden düşündüyseniz;
sonraki sayfaları sabırla okumanız
esnasında dört kez tebessüm edip, iki kez kahkaha attıysanız;
önsözün son üç sayfasında içinizi
hüzün sardıysa;
kitabın en son cümlesi nedeniyle ÂDEM
YOKSUN’a merhametle acıdıysanız;
yapıtı bitirdiğinizde
"Günümüzde ne tuhaf kitaplar yazılmaya başladı yahu!" diye kendi
kendinize mırıldandıysanız;
kitabı yazış amacıma ulaşmışım
demektir.
Elbette kabul ediyorum, bu epeyce
beyhude bir amaç.
Fakat ne yaparsınız, benim gibi
bazıları da beyhude işlerle uğraşmalı, toplumumuzun buna da ihtiyacı var...
POLAT ONAT
İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü
Komşu Yayınları, Sıcak Nal / Kasım 2012 / 168 Sayfa
24 Aralık 2012 Pazartesi
Necati Albayrak: "Âdem Yoksun Değil, Asıl İntihar Eden Şiirdir"
Âdem Yoksun Değil, Asıl İntihar Eden Şiirdir
"İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü" adlı güzel bir kitap yazmış sevgili Polat, ilk örnek diyebileceklerimizden: Kısa öyküler, deneme ve şiirler iç içe; hiçbiri diğerini
dışlamıyor. Sona erdiğinde, erken bitmişlik duygusuna bırakıyor sözcük ve
şiirler yerlerini. İyi ürünlerde hep aynısı olur zaten.
Zamansızlık şair Âdem
Yoksun’un intiharı bakımından da geçerli (İntiharın zamanı varmış gibi! Bu son
tümcedeki tehlike, 'her an yapılabilir-yapılmalıdır' içeriğinde bir sonuca yol
veren kapıların aralanmasında gizleniyor sanırım daha çok. Öyle değil tabii.)
Ve ölümü bekletmemek tercihine ilişkin gerekçe, pek de açılım bulmaksızın
gizemli gözler'e yüklemiş tüm ağırlığını. O gözlerle bakmak gerektiğine
işarette bulunulmuş belki de.
İşaret olunana kendimce
baktım. Asıl intihar edenin şiir olduğunu duyumsadım iliklerime değin. Yürekli,
dürüst, sorgulayıcı bir çalışma. En 'çekici' yönü ise alaycılığı: Sizi sizden
alıp yine size getiriyor. Olmayan size! Biz buyuz. Şiirle uğraşan hemen
herkesin okuması gereken bir kitap.
Necati Albayrak
24 Aralık 2012
21 Aralık 2012 Cuma
Korkut Kabapalamut: "Âdem Yoksun Yaşasaydı Nasıl Biri Olacaktı?"
Korkut Kabapalamut
Âdem Yoksun Yaşasaydı Nasıl Biri Olacaktı?
Berber-ozan Âdem Yoksun'un, tam
olarak hangi yazınsal türe ait olduğu şimdilik ve haklı olarak hiç bilinemeyen
ilk ve son eserini az önce tamamladım. Kendisine karşı büyük, dizginlenemez bir
sempati ve yakınlık hissettiğimi hiç çekinmeden söyleyebilirim. İntiharı,
Türkçe şiir adına değilse bile cılız, kırılgan şiir eleştirimiz açısından,
nispeten ciddi, esaslı bir kayıp olmuş. Bu arada kendisinin tek tük de olsa
-durmuş saat misali-, son derecede etkileyici kimi şiirlere, dizelere başarıyla
imza atmış olduğu gerçeğini katiyen inkâr edemeyiz. Yaşasaydı, olasılıkla, bu
acemilik dönemine tekabül eden eserindeki şiirlerin çoğunu reddedip, daha az
sorunlu şiirler yazabilecek, şiir etkinliklere davet edilecek, belki de ödüller
kazanacaktı. Daha büyük bir ihtimalle de, yazdığı önsözde kendisini inatla
duyumsatan idealizmini hiç yitirmeyecek, şiir yazma gayretinin anlamsızlığı ve
beyhudeliği düşüncesine demir atıp, sanatı yerine zanaatına, altın bileziğine
odaklanacaktı. Sanırım taşraya özgü o lanetli hüzün duygusuna, terk edilmişlik
kuşkusuna hassas yüreği daha fazla dayanamadı ve en verimli olabileceği bir
çağda aramızdan ayrıldı. Çehov kahramanlarına özgü bu ebedi ve evrensel sendroma
direnmek elbette ki kolay olmuyor...
Korkut Kabapalamut
19 Aralık 2012 / İzmir
19 Aralık 2012 / İzmir
17 Aralık 2012 Pazartesi
Ülke TV - Açık Deniz Programı: "İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü" (VİDEO)
Ülke TV'deki Açık Deniz programında kıymetli yazar Sadık Yalsızuçanlar, "İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü" adlı yapıtı kısaca tanıtıyor.
15 Aralık 2012 Cumartesi
10 Aralık 2012 Pazartesi
Serkan Çelik: "Âdem Yoksun'un Bütün Şiirleri Güzel"
ÂDEM YOKSUN’UN BÜTÜN ŞİİRLERİ GÜZEL
Polat
Onat’ın
(Acaba Âdem Yoksun’un mu
demeliydim?) büyük bir merakla beklediğim “İntihar
Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü” adlı eserini sonunda
okuma şerefine eriştim. Polat dostum! Şiiri seninle tanıyıp seven birisi olarak,
önemli bir kısmı nesir tarzında çıkan çalışmanı, sanki karşılıklı oturmuşuz da
seni dinliyormuşum gibi okumaya çalıştım. Otuz kadar yerde cümlelerin altlarını
çizdim ve hepsine birer numara verdim. Zaman zaman sayfaların boş yerlerine
notlar karaladım. Hikâye kısımları oldukça keyifliydi:
O yaşlı çiftin evine ya da benzer bir yere seneler
önce gittiğimi düşündüm. Çocukken senelerdir baktığım ve birden unuttuğum
tavuklu saati tekrar hatırladım. Uzun tren yolculuğunda yorulduğumu ve sıkıldığımı
hissettim ama hikâyenin geri kalanını da çok merak ettim; yolculuğun sonunda
nereye vardın neler yaşadın bilmek isterdim doğrusu. Çöpçünün o kendini bilmez
sinir bozan tavrı beni de çok üzdü. Böyle insanları ne diye kamu hizmetinde çalıştırırlar
ki, aslında bunlara insan bile denemez. İnsanların okudukları kitapların, okuma
sırasına göre insanda oluşturacağı anlamın farklılaşması, teorin bayağı ilgimi çekti.
Kitabın önsözünü okurken şiir isimlerini
gördüğüm zaman, şiir kısmını okuyup tekrar önsöze döndüm. Şiirlerini önsözden daha
çok beğendim. İlk başta cümleler basit gözüküyor ama derin anlamlar ifade
ediyor bana göre. Mesela “Mekân” (Syf: 132) ve “Mezarlık” (Syf: 137) şiirlerindeki mısraları
okuduğumuzda, ilk bakışta hepimizin her zaman gördüğü duyduğu yazılar gibi çok sıradan gözüküyor, ama dikkat yoğunlaşınca ben kendimi belli bir mekâna ve zamana hapsolmuş gibi hissettim. “Günlük” (Syf: 142) şiiri de bu duygumu
destekledi. “Sayfa” (Syf: 127) şiirinde,
belli bir süre aynı noktaya bakıp kitabı yaklaştırıp uzaklaştırarak arkadaki silueti
veya mesajı görmeye çalıştım Matrix filmindeki gibi. Sonra “Şifre”
(Syf: 155) şiirindeki anlamı çözmeye çalıştım. “Tırtıl” (Syf: 135) şiirinle aydınlığa ulaştım ve hayatımdaki hiçbir
şey artık eskisi gibi değil! Ustam, yazmaya kalksam her şiirin ayrı bir yazı konusu
ve derinliği var, örnekler çoğalıp gider. Âdem’in bütün şiirleri güzel.
Yalnız şunu da söylemeden
edemeyeceğim; Önsöz kısmındaki kimi bazı kelimelerin anlamlarına vakıf olamamam
ve bununla beraber bazı cümlelerin epeyce uzun olması nedeniyle zaman zaman kitabını
okumakta zorlandım. Çok kitap okumadığımdan veya söz konusu kelimeleri günlük hayatımda
kullanmadığımdan dolayı olsa gerek, bu durum değerli kitabını bir solukta okumamı
engelledi. Bir kitabını da Koruma Güvenlik Amirliği görevini yürüten, kitapsever
bir arkadaşıma hediye ettim. Ona senden bahsettim ve 44.sayfada bana yaptığın jesti gösterdim. Çok beğendi, “Arkadaş dediğin
böyle olmalı” dedi. Fakat o da rastgele kitaptan birkaç cümle okuyunca anlamakta
zorlandı.
Sakın yanlış anlama
değerli dostum! Bu bir eksiklik değil; anlatım dilinin zenginliği, sanat değeri
taşıyan cümleler, üsluplar kullanmışsın. Ama galiba bizim seviyemizin üzerinde. Tahminimce kitabını her yönüyle anlayacak ve takdir edecek okuyucuların vardır.
Yoksa da ilerde belki olur, diye umuyorum. Olmazsa bile canını sıkma, hayat Âdem Yoksun için olmasa bile bizim için devam ediyor.
SERKAN
ÇELİK
Yüksek Sanat
Eleştirmeni
Eskişehir / 09.12.2012
8 Aralık 2012 Cumartesi
1 Aralık 2012 Cumartesi
2000 UEFA Kupası Şampiyonu Galatasaraylı Futbolcuların İmzaları
Galatasaray takımı UEFA kupasını almadan birkaç ay önce deplasmanda Bursaspor ile maç yapmak için Bursa Kervansaray Otel'e gelip kampa girmişti. O zamanlar, not defterine aldığım bu imzaları, geçenlerde eski arşivlerimi karşılaştırırken buldum ve bir araya getirip burada sergilemek istedim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)























