23 Nisan 2014 Çarşamba

En Sevgili'ye Kelimeden Çiçekler'i İlk Okuyanın İlk Yorumu


EN SEVGİLİ’YE KELİMEDEN ÇİÇEKLER’İ
İLK OKUYANIN İLK YORUMU

Oğlum Umut “Baba” diye bağırdı:
"Çok susadım bana su verir misin?"
Saat gece 03:30’u gösteriyordu.
Su bitti, Umut uykuya devam etti.


Başımı yastığa koyduğumda,
Sağımda "En Sevgiliye (s.a.s) Kelimeden Çiçekler” 

kitabı duruyordu.
Sevgili dostum Polat Onat’ın kaleminden akanları 

okumaya başladım:

 "Ağlamak ve gülmek, kardeşmiş meğer..."

Umut'un babası Özgür Bey;
Kitaba devam ederken karar verememişti.
Şiir kitabı mı okuyordu?
Yoksa bir roman mı?
Saatler sabah 06:00’ı gösterdiğinde,
Kitabın son sayfasını okuduğunda 
artık kararını vermişti.

Aslında farklı hayatların, ama bir kalplerin romanını okuduğundan artık emindi.
Ve emin olduğu konuyu yine hatırlamıştı:
Yani bu dünyada kime güvenebileceğini yeniden hatırlamıştı...

Ben de, bu eseri yazdığın için, emeğine ve sana, 
yani arkadaşım Polat’a;
Bu eseri okumama; susayıp vesile olup uyandıran, 
oğlum Umut'a ,
Umut 'un yatmadan önce yediği ve 

onu susatan çikolataya teşekkür ederim.

ÖZGÜR CEBECİ
18 Nisan 2014 / Sinop 

19 Nisan 2014 Cumartesi

"En Sevgili'ye (s.a.s) Kelimeden Çiçekler" Kitabındaki 12 Kişi



KİŞİLER

            Necla : 48 Yaşında / Ev Hanımı / İzmir

            Ayşe : 12 Yaşında / Orta Okul Öğrencisi / Erzurum

            Ahmet : 36 Yaşında / Esnaf / Bilecik

            Serdar : 19 Yaşında / Üniversite Öğrencisi / Bursa

            Meryem : 15 Yaşında / Lise Öğrencisi / Ankara

            Ali : 10 Yaşında / İlkokul Öğrencisi / Elazığ

            Akif : 26 Yaşında / Şair / Adana

            Berat : 43 Yaşında / Öğretmen / Batman

            Rana : 29 Yaşında / Doktor / Zonguldak

            Melek : 32 Yaşında / Açık Öğretim Fakültesi Öğrencisi / Isparta

            Hasan : 24 Yaşında / Özel Güvenlik Elemanı / İstanbul

            Fazıl : 59 Yaşında / Emekli General / Antalya

13 Nisan 2014 Pazar

100.Yaşında Fazıl Hüsnü Dağlarca Günlüğü ve Evrak-ı Metrukesi


DAĞLARCA’NIN EVRAK-I METRUKESİ

            Gelmiş geçmiş en büyük Türk şairlerinden biri olan Fazıl Hüsnü Dağlarca bu dünyadan ayrılalı yaklaşık altı sene oldu. 1914 yılında doğan Dağlarca, bugün yaşasaydı 100 yaşında olacaktı. 1933 yılında 19 yaşındayken İstanbul Dergisinde yayımladığı “Yavaşlayan Ömür” adlı ilk şiirinden, 18 Aralık 2008 tarihinde hastanede yazdığı “İkinci Anne” adlı son şiirine kadar, aralıksız 75 yıl boyunca şiir yazan ve irili ufaklı 114 kitaba imza atarak, birçok uluslararası ödülün de sahibi olan velut şair, arkasında sanatsal verim açısından doldurulması çok güç bir boşluk bırakmıştı.

            Şairin ölümünden bu yana geçen sürede, Ahmet Soysal’ın, Yasemin Arpa’nın ve Türkan Yeşilyurt’un kaleme aldığı yapıtlar haricinde, Dağlarca hakkında ciddi bir çalışma ortaya konmamasını edebiyatımız adına büyük bir eksilik olarak görüyordum. Kültür sanat değerlerine önem veren bir ülkede yaşasaydı hakkında onlarca cilt kitap yazılması muhtemel böyle muazzam bir şair için hazırlanmış yeni bir kitapla karşılaşmak ise bana tarifsiz bir heyecan verdi: “Fazıl Hüsnü Dağlarca Günlüğü”

            Ertan Mısırlı'nın yazdığı, son derece zengin içeriğe sahip bir çalışmayla karşı karşıyayız. 327 sayfalık bu nitelikli kitapta neler yok ki! Adeta Dağlarca’nın bir ayakkabı kutusunda sakladığı evrak-ı metrukesini inceliyormuşçasına merakla sayfaları karıştırdığımı itiraf etmeliyim. Şairle yapılmış ve yayınlanmamış röportajlar, capcanlı hatıraları betimleyen anılar, şair dostlara gönderilen ve cevaben alınan mektuplar, şaşırtıcı anekdotlar, yayımlanmamış elyazısı şiirler, sorulmamış sorular, solgun siyah beyaz fotoğraflar… Kısacası, her sayfası, edebiyat tarihine ilgi duyan okurları şaşırtma ve sevindirme potansiyeli taşıyan bir yapıt “Fazıl Hüsnü Dağlarca Günlüğü”.

            Dağlarca, bu kitabı hazırlayan Ertan Mısırlı’ya çocukluğundan başlayarak, hayatının önemli dönemeçlerine ilişkin çarpıcı bilgiler vermiş. Bu vesileyle Fazıl Hüsnü’nün yeterince ayrıntılı bilinmeyen biyografisi hususunda ilk elden doyurucu bilgiler öğreniyoruz. Ayrıca Enis Batur’un yirmi yaşındayken şaire yazdığı mektuplar, Cemal Süreya’nın Paris’ten yolladığı mektup, Tahsin Saraç’ın samimiyet yüklü mektupları gibi onlarca önemli yazışmayı okumak güzel bir deneyim oluşturuyor.

            Ayrı bir bölüm halinde, Dağlarca’nın otuzlu yıllarda elyazısıyla Osmanlıca yazılmış ve hiçbir yerde yayımlanmamış yirmi dört tane şiiriyle karşılaşmak ise muazzam bir sürpriz oluyor doğrusu. Kitabın en sonundaki fotoğraf albümü de zengin bir görsel arşiv sunmuş okurlara.

            Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın yaklaşık seksen yıl önce yazdığı ve ilk kez bu kitapla gün yüzüne çıkan bir şiirini paylaşarak yazımı bitirmek isterim:

DUA     

Bu tanrı yolunda en güzel şeyim,
Bazen rüzgâr bazen yıldız ışığı
İmanın karanlık gecesindeyim
Şimdi bütün zaman yıldız ışığı

Allahım, duamı söyler havaya,
Ağlarım ruhuma doğmayan aya,
İndikçe beni sarmaya,
Eser yıldızlardan yıldız ışığı

Gökler benim oldu duama bedel,
Koptu varlık denen, ölüm denen tel
Ne kadar samimi, ne kadar güzel,
Ellerime yağsan yıldız ışığı

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA 
(30 Mart 1936)
Ertan Mısırlı, "Fazıl Hüsnü Dağlarca Günlüğü" sayfa: 273


                   POLAT ONAT / 13 Nisan 2014

Dağlarca ve Ertan Mısırlı