7 Ağustos 2012 Salı

Zaman Hırsızı Twitter ve Seçme Aforizmalarım


Twitter aynen Facebook gibi bir zaman hırsızı. Hatta ondan daha hızlı bir akışa sahip olduğu için daha zararlı olduğu kanısındayım. Bilincimiz daha ne kadar bu sanal bilgi, haber, fotoğraf, yorum bombardımanına katlanacak, emin değilim.

21 Mart 2010 tarihinde polat_onat twitter hesabımı açmışım. Yaklaşık iki buçuk senedir üyeyim ancak pek aktif bir twitter kullanıcısı olduğumu söyleyemem. Toplam 171 twit atmışım bu sürede. Bunların çoğunluğu da yazdığım "İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü" adlı romanımın içinde geçen aforizmaya yakın bazı cümlelerimin paylaşımından ibaret. İşte bunlara örnekler:

- Beklemek çoğu zaman umudu içermez.

- "Neleri bildiğimiz, neleri bilmediğimizin en büyük kanıtıdır." dedim odamın suskun duvarlarına.

- En beğendiğiniz 5 şair birbirinden nefret ediyorsa, iyi biliniz ki siz nitelikli bir şiir okurusunuz bayım.

- Şiir size gelmez beyler... Siz ona gitmelisiniz... Soğukta uykusuz... Sabırlı...

- Günler hep tek tek geçiyor.

- "En güçlü sabır, her zaman geçmişteki küçük sevinçlerin içinde filizlenir." dersem son derece saçma bir laf etmiş olurum diye düşünüyorum.

- "Hayat mı ölümün içindedir yoksa ölüm mü hayatın içindedir?" deyip ilginç bir laf etmenin sevincini yaşadım gecenin bir yarısı kendi kendime.

- Hepimiz yaşlıyız. İhtiyarlar çok yaşlı, gençlerse az yaşlı.

- Siyah-beyaz filmler zamanında oyuncuların film karelerinin dışındaki hayatlarının da siyah-beyaz olmadığına kendimi bir türlü inandıramadım.

- Bir şairin şiir serüvenine iyi başlamasındansa iyi bitirmesinin daha önemli olduğuna her zaman inandım.

- Kendini herkese ispatlamış birini beğenmediğini sebepsizce ifade etmek, kendini ispatlamaya çalışmanın en acınası yollarından biridir.

- Her gününü, o günü on beş sene sonra hasretle hatırlayacağını düşünerek yaşasaydın keşke. Ama unutma, bunu yapabilmen için hiçbir zaman geç değil.

- Başaramayacağını bildiğin bir amaç için ömrünü adamak en mükemmel yalnızlıktır.

- Günümüz Türk şiirinin en büyük sorunu: İyi şair çok, çok iyi şair yok.

- Herkesin, her şeyin en iyisini sadece kendisinin yapabileceğine inandığı bir çağda yaşıyoruz.

- İnsanlar ne söylemeye çalıştığınızla değil, ne söylediğinizle ilgilenir.

- Normal yazıların olduğu kâğıt ile şiir yazılı kâğıdın, sobada yanarken kül olma süreleri ve çıkardıkları çıtırtı birbirinden oldukça farklı.

- Gerçek başarıya ulaşmak için yetenekten, azimden, zekadan, çalışmaktan, dehadan, şanstan, hırstan daha önemli bir şeye ihtiyaç var: Sabır.

- Hiç kimse en mutsuz olan şairin en iyi şiiri yazacağına dair kesin bir kanıt öne süremez.

- Okuyanı çok olan başarılı şair, seveni çok olan büyük şair, düşmanı çok olan önemli şairdir.Tercih şansım olsaydı, sonuncuyu tercih ederdim.

- Seksen yaşında bir insanın kendini yirmi yaşında hayal etmesi kadar kolay değildir yirmi yaşında birinin kendini seksen yaşında hissetmesi.

- Bugünün bitecek olması hayatın da bir gün sona erecek olacağının en somut kanıtıdır.

- Dünya hayatında hiçbir şey istememeye çalıştığımda mutluluğu, hiçbir şey istememeyi başardığımda huzuru buldum.

- Uyuduğumda ben yokum, uyumadığımda sen yoksun.

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Karagöz Müzesi (Bursa)

Yıllardır her yaz Bursa'ya gittiğim zamanlarda, Çekirge semtine yolum düştüğümde hep önünden geçip gittiğim
Karagöz Müzesi'ni nihayet gezebildim. Hoş bir müzeydi. Merak edenler için, çektiğim bazı fotoğrafları aşağıya ekliyorum.













28 Temmuz 2012 Cumartesi

Ara Güler'in Gözünden Edebiyatçı Portreleri Sergisi


Yaşayan en büyük fotoğrafçılarımızdan Ara Güler'in objektifinden yansıyan edebiyatçılarımızın portrelerini Bursa Nilüfer'deki Nazım Hikmet Kültürevi'nin giriş katında gördüm ve ilgiyle inceledim. Bazılarının fotoğrafını çektim. İçlerinden bana göre en değerli şairleri bir seçki yapıp, beğeni sırama göre burada paylaşıyorum. 

Fazıl Hüsnü Dağlarca

Oktay Rifat























Edip Cansever


Behçet Necatigil

Cemal Süreya

Orhan Veli Kanık

Melih Cevdet Anday

İlhan Berk




25 Temmuz 2012 Çarşamba

Batman'da Termometre 50 Dereceyi Gösterdi

 
 

Bugün Batman'da sıcaklık 50 dereceye dek ulaştı. Böyle bir sıcağı ömrümde görmedim. Sokaklarda kimse yok. Dükkanların çoğu kapalı. Evin içinde termometre 42 dereceyi gösteriyordu, balkona çıkarır çıkarmaz elliye vurdu. Biraz daha balkonda tutsam sıcaktan dolayı kesin patlardı termometre. Neyse ki klimalı odamda sıcaklık 23 derece. Klima olmasaydı hayat bu şartlar altında gerçekten zor olurdu doğrusu.

26 Haziran 2012 Salı

Müthiş Bir Şarkı: "Canım Meleğim Canemın" (VİDEO)

Bestesi ve güftesi kendime ait olan "Canım Meleğim Canemın" şarkısını, siyah beyaz tarihi görüntüler eşliğinde yorumlamak suretiyle müzik hayatına atılmamın heyecan ve mutluluğunu yaşıyorum :-)

20 Haziran 2012 Çarşamba

Yüz Yılın Unutulmaz Dergileri / Polat Onat




DEĞİRMEN’İN ÖĞÜTEMEDİĞİ DERGİLER

Edebiyat dünyasının ve aktörlerinin tarihselliği içindeki gelişim ve dönüşümünü dergilerin oluşturduğu vasat içinde gözlemlemeyip, salt kitaplar çerçevesinde ele alsaydık büyük ihtiyaç duyduğumuz bütünsel perspektif şüphesiz net olarak ortaya çıkamayacaktı. Geçmişten günümüze dek, okul olma işlevini hep önemli bir görev olarak taşımış olan nitelikli dergiler, genel itibariyle dağıtım ve okura ulaşma bağlamında kimi sorunlarla boğuşsa da, yine de kalitelerinden taviz vermeden özveriyle yayımlanmaya devam ediyorlar.

Rüstem Budak yönetiminde istikrarlı ve düzeyli şekilde yayın hayatını sürdüren Değirmen Dergisi 29-30-31. sayılarını kapsayan (Ocak – Haziran 2012) “Yüzyılın Dergileri 1900 – 2000” özel sayısında has dergi okurları için arşiv niteliği taşıyan önemli bir çalışma ortaya koymuş. 440 sayfalık bu hacimli özel sayıda, Türkiye’de kalıcı ekol oluşturma hüviyetini taşıyan en güçlü ve etkili şiir, edebiyat, düşünce, haber ve karikatür dergilerinin serüvenleri gözler önüne serilmiş. Çıkış öyküleri, oluşturdukları etki, meydana getirdikleri düşünsel ve estetik kimlik, savundukları görüşler ve yayımladıkları manifestolar, bu hususta çoğunluğu önemli bir otorite oluşturmuş kalemler tarafından anlatılmış, açıklanmış ve analiz edilmiş.

Mustafa Özçelik’in Sırat-ı Müstakim (Sebilürrreşad) Dergisi’nin tarihçesini, yayın serüvenini ve politikasını, muhtevasını ve kimlerin yazdığı konusunu ele aldığı çalışması ile açılıyor Değirmen’in kapısı. Mehmet Özdemir’in Genç Kalemler Dergisi’ni, Sebahattin Karakoç’un ise Servet-i Fünun Dergisi’ni açımlayan yazılarını okuyarak cumhuriyet öncesi edebiyatımızın seyri ve temel yönelimleri hususunda fikir sahibi oluyoruz. Sonrasında kronolojik şekilde, erken cumhuriyet döneminin öncü dergilerini, çok partili dönemde ses getirmiş dergileri tanıtan yazıları okuyarak, günümüz Türkiye’sinin düşünsel arka planını oluşturan dergilere dek uzanıyoruz. Yeri gelmişken, Necati Mert’in “Yansıma ile Hece” ve Lütfi Bergen’in “Düşünsel Özerkliğin Birikimi” adlı ürünlerine özellikle dikkat çekmek isterim. En sonda ise Menderes Daşkıran’ın “Yüzyılın Mecrasında Dergilerin Macerası” adlı toparlayıcı yazısı ve İlyas Dirin’in titizlikle hazırladığı otuz iki sayfalık “Edebiyat – Düşünce – Kültür – Sanat Dergileri (1929 – 1990) Bibliyografyası” mevcut.

Her biri farklı hedef, ihtiyaç, yönelim ve poetikalarla doğan kırk sekiz tane dergi söz konusu edilmiş. Şöyle rastgele karıştırayım isterseniz: Dergah’ta soluklanıp Halkın Dostları ile selamlaşmak, Edebiyat Ortamı’nın tatlı Mavi’liklerine dalıp Büyük Doğu’dan yüzeye çıkmak, Sombahar’ı hüzünle anımsayıp Mavera’ya süzülmek, Papirüs’e yazılanlara bakıp Diriliş’e doğru uzanmak, ruhumuzu doyuran Sızıntı’dan o köklü Varlık’a doğru yönlenmek… Kolay değildir elbette farklı düşünsel kimlikleri başarıyla taşımış bunca dergiyi, içselleştirdiğimiz kalıplaşmış ideolojik kabullerimizin uzağında, mümkün olduğunca objektif algıyla, işte böyle bir araya getirebilmek.

Hece Dergisi tarafından belirli periyotlarla farklı konularda oluşturulmasına aşina olduğumuz hacimli ve titiz özel sayı şeklindeki arşivlik ürünlere, Değirmen Dergisi’nin de “Yüzyılın Dergileri” sayısı ile böylesine güçlü bir katkı yapması bence oldukça önemli. Bahsettiğimiz dergideki bu özel çalışmanın hiç mi eksikliği yok? Eleştirel ve akademik bir gözle bakılacak olursa elbette vardır. Ancak ben, taşrada yayın yapan bir derginin bu ciddi çabasına ancak şapka çıkarılacağı fikrini yeğlerim. Geçtiğimiz yüzyıldaki ortak zihinsel şablonumuzun ve kültürel bilinçaltımızın oluşmasında, dahası gelişmesinde, yadsınamaz öneme sahip bu süreli yayınları, hoş bir tarzda, geçit töreni izlercesine ardı ardına anımsamak keyifli oluyor doğrusu. Görsellerle zenginleştirilmiş güçlü içerik, zaman tünelinde nostaljik yolculuk yapıyormuş tadında lezzetli bir okuma serüvenine davet ediyor okurlarını.

POLAT ONAT
12.05.2012

13 Haziran 2012 Çarşamba

Otobüs Geçmeyen Durak Fotoğrafları


Büyük ihtimalle çoğunluğu geçip gitmiş şu hayatımda, "otobüs geçmeyen bir durak" görüntüsü ve imgesi kadar, hiçbir şey beni hüzünlendirmemiştir. 
İşte Batman'daki otobüs geçmeyen duraklardan birinin fotoğrafı...


21 Nisan 2012 Cumartesi

18 Nisan 2012 Çarşamba

Özgürlük ve Sonsuzluk (Ali Kemal Çınar)


Arşivlerimin olduğu kutuyu karıştırırken güzel bir şeye rastladım: Değerli arkadaşım Ali Kemal Çınar'ın uzun yıllar önce yaptığı ve bana hediye ettiği Özgürlük temalı bir karakalem resim çalışması ve arkasına yazdığı Sonsuzluk konulu bir şiir.

15 Nisan 2012 Pazar

Doğa İçin Çal 1-2-3-4-5 (VİDEO)







   Uzun ve özenli bir uğraş sonucu ortaya çıktığı hemen belli olan bu güzel ve nitelikli çalışmalara dikkat çekmek isterim. 
Dinleyip de  beğenmeyen birine pek rastlamadım doğrusu. 
Tavsiye ederim.

7 Nisan 2012 Cumartesi

Raflara Sığmayan Kitaplardan: 'İhtiyarın Vefatı' (Hüseyin Peker)


KİTAP RAFLARINA SIĞMAYAN DÖRT KİTAP: 1.'İhtiyarın Vefatı'

'toprağın altındayım ben silemem 
esen rüzgar silsin gözyaşlarını.'   (s: 124) 
derken bile sıkıntısını belli ediyor Polat Onat. Zaman gazetesindeki "İhtiyarın Vefatı" konulu söyleşisinde de buna benzer atmosfer değişiklerinin izlerini; şiirlerinde olduğu gibi yineliyor sık sık şair: 'Şair olmak için şiir yazanlar ve şairlikten kurtulmak için şiir yazanlar. Ben hep kendimi ikinci grupta gördüm.'

Edebiyat ortamında olmaktan duyduğu rahatsızlığın kaynağını nerede aramak gerekli? Öncelikle doğuda öğretmen olarak görevini sürdürmenin zorluğu diye düşünsek, ya da Bursa'da okuduğu öncelikli dönemin yarattığı sıkıntılar,  çok çocuklu bir babanın genç yaşta aldığı yükün tutuşması mı üzerinde seyreden? Bu tür sıkıntılı us yapısına kavuşmanın arasında gezinen...

Kitabın temasının ihtiyarlık ve vefat oluşunda da aynı sıkıntı yatıyor bence. Sanki şair, bu kadar yükün altında öleyim daha iyi, der gibi. Ya da ölümün ötesinde yaşamı seyretmek daha dinlendirici dercesine bir telaşı, bıkkınlığı önümüze taşıyor: 'Fakat unutmayalım ki hepimiz ihtiyarız, gençler az ihtiyar, yaşlılarsa çok ihtiyar!'   (aynı söyleşiden)

Polat Onat'ın bu kadar ihtiyarlık dillendirmesi yapmasının altında türlü öbekler yatıyor daha. 'farklı bir şiir yazıyorum'  dediği yerin altına şu notları düşebiliyor: 'yazıyorum / görselliği ön plana koyarak / olmayan okura lirik şölen'  (s: 22) Buradaki -olmayan okura- söylemine dikkat. Kısaca Onat'ın memnun olmadığı düzen içerisinde okur da var bir türlü. Onu olmayan sınıfına sokmakla, hıncını alır gibi. Ve sunduğunun bir şölen olduğunda ısrarlı. Diyor ki; yazıyorum, beni anlamıyorlar. Bu yüzden şiire tersinden başlamak cüretini gösteriyor. Belki ihtiyarlık irdelenmesinin altında, beni yordunuz, ihtiyarlattınız söylemi saklı.

Kah 'köhne bir huzurevinde' (s: 21), kah 'absürdlüğe ve zırvalamaya' (s: 17) varan bir söylemle yaklaşıyor. Burada şiirsel dokuyu pek dikkate almadan şiire sokuşturduğu bilimsel deyimlerin cesurca kullanılışına dikkat. Gerek şiirsel dokuyu önemsememe, gerek parçalama edimlerine varan bir muhalefet gizli Polat Onat'da. Ortaya çıkıveren bir görünmez kavga!

'ölüme beş kala ancak böyle dizeler çıkar
acemi ve ihtiyar bir şair müsveddesinden
sığmıyor yalnızlık yazdığım hiçbir kâğıda'   (s: 26)

Kendini bu denli aşağılayan, şiir dünyasını, şair kalmayı hor gören şairden ancak kendine itiraz dizeleri beklenebilir. Bu konuda seçtiği yol doğru. Beşiği tabutla, kundağı kefenle, rahmi toprakla özdeşleştiren şairin düzyazıya at koşturduğu bu şiir cinsi, bize biraz da varoluşçu simgelerin sonucunu anımsattı. David Fincher'in yönettiği "Benjamin Button” filmi Oscar'dan dönmüştü; çünkü ihtiyarlıktan gençliğe dönen birinin ters öyküsünü
anlatıyordu. Polat Onat'daki bu tematik olgu da pek farklı değil:

'yaşım seksen oldu geçen bahar
halen geceleri uyuyabilirsem eğer
annemi görüyorum rüyamda bana mama hazırlarken'   (s: 39)

Her türlü sıkıntı yaratan evrenine karşın ilginç bir kitap "İhtiyarın Vefatı". Kah gezdiği, görev yaptığı yöre öykülerini sinesinde barındıran, kah yaşadığı bunaltıcı hayata bir çığlık nidası veren bu şiirler, geleceğin ölülerini birleştirerek, kimi dizelerini küçümseyen şiir dostlarına bir yanıt niteliğinde... 

'en yüce nimet / ey ekmek'   (s: 44)
'hoşgeldin ey kıyamet günü'   (s: 47)
'müsaadenle gideyim / hakkını haram et'   (s: 92)
gibi dinsel kaynaklı kavramları da şiirine dahil eden Polat Onat'ın ihtiyarlık sürüncemesi bir sıkıntının patlayışından izler getiriyor önümüze. Yer yer kısa tuttuğu dizelerle bile kaynak aradığı bu açmaz sonunda onu boğacak mı? Orasını bu tür ölüme yakın yerde duran bir şiir belirlemez elbet. 86 yaşından sonrasına kadar  'buraya kadarmış'  (s:91) diyerek inen ozanın bazen öldükten sonrayı yazması karşısında şu soruyu imlemiş duruyorum böylesi şiirler karşısında? Polat Onat bundan sonra neresini yazacak. Bulutlar ötesi mi kaldı işin ucunda? Kendi bunun nasihatini dizelerle söylüyor zaten:

'sabah açken kuru üzüm ye öğünler aynı saatte
ekmek pirinç un şekerden uzak dur katı yağ zararlı
ölmemeye çalış'   (s: 74)

Polat Onat bu haliyle ilgiyi üzerine toplamayı başaran, ama okuru ve şiirseveri bir tomar sorunla boğuşmaya, hesaplaşmaya bırakan bir ozan resmi çiziyor. Siyah ve kırmızı çelişkilerle...

Hüseyin PEKER
Mor Taka Dergisi, Kış 2012, Sayı: 17

1 Nisan 2012 Pazar

Uğur Tural'ın Objektifinden İstanbul

1991 doğumlu, Bursa'da yaşayan, genç fotoğrafçı Uğur Tural'ın objektifinden çıkan bu derinlikli İstanbul enstantaneleri beni çok etkiledi. Böylesine mükemmel fotoğrafları görünce aklıma hemen değerli şairimiz Oktay Rifat'ın "Bir Kartpostalın Arkasına Yazılmak İçin" şiiri geldi. Şiirin son bölümünü fotoğrafların altına ekledim. 
Şiir ve fotoğraf. İki kardeş sanat dalı. Yeri geldiğinde birbirini işte böyle bütünleyen...







BİR KARTPOSTALIN ARKASINA YAZILMAK İÇİN 

(...)

tirandiller alamanalar mavnalar
ben sizlerle büyüdüm
açık pencereden yarı yarıya
bir ay görünürdü düştü düşecek
bir çam başını uzatırdı

koltuk takımı halılar ve konsol
bir deniz evinin bütün avadanlığı
bir kayık karaya çekilmiş
öbürü şamandıraya bağlı
hiç unutmam bir martı konmuştu üstüne

ve İstanbul uzaktan
Ayasofya Süleymaniye Topkapı
bize bakıyordu Üsküdar'a ve bana.

OKTAY RİFAT
(1914 - 1988)

25 Mart 2012 Pazar

15 Yıl Önceki Galatasaray İmzaları


Geçenlerde eski arşivlerimin olduğu kutuları karıştırırken elime ilginç bir kâğıt geçti. 24 Nisan 1996'da Galatasaray Kadıköy'de 1-1'lik skorun ardından Fenerbahçe'yi Türkiye Kupası'ndan eleyerek tur atlamıştı. O maçta teknik direktör Graeme Souness Kadıköy'de sahanın ortasına Galatasaray bayrağı dikmişti. İki gün sonra 26 Nisan Cuma günü lig maçı için Bursa deplasmanına gelen Galatasaraylı futbolcuların Almira Otel'in lobisinde dinlendiğini otelde çalışan bir akrabam vasıtasıyla öğrenip, oraya giderek yukarıdaki imzaları aldım. Ertesi gün oynanan maçta Galatasaray Bursaspor'a 2-0 yenilmişti. O zamanlar lise sondaydım. Yıllar ne kadar çabuk geçmiş...

21 Mart 2012 Çarşamba

Mutluluk

Dünya hayatında hiçbir şey istememeye çalıştığımda mutluluğu, hiçbir şey istememeyi başardığımda huzuru buldum.
Polat Onat