3 Eylül 2011 Cumartesi

Ana ile Kızı ve Otuz Yıl Sonrası




(...)
Ve sanırım şimdi başlıyor ölüm
Ölüm bir rüya gibi başlar
İçinde birçok eşya ve ablamın kahkahaları olan
Küçüğüz, yürüyoruz
Yaban mersinleri topluyoruz yol boyunca
Ne yapıyorsun beni rahat bırak
Görmüyor musun rüyadayım
Ve bir rüyadayken asla seksen yaşında değildir insan.

ANNE SEXTON (1928-1974)

31 Ağustos 2011 Çarşamba

Ölümüne Sevda ve Eşikteki Mezar

- Ölümüne sevda diye buna derim ben!


"Bu kapının eşiğinden her gelip geçen çiğnesin mezarımı."

(...)
Ama yine de bağışlıyorsun 
Önemi yok hiçbir şeyin 
Unutuluyor elbiselerin gölgesi 
Burada, aramızda, rastlantılar yurdunda 
Ölmedin sen, yatmıyorsun selvilerin altında 
Ölüm yok acemilere.

FERNANDO PESSOA (1888-1935)

27 Ağustos 2011 Cumartesi

25 Ağustos 2011 Perşembe

Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi (Diyarbakır)



















Bir ayna parçasından başka beni kim anlar,
 
Bir mum gibi erirken bu bitmeyen düğünde?
 
Bir kardeş tesellisi verir bana aynalar;
 
Aynalar da olmasa işim ne yeryüzünde?


Cahit Sıtkı TARANCI


16 Ağustos 2011 Salı

Batman'daki Küçük Öğrencilerden "Eftelya" Şarkısı (VİDEO)


Batman'daki Sakarya İlköğretim Okulunda eski öğrencilerim, veda günümüzde "Eftelya" şarkısını söylüyor.

13 Ağustos 2011 Cumartesi

Kızım Meryem'in Duası / Yeni Bahar Dergisi



"Allah'ım, ben seni çok seviyorum. Annemi ve babamı koru. Kardeşim büyüyünce onunla iyi arkadaş olacağım. En iyi oyuncaklarımı paylaşacağım. Allah'ım, ben eskiden bebektim, şimdi abla oldum. Allah'ım bana kırmızı çanta verdiğin için çok teşekkür ederim. Gelecek yıl bana bir tane daha doğum günü yapacaklar. Senden güzel elbiseli, büyük paketli bir bebek istiyorum. AMİN."
Meryem Onat





Yeni Bahar Dergisi
21 Temmuz 2011 / Perşembe
Sayı:16 – Sayfa:19

6 Ağustos 2011 Cumartesi

Eski Bir Fotoğraf ve Arkası






Mercimek Ahmet oğlu 
Mehmet ÖZTÜRK (1928 - 2004)

Bir canlı izin varsa şu toprakta, silinmez;
Ölsen seni sırtında taşır toprağın altı.
Ey gölgeden ümmid-i vefa eyleyen insan!
Kaç gün seni hatırlayacaktır şu karaltı?

Mehmet Akif ERSOY
“Safahat”

3 Ağustos 2011 Çarşamba

İmkânsız Masumiyet: İhtiyarın Vefatı (Halim Şafak)


DİP ODA – 11

(...)

Polat Onat’ın kitabı “İhtiyarın Vefatı”nı izleksel bir kitap olarak görmek pek mümkün görünmüyor. İhtiyarın ve ihtiyarlığın şiirini oluşturan bakışına rağmen böyle bu. İhtiyarın / şairin biri dünyaya bakıyor, gezip dolaşıyor sonra bulup çıkardıklarını ve takıldıklarını anlatıyor. Onat dondurduğu anları ihtiyarın / kendi gözünden ve zihninden büyük ölçüde yine görüntü haline getirerek şiirleştiriyor. Bunu imgeden olabildiğine uzakta gerçekleştiriyor.

İkinci kitabı “İhtiyarın Vefatı”nda söylemsel, dilsel ve biçimsel bir farklılaşma ve zenginleşmeden söz etmek zordur. İlk kitabı “Son”dan bu yana imgenin yerine görüntüler anlatmaktadır. Gündelik hayattan geçmişe ve bugüne bakarak saptanan ya da kurgulanan görüntüler anlatıcı ihtiyarın / şairin sözcükleriyle şiir olmaktadır.

Kimi zaman bu da kesmiyor olacak ki Onat anlık görüntüyü bırakıp şiiri görsel oyun haline getiriyor. Bu Onat’ın sinemayla kurduğu ilişkinin başka bir görselliğe kapılarını sonuna kadar açtığını gösteriyor. Bu durum anlamı sözcükten uzaklaştırmaya yetmese de sözcüğü görselleştiriyor. Onat’a da bu görsellikle istediği oyunu oynamak kalıyor.

“İhtiyarın Vefatı”nda insanı ölüme hazırlayan ihtiyarlığın olgu olarak söz konusu edilmesini olumlamak gerekiyor. Şair böylelikle geride bıraktığı ve yaşadığı dünyayı değerlendiriyor. Bunu yaparken ihtiyar/lık üstünden kendi hayatını şiire dâhil ediyor.

Polat Onat “İhtiyarın Vefatı”yla politik vurgulardan özellikle kaçınarak kendi hayatının zihninde bıraktığı olgu ve görüntülerle ilerliyor, iyi de ediyor. Polat Onat baştan beri sinema ve sinemasal ögelere ilgisinden dolayı görüntüyü seviyor. Burada önemli olan görüntülerin birkaçı dışında hayatın ve onu kendine dâhil eden doğanın içinden çekip çıkarılmasıdır. Bunun ihtiyarlık gibi hepimizi bekleyen bir gerçeklik üstünden yapılması ise şiirleri daha anlamlı kılmaktadır.

Ne var ki bütün bunlar gündelik hayatın gerginliğinden uzakta gerçekleştiği için şairin yaşadığı dünyayla ilişkisini zayıflatmaktadır. Dünya hiç bu kadar masum olmamıştır. İnsan hele hiç.

Bu durumda ifade edilmesi gereken bellidir: donmuş her an insanı gerçek olandan biraz daha uzaklaştırır. Çünkü görüntü gerçeğin kurgulanmış halidir. “İhtiyarın Vefatı”nın temel sorunu budur. Şiir kurgulanmış görüntünün bozulmasını beklemektedir.

Kimi şiirlerin öteki şiirler arasında kendine yer ve düzey bulmakta zorluk çekmesini de Polat Onat’ın kendini geliştirmeye çalışan okurluğunun şiirine yansımasıdır deyip geçiyorum.

(...)

Halim ŞAFAK
Bireylikler Dergisi, Sayı: 39
Temmuz-Ağustos 2011, Sayfa: 43

31 Temmuz 2011 Pazar

TRT1 Röportajı: "Avangard Kavramı" (VİDEO)


TRT1 kanalındaki Derkenar programının Sözlük bölümünde Polat Onat 'Avangard' kavramını anlatıyor.

22 Temmuz 2011 Cuma

Yine İmzalı Kitaplar (Hüseyin Yurttaş)

"Sevgiyle Dönsün Dünya"
Hüseyin Yurttaş, Bilgi Yayınevi, 2000

"Kirli Tarih"
Hüseyin Yurttaş, Bilgi Yayınevi, 1995


"Bu Şehir, Bu Topraklar"
Hüseyin Yurttaş, Bilgi Yayınevi, 1999

Not Defteri:
Yine İmzalı Kitaplar

Batman’dan Polat Onat “facebook” aracılığıyla bir çocuğa imzaladığım kitabın imzalı sayfasını kopyalayıp göndermiş. Pek sevindim, kadir kıymet bilenler de var diye. Çünkü ben minik öğrenciyi Polat Onat’ın çocuğu ya da bir yakını sanmıştım. Teşekkür ettim. Derken Onat’tan yeni bir ileti ulaştı. Meğer Polat Onat imzalı kitaplar toplayan bir kişiymiş. Sonradan benim bir şiir kitabımın da imzalı sayfasını iletti. Çocuk kitabını imzalatan çocuğun büyüdüğünü ve bir daha dönüp o kitabı okumayacağını düşününce, bunu saklamaya niyeti olmayan gencin ya da ebeveynin kitabı niye bir başka küçüğe armağan etmediğini sormak hakkımız mı, bilmiyorum. Ancak, imzalı kitapların eski kitapçılara düşmesi hüzün verici bir şey, vesselam!

Hüseyin YURTTAŞ
Varlık Dergisi, Sayı: 1246
Temmuz 2011, Sayfa: 96

16 Temmuz 2011 Cumartesi

9 Temmuz 2011 Cumartesi

TRT Haber: 'İhtiyarın Vefatı' Kısa Tanıtım (VİDEO)


TRT Haber kanalındaki Hayat + programının Notlar bölümünde Polat Onat'ın 'İhtiyarın Vefatı' kitabı kısaca tanıtılıyor.

7 Temmuz 2011 Perşembe

Bir ‘Son’ Değerlendirmesi ve ‘Son’ Şiiri


Polat Onat ve 'SON'


"daralan bir fotoğraf gelincik nasıl solarsa / sana sesleniyorum şiirin ötesindeki hey" diyerek sesleniyor şair 'Yürek' şiirinde. Polat Onat’ın ilk şiir kitabı “Son” şairin şiir adına son kitabı olamayacağını o günlerden belli ediyor.

“Son” artık ondan ötesi ya da başkası olmayandır bazen. Bazen en arkada kalandır. Nihayete ermiş olandır. Bitmek tükenmek, ya da ölüm olarak da tanımlayabilirsiniz.

Evet, "Son" kitabı sizleri kapı önünde karşılayan bir ev sahibi gibi: yol gösterici, misafirperver, hürmetkâr… Bu yargıya Onat’ın şiir dünyasında bir geziye çıkmadan önce beni karşılayan sayfalar sayesinde vardım. Onat “son” sözcüğünün ve başka sözcüklerle oluşturduğu öbeklerin hangi anlamlara gelebildiğini okuyucuya sunarak onları bu konu hakkında düşündürüyor ve belli ki harika bir yolculuğa hazırlıyor. Sonsuza ya da şairin yarattığı dünyaya bir yolculuğa çıkıyormuşsunuz hissiyatı kaplıyor içinizi. İsterseniz kitabı okumadan önce sizi bu maceraya biraz daha hazırlayalım…

"Sorular" şiiriyle başlıyor kitap. “Sorular” öyle bir girizgâh olarak tasarlanmış ki, kitaptaki her şiirin ardından bir şeyleri sorgulayacağınızı hissettiriyor size. Cevaplar arayan bir şaire yardım edecekmişsiniz gibi bir tavır takınıyorsunuz.
“Cevapsızlığın kunduzuna her zaman inanan” Onat, her dem sizi meraklandıracak ve sonunu size bırakacak bir şeyler buluyor tabii. Sorular şiirinin ardından okuyacağınız hemen her şiir 6-7 dizelik bentlerden oluşuyor. Şiirlerin bunca kısa yani yoğun oluşu aslında okurun kendi hayal dünyasında özgür bırakıldığı fikrini doğuruyor bende. İmge konusunda özellikle “tezatları” ve “soyutlamayı” sıklıkla kullanan şair, yazımın başında da belirttiğim gibi misafirperver bir ev sahibi misali okuru yarattığı hayali dünyada bir gezintiye çıkarıyor.

“belki bir kurtuluş biliyorsun anlatmak"
"paramparça bir sandal yüzerken koltukta"
"ilk kez huzuru gördüm mutluluktan kederli”
dizelerinde olduğu gibi şairin pek çok dizesinde imgelere ve tezatlara yaslandığını gözlemliyorsunuz. Şairin alışıldık söylemler kullanmadığı ortada: “Huzur”u mutluluktan kederli bir haldeyken bulan şairin huzursuzluğunu tezatlardan yararlanarak pek çok şiirde anlatabiliyor olması etkileyici. Şairin şiirlerindeki imgelerin yoğunluğu “İkinci Yeniciler”le örtüşüyormuş gibi görünse de Onat, İkinci Yenicilerin birçoğunda gözlemlenen “anlaşılmazlığı arama” yanlışına düşmüyor. Şiirlerinin tamamına yakınında “anlaşılmayı” hedefleyen şair “Son” kitabında her şiirinde bir romana sığabilecek hikâyeleri paylaşma isteği ile dolu olduğunu hissettiriyor okuruna.

Kalemindeki hiciv yeteneğini toplumsal meselelerde ara ara gösteren şair, kaleminden kan damlatan dizelerine bizleri Filistin meselesi üzerine yazdığı “Savaş” şiirinde tanık ediyor.

Kitaptaki mekân tasvirleri sizi ilk şiirden bu yana içine çeken hayali dünyaya özgü. Anlayacağınız şairin düş dünyasında dolandığınızın her şiirde farkında oluyorsunuz:
“demek her şey bitti başlayan hatırlamak
gecede uğultular tenha bir rıhtımın sustuğu
ufka doğru kapanıyor bulutsuz deniz
boşluk bırakarak kaybolup gidecek”
(Issızlık, Sayfa: 30)

“tan vakti uyanınca günün ışığı ilk sardığı
bir güvercin yırtacak gökyüzünü makasıyla”
(Gökyüzü, Sayfa: 32)

Şiirlerinde yarattığı dünyada olduğu gibi özgür kalmayı yeğlemiş Polat Onat. Son’daki bütün şiirler serbest nazmın güzel örnekleri arasına girebilecek düzeyde. Onat, okuru imgelerinin gizeme sürükleyen yanlarıyla yakalamayı yeğliyor. Tema ne olursa olsun şiirlerine hakim olan lirizm, okurun yüreğinde mutlaka bir iz bırakıyor.

Dağlarca’nın hakkında “Şiirin üzerine varılmaz. Şiir varır insanın üstüne, çabalarınızda başarılı olacağınıza inanıyorum” sözlerini ettiği şair “üzerine varan şiiri” Son kitabında okurlarına göstermeyi bilmiştir. Onat, bir sonraki bölümünü heyecanla bekleten bir film gibi sonlandırmıştır ilk ama “son” olmayan bu güzel kitabı.


SON

ilerliyordum her adımda büyüyen ayaklarla
geliyor diye mırıldandı park o buraya geliyor
varmıştım doğarken ıslak salıncaklara sevinç
yaralı bank eskimiş çocukları hatırladıkça.
gülümseyen solgun kederiyle belleğimizde
öyle sabit havada asılı kalan iki kuru yaprak
ve uğultusu rüzgârın tahterevalliyi sarsan
hep beraber tozlanıyoruz fotoğraf albümünde
çekmecenin içindeyiz unutulmuş sonsuza dek
sana doğru koşarken
önemli olan
şey.

Polat Onat (Son, Sayfa: 60) 


MURAT GİL


21 Haziran 2011 Salı

13 Haziran 2011 Pazartesi

Dağlarca'dan Mektup ve İmzalı Şiir







01.11.2003
    İstanbul

Öğretmen Polat Onat,

Mektubunu aldım. Değişikliklere sevindim. Yeni işinize dört elle yaklaşmanız size olan inancımı pekiştirdi. Öğrenciler hepimizin yarınlarıdır.

Yazın çalışmalarınız da verimli yoldadır. Şiirin üstüne varılmaz. Şiir varır insanın üstüne.

Çabalarınızda başarılı olacağınıza inanıyorum.

Güzel Türkiye için güzel günler...

Sağlıkla kalın, esen kalın.

                                                   Fazıl Hüsnü Dağlarca


*****

ORMANDA SESSİZLİK

Kapı çalındı
Gelen kim

Ormancıydı o
Ağaçlarını çok severdi
Hangisi güneşten yoksun
Hangisi bir damla suya özlem duymakta
Hangisinin yeşili biraz eksilmiş
Dalı kırılmış hangisinin
Koşardı bakımını yapardı sayrı yaprakların

Ormancıyı askere aldılar
Giden kim

                                            Fazıl Hüsnü Dağlarca
                                                  21.02.2003

*****




10 Haziran 2011 Cuma

İhtiyarın Vefatı'na Kısa Yorumlar



“Ne var ne yok…”

* İkinci şiir kitabı İhtiyarın Vefatı’nda, şiirlerini ‘yaşlanmak ve ölüm’ teması üzerine kuran genç kuşak şairlerden Polat Onat, “Şiir ortamının en belirgin sorunu, çoğu şairimizin kendi yazdığı tarzdaki şiiri yegâne şiir görmesidir.” diyor. 
Şu dizeler İhtiyarın Vefatı’ndan:

“hiçbir kalabalığa kabul edilmiyorum
yalnızdım cenaze törenlerinde bile” (Sayfa: 75)

Abdülkadir BUDAK
Sincan İstasyonu Dergisi, Sayı: 45
Mayıs 2011, Sayfa: 2

********************


Şiir Günlüğü

Polat Onat, İhtiyarın Vefatı'nda (2011) dirim ölüm arasında sarkaçta dokuyor yaşlanmaya başlayan dinamik duyguları.
Deneysel şiiri de bağrına basıyor.
Eksiksiz kurgu - yalın öykü = şiir.

"şiir bilinemez tadılır" (Sayfa: 17)

Gültekin EMRE
Varlık Dergisi, Sayı: 1245
Haziran 2011, Sayfa: 109

********************

1 Haziran 2011 Çarşamba

İhtiyarın Vefatı: Türkçede Şiir Dilinde Yeni ve Özgün Bir Keşif




ZALİFRE GÜNCELERİ XXVIII

İhtiyarın Vefatı: Türkçede Şiir Dilinde Yeni ve Özgün Bir Keşif

Polat Onat'ın, ikinci şiir kitabı ‘İhtiyarın Vefatı’ (Şiirden Yayınları, 2011)  has ve hakiki bir şairi hayranlıkla alkışlama imkânı verdiği için Türkçe şiirin başarısı olarak görülebilir. İmge konstrüksiyonlarıyla anlam genişlemeleri suretiyle, derin yapıda başarılan keşiflerle şaheserler inşa eden başka şairler, hayatın hakiki ve saf rengini, çok anlamlılık uğruna feda ettikleri düşünülürse, kurmacanın görkemli efektler saçan imgelerle desteklenmesi, sanat eserini bir illüzyon (yanılsama) halinde, müşahhas ( somut) olanın yerine ikame eder.

Polat Onat, Türkçede imge konstrüksiyonlarıyla inşa edilen kaotik, gotik şaheserlere mahsus inşa biçimlerini ve egemen şiir dilini askıya alarak, insan dünya, insan eşya münasebetlerindeki müşahhaslığına mütevazı (paralel), ama insan ve hayatın varoluşsal ve ontolojik hakikatini asla teğet geçmeden, hakiki ve saf rengini saydam, berrak bir örtünün altında, keşfedilmesine imkân vermekte.

Türkçe şiir geleneği içinde ama bu gelenek içinde art zamanlı olarak, büyük mikyasta bir benzeriyle tanışmadığımız, ama Batı Şiirinde Cesare Pavese'nin büyük şiirinin mehaz olduğu ve Türkçe şiirin imkânlarını çoğaltmayı muştulayan, nevi şahsına münhasır, duygusal ve içdökmeci misallere alabildiğine mesafeli, zirve eserler arasında mütalaa olunabilir İhtiyarın Vefatı.

Polat Onat'ın,  Cesare Pavese ile yoldaşlığı, yine has ve hakiki, görkemli şair O. Günay'ın yeni bir toplumsallığı muştulayan

 ‘Kibriya’ (Hayal Yayınları, 2009) eserinde Rimbaud 'la yoldaşlığı gibi, hayranlıkla alkışlanmayı hak ediyor.

Kır ( köy, komün) hayatı, genç şairlerin temaşasıyla, yeni bir perspektifle kır manzaralarıyla okuru buluşturması da sevinilecek bir durum. Genç şairler, Ozan Öztepe ‘Elektronik Mektuplar’ (Mühür Kitaplığı, 2009) ve Kenan Yücel ‘Sabahsız Bir Gecenin Uykusuzu’ (Şiirden Yayınları, 2011) adlı eserlerinde, Polat Onat gibi kır ve köy manzaralarını ve bu manzaraların etkilediği duyum ve algıları, ustalıkla yansıttıklarını da belirtmeden geçemeyeceğim.

Hüseyin Avni CİNOZOĞLU
Şiir Penceresi, 27.05.2011

28 Mayıs 2011 Cumartesi

Bir Melalnâme: İhtiyarın Vefatı (Cevat Akkanat)






Bir Melalnâme: İhtiyarın Vefatı

İhtiyarın Vefatı adını taşıyan bir kitabı okumanın ne gibi bedeli olabilir? Bence, melâle müşteri olmalı bu kitabın okuru.

Polat Onat'ın ikinci kitabıdır İhtiyarın Vefatı... 2009'da yayımlanan ilk kitabının taşıdığı isim de ilginç: ‘Son’

1979 doğumlu bir şair Polat Onat. İlginç bir yazı serüveni var. 2000'de yazmaya başlamış, dört yıl kadar dergilerde görünmüş. Baktım, ortalamanın altında eser yayınlayan dergiler bunlar genelde. Bu yüzden midir bilmiyoruz, şair, 2005'ten itibaren dergilerde görünmekten imtina etmiş.

İhtiyarın Vefatı'na gelelim... Hayatın merdivenlerini tırmanmış birisinin böyle bir kitap ismiyle karşımıza çıkmasını tuhaf karşılamayız, peki, genç bir şairin, eserine İhtiyarın Vefatı adını koyması garip karşılanmaz mı? Kitabın içeriğiyle bu kadar uyumluysa adlandırma, niye karşılansın?  Aksine, güzel bir tercihtir aynı zamanda...

Adı üstünde, tematik bir kitap İhtiyarın Vefatı: "I. B/ölüm: Yaşlanmanın Ölümsüzlüğü" ve "II. B/ölüm: Ölümlerle Yaşlanan" diye iki bölümden oluşuyor. Görüldüğü üzere, ölümle pençeleşen bir ihtiyarlığın takdimini yapıyor Polat Onat. Başlıklar değil sadece, Cenap Şehabettin, Abdülkadir Budak ve Mark Twain’den alınan epigraflar da bu pençeleşmeye delil sayılmalıdır. Fakat daha da ileri götürebiliriz örneklemeyi: Hemen her şiirin kapısı, aynı ağıtla kafiyeli... Sonuçta, tam da şairin söylediği gibi, "Günümüz yönelimlerinden uzak" "garip" bir şairle karşı karşıyayız...

Ayrıntıya geçmeden önce şu ilk bakış yargısını da bildireyim: Kavramlardan, adlardan, hele ki nesnelerden ibaret tek kelimelik şiirleri, evet, sadece adlarından ötürü, Sedat Umran'ın metinleriyle yakın, hatta akraba görebilirsiniz. Böylesi bir tehlikenin sınırından dönmeniz için Polat Onat'ın şiirlerini sabırla okumanızı tavsiye ederim. Fakat hangisini tercih edersiniz bilemem, Umran'ın şiirleri hayatın damarına çağırırken bizi, Onat'ınkiler ölümle yüzyüze bırakarak hayat memat arası bir sınırı zorluyor...

İşte birkaç başlık ve onlardan yapılmış manidar mısralar:

Anahtar: "görünmez ellerinle kuşku içinde / paslanmış bir anahtar uzatıyorsun bana / artık hiçbir kapıyı açmayacak bir anahtar." (s. 18)

Huzurevi: "yürüyoruz şimdi arkadaşlarla efkârlı / ikindi güneşi tatlı tatlı okşuyor mezarlık yolunu / ve seni gömüyoruz." (s.21)

Rahmetli: "bakıyorsun yosun gözlerinle / bekleyen son günlerine özlem renginde / derinlerden derin gülümsüyor toprak olmuş dudakların." (s. 23)

Serseri: "karanlık bir balad yazacağım ölmeden / belli ki yerim var düşlerinde / kış güneşi sevdiğim / pervasız serçe" (s. 30)

Mezar: "acaba hiç şiir yazmış mıdır burada yatan ölü" (s. 33)

Kitabın işaret ettiğim çerçevesini ele vermesi bakımından bu sıralama bir fikir vermiş olmalı; pekiştirmek için daha tasarruflu bir yol var mıdır? Şiirlerin adlarını şiirin metninden bir kelime yahut kelime grubuyla kodlasak:

Baston: "beyhude geçmiş ömür"
Bagaj: "tabut"
Teşekkür: "kocadım"
Pişman: "geleceğin ölüleri"
Arkadaş: "hastane / morg / mezar"

Bu tarz metinler "İlaç"ta, her bir derde yakalanmış birisinin ilaç sayım dökümü ile zirve yapıyor.

İhtiyarlık ötesi bir durumla (hayat memat demiştik biz buna) bizi yüz göz eden İhtiyarın Vefatı'nda mutlaka okunması gereken şiirler belirledim. Sözün sanatla kanatlandığı bu şiirlerden birkaç isim anayım:

Bilge (s. 19), Köy (s. 36), Anne (s. 39), Gözlük (s. 41), Kıyamet (s. 47), Avlu (s. 50), Gölge (s. 56), Şato (67), Derdo (s. 69), Maç (s. 77), Şair (s. 95), Kekeme (s. 97), Alevler (s. 109)

Polat Onat'ın genel bir tutumu üzerinde de durmak gerekir burada: Oyun oynuyor sürekli. Söz oyunu olsa mesele değil; daha ziyade şekillerle oyalanıyor. Bunlar daha önce birileri tarafından denenmiş şeyler; sakıncası yok, şairimiz yeniden denemeye girişiyor. Tabii ki bu aşamada kimi başarısız metinler de çıkıyor ortaya; yer yer küçük bir espriyle biten eskimiş kombinezonlar... Bunlar ne kadar görsel, müziksel unsurla desteklenirse desteklensin, cürmü esprisiyle müsemma oluyor... Şu başlık altındaki metinler bence öyledir:

Yaşamak (s. 28), Sandık (s. 31), Arkadaş (s. 43), İlaç (s. 48), Akvaryum (s. 54), Otopsi (s. 59), Biyografi (s. 78), Suskun (s. 82), Koleksiyoncu (s. 87)

Fakat dikkat edilsin, şairin bütün oyunlarına karşı değilim. Mesela, yukarıda da olumlu yaklaşımla bahsettiğim şiirlerden “Derdo” (s. 69) başlıklı metinde yerel ağız mükemmel bir ustalıkla kullanılmış:
"teneşirden kaldırırkene nice hafif / çahıyınan tezine mezer gazılmas / de get oglim de get derdim böyühtür / yilanlara çeres olacik kızanımın saçları."

Şunu da söyleyeyim: İhtiyarın Vefatı'nda benim favori şiirim, geleneğimizde hayli örnekleri olan bir tarzla oluşturulmuş “Kekeme” şiiridir.
Şimdi, lisan-ı pepegiyle yazılmış olan bu şiiri okuyalım:

KEKEME

te te terliydi sevdiğimin i i ilk
tu tu tuttuğumda heyecanla e e elleri
a a ardı ardına bitirilmiş gü gü günler
kı kı kırıldı aynası bu sa sa sağır gözün
ne ne nefes almak ço ço çok güzeldi
kurtlar ve so so solucanlardan hep korktum
yo yo yoğun endişeler iç iç içindeyim bayım
çü çü çürüyecek pamuk narinliğindeki o e e eller.

Polat ONAT, İhtiyarın Vefatı (s. 97)

Netice: İhtiyarın Vefatı, son yıllarda yazılmış kendinden menkul (orijinal) bir kitap. Ortak dili zorlayan, yer yer yıkan bu tarz eserlere ihtiyacımız var...

(İhtiyarın Vefatı, Şiirden Yayınları, İstanbul, 2011, 126 s.)

Cevat AKKANAT
Millî Gazete, Sayfa: 12
26 Mayıs 2011

19 Mayıs 2011 Perşembe

Sürprizlere Açık Bir Şair: Polat Onat (Şeref Bilsel)



Şiirle Gelenler: XIX

Genç Şairlerin Kitapları Üzerine Okuma Notları

Türk şiirinin havzasını gençler belirliyor. Bu, eskiden de böyleydi. 30’lu yaşlarını süren pek çok ismin yanı sıra henüz 20’li yaşlarında ilk kitabını yayımlayanlar da azımsanmayacak orandadır. Gençler taze duyguların verdiği tazyikle, içinde bulundukları hayatın getirdiği enerjiyle, kimi zaman ‘pervasızca’ kimi zamansa dingin bir söyleyişle Türk şiirinin akması gereken yönü işaret etmeyi sürdürüyor. 2010 yılında, önceki birkaç yıla oranla, genç şairlerin elinden çıkmış, nitelikli şiir kitapları yayımlandığını söyleyebiliriz. Bu genç şairlerin bir kısmı -belki de adını ilk kez duyacağınız- dergilerde çok az gözüküyor. Bâki Asiltürk’le Özgür Edebiyat’ta, iki sayı süren ‘Diyalojik Okuma’larda, genç şairlere ait 11 kitaba dair uzun uzun konuşmuştuk. Aşağıdaki kitapların bir kısmı da gündemimizdeydi; fakat ‘Diyalojik Okuma’lara ara vermek durumunda kaldığımız için o  ‘bazı’ kitaplardan söz açamadık. Şimdi o kitapların bir kısmına dair aldığım notları aktarmak istiyorum.

(…)

İhtiyarın Vefatı (Şiirden Yayınları, 2011)

Şiir yazmaya ve yayımlamaya 2000 yılında başlayan, ilk kitabı ‘Son’ (Mühür Kitaplığı) 2009’da yayımlanmış Polat Onat’ın ikinci kitabı. Onat, birçok dergide şiirlerini yayımladı. 2005 yılından itibaren edebiyat dergilerinde şiir ve yazılarını yayımlamayı sona erdirdi. Ali Ayçil, 2010 tarihli Şiir Defteri’nde Onat için şöyle diyordu: “Kendine özgü iskeleti olan bir kitap ‘Son’. Her bir sayfa, tek kelimeden oluşan bir şiir başlığıyla, sekiz on dizeyi geçmeyen şiirlerden meydana geliyor; sanki başlık yapılan kelimeleri şerh ediyor şair.”

Bu kitaba ad olan ‘İhtiyarın Vefatı’ sözcüklerinden ikincisi bir nihayeti, son’u imliyor. İlk kitabın adında olduğu gibi. Beş yıl önce şiir yayımlamayı bırakmasını da buna ekleyince, sanıyorum Polat, Ahmet Hâşim’den yontarak söylersek, “melâli anlamayan nesle âşina olmayanlardan”.

İkinci kitapta, oldukça yalın, anlaşılır bir söyleyiş egemen. Sanki bir sözlü tarih çalışması gibi; birileri anlatıyor, şair kaydediyor gibi: “bin sekiz yüz on yedi kurak bir yıldı / kıtlık oldu burada ve civar köylerde / açlıktan ölümler yaşandı / tedirginlik artıyordu halkta / ağlıyordu tek lokmaya muhtaç çocuklar” Şiir böyle konuşma diliyle devam ederken, sonlara doğru anlatılanın dışına çıkararak (yani şiire girerek) tamamlıyor söyleyeceklerini: “iki bin on iki yılı baharını hayal ediyordu / kerpiç tavana bakarken kederli gözlerle.”

Mesela ‘Huzurevi’ şiiri şöyle başlamakta: “acayip bir olgudur ölüm” şeklindeki düz bir ifadeyle. Fakat şiirin sonu, geriye bir öykünün sonu gibi geniş, güneşli bir fotoğraf bırakarak bitmekte: “ikindi güneşi tatlı tatlı okşuyor mezarlık yolunu / ve seni gömüyoruz.”

Kitapta birkaç deneysel ‘iş’ de var. Polat Onat sürprizlere açık bir şair, saklandığı yerden çıkmasında fayda var.

Şeref BİLSEL
Eliz Edebiyat Dergisi, Sayı: 29
Mayıs 2011, Sayfa: 11