6 Ağustos 2011 Cumartesi

Eski Bir Fotoğraf ve Arkası






Mercimek Ahmet oğlu 
Mehmet ÖZTÜRK (1928 - 2004)

Bir canlı izin varsa şu toprakta, silinmez;
Ölsen seni sırtında taşır toprağın altı.
Ey gölgeden ümmid-i vefa eyleyen insan!
Kaç gün seni hatırlayacaktır şu karaltı?

Mehmet Akif ERSOY
“Safahat”

3 Ağustos 2011 Çarşamba

İmkânsız Masumiyet: İhtiyarın Vefatı (Halim Şafak)


DİP ODA – 11

(...)

Polat Onat’ın kitabı “İhtiyarın Vefatı”nı izleksel bir kitap olarak görmek pek mümkün görünmüyor. İhtiyarın ve ihtiyarlığın şiirini oluşturan bakışına rağmen böyle bu. İhtiyarın / şairin biri dünyaya bakıyor, gezip dolaşıyor sonra bulup çıkardıklarını ve takıldıklarını anlatıyor. Onat dondurduğu anları ihtiyarın / kendi gözünden ve zihninden büyük ölçüde yine görüntü haline getirerek şiirleştiriyor. Bunu imgeden olabildiğine uzakta gerçekleştiriyor.

İkinci kitabı “İhtiyarın Vefatı”nda söylemsel, dilsel ve biçimsel bir farklılaşma ve zenginleşmeden söz etmek zordur. İlk kitabı “Son”dan bu yana imgenin yerine görüntüler anlatmaktadır. Gündelik hayattan geçmişe ve bugüne bakarak saptanan ya da kurgulanan görüntüler anlatıcı ihtiyarın / şairin sözcükleriyle şiir olmaktadır.

Kimi zaman bu da kesmiyor olacak ki Onat anlık görüntüyü bırakıp şiiri görsel oyun haline getiriyor. Bu Onat’ın sinemayla kurduğu ilişkinin başka bir görselliğe kapılarını sonuna kadar açtığını gösteriyor. Bu durum anlamı sözcükten uzaklaştırmaya yetmese de sözcüğü görselleştiriyor. Onat’a da bu görsellikle istediği oyunu oynamak kalıyor.

“İhtiyarın Vefatı”nda insanı ölüme hazırlayan ihtiyarlığın olgu olarak söz konusu edilmesini olumlamak gerekiyor. Şair böylelikle geride bıraktığı ve yaşadığı dünyayı değerlendiriyor. Bunu yaparken ihtiyar/lık üstünden kendi hayatını şiire dâhil ediyor.

Polat Onat “İhtiyarın Vefatı”yla politik vurgulardan özellikle kaçınarak kendi hayatının zihninde bıraktığı olgu ve görüntülerle ilerliyor, iyi de ediyor. Polat Onat baştan beri sinema ve sinemasal ögelere ilgisinden dolayı görüntüyü seviyor. Burada önemli olan görüntülerin birkaçı dışında hayatın ve onu kendine dâhil eden doğanın içinden çekip çıkarılmasıdır. Bunun ihtiyarlık gibi hepimizi bekleyen bir gerçeklik üstünden yapılması ise şiirleri daha anlamlı kılmaktadır.

Ne var ki bütün bunlar gündelik hayatın gerginliğinden uzakta gerçekleştiği için şairin yaşadığı dünyayla ilişkisini zayıflatmaktadır. Dünya hiç bu kadar masum olmamıştır. İnsan hele hiç.

Bu durumda ifade edilmesi gereken bellidir: donmuş her an insanı gerçek olandan biraz daha uzaklaştırır. Çünkü görüntü gerçeğin kurgulanmış halidir. “İhtiyarın Vefatı”nın temel sorunu budur. Şiir kurgulanmış görüntünün bozulmasını beklemektedir.

Kimi şiirlerin öteki şiirler arasında kendine yer ve düzey bulmakta zorluk çekmesini de Polat Onat’ın kendini geliştirmeye çalışan okurluğunun şiirine yansımasıdır deyip geçiyorum.

(...)

Halim ŞAFAK
Bireylikler Dergisi, Sayı: 39
Temmuz-Ağustos 2011, Sayfa: 43

31 Temmuz 2011 Pazar

TRT1 Röportajı: "Avangard Kavramı" (VİDEO)


TRT1 kanalındaki Derkenar programının Sözlük bölümünde Polat Onat 'Avangard' kavramını anlatıyor.

22 Temmuz 2011 Cuma

Yine İmzalı Kitaplar (Hüseyin Yurttaş)

"Sevgiyle Dönsün Dünya"
Hüseyin Yurttaş, Bilgi Yayınevi, 2000

"Kirli Tarih"
Hüseyin Yurttaş, Bilgi Yayınevi, 1995


"Bu Şehir, Bu Topraklar"
Hüseyin Yurttaş, Bilgi Yayınevi, 1999

Not Defteri:
Yine İmzalı Kitaplar

Batman’dan Polat Onat “facebook” aracılığıyla bir çocuğa imzaladığım kitabın imzalı sayfasını kopyalayıp göndermiş. Pek sevindim, kadir kıymet bilenler de var diye. Çünkü ben minik öğrenciyi Polat Onat’ın çocuğu ya da bir yakını sanmıştım. Teşekkür ettim. Derken Onat’tan yeni bir ileti ulaştı. Meğer Polat Onat imzalı kitaplar toplayan bir kişiymiş. Sonradan benim bir şiir kitabımın da imzalı sayfasını iletti. Çocuk kitabını imzalatan çocuğun büyüdüğünü ve bir daha dönüp o kitabı okumayacağını düşününce, bunu saklamaya niyeti olmayan gencin ya da ebeveynin kitabı niye bir başka küçüğe armağan etmediğini sormak hakkımız mı, bilmiyorum. Ancak, imzalı kitapların eski kitapçılara düşmesi hüzün verici bir şey, vesselam!

Hüseyin YURTTAŞ
Varlık Dergisi, Sayı: 1246
Temmuz 2011, Sayfa: 96

16 Temmuz 2011 Cumartesi

9 Temmuz 2011 Cumartesi

TRT Haber: 'İhtiyarın Vefatı' Kısa Tanıtım (VİDEO)


TRT Haber kanalındaki Hayat + programının Notlar bölümünde Polat Onat'ın 'İhtiyarın Vefatı' kitabı kısaca tanıtılıyor.

7 Temmuz 2011 Perşembe

Bir ‘Son’ Değerlendirmesi ve ‘Son’ Şiiri


Polat Onat ve 'SON'


"daralan bir fotoğraf gelincik nasıl solarsa / sana sesleniyorum şiirin ötesindeki hey" diyerek sesleniyor şair 'Yürek' şiirinde. Polat Onat’ın ilk şiir kitabı “Son” şairin şiir adına son kitabı olamayacağını o günlerden belli ediyor.

“Son” artık ondan ötesi ya da başkası olmayandır bazen. Bazen en arkada kalandır. Nihayete ermiş olandır. Bitmek tükenmek, ya da ölüm olarak da tanımlayabilirsiniz.

Evet, "Son" kitabı sizleri kapı önünde karşılayan bir ev sahibi gibi: yol gösterici, misafirperver, hürmetkâr… Bu yargıya Onat’ın şiir dünyasında bir geziye çıkmadan önce beni karşılayan sayfalar sayesinde vardım. Onat “son” sözcüğünün ve başka sözcüklerle oluşturduğu öbeklerin hangi anlamlara gelebildiğini okuyucuya sunarak onları bu konu hakkında düşündürüyor ve belli ki harika bir yolculuğa hazırlıyor. Sonsuza ya da şairin yarattığı dünyaya bir yolculuğa çıkıyormuşsunuz hissiyatı kaplıyor içinizi. İsterseniz kitabı okumadan önce sizi bu maceraya biraz daha hazırlayalım…

"Sorular" şiiriyle başlıyor kitap. “Sorular” öyle bir girizgâh olarak tasarlanmış ki, kitaptaki her şiirin ardından bir şeyleri sorgulayacağınızı hissettiriyor size. Cevaplar arayan bir şaire yardım edecekmişsiniz gibi bir tavır takınıyorsunuz.
“Cevapsızlığın kunduzuna her zaman inanan” Onat, her dem sizi meraklandıracak ve sonunu size bırakacak bir şeyler buluyor tabii. Sorular şiirinin ardından okuyacağınız hemen her şiir 6-7 dizelik bentlerden oluşuyor. Şiirlerin bunca kısa yani yoğun oluşu aslında okurun kendi hayal dünyasında özgür bırakıldığı fikrini doğuruyor bende. İmge konusunda özellikle “tezatları” ve “soyutlamayı” sıklıkla kullanan şair, yazımın başında da belirttiğim gibi misafirperver bir ev sahibi misali okuru yarattığı hayali dünyada bir gezintiye çıkarıyor.

“belki bir kurtuluş biliyorsun anlatmak"
"paramparça bir sandal yüzerken koltukta"
"ilk kez huzuru gördüm mutluluktan kederli”
dizelerinde olduğu gibi şairin pek çok dizesinde imgelere ve tezatlara yaslandığını gözlemliyorsunuz. Şairin alışıldık söylemler kullanmadığı ortada: “Huzur”u mutluluktan kederli bir haldeyken bulan şairin huzursuzluğunu tezatlardan yararlanarak pek çok şiirde anlatabiliyor olması etkileyici. Şairin şiirlerindeki imgelerin yoğunluğu “İkinci Yeniciler”le örtüşüyormuş gibi görünse de Onat, İkinci Yenicilerin birçoğunda gözlemlenen “anlaşılmazlığı arama” yanlışına düşmüyor. Şiirlerinin tamamına yakınında “anlaşılmayı” hedefleyen şair “Son” kitabında her şiirinde bir romana sığabilecek hikâyeleri paylaşma isteği ile dolu olduğunu hissettiriyor okuruna.

Kalemindeki hiciv yeteneğini toplumsal meselelerde ara ara gösteren şair, kaleminden kan damlatan dizelerine bizleri Filistin meselesi üzerine yazdığı “Savaş” şiirinde tanık ediyor.

Kitaptaki mekân tasvirleri sizi ilk şiirden bu yana içine çeken hayali dünyaya özgü. Anlayacağınız şairin düş dünyasında dolandığınızın her şiirde farkında oluyorsunuz:
“demek her şey bitti başlayan hatırlamak
gecede uğultular tenha bir rıhtımın sustuğu
ufka doğru kapanıyor bulutsuz deniz
boşluk bırakarak kaybolup gidecek”
(Issızlık, Sayfa: 30)

“tan vakti uyanınca günün ışığı ilk sardığı
bir güvercin yırtacak gökyüzünü makasıyla”
(Gökyüzü, Sayfa: 32)

Şiirlerinde yarattığı dünyada olduğu gibi özgür kalmayı yeğlemiş Polat Onat. Son’daki bütün şiirler serbest nazmın güzel örnekleri arasına girebilecek düzeyde. Onat, okuru imgelerinin gizeme sürükleyen yanlarıyla yakalamayı yeğliyor. Tema ne olursa olsun şiirlerine hakim olan lirizm, okurun yüreğinde mutlaka bir iz bırakıyor.

Dağlarca’nın hakkında “Şiirin üzerine varılmaz. Şiir varır insanın üstüne, çabalarınızda başarılı olacağınıza inanıyorum” sözlerini ettiği şair “üzerine varan şiiri” Son kitabında okurlarına göstermeyi bilmiştir. Onat, bir sonraki bölümünü heyecanla bekleten bir film gibi sonlandırmıştır ilk ama “son” olmayan bu güzel kitabı.


SON

ilerliyordum her adımda büyüyen ayaklarla
geliyor diye mırıldandı park o buraya geliyor
varmıştım doğarken ıslak salıncaklara sevinç
yaralı bank eskimiş çocukları hatırladıkça.
gülümseyen solgun kederiyle belleğimizde
öyle sabit havada asılı kalan iki kuru yaprak
ve uğultusu rüzgârın tahterevalliyi sarsan
hep beraber tozlanıyoruz fotoğraf albümünde
çekmecenin içindeyiz unutulmuş sonsuza dek
sana doğru koşarken
önemli olan
şey.

Polat Onat (Son, Sayfa: 60) 


MURAT GİL


21 Haziran 2011 Salı

13 Haziran 2011 Pazartesi

Dağlarca'dan Mektup ve İmzalı Şiir







01.11.2003
    İstanbul

Öğretmen Polat Onat,

Mektubunu aldım. Değişikliklere sevindim. Yeni işinize dört elle yaklaşmanız size olan inancımı pekiştirdi. Öğrenciler hepimizin yarınlarıdır.

Yazın çalışmalarınız da verimli yoldadır. Şiirin üstüne varılmaz. Şiir varır insanın üstüne.

Çabalarınızda başarılı olacağınıza inanıyorum.

Güzel Türkiye için güzel günler...

Sağlıkla kalın, esen kalın.

                                                   Fazıl Hüsnü Dağlarca


*****

ORMANDA SESSİZLİK

Kapı çalındı
Gelen kim

Ormancıydı o
Ağaçlarını çok severdi
Hangisi güneşten yoksun
Hangisi bir damla suya özlem duymakta
Hangisinin yeşili biraz eksilmiş
Dalı kırılmış hangisinin
Koşardı bakımını yapardı sayrı yaprakların

Ormancıyı askere aldılar
Giden kim

                                            Fazıl Hüsnü Dağlarca
                                                  21.02.2003

*****




10 Haziran 2011 Cuma

İhtiyarın Vefatı'na Kısa Yorumlar



“Ne var ne yok…”

* İkinci şiir kitabı İhtiyarın Vefatı’nda, şiirlerini ‘yaşlanmak ve ölüm’ teması üzerine kuran genç kuşak şairlerden Polat Onat, “Şiir ortamının en belirgin sorunu, çoğu şairimizin kendi yazdığı tarzdaki şiiri yegâne şiir görmesidir.” diyor. 
Şu dizeler İhtiyarın Vefatı’ndan:

“hiçbir kalabalığa kabul edilmiyorum
yalnızdım cenaze törenlerinde bile” (Sayfa: 75)

Abdülkadir BUDAK
Sincan İstasyonu Dergisi, Sayı: 45
Mayıs 2011, Sayfa: 2

********************


Şiir Günlüğü

Polat Onat, İhtiyarın Vefatı'nda (2011) dirim ölüm arasında sarkaçta dokuyor yaşlanmaya başlayan dinamik duyguları.
Deneysel şiiri de bağrına basıyor.
Eksiksiz kurgu - yalın öykü = şiir.

"şiir bilinemez tadılır" (Sayfa: 17)

Gültekin EMRE
Varlık Dergisi, Sayı: 1245
Haziran 2011, Sayfa: 109

********************

1 Haziran 2011 Çarşamba

İhtiyarın Vefatı: Türkçede Şiir Dilinde Yeni ve Özgün Bir Keşif




ZALİFRE GÜNCELERİ XXVIII

İhtiyarın Vefatı: Türkçede Şiir Dilinde Yeni ve Özgün Bir Keşif

Polat Onat'ın, ikinci şiir kitabı ‘İhtiyarın Vefatı’ (Şiirden Yayınları, 2011)  has ve hakiki bir şairi hayranlıkla alkışlama imkânı verdiği için Türkçe şiirin başarısı olarak görülebilir. İmge konstrüksiyonlarıyla anlam genişlemeleri suretiyle, derin yapıda başarılan keşiflerle şaheserler inşa eden başka şairler, hayatın hakiki ve saf rengini, çok anlamlılık uğruna feda ettikleri düşünülürse, kurmacanın görkemli efektler saçan imgelerle desteklenmesi, sanat eserini bir illüzyon (yanılsama) halinde, müşahhas ( somut) olanın yerine ikame eder.

Polat Onat, Türkçede imge konstrüksiyonlarıyla inşa edilen kaotik, gotik şaheserlere mahsus inşa biçimlerini ve egemen şiir dilini askıya alarak, insan dünya, insan eşya münasebetlerindeki müşahhaslığına mütevazı (paralel), ama insan ve hayatın varoluşsal ve ontolojik hakikatini asla teğet geçmeden, hakiki ve saf rengini saydam, berrak bir örtünün altında, keşfedilmesine imkân vermekte.

Türkçe şiir geleneği içinde ama bu gelenek içinde art zamanlı olarak, büyük mikyasta bir benzeriyle tanışmadığımız, ama Batı Şiirinde Cesare Pavese'nin büyük şiirinin mehaz olduğu ve Türkçe şiirin imkânlarını çoğaltmayı muştulayan, nevi şahsına münhasır, duygusal ve içdökmeci misallere alabildiğine mesafeli, zirve eserler arasında mütalaa olunabilir İhtiyarın Vefatı.

Polat Onat'ın,  Cesare Pavese ile yoldaşlığı, yine has ve hakiki, görkemli şair O. Günay'ın yeni bir toplumsallığı muştulayan

 ‘Kibriya’ (Hayal Yayınları, 2009) eserinde Rimbaud 'la yoldaşlığı gibi, hayranlıkla alkışlanmayı hak ediyor.

Kır ( köy, komün) hayatı, genç şairlerin temaşasıyla, yeni bir perspektifle kır manzaralarıyla okuru buluşturması da sevinilecek bir durum. Genç şairler, Ozan Öztepe ‘Elektronik Mektuplar’ (Mühür Kitaplığı, 2009) ve Kenan Yücel ‘Sabahsız Bir Gecenin Uykusuzu’ (Şiirden Yayınları, 2011) adlı eserlerinde, Polat Onat gibi kır ve köy manzaralarını ve bu manzaraların etkilediği duyum ve algıları, ustalıkla yansıttıklarını da belirtmeden geçemeyeceğim.

Hüseyin Avni CİNOZOĞLU
Şiir Penceresi, 27.05.2011

28 Mayıs 2011 Cumartesi

Bir Melalnâme: İhtiyarın Vefatı (Cevat Akkanat)






Bir Melalnâme: İhtiyarın Vefatı

İhtiyarın Vefatı adını taşıyan bir kitabı okumanın ne gibi bedeli olabilir? Bence, melâle müşteri olmalı bu kitabın okuru.

Polat Onat'ın ikinci kitabıdır İhtiyarın Vefatı... 2009'da yayımlanan ilk kitabının taşıdığı isim de ilginç: ‘Son’

1979 doğumlu bir şair Polat Onat. İlginç bir yazı serüveni var. 2000'de yazmaya başlamış, dört yıl kadar dergilerde görünmüş. Baktım, ortalamanın altında eser yayınlayan dergiler bunlar genelde. Bu yüzden midir bilmiyoruz, şair, 2005'ten itibaren dergilerde görünmekten imtina etmiş.

İhtiyarın Vefatı'na gelelim... Hayatın merdivenlerini tırmanmış birisinin böyle bir kitap ismiyle karşımıza çıkmasını tuhaf karşılamayız, peki, genç bir şairin, eserine İhtiyarın Vefatı adını koyması garip karşılanmaz mı? Kitabın içeriğiyle bu kadar uyumluysa adlandırma, niye karşılansın?  Aksine, güzel bir tercihtir aynı zamanda...

Adı üstünde, tematik bir kitap İhtiyarın Vefatı: "I. B/ölüm: Yaşlanmanın Ölümsüzlüğü" ve "II. B/ölüm: Ölümlerle Yaşlanan" diye iki bölümden oluşuyor. Görüldüğü üzere, ölümle pençeleşen bir ihtiyarlığın takdimini yapıyor Polat Onat. Başlıklar değil sadece, Cenap Şehabettin, Abdülkadir Budak ve Mark Twain’den alınan epigraflar da bu pençeleşmeye delil sayılmalıdır. Fakat daha da ileri götürebiliriz örneklemeyi: Hemen her şiirin kapısı, aynı ağıtla kafiyeli... Sonuçta, tam da şairin söylediği gibi, "Günümüz yönelimlerinden uzak" "garip" bir şairle karşı karşıyayız...

Ayrıntıya geçmeden önce şu ilk bakış yargısını da bildireyim: Kavramlardan, adlardan, hele ki nesnelerden ibaret tek kelimelik şiirleri, evet, sadece adlarından ötürü, Sedat Umran'ın metinleriyle yakın, hatta akraba görebilirsiniz. Böylesi bir tehlikenin sınırından dönmeniz için Polat Onat'ın şiirlerini sabırla okumanızı tavsiye ederim. Fakat hangisini tercih edersiniz bilemem, Umran'ın şiirleri hayatın damarına çağırırken bizi, Onat'ınkiler ölümle yüzyüze bırakarak hayat memat arası bir sınırı zorluyor...

İşte birkaç başlık ve onlardan yapılmış manidar mısralar:

Anahtar: "görünmez ellerinle kuşku içinde / paslanmış bir anahtar uzatıyorsun bana / artık hiçbir kapıyı açmayacak bir anahtar." (s. 18)

Huzurevi: "yürüyoruz şimdi arkadaşlarla efkârlı / ikindi güneşi tatlı tatlı okşuyor mezarlık yolunu / ve seni gömüyoruz." (s.21)

Rahmetli: "bakıyorsun yosun gözlerinle / bekleyen son günlerine özlem renginde / derinlerden derin gülümsüyor toprak olmuş dudakların." (s. 23)

Serseri: "karanlık bir balad yazacağım ölmeden / belli ki yerim var düşlerinde / kış güneşi sevdiğim / pervasız serçe" (s. 30)

Mezar: "acaba hiç şiir yazmış mıdır burada yatan ölü" (s. 33)

Kitabın işaret ettiğim çerçevesini ele vermesi bakımından bu sıralama bir fikir vermiş olmalı; pekiştirmek için daha tasarruflu bir yol var mıdır? Şiirlerin adlarını şiirin metninden bir kelime yahut kelime grubuyla kodlasak:

Baston: "beyhude geçmiş ömür"
Bagaj: "tabut"
Teşekkür: "kocadım"
Pişman: "geleceğin ölüleri"
Arkadaş: "hastane / morg / mezar"

Bu tarz metinler "İlaç"ta, her bir derde yakalanmış birisinin ilaç sayım dökümü ile zirve yapıyor.

İhtiyarlık ötesi bir durumla (hayat memat demiştik biz buna) bizi yüz göz eden İhtiyarın Vefatı'nda mutlaka okunması gereken şiirler belirledim. Sözün sanatla kanatlandığı bu şiirlerden birkaç isim anayım:

Bilge (s. 19), Köy (s. 36), Anne (s. 39), Gözlük (s. 41), Kıyamet (s. 47), Avlu (s. 50), Gölge (s. 56), Şato (67), Derdo (s. 69), Maç (s. 77), Şair (s. 95), Kekeme (s. 97), Alevler (s. 109)

Polat Onat'ın genel bir tutumu üzerinde de durmak gerekir burada: Oyun oynuyor sürekli. Söz oyunu olsa mesele değil; daha ziyade şekillerle oyalanıyor. Bunlar daha önce birileri tarafından denenmiş şeyler; sakıncası yok, şairimiz yeniden denemeye girişiyor. Tabii ki bu aşamada kimi başarısız metinler de çıkıyor ortaya; yer yer küçük bir espriyle biten eskimiş kombinezonlar... Bunlar ne kadar görsel, müziksel unsurla desteklenirse desteklensin, cürmü esprisiyle müsemma oluyor... Şu başlık altındaki metinler bence öyledir:

Yaşamak (s. 28), Sandık (s. 31), Arkadaş (s. 43), İlaç (s. 48), Akvaryum (s. 54), Otopsi (s. 59), Biyografi (s. 78), Suskun (s. 82), Koleksiyoncu (s. 87)

Fakat dikkat edilsin, şairin bütün oyunlarına karşı değilim. Mesela, yukarıda da olumlu yaklaşımla bahsettiğim şiirlerden “Derdo” (s. 69) başlıklı metinde yerel ağız mükemmel bir ustalıkla kullanılmış:
"teneşirden kaldırırkene nice hafif / çahıyınan tezine mezer gazılmas / de get oglim de get derdim böyühtür / yilanlara çeres olacik kızanımın saçları."

Şunu da söyleyeyim: İhtiyarın Vefatı'nda benim favori şiirim, geleneğimizde hayli örnekleri olan bir tarzla oluşturulmuş “Kekeme” şiiridir.
Şimdi, lisan-ı pepegiyle yazılmış olan bu şiiri okuyalım:

KEKEME

te te terliydi sevdiğimin i i ilk
tu tu tuttuğumda heyecanla e e elleri
a a ardı ardına bitirilmiş gü gü günler
kı kı kırıldı aynası bu sa sa sağır gözün
ne ne nefes almak ço ço çok güzeldi
kurtlar ve so so solucanlardan hep korktum
yo yo yoğun endişeler iç iç içindeyim bayım
çü çü çürüyecek pamuk narinliğindeki o e e eller.

Polat ONAT, İhtiyarın Vefatı (s. 97)

Netice: İhtiyarın Vefatı, son yıllarda yazılmış kendinden menkul (orijinal) bir kitap. Ortak dili zorlayan, yer yer yıkan bu tarz eserlere ihtiyacımız var...

(İhtiyarın Vefatı, Şiirden Yayınları, İstanbul, 2011, 126 s.)

Cevat AKKANAT
Millî Gazete, Sayfa: 12
26 Mayıs 2011

19 Mayıs 2011 Perşembe

Sürprizlere Açık Bir Şair: Polat Onat (Şeref Bilsel)



Şiirle Gelenler: XIX

Genç Şairlerin Kitapları Üzerine Okuma Notları

Türk şiirinin havzasını gençler belirliyor. Bu, eskiden de böyleydi. 30’lu yaşlarını süren pek çok ismin yanı sıra henüz 20’li yaşlarında ilk kitabını yayımlayanlar da azımsanmayacak orandadır. Gençler taze duyguların verdiği tazyikle, içinde bulundukları hayatın getirdiği enerjiyle, kimi zaman ‘pervasızca’ kimi zamansa dingin bir söyleyişle Türk şiirinin akması gereken yönü işaret etmeyi sürdürüyor. 2010 yılında, önceki birkaç yıla oranla, genç şairlerin elinden çıkmış, nitelikli şiir kitapları yayımlandığını söyleyebiliriz. Bu genç şairlerin bir kısmı -belki de adını ilk kez duyacağınız- dergilerde çok az gözüküyor. Bâki Asiltürk’le Özgür Edebiyat’ta, iki sayı süren ‘Diyalojik Okuma’larda, genç şairlere ait 11 kitaba dair uzun uzun konuşmuştuk. Aşağıdaki kitapların bir kısmı da gündemimizdeydi; fakat ‘Diyalojik Okuma’lara ara vermek durumunda kaldığımız için o  ‘bazı’ kitaplardan söz açamadık. Şimdi o kitapların bir kısmına dair aldığım notları aktarmak istiyorum.

(…)

İhtiyarın Vefatı (Şiirden Yayınları, 2011)

Şiir yazmaya ve yayımlamaya 2000 yılında başlayan, ilk kitabı ‘Son’ (Mühür Kitaplığı) 2009’da yayımlanmış Polat Onat’ın ikinci kitabı. Onat, birçok dergide şiirlerini yayımladı. 2005 yılından itibaren edebiyat dergilerinde şiir ve yazılarını yayımlamayı sona erdirdi. Ali Ayçil, 2010 tarihli Şiir Defteri’nde Onat için şöyle diyordu: “Kendine özgü iskeleti olan bir kitap ‘Son’. Her bir sayfa, tek kelimeden oluşan bir şiir başlığıyla, sekiz on dizeyi geçmeyen şiirlerden meydana geliyor; sanki başlık yapılan kelimeleri şerh ediyor şair.”

Bu kitaba ad olan ‘İhtiyarın Vefatı’ sözcüklerinden ikincisi bir nihayeti, son’u imliyor. İlk kitabın adında olduğu gibi. Beş yıl önce şiir yayımlamayı bırakmasını da buna ekleyince, sanıyorum Polat, Ahmet Hâşim’den yontarak söylersek, “melâli anlamayan nesle âşina olmayanlardan”.

İkinci kitapta, oldukça yalın, anlaşılır bir söyleyiş egemen. Sanki bir sözlü tarih çalışması gibi; birileri anlatıyor, şair kaydediyor gibi: “bin sekiz yüz on yedi kurak bir yıldı / kıtlık oldu burada ve civar köylerde / açlıktan ölümler yaşandı / tedirginlik artıyordu halkta / ağlıyordu tek lokmaya muhtaç çocuklar” Şiir böyle konuşma diliyle devam ederken, sonlara doğru anlatılanın dışına çıkararak (yani şiire girerek) tamamlıyor söyleyeceklerini: “iki bin on iki yılı baharını hayal ediyordu / kerpiç tavana bakarken kederli gözlerle.”

Mesela ‘Huzurevi’ şiiri şöyle başlamakta: “acayip bir olgudur ölüm” şeklindeki düz bir ifadeyle. Fakat şiirin sonu, geriye bir öykünün sonu gibi geniş, güneşli bir fotoğraf bırakarak bitmekte: “ikindi güneşi tatlı tatlı okşuyor mezarlık yolunu / ve seni gömüyoruz.”

Kitapta birkaç deneysel ‘iş’ de var. Polat Onat sürprizlere açık bir şair, saklandığı yerden çıkmasında fayda var.

Şeref BİLSEL
Eliz Edebiyat Dergisi, Sayı: 29
Mayıs 2011, Sayfa: 11

11 Mayıs 2011 Çarşamba

İhtiyarın Vefatı: Mesafesi Kadar İnleyen Rüzgârlar (Turan Karataş)





"Mesafesi kadar inleyen rüzgâr"lar...

(…)

İHTİYARIN VEFATI

Polat Onat'ın eseri, önce dosya olarak önüme gelmişti. Okuyunca heyecanlandım, son yılların genel geçer şiir anlayışından farklı bir dikkate, duyarlığa sahip bir şairle karşılaştığımı hissettim, hadi söyleyeyim, en yüksek puanı da ona verdim. Sonra aynı dosya, yanlış saymadıysam 10 yeni şiir eklenerek ve bazı şiirler değiştirilmiş olarak kitap halinde karşıma geldi. (Digraf / Şiirden Yayınları)

Bu kitaptaki aynı şiirleri okurken daha önceki heyecanı duyamadım. Şimdi iyice anlıyorum ki, anlatıma yaslanan, her seviyeden okurun anlayışına, algısına açık somut şiirin böyle "tehlikeli" bir tarafı var. Bir okumalık olmamalı elbette şiir. Peyami Safa'nın sözünü hatırlayalım; yüz defa bin defa okumadığım şiire, şiir demem, buyurmuştu. Haksız değil. Hadi sayıları düşürelim, ama her seferinde meyve yüklü bir dala uzanır gibi, birden çok kendine çekmeli şiir bizi. İyi şiirin niteliklerinden biridir bu.

Epey zaman oldu ki şiir kitaplarına ön söz yazılmıyor. Şiiri önceleyen söz olmaz diye mi? Hâlbuki yüzyıl öncesinin "mukaddime"leri meşhurdur; bazılarını hâlâ okuruz. Polat Onat kitabına koyduğu noktalamasız "önsöz"de (TDK'nın son kararına göre, ayrı yazacağız ön'ü ve söz'ü) şöyle diyor:

"şunu söyleyeyim günümüz şiirinde sıkça kullanılan güvenli yolda yani belirli bir dize etrafında imgeselliğe yaslanan kolaycılığa sapmaktansa risk almayı tercih ederek alabildiğince basitlik ve yalınlıktan absürtlüğe dahası zırvalamaya dek açılan yelpaze etrafında sıradanlıklardaki müthiş çarpıcılığı lirik tonda hissettirme belki az da olsa duyumsatma çabasının mütevazi bir tezahürüdür bu çalışma" (s. 17)

Şiir kitaplarında ön söz neyse de (çünkü bazen şairin şiir anlayışına, sanat tutumuna, başında yer aldığı ürünlere dair önemli belirlemeler buluruz, yukarıda olduğu gibi), onun da önünde yer verilen başkalarına ait sözleri doğru bulmam. Bir şair, kendine / şiirine güvenen bir şair, bunlara niye yer verir hemen ilk sayfalarda; daha şiirleri okunmadan. Okura bir ikaz sayılmaz mı bu? "Bak, şiirim için böyle böyle dediler, sen de bunları göz ardı etmeden oku!" kabilinden bir ön koşullandırma, kabullendirme değil midir? Bunlar zayıflığın işaretidir görüşümce; şiirine güvenemeyen şairin huzursuzluğu... Kaldı ki bu kabil, küçük küçük olumlu belirlemelerin bir şiir kitabının sonunda / arka kapağında yer almasını da doğru bulmam.

Önümüzdeki kitapta bulunan şiirlerin hemen çoğu, yaşlanmak ve ölüm üzerine yazılmış. Belli bir yaşa gelmiş, meselâ altmışını geçmiş bir insanın gözüyle, duygusuyla bakılıyor yaşamaya, eşyaya, tabiata, olaylara... Her biri yaşanmışlık duygusu veren bu anları, durumları şair tecrübe etmiş değil, ama bunların yaşandığının bilgisine sahip yahut farkında. Yaşadığımız hayatın özellikle karalı ve kaba yüzleri, karmaşası, acısı, kaygıları, dertleri, hâsılı birçok safahatı bu şiirlerle anlatılıyor. Bir an, birkaç şiirde, Mehmet Akif'in manzum hikâyelerinin serbest biçimini okur gibi oldum.

Şiirlerin kendi içinde akıllıca bir bütünlük var

Onat'ın şiirlerinin çoğu, gördüklerinin, yaşadıklarının, Cahit Zarifoğlu'nun ifadesini ödünç alarak söylersem okuduklarının kazandırdığı nesnel bir kolaylıkla yazılmış. Şiirlerin kendi içinde "akıllıca bir bütünlük" var. Ben bu bütünlüğü seviyorum, daha doğrusu önemsiyorum. Bugünün parçalı, dağınık, savruk, irtibatsız söz istifleri gibi duran birçok şiir metninden ayrılan yanı bu: Bir özünün olması. Şunu unutmadan söylemeli, şair iletisini çok açık kılıyor; hatırlatmalar, dersler, uyarılar, öğütler şekline getiriyor. "Resim" şiiri, bu dikkatle okunabilir. Fakat bir konu, tema etrafında yoğunlaşan bu bütünlük, yer yer küçük zekâ oyunlarına kurban gidiyor.

"Akvaryum", "Yağmur", "Suskun", "Sandık", "Ömür" gibi görselliğin gücüne ya da albenisine sığınan denemelerden uzak durmak gerektiği kanaatindeyim. Bu kalıp farklılığı, ilk bakışta hoşuna gidiyor okurun, ne var ikinci, üçüncü kez okuyuşta / bakışta etkisini kaybediyor.

Polat Onat'ın şiir tutumunda Abdülkadir Budak'la benzeşen taraflar var. Onat da betimleyici, anlatımcı somut bir şiir yazıyor, o da her şeyi söyleme gereği duyuyor. Sözgelimi:

"görünmez ellerinle kuşku içinde
paslanmış bir anahtar uzatıyorsun bana
artık hiçbir kapıyı açmayacak bir anahtar." (s. 18)

Buradaki son dizeyi söylemese, anahtarın hangi kapıyı açıp açmayacağını biz okurlar düşünsek, daha güzel olmaz mı?

Şair de farkında, tehlikeli sınırlarda oluşturuyor şiirini, bu yüzden düzyazının ikiz kardeşi olan yerler az değil yazdıklarında: "o zayıf genç tedirgin şekilde / karşıma ormanın derinliklerinden çıktı / kesiyordum kurumuş ağaç dallarını / ekliyordum öbekleyerek eşeğimin sırtına" satırlarıyla (dize demiyorum) başlıyor "Oduncu"; ancak biterken şiirin soluğunu duyuyoruz: "evlat bunlar dal, dedim / bildiğimiz kuru dal / senin yüreğin kadar kuru / ve cayır cayır yanması için / ne alev gerek ne de ateş." (s. 45)

"Leş gibi kokan, ne alâkası var şimdi, inan buna, kafam şişti be yeter, hakkını haram et" gibi günlük dilin çok kullanılan sözlerine, kalıp ifadelerine yüz vermemeli şiirde. Hep kusur mu aradık ne. Hayır. Fakat şunu da ekleyeyim, içinde "yilanlara çeres olacik kızanımın saçları" gibi şahane, bir o kadar da dramatik bir dizenin bulunduğu "Derdo" örneği, yöresel ağızla şiir yazmanın bir değerini göremiyorum.

İhtiyarın Vefatı'ndan "Mezar", "Yalnız", "Mektup", "Şair",
"Alevler",  "Öğretmen" benim beğendiğim şiirler.
Umarım, şairin o iddialı ve büyük dileği gerçekleşir,
torunlarımız ezbere bilir şiirlerini.

Bazen, dönüp bakıyorum da yazdıklarıma, herkesten 'iyi şiir' yazmasını bekliyorum, dahası istiyorum. Mümkün mü bu? Hayır. Herkes mesafesi kadar inleyecektir.

Turan KARATAŞ / 4 Mayıs 2011
Yeni Şafak Gazetesi, Kitap Eki, Sayı: 54

3 Mayıs 2011 Salı

TV5 - Fazlı Karaman'dan "Biyografi" Şiiri (VİDEO)


TV5'teki "Şiirden Şuura" programında Fazlı Karaman, Polat Onat'ın 'İhtiyarın Vefatı' kitabındaki "Biyografi" adlı şiiri yorumluyor.

23 Nisan 2011 Cumartesi

Polat Onat'dan "Yağmur" Şiiri (VİDEO)


Yağmurlu bir günde, Polat Onat'ın 'İhtiyarın Vefatı' kitabında yer alan "Yağmur" adlı şiir.

21 Nisan 2011 Perşembe

Ah bir flux olsa..


telebeing tarafından 18 Nisan 2011 tarihinde gönderildi.

Ah bir flux olsa..*


Dizeli şiirin tarihsel açmazlarından mı yoksa tam olarak modern-sonrasının getirdiği bir zorunluluktan mı bilinmez -ki aslında bilinir mutlaka, yeni bir olgu ile karşı karşıya olacağız yakında. Bu olgu, daha önce "kolaj" ile ilgili pek kaygı gütmemiş bir dilin edebiyatının geldiği noktada neler yaptığını da bize gösteriyor gibi. Şiir yeterince "sıkıcı" olduğu için, sıkıcı olan tarafın aşındırılması yönünde, şu denenmiş:

"Bunu aşmak için, Türk ve dünya şiirinde geçmişten günümüze uzanan tarihsellik içinde kendine yer edinmiş birçok şiir tekniğini ve formunu, üslup kaygısı gütmeden kendimce yorumladım. Bu kitapta mani de var, görsel şiir de. Garip tarzı şiir de var, düzyazı şiir de. İmge yoğunluklu çalışmalar da var, narrative ürünler de. Ama hepsi de bir amaç örgüsünde kolajlanarak ve bir tuğla işlevi görerek büyük yapıyı yani “İhtiyarın Vefatı”nı oluşturmak amacıyla kullanıldı. Beni bağışlayın, belki biraz cüretkâr bir ifade olacak ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim; bu kitapta her beğeni düzeyindeki ve her estetik anlayıştaki kişi, mutlaka ilgisini çekecek en az birkaç şiir bulacak."

Yine işin içine görsel şiir katıldığı için söyleşiyi bir kenara almak ve "ne demek istedi?" diye sormak durumunda kaldım. Mani ile görsel şiir, dizeli şiirin alanında bir araya gelmek zorunda değildirler. Kaldı ki burada bir ayrım değil, tam tersine bir nevi doku uyuşmazlığı sorunu olduğu da açık. Biri diğerinin daralattığı, kısıtladığı o tarihsel alanın imkansızlıklarını zorlayarak doğmuştur ve Mani gibi arkaik türlere ihtiyacın kalmadığını düşünmektedir. Mani, çok manidar çünkü mani, sözlü kültürün BİM şiiri gibidir, ucuz, ihtiyaca yönelik, süssüz ve her yerde, herkes için bulunan düşüncenin en rafine hali. Ayrıca tarihsel türlerin gerçekten, biçim/içerik dışında bir ilişki ötesinde ne anlam taşıdığını ben şahsen merak ediyorum. Mani, gazel, rubai vb. her tür aslında bir "içerik" de demek değil midir?

Şu var, bir kitabın bu tür uzlaşmalarla iş görüyor olması tuhaf geliyor bana. "Bir amaç örgüsünde kolajlanarak" ne demek bilmiyoruz, çünkü bu bir cinayet romanı değil. Araç ile amaç birbirine böyle bağlanmaya başladığında, insan hani en azından bütün o tartışmaları düşünerek, "nasıl bir araya gelmişler?" diyor. Öyle değil mi? Görsel Şiiri böyle elinle koymuş gibi raftan alıp, manilerin yanına doğru koyabiliyorsan, ne güzel? Ama sanıyorum bunun görsel şiir tartışmasına katkısını kimse sorgulamak istemeyecektir. Kolajın mantığını hiç sorgulamamış, sadece "mozaik" ve "aşure" bilmiş bir kültürden bahsediyoruz. Aşure de özetinde bir nevi kolaj sayılabilir mi? Bana öyle geliyor ki çoğu kişi, kolaj ile aşureyi birbirine karıştırıyor.

Yanlış anlaşılmasın, bu şeyleri bir şekilde aynı kitaba koyma özgürlüğünü çok seviyoruz, fakat, biraz derinde, birbirinden bu kadar ayrı olan şeylerin şairin zihninde retrospektif bir panoromadan öteye gitmediğini de düşünüyoruz. Ve bunu Debord'un "arabulucu aydın" dediği şeyle özdeşleştiriyoruz.

İlkyazın kirazlardan yaptığı neyse/onu mu yapmak istiyoruz şiire?1 Belli değil.. Çünkü neden hep "tutmuş" türler üzerinden yürüyor kafamızda şiir tarihi. Mani'ye takılmayalım, başka ne olabilirdi ki? Sestina? Rondo? Tanka? Kanzon?

     1 Neruda'dan iktibas ile..

      görsel şiir      kitap      polat onat      söyleşi


*Bu yazı, poetikhars.com sitesinden alınmıştır.

18 Nisan 2011 Pazartesi

Bir Çocuğun Ölümü (Kathe Kollwitz)



*Mühür Dergisi, Sayı:34

(...)
Çocuğumuzun saçı gibi beyazdır ölümün güneşleri
O sudan çıktı sen kumsalda çadırını kurduğun zaman
Mutluluğun bıçağı sıyrıldı üstümüzde sönmüş gözlerle.

PAUL CELAN (1920-1970)