3 Kasım 2012 Cumartesi

Batman Sanat Tiyatrosu'ndan Etkileyici Bir Oyun: Maskeliler


   Dün okul çıkışı, yorgun argın eve gittim. Yemekten sonra, televizyon karşısında uyuklayarak istirahat etmeye niyetliydim ki, mail adresime gelmiş olan, Batman Sanat Tiyatrosu'nun yeni oyunu olan "Maskeliler"in tanıtım mesajına rastladım. İlgimi çekti ve gitmeye karar verdim. Aynı grubun, birkaç ay önce gördüğüm "Deliriyoruz" adlı komedi oyunu pek hoşuma gitmemişti. Ancak bunda en büyük etken, benim komedi türünü pek sevmeyişim olabilir.

   "Maskeliler" oyunu ise daha başlangıcında insanı içine alan bir atmosferde açılıyor zaten. Dekorlar, ışık, müzik gibi teknik detaylar oldukça başarılı. Psikolojik derinliğini yavaş yavaş ortaya koyan Ilan Hatsor'un yazdığı senaryo, merak ögesini sonuna dek diri tutmaya vesile olacak bir kurguyla kotarılmış. Oyunculuklarda ise gerek Caner Turan'ın, gerek Salih Demir'in performansı hoştu doğrusu. Yer yer abartıya kaçan jest ve mimikler göze çarpsa bile, bu olumsuzluk, seyir zevkini zedeleyici, dolayısıyla da rahatsızlık verici bir boyutta değildi.

   Yönetmen ve aynı zamanda başrol oyuncusu Ahmet Seven'e ayrı bir paragraf açmakta fayda var. Oldukça etkili bir oyunculuk ortaya koyduğu şüphe götürmez. Oyunda canlandırdığı karakterin çelişkilerini, psikolojik gelgitlerini incelikle ortaya koymuş. Ancak bence Ahmet Seven'in en güçlü özelliği sesini kullanmaktaki, yönlendirmekteki şaşırtıcı başarısı. Aktör, iletmek istediği duygu nüanslarını, sesinin perdeleriyle oynamak vasıtayla daha net belirginleştiriyor kanısındayım.

   Filistin'de yaşanan insanlık dramına, toplumsal ve siyasal bakımdan çok, daha dar açıdan, psikolojik ve sosyolojik yönden yaklaşan bu ilginç oyun tiyatro meraklılarını memnun edecek kalitedeydi fikrini taşıyorum. 

  Ancak seyirci sayısı bence azdı. Böylesine emek mahsulü, kalburüstü bir çalışmanın, daha çok izleyiciye ulaşmasını arzu ederdim doğrusu. Bundan sonraki gösterimlerde umarım bu dileğim gerçekleşir. Herkese tavsiye ederim.

24 Ekim 2012 Çarşamba

"İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü"nün Kapağı ve Arka Kapak Yazısı


Bu kitap acaba ne?
Monolog tarzı tuhaf bir oyunsal uzun hikaye mi?
İronik bir postmodern kısa roman mı?
Mükemmel imgelerin billurlaştığı bir şiir dosyası mı?
Manifestovari bir poetik metin çalışması mı?
Dramatik bir intihar mektubu mu?
Spesifik bir novella denemesi mi?
Ben, bunların hepsi de doğru, demeyi tercih ederim.
Ama son kararı her zaman olduğu gibi yine siz vereceksiniz.
Evet siz.

23 Ekim 2012 Salı

Eti Arkeoloji Müzesi (Eskişehir)

Eskişehir Eti Arkeoloji Müzesi'ni bu yaz gezdim. Gerçekten güzel, kapsamlı ve zengin bir müzeydi. Bu gezi esnasında yanımda olan değerli arkadaşım Serkan Çelik'e teşekkür ederim.  

16 Ekim 2012 Salı

Ahmak Kimdir?

Eğer Lokman Hekim'in söylediği bu sözün doğru olduğunu kabul edersek, bahsedilen niteliklerin kendimde olup olmadığını samimiyetle düşündüğümde, benim için üzücü bir sonuç ortaya çıkıyor yazık ki: Beşte beş :-)

15 Ekim 2012 Pazartesi

Dağlarca'nın Şairlere Verdiği Son Öğütler

www.gercekedebiyat.com sitesinden alınmıştır.

Fazıl Hüsnü Dağlarca, Temmuz 2004 yılında  TRT'de yayınlanan -şair Birhan Keskin'in danışman olduğu- bir edebiyat programında şiiri üzerine daha önce bilmediğim önemli vurgular yapmıştı.

Gelecek kuşaklara şiirinin gizini vermek istermişçesine konuşmasının arasında bunları söylemiş ve ben de -şair olmadığım halde- not almıştım. Bilgisayarımda geçen gün tesadüfen rastladığım bu konuşmayı her okuduğumda zengin deneyi ve imgesel gücü karşısında ürperiyorum.

Ölümünün 4. yılında bu öğütleriyle onu anıyoruz.

Ahmet YILDIZ

*******************************************************************

* İnsanın şiirleri insanın alınyazısıdır. İsteseniz de istemezseniz de size kendilerini yaşatırlar.
  
* Şiiri seversen şiir de seni sever.

* Gerçek şiir büyük bir coğrafya ve tarihtir. Önceyi, bugünü ve sonrayı da kapsar.

* Asıl şiir, beyindeki değişik katmanların birbirini anlamasıdır.

* Dağa göre ben uzanamam, uzanamaz dağ bana göre.

* Şair adayları sürekli şiir yazmalı ve hemen çöpe atmalılar. Bu yalnızca parmakları alıştırmak içindir.

* (Sağ elini Camoka’nın -Yoksa kedi adam Danyal Topatan’ın mı?- pençesi gibi kaldırdı ve tırnaklı parmaklarını oynatarak): Ben bir şiir yazarken ölsem bile, öldükten sonra bu parmaklarım şiiri tamamlar!

* Türkçe muazzam bir dünyadır. Çok başka bir şeydir. Körlere ben kör demem, sağırlara sağır; kim ki konuşması gereken yerde güzel Türkçeyi kullanmaz da susar ya da Arapça, Farsça konuşur; ki onlar yaşamlarını yok etmişlerdir. (Burada, Türkçeden söz ederken sağ gözü sulandı gibi. Sanki ağlıyordu.)

* Bir şair ne kadar şiir yazsa yazmadıkları da o oranda birikir.

* Büyük şiir, Türkçenin dibine varmaktır.

* Çünkü Türkçe daha dokunulmamış bir gömüdür.

* Hangi ülke dile el atmış ve çözmüşse o uygar olmuştur. Uygarlığı dil ile birlikte ele almak gerekir.

* Cemal Süreya benim şiirimi ikiye ayırmış. Sezgi dönemi, akıl dönemi. Tabi benim için iyi duygularla bir şeyler söylemiş. Oysa benim şiirimde akıl makıl yoktur! Bir otun ne kadar aklı varsa o kadar aklı vardır. Benim şiirimde yaşamın doğallığı vardır. Ben bir bitkiyim. Bir ağacım. Yeşil, sarı, kahverengi filan olurum. 

* Ben bir ağaçtan başka bir şey değilim. Yemin ediyorum.

* Doğadaki bütün yaratıklarla ben eşitim.

* Bana öyle geliyor ki artık şairlerimiz şiir dışında başka şeyleri şiir sayıyorlar. Anlamsız şeylerle kendilerini oyalıyorlar. Evet şiir gazete yazısı gibi kolay değildir. Ama bir anlam taşımalıdır. İki üç hecenin tezatıyla şiir orijinal olmuyor. O dili, o sözcüğü konuşan halkının ekmeğiyle, yeryüzüyle ilgili olmalıdır.

* Şiir bir duyarlılıktır ama elden geçerken bir teknik kazanır.

* Çünkü yalnızca bir otobüs şoförü olmak, direksiyon kullanmak şair olmak için yetmez. Dağılmış bir motorun parçalarını bir araya getirecek teknik yetkinlikte olmalıdır.

* Bir şairin yaşama kültürü, bir şairin sözcüğü büyük anlamda kullanmasına yardımcı olur; kendini yinelemeden kurtulur.

* Sözcükler o kadar önemlidir ki, onunla bir uygarlık kurulur. İmgelemsiz bir uygarlık kurulamaz.

* Bundan binlerce, on binlerce yıl önceki ilk şairler ayı övmüştür, yıldızlardan söz etmiştir. Bugün uygarlık aya gitmiştir, yıldızlara gitmiştir.

* Sözcükler uygarlığın ilk adımıdır.

* Bilim bile dilden doğar!

* Kitaplarım bir dize gibidir. Hepsi birlikte okunursa bir şiir eder.

* Eskiden elle dizilen matbaalar vardı. Ben büyük bir baskı makinesiyim. Evren harf harftir.

* Gündüz hep şiire çalışırım. Gece olur. Ama ayrılmak istemem. Uyumak istemem. Gece de onunla yaşamak isterim. Sabaha kadar şiirle olurum, ona çalışırım çoğu kez.

* Benim maddemi, ağırlığımı tartsalar şiir çıkar!

 Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

11 Ekim 2012 Perşembe

Ümmügül Nine'nin Çiçekleri













Anneannemin kıymetli arkadaşı ve komşusu Ümmügül Nine'nin çiçeklerini annem ve kızımla beraber görmeye  gittiğimizde çektiğim fotoğraflar.

1 Ekim 2012 Pazartesi

Batman Şehrinin Havadan Görünüşü (VİDEO)

Batman Havaalanına Uçak İnişi
Uçağın inişe geçişi esnasında, Batman şehrinin gökyüzünden kuşbakışı görünüşü.

27 Eylül 2012 Perşembe

Yaz Tatilimden Komik Fotoğraflar


-Dünyayı başımın üzerinde taşıyabiliyorum!
(Eskişehir)

-İbo'nun bizzat ikram ettiği çiğ köftenin tadı başka oluyor!
(Bursa)

-Adaşımın yaptırdığı çeşmeyi sahipleniverdim!
(Bursa)

-Vestel robotuyla yaptığım maçtan bir görüntü!
(İstanbul)

-Boyumdan büyük bir sandalye!
(İstanbul)

16 Eylül 2012 Pazar

Kapalı / Hermetik Şiir Okurlara Neden Uzak? (Tuncer Uçarol)


   Günümüz yazınının, kendine has bir tarz oluşturmuş, saygın eleştirmenlerinden Tuncer Uçarol'un, geçtiğimiz aylarda yapmış olduğumuz bir yazışmada, ilk kitabım "Son" üzerinden kapalı (hermetik) şiir anlayışı hakkında yaptığı kısa bir eleştiriyi, kendisinden izin alarak burada paylaşıyorum:

   Selam Polat,   

   Aralıklarla da olsa senin “Son” kitabından ilk 11 şiirle, sondan 6 şiiri okudum, bazı notlar da aldım (günce  tuttum). Kestirmeden, içtenlikle, izlenimlerimi dosdoğru belirtmem en doğrusu:

   İlk şiirin beni oldukça sevindirdi. Ondan önce de şiir başlıklarının tek sözcüklü olması gibi iddialı tutumuna saygı duydum. Onların arasında nesne şiirlerini imleyen başlıklar görünmesi de iyiye işaretti. Duru sayılabilir bir Türkçe kullanımı var. Bazı güzel dizeler, birkaç güzel parça da sevindirici. Arada buluşlar da parlıyor ama sanki bunlar söz zorlamalarıyla, kapalı şiir anlayışıyla boşa gidiyor. (Mühür dergisinin bu sayısında Ahmet Telli için bir yazım var. Eh! Onda da bu duruma benzer bazı şiirler var.)

   Kapalı şiirleri ben ikiye ayırıyorum: Doğal sıkı şiirler... Örtünerek yazılanlar...

   Bu ikincisi son yüzyılın modası! Hermetizm diyorlarmış. Sincan İstasyonu dergisinin bu mart sayısındaki yazımda da bu konuya değinmeler var. Nisan sayısında da öyle. Kalıcılık açısından çok önemli köstek kapalı şiir anlayışı.

   Sen de bir iletinde yazmıştın, okuyucu şiirleri kendine göre anlıyor diye. Bu, bir ölçüde doğru. Ama Yahya Kemal, Dıranas, Ziya Osman, Cahit Sıtkı, Orhan Veli, Cemal Süreya'nın, Necip Fazıl'ın, Nâzım Hikmet'in epey şiiri için doğru sayılmaz. Şair, açık şiir / yalın şiir, hiç olmazsa sisli şiir yazarsa, noktalama imlerini de "yeterince" kullanırsa, okuyucuların bu farklı anlamaları da en aza iner. Şairin söylemek istediği büyük ölçüde ortada görünür. Etkileme gücü varsa etkiler. Okuyucunun koluna girer.

   Şairin bu oynaklık farkını en çoğa çıkarmaya çalışması ise işi çok zora sokuyor. Bugün bile kavranamıyor şiir. İncelemecilere de öyle uzak düşüyor. "Hep beraber tozlanıyoruz" çekmecelerde, "kitaplar bataklığında"... Şiir çıtkırıldım bir şey. Onca emek veriliyor o inceliklere. Boşa gidiyor. Okuyucu da pek nazlı; şiirde bir tökezledi mi (dizelerin arkasında mağara gördü mü) terk ediyor o çıtkırıldım kızı; o karanlıkların ağzındaki insanı... Okuyucu, koluna giremedikten sonra o soğuk kızı, o arkadaşı ne yapsın...

   Senin “demirden şiirle örülmüş parmaklıklar” dizesini bile kullanabiliriz burada… Neden “yanıp ıslanan ışıklarda buruşur anlam” ki?.. Islanacaksa, işte, az ıslatılsın anlam: “Karanlık basınca ışığa kaçıştı kelimelerim” olsun...

   “Işığın yanında duruyor beni şiir yapan şey”... Çünkü şair; şair söylencesi o ya, zor sözü yalın, güzel söyler… Bence kapalı şiir yazanlar, açık şiir (yalın şiir), hiç olmazsa sisli şiir yazsa, buluşları, güzel dizeleri, güzel parçaları da bütünlük içinde parıldar, insana daha çok tat verir.

   İzlenimlerim bunlar. Umarım seni üzmüş olmam. Şimdi “İhtiyarın Vefatı” kitabındakileri merak ediyorum. Onu da uygun bir zamanda okuyacağım.

   Selam ve sevgilerle.

   TUNCER UÇAROL 
   4 Mart 2012

13 Eylül 2012 Perşembe

Çağdaş Cam Sanatları Müzesi (Eskişehir)

Bu yaz gezdiğim, Eskişehir'deki Çağdaş Cam Sanatları Müzesi, birbirinden ilginç ve güzel eserleri bünyesinde barındırarak, ziyaretçilerine etkileyici bir görsel şölen sunuyordu. Çektiğim fotoğraflardan oluşturduğum bir seçkiyi paylaşıyorum. 










Bu Eskişehir gezimde bana şehri gezdiren, kıymetli arkadaşım Serkan Çelik'e de bu vesileyle çok teşekkür ediyorum.